Bu bir reklamdır.




Hamilelik Döneminde Uygulanan TESTLER


Google Reklamları


Hamilelik Döneminde Uygulanan TESTLER ile ilgili benzer olabilecek konular...

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.


30 Temmuz 2007, 09:30:22
C.S.J
Admin
Mesajlar: 11279
Su testisi taşıyan adamı takip edin!















Sponsorlu Bağlantılar

Sponsorlu Bağlantılar



HAMİLELİKTE UYGULANAN TESTLER

Doğum Öncesi Tanı Yöntemleri

Kız mı, erkek mi? Büyükanne gibi sarı saçlı mı,büyükbaba gibi yeşil gözlümü olacak? Babanın sesini mi annenin güzelliğini mialacak? En önemliside bebeğim sağlıklı olacak mı? Yakın zamanlara dek bu sorular ancak bebek doğduktan sonracevaplanabilirdi. Bugün ise doğum öncesi tanı yöntemleri ile döllenmedenaltı hafta sonrası gibi erken zamanlarda bile yanıtlanabilmektedir.

Doğum öncesi tanı yöntemleri; çok düşük olan kalıcı riskleri nedeni ile herkese uygun değildir.

Bu yöntemler için en uygun adaylar:

• 35 yaş üstündekiler
• Genetik bir hastalığın taşıyıcısı olanlar yada ailesinde böyle bir hastalık öyküsü olanlar
• Doğumsal sakatlığa yol açtığı bilinen kızamıkçık yada toksoplasmosis gibi bulaşıcı hastalıklara yakalanmış olanlar.
• Gelişmekte olan bebeklerine zararlı olacağından korkulan bazı madde yada maddelerle döllenmeden sonra karşılaşmış olanlar.
• Önceden doğumla sonlanmamış hamilelikleri yada doğum kusurları ile doğmuş bebekleri olanlar.


Şimdi kısaca bu yöntemleri tanıyalım:

AMNİYOSENTEZ
Bebeği çevreleyen amniyon sıvısından örnek alarak bebeğin hücrelerini,olası kimyasal maddeleri ve varsa mikrobik durumu incelemektir.

Uygulandığı durumlar
• Anne 35 yaş üstündedir(bu yöntemin %80-90’ı ileri yaş gebeliklerde down sendromu riskini belirlemek için yapılır.)
• Genetik hastalığı,Down sendromlu bir bebeği olan yada aile öyküsü olan hamileliklerde
• Bebeğin akciğerlerinin olgunluk derecesini belirlemek için(erken doğum yaptırma söz konusu ise)
• Başka tarama testleri anormal sonuç verdiyse (annede serum alfa feto protein, ultrason, östrojen veya HCG tayini)


Amniyosentez ikinci üç ayda genellikle16-18. haftada (en erken 14, en geç 20. haftada) yapılır.25-35 gün içerisinde incelemeler sonuçlanır. Ayrıca hamileliğin son üç ayında akciğerlerin durumunu belirlemek için yapılır.Amniyosentez lokal anestezi eşliğinde ince bir iğne ile karın üzerinden rahme girilerek yapılır.

Ultrason eşliğinde az bir miktar amniyon sıvısı alınır.Ultrason bebeği görüp ona zarar vermemeyi sağlar.

Bu işlem 30 dakika kadar sürer.Bu işlem çok riskli olmayıp yüz uygulamadan birinde kadınların hafif vajinal kanama veya akıntısı olmaktadır.Akıntı bir iki gün içerisinde duracaktır ancak böyle durumlarda yatak istirahati ve yakın gözlem önerilir.

ULTRASON
Ultrason tekniğinin gelişimi doğum olayını daha kesin bir bilim halinegetirdi. Bu teknik; röntgen ışın tehlikesi olmadan ses dalgalarının iç organlardan geçerken bir ekranda görselleşmesine dayanır.Aygıtın ekranı sayesinde bebeğinizi görebilir ve hatta bir fotoğrafını alabilirsiniz.Tabii o fotorafta bebeğinizi bir uzman yardımı olmadan tanımanız zor olabilir.Ultrason şu durumlarda uygulanır:

• Hamileliğin nasıl gittiğini ve kaçıncı ayında olduğunu belirlemek için
• Bir anormallikle ilgili olarak ortalamadan fazla risk veya merak varsa
• 7. Haftadan sonra kesin hamileliği doğrulamak için
• Amniyosentez veya koryonik villus örneklemesi öncesinde bebeğin tam olarak yerini tespit etmek için
• 14. haftada Dopler aygıtı ile kalp sesi hala alınamadı ise yada 22. haftada hala bebek hareketleri başlamadıysa bebeğin durumunu belirlemek için
• Amniyon sıvısı miktarını ve plasentanın durumunu belirlemek için


Ultrason 5. haftadan sonra doğuma dek herhangi bir zaman yapılabilir.Karından veya vajinadan yapılabilir. Ağrısız ve risk taşımayan bir işlemdir.Aygıt bebeğin bedeninden geçen ses dalgalarını kayıt eder.

FETOSKOPi
Işık ve mercekle donatılmış dürbüne benzer ince uzun bir araç,karın ve rahimde yapılan ince bir kesi ile amniyon kesesi içine sokulur,görüldüğü yerde bebeğin fotoğrafı çekilir. Aynı zamanda bu araçla bebeğin kan ve doku örnekleri alınabilir ve amniyosentez ile araştırılamayan bir çok hastalığın tanısıkonulabilir. Bununla beraber yüksek riskli bir uygulama olduğundan yaygın kullanılmaz.Hamileliğin 16. haftasından sonra uygulanabilir. %3-%5 bebek kaybına yol açabilir.

ANNEDE SERUM ALFA-FETA-PROTEİN TARAMASI
Bebeğin ürettiği bir madde olan alfa feta proteinin kanda yada serumda yüksekbulunması; spina bifida (omurilik kanal açıklığı) yada anensefali(kafa kemiklerinin olmaması) gibi beyin omurilik kanalı olduğunu gösterir. Anormal derecede düşük olması ise Down sendromu yada başka kromozom kusuru riskinin arttığını düşündürür.Bu yalnızca tarama testidir ve anormal bir sonuç geldiğinde sorunun doğruluğunu kanıtlamak için başka testler gerekir.

Bu test 16-18. haftalarda yapılır. Anneden küçük bir kan örneği alınarak yapılan test bebek ve anne için bir risk taşımaz.Test yalnış pozitif bir sonuç verebilir yani gerçekte sonuç normal iken yüksek yada düşükgelebilir. Buda bize risk olduğunu düşündürebilir. Bu nedenle normal olmayan bir sonuç geldiğinde testin tekrarlanması istenir.

KORYONİK VİLLUS ÖRNEKLEMESİ (KVÖ)
Bebek kaynaklı yapılar olan koryonik villuslardan örnek alınır.Amniyosentezin yapılamadığı erken hamileliklerde faydalıdır.Eğer hamilelikte bir şeyler yolunda gitmiyorsa daha erken tanı ve daha erken kürtaj,anne için daha az travmatik olur. Amniyosentezin bize birşeyler gösterdiği dönem(bu hamileliğin en erken 16. haftasına rastlar) gebelik sonlandırılması için geç bir dönemdir.

KVÖ; rahim ağzından yada karından bir iğne ile girilerek yapılmaktadır.10-12. haftalar arasında yapılabilir. Gelişmekte olan bebeğin tam bir genetik yapı tablosunu veren koryonik villüsler bebek kaynaklı yapılardır.

Ancak uygulamanın yapıldığı bazı tıp merkezlerinde bebekte kol ve bacak kusurlarına yol açtığı,ayrıca amniyosentezden daha fazla düşük riskine sahip olduğu bilinmektedir.


Bebeğin Kordonundan Sıvı Alınması: Amniyosentez

Amniyosentez
35 yaş ve üstü anne adaylarında ve üçlü testte risk saptanan durumlarda amniyosentez yaptırmak gerekiyor.

Hamileliğin başlangıcından, bebeğin ilk kucaklanma sürecine kadar her anne – baba adayı, bebeklerinin sağlığıyla ilgili endişe taşıyor. Günümüzde uygulanan doğum öncesi tanı yöntemleriyle bebekler tehlikeden korunma şansına sahip. Bu yöntemlerden biri de amniyosentez. Bebeğin, anne karnında içinde bulunduğu sıvıdan örnek alınması anlamına gelen amniyosentez, genellikle 35 yaş ve daha üstü anne adaylarında ve üçlü testte risk saptandığı durumlarda, kesin tanı amacıyla kullanılıyor.

Amniyosentez nedir?
En sık kullanılan tanı yöntemlerinin başında gelen amniyosentez, bebeğin anne karnında içinde yüzdüğü amniyon sıvısından ince bir iğne yardımıyla örnek alınması anlamına geliyor.Bu yöntemde anne adayının karın cildinden girilen bir iğneyle rahme ve buradan da bebeğin içinde yüzdüğü amniyos sıvısına ulaşılır.

Amniyos sıvısından az bir miktar, enjektör yardımıyla çekilerek laboratuara gönderilir. Tanı amaçlı amniyosentez genellikle 15. 17. hamilelik haftalarında uygulanır. Daha ileri hamilelik haftalarında uygulanması uygun görülmez” Laboratuar sonuçları ancak 2 – 3 haftada çıkıyor. 24. hamilelik haftasından sonra bebekte kromozom anomalisi saptansa da, hamileliği sonlandırmak mümkün olmadığı için amniyosentezi en geç 20-21. haftada gerçekleştirmek gereklidir.

Neden uygulanır?
Amniyosentez ile bebekte kromozom anomalisi olup olmadığına bakılıyor. Toplumda en sık görülen anomalilerden biri olan down sendromu teşhisi, amniyosentez ile konuluyor. Bu uygulamayla, kromozom anomalisi tanısı dışında bazı metobolik hastalıkların tanısı konabiliyor, nöral tüp defektleri için ileri tetkik yapılabiliyor ve anne adayına ait bir hastalık sebebiyle bebeğin erken doğması gerektiğinde akciğerlerinin olgunlaşıp olgunlaşmadığı belirlenebiliyor.

Op. Dr. Kır “Günümüzde genetik biliminin gelişmesiyle bebekte sadece belirgin kromozom anomalileri değil, tek gen kusurlarına bağlı hastalıklarının da bir kısmı tespit edilebiliyor.” diyor.

Kimler yaptırmalı?
Amniyosentez 200’de 1 gibi bir oranda düşük riski taşıdığı için rutin olarak her hamile kadına önerilmiyor. Genel olarak amniyosentez önerilmesi gereken durumları şöyle sıralanmaktadir:

İleri anne yaşı (Doğum anında 35 yaş ve üstü):
Down sendromu başta olmak üzere bazı genetik hastalıkların görülme riski kadının yaşı ile paralel olarak artış gösteriyor. Bu sebeple ileri anne yaşı en sık amniyosentez önerilen durumların başında geliyor.

Pozitif öykü: Daha önceki gebeliklerde kromozomal bozukluk öyküsü olanlara amniyosentez öneriliyor.

Pozitif tarama testi: Genetik hastalıklar ve anomaliler açısından yüksek risk taşıyan hamilelikleri saptamak amacıyla bazı testler her hamile kadında rutin olarak uygulanıyor. Bu testlerden en sık kullanılan ise üçlü tarama testi. Bu testlerin pozitifi çıkması durumunda, kesin tanıya ulaşmak amacıyla amniyosentez yapılıyor.

Ultrasonografide anomali saptanması: Hamilelik takibi sırasında yapılan rutin ultrason incelemelerinde, anomali saptanması halinde amniyosentez tavsiye ediliyor.



Preimplantasyon Genetik Tanı

Tekrarlayan düşük problemi yaşayan çiftler için yeni bir umut!

Bir düşükten sonra anne adayları “tekrar aynı olay ile karşılaşır mıyım” endişesini taşıyorlar. Zaten 10 gebelikten biri de bu risk ile karşı karşıya kalıyor. Bazı çiftlerde ise bu sorun, birbirini izleyen gebeliklerde tekrar tekrar yaşanarak çiftin ümitleri kırıyor. Bu noktada yeni bir tedavi seçeneği olan preimplantasyon genetik tanı bize yardımcı olabiliyor.

Tekrarlayan düşük, 20. gebelik haftasından önce birbirini takip eden 3 veya daha fazla gebelik kaybının olması durumu olarak tanımlanıyor. Bu problem çiftlerin % 0.5-1’ini etkiliyor. Sorun birçok farklı nedenden kaynaklanabiliyor. Genetik ve hormonal bozukluklar, üreme organlarına örneğin rahime ait yapısal şekil bozuklukları, çevresel faktörler ve bağışıklık sistemine ait bozukluklar belli başlı nedenler arasında yer alıyor.

Anne ve baba adayına ait genetik problemler tüm nedenlerin % 5’ini oluşturmaktadır. Bu nedenle tekrarlayan düşükleri olan çiftlerde hem kadın hem de erkeğin kromozom analizinin yapılması gerekmektedir. Son yıllarda elde ettiğimiz veriler tekrarlayan düşükleri olan çiftlerin kendilerinde herhangi bir kromozomal anormallik olmasa bile, oluşturdukları embryolarda beklenenden daha yüksek oranda genetik anormallikler olduğunu göstermektedir.

Yani çift genetik açıdan sağlıklı bile olsa gebelikle sonuçlanacak olan embryoları sıklıkla genetik bozukluklar içermekte ve bu yüzden de gebelik oluşsa bile sağlıklı bir şekilde devam etmeyip düşükle sonuçlanmaktadır.

Tekrarlayan düşüklerde genetik tanının önemi
Düşük oranı, bir düşükten sonra yüzde 11,5, iki düşükten sonra yüzde 29.4, üç düşükten sonra yüzde 30 – 45 olarak veriliyor. İstatistikler her düşükten sonra yeni bir düşük olasılığının belirgin olarak arttığını ortaya koyuyor.

Bu durumda, düşüğe neden olabilecek diğer etkenler araştırılmış ve herhangi bir neden bulunamamışsa, ya çiftin genetik açıdan sağlıklı bir embryoya rast gelmesini beklemek gerekiyor ya da aynı anda bir çok embryo üretip bunların içinden hangisinin genetik açıdan sağlıklı olduğunu bulmak ve onu çifte transfer ederek sağlıklı bir gebelik elde etmek gerekiyor. İşte bu ikinci seçenek aslında tüp bebek ve preimplantasyon genetik tanı uygulamasını ifade ediyor.

Tüp bebek ve preimplantasyon genetik tanı yalnızca gebe kalamayan çiftlerde değil hamile kalıp bunu sağlıklı bir biçimde sonuca ulaştıramayan çiftlerde de etkili oluyor. Bu çiftlerde devam edecek olan bir gebeliği yakalamak için hiçbir şey yapmadan doğal yollarla oluşan bir gebeliği beklemek de bir çözüm olabilir fakat unutmamak gerekir ki kendiliğinden oluşacak gebeliklerin her zaman için düşükle sonuçlanma ihtimali olacaktır ve yaşanan her düşük anne adayını hem ümitsizlik ve karamsarlığa itecek hem de genel sağlığını tehdit eder duruma gelecektir.

İşte bu yüzden biz bu çiftlerde hem tanı koymak hem de tedaviyi sağlayıp sağlıklı bir bebeğin doğumuna ulaşmak için tüp bebek tedavisini öneriyoruz. Böylece yumurta gelişimine olanak sağlıyor ve yumurtaların döllenmesinden sonra gelişen embryolardan bir veya iki hücre örneği alarak genetik açıdan sağlıklı olanları seçerek anne adayına transfer ediyoruz.

Bu yaklaşımın aslında çiftin tekrarlayan düşüklerinin hem nedenini ortaya koymada hem de bu durumu tedavi etmede etkin bir yaklaşım olduğunu düşünüyoruz.

Genetik tanı, tüp bebek başarı oranını arttırıyor
Preimplantasyon genetik tanı uygulaması kullanılan bir başka hasta grubu ise tekrarlayan başarısız tüp bebek denemeleri olan çiftler. Bu grup hasta için de bir sonraki tüp bebek denemesinde preimplantasyon genetik tanı uygulamasının yapılması sonucu iyileştirebiliyor.

Elde ettiğimiz veriler tekrarlayan tüp bebek denemelerinde başarısız kalınan çiftlerin embryolarında beklenenden daha fazla oranda kromozom bozukluklarına rastlanıldığını göstermektedir. Bu nedenle bu çiftlerde embryolar anne rahmine verilmeden önce, genetik açıdan normal olup olmadıkları test edilip normal olan embryolar anne rahmine yerleştirildiğinde gebelik şansı artırılmış oluyor.

Preimplantasyon genetik tanı embryoların kromozom bozukluklarını ortaya koyarak sağlıklı embryonun seçimine ve bu da gebelik şansının yükselmesine yol açacaktır.


1) Her şeyi Allah yaratır ve Allah izin vermeden hiçbir şey gerçekleşmez.
2) Allah (kötü) bir şeyin gerçekleşmesine izin veriyorsa, onda muhakkak bir hayır, bir hikmet vardır.
3) Çünkü Allah kuluna asla zulmetmez!
4) Buna tam inanan insan, asla; kızmaz, üzülmez, sıkılmaz, daralmaz, depresyona girmez. Her zaman mutlu, hep umutlu olur.


Bu Konunun Linki : 

Yukarıdaki linki arkadaşlarınıza göndermek için kullanabilirsiniz. Bu sayfada Hamilelik Döneminde Uygulanan TESTLER ile ilgili olarak; Hamilelik Döneminde Uygulanan TESTLER hakkında bilgiler nedir yazıları veya şiirleri Sağlık bilgisi, Hangi hastalığa ne iyi gelir? hastalık neden olur? nasıl geçer? İnsan sağlığı hakkında bilgiler, sağlık ile ilgili konular... gibi bilgileri veya indirme linklerini, sözleri veya resimleri Hamilelik Döneminde Uygulanan TESTLER siteleri gibi benzer birçok konuları bulabilirsiniz.

 
Gerçek mutluluk, ancak gerçek sevgi ile yaşanabilir.

Copyright © 2006-2014 AjansMail
Her hakkı saklıdır.