Bu bir reklamdır.




Mızraklı İlmihali


Google Reklamları

Mızraklı İlmihali hakkında arama bilgileri...

Ziyaretçilerimiz bu sayfayı bulmak için Google`da şu aramaları yaptılar.
Siz de; bir dahaki gelişinizde, bu aramaları yaparak, bu sayfayı kolaylıkla bulabilirsiniz.

mızraklı ilmihaldeki ahlakı hamidenin manaları - mizrakli ilmihal okunusu - mizrakli İlmİhal hangi tarikatın - zina yap?p pi?man olan - Namazın dünya ahiretteki faydalarımızraklı - kulfu okumaninfaydasi - mızraklı ilmihal oku

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.


15 Kasım 2006, 06:36:52
cotton_prences
Mesajlar: 2739















Sponsorlu Bağlantılar

Sponsorlu Bağlantılar



KONULARA GÖRE İÇERİK (Linklere tıklayıp konulara direkt gidebilirsiniz)

 1. NAMAZ
 2. ORUÇ   
 3. GUSÜL
 4. TEYEMMÜM
 5. İSTİNCA, İSTİBRA ve İSTİNKA
 6. ABDEST   
 7. NAMAZ 
 8. YOKSULLUûUN SEBEPLERİ
 9. 54 FARZ
 10. İSLAMIN BİNASI BEŞTİR
 11. CENAZE NAMAZI 
 12. EHL-İ SÜNNET OLANLARIN ON ALAMETİ 
 13. FARZ, VACİP, SÜNNET,MÜSTEHAP ....   
 14. SIFAT-I İMAN ALTIDIR
 15. İMANIN BİZDE BAKİ KALIP ÇIKMAMASININ ŞARTI ve SEBEBİ 
 16. İMAN ve İSLAM 
 17. ŞER'İ DELİLLER (DİN,MEZHEP)
 18. DÖRT CEVHER   
 19. PEYGAMBERİMİZİN 20 VASFI
 20. TAFSİL-İ İMAN 
 21. MİSVAK TUTUNMANIN ON BEŞ FAİDESİ VARDIR 
 22. YEMEKTEN ÖNCE VE SONRA ELİ YIKAMAK
 23. YEMEûİN FARZ, SÜNNET, MEKRUH ve HARAMI   
 24. SICAK YEMENİN ZARARI ve AZ YEMENİN FAİDESİ 
 25. İLİM Mİ? EFTALDİR
 26. ŞEHADET OKUMANIN FAYDASI   
 27. GÜZEL AHLAK HAKKINDA   
 28. BÜYÜK GÜNAHLARDAN BAZILARI   
 29. KÜFÜR BAHSİ   
 30. HAYIZ ve NİFAS   
 31. MÜ'MİN 'İN HAYIRLISI 
 32. EVLİLİK ve KARI-KOCA   
 33. ÖLÜM 




                                                                           ÖNSÖZ

Bismillâhirrahmânirrahîm.

"Bizi ilmi isteyenlerden ve ona rağbet gösterenlerden kılan ALLAH'a hamd olsun. Salât ve selâm âlemlere rahmet olarak gönderdiği Muhammed'e, O'nun âline ve bütün ashabına olsun".

Ve ba'du cümle peygamberlerin evveli Hazreti û‚dem aleyhi'sselâm, âhiri bizim peygamberimiz Muhammedeni'l-Mustafa sallallâhu aleyhi ve sellem. Bu ikisinin arasında çok peygamberler gelmiştir. Onların sayısını ALLAH Taâlâ bilir. Kur'an - ı Kerim - ı Kerim - ı Kerim - ı Kerim-ı azimu'ş-şan'da ism-i şerifleri beyan olunan yirmi sekiz peygamberdir; herkesin bilmesi vaciptir dediler: û‚dem, İdris, Nuh, Hû»d, Salih, İshak, İbrahim, İsmail, Yakup, Yusuf, Şuayb, Lû»t, Yahya, Zekeriya, Musa, Harun, Davut, Süleyman, Yunus, İlyas, Elyesa', Zülkifl, ûŽsâ, Eyyû»b, Muhammed; salavâtullahi âlâ nebiyyina ve aleyhim. Üzeyir, Lokman, Zülkarneyn; bu üçünde ihtilaf olundu: Kimi nebidir, (peygamberdir) dediler ve kimi velidir dediler.

Ve dahi Hazreti û‚dem aleyhi's-selâm zürriyetindenim ve âhir zaman peygamberi Muhammed aleyhi's-salâtü ve's-selâm dinindenim ve ümmetindenim. Elhamdülillah, itikatta mezhebim Elh-i sünnet ve'1-cemaat. Ehl-i sünnet ve'l-cemaat demenin mânası, Resû»lüllah'ın ashabı ve cemaatı her ne itikat üzere oldular ise ben dahi ol itikat üzere oldum demektir. Amelde mezhebim İmam-ı û‚zam Ebu Hanife; ben İmam-ı Azam'ı imam edindim ve onun Kitabullah'tan ve hadis-i şeriften anlayıp çıkardığı meseleleri kabul ettim ve onun sözüyle ameli ihtiyar ettim.

"La ilahe illALLAH" demenin mânayı şerifi oldur ki ibadete lâyık ve müstahak bir zat yoktur ancak ALLAHu azimu'ş-şan vardır ve birdir, şeriki (ortağı) ve nazîri (benzeri) yoktur, mekândan münezzehtir. "Muhammedün resû»lüllah" demenin mânası oldur ki âhir zaman peygamberi Muhammed aleyhi's-selâm ALLAHu azimü'ş-şan'ın kuludur ve hem resulüdür. Biz dahi O'nun ümmetiyiz, elhamdülillah.


                                                1.KONU :NAMAZ


Ve dahi namaza dört şey ile girilir: Farz ile, vacip ile, sünnet ile, müstehap ile. Namazda ellerin(i) kulağına kaldırmak sünnet, eli ayasını kıbleye teveccüh ettirmek sünnet, er kişi baş parmağını kulağı yumuşağına değ(d)irmek ve hatun kişi omuzuna beraber kaldırmak müstehap, "ALLAHu ekber" demek farz, tekbir aldıktan sonra el bağlamak sünnet, sağ elin(i) sol elinin üzerine komak sünnet, er kişi ellerin(i) göbeğinden aşağı komak ve hatun kişi göğsüne komak sünnet, bileğini pekçe kavramak müstahap.

Ve dahi namazda imam olsun, muktedi (imama uyan) olsun, yalnız olsun "Sübhaneke" okumak sünnet; eğer imam (ise) yahut yalnız ise "eû»zu' okumak sünnet; "Besmele" okumak sünnet; "Fâtiha-yı şerife" okumak vacip; bir sû»re koşmak vacip; üç âyet yahut üç âyet kadar bir uzun âyet okumak farz.

Ve dahi rükû»da farz da var, vacip de var, müstehap da var: Belini eğdin farz bulundu, üç kere "sübhanellah" diyecek kadar eğlendin vacip bulundu, üç kere "sübhâne rabbiye'l-azîm" dedin sünnet bulundu, beş kere (ve)ya yedi kere dedin müstahap bulundu.

Rükû»dan kıyama doğruldukta, kezâlik iki secde arasında doğrulup oturdukta bir kere "sübhanellah" diyecek kadar eğlenmesi İmam-ı Ebu Yusuf'a göre farz, İmameyn{İmameyn: iki imam. Bu terim genellikle İmam-ı Azam'ın iki büyük talebesi imam Ebu Yusuf ve imam Muhammed için kullanılır. Fakat burada olduğu gibi bu üç imamdan birinin adı anılıyorsa İmameyn terimi diğer ikisini ifade eder. Aslında teknik olarak İmam-ı Azamla İmam-ı Muhammed için "Tarafeyn" (iki taraf), İmam-ı Azamla imam Ebu Yusuf için "Şeyhayn" (iki şeyh) terimleri kullanılır.} kavline göre vacip; -sünnet demesi dahi var, esah olan vâciptir.-

Dahi secdede farz da var, vacip de var, sünnet de var, müstehap da var: Başını secdeye koydun farz bulundu, üç kere "sübhânellah" demek kadar eğlendin vacip bulundu, üç kere "sübhâne rabbiye'l-a'lâ" dedin sünnet bulundu, beş kere ya yedi kere dedin müstehap bulundu.

Ka'de-i û»lâda (ilk oturuşta) oturması vacip, ka'de-i ahîrede (son oturuşta) oturması farz, ikisinde de "et-Tehiyyat" okuması vacip. Farzların ve vaciplerin ve öğlenin ve cumanın evvel sünnetlerinin ve cumanın son sünnetinin yalnız ka'de-i ahîrelerinde ve sâir namazların her ka'desinde "salavât" duasın(ı) okumak sünnet, selâm lafzı vacip, iki yanına bakmak sünnet, pekçe bakmak müstehap




15 Kasım 2006, 06:38:50
Cevap #1
cotton_prences
Mesajlar: 2739
                                                                   
2.KONU: ORUÇ


Ve dahi orucun farz olduğuna delil "Ey iman edenler! Sizden öncekilere farz kılındığı gibi oruç size de farz kılındı" (Bakara 2/43) âyet-i kelimesidir. Ve orucun farzı üçtür:

1. Niyet etmek,
2. Niyetin evvel ve âhir (son) vaktini bilmek,
3. Şafak yeri ağarmazdan evvelce vaktinden tâ gün batıncaya kadar orucu bozan şeylerden kendini hıfz etmek (korumak).

Ve dahi kişinin üzerine oruc(un) farz olmasının şartı yedidir:

1. Müslüman ola,
2. Baliğ (ergin) ola,
3. Akıllı ola,
4. Sağ ola,
5. Mukîm ola (yolcu olmaya),
6. Hayız olmaya,
7. Nifas (lohusalık) üzere olmaya.

Ve dahi orucu altı şey bozar:

1. Yemek yemek,
2. Ve içecek şeylerden bir şey içmek,
3. Cima (cinsi münasebet),
4. Hayız,
5. Ve Nifas,
6. Ağızı dolusu kusmak.

Bu altı şey orucu an-asıl (esastan) giderir. Ve bir kaç şey dahi vardır ki an-asıl gidermez, üzerinden farz sakıt olur (düşer) amma fazla olan sevabını giderir, çektiği açlık ve susuzluk yanına kalır deyü haberde varit olmuştur. Ol sonraki şeyler kizb (yalan), gıybet, nemime (koğuculuk), yalan yere yemin etmek gibi.

Ve dahi yedi nefer kimse orucu şer'an yer:

1. Hasta,
2. Müsafir,
3. Hayız,
4. Nifas üzere olan hatun,
5. Gebe hatun -kudreti yetmezse-,
6. Emzikli hatun -çocuğuna zarar olursa-
7. Şeyh-i fâni (çok yaşlı kimse).

Ve dahi oruçta niyet iki nevidir:

1. Ramazan (orucu), nafile (oruç), nezr-i muayyen (belirli adak orucu). Bu üçünün niyeti birdir. Evvel vakti günün dolunması, âhır (son) vakti gün zevale{Zeval: Güneşin tam ortada olduğu farzedilen, dik duran bir cismin gölgesinin sıfir olduğu vakit. Güneşin hataya doğru geçmeye başlamasıyla öğlenin vakti de girmiş olur.} gelmeksizin yememiş içmemiş olsa niyet eder. Orucu tutarken gün zevale geldikten sonra niyet caiz olmaz.
2. Kaza (orucu), keffaret (orucu), nezr-i mutlak (mutlak adak orucu). Bu üçünün niyeti birdir. Evvel vakti günün dolunması, âhir vakti tan yeri ağarmazdan evvel niyet caizdir; tan yeri ağardıktan sonra üçüne dahi niyet caiz değildir.

Ve dahi oruç tutanlar üç nevidir: Cahiller(in) orucu, âlimler(in) orucu, enbiyaların) orucu. Cahiller orucu; yemezler, içmezler, cima etmezler, gayrı masiyeti (diğer günahları) işlerler. û‚limler orucu; yemezler, içmezler, cima etmezler, gayrı masiyeti de işlemezler. Enbiya orucu; onlar şüpheli olan şeylerden kaçarlar.

Oruç tutanların bayramı üç nevidir: Cahiller(in) bayramı, âlimlerin) bayramı, enbiya ve evliya(nın) bayramı. Ve cahiller bayramı; akşam oldukta iftar ederler, istediklerini yerler ve içerler, "bizim bayramımız budur" derler. û‚limler bayramı; akşam oldukta iftar ederler, "eğer û‚llahu azimü'ş-şan tuttuğumuz oruçtan razı oldu ise bizim bayramımız budur, eğer razı olmadı ise bizim halimiz nice olur?" deyü tefekkür ederler. Amma enbiya ve evliya bayramı rü'yetullahtır (Allah'ı görmektir), onlar Allahu azimü'ş-şan'ın rızasına müştakdırlar.

Ve dahi cümle müminlerin bayramı beş nevidir:

1. Oldur ki kaçan bir müminin sol yanındaki melek kötü amel olarak yazmağa bir şey bulamaz ise,
2. Sekerâtu'l-mevtte (ölüm sırasında) müjdeci melekleri gelip "merhaba ya mümin sen Cennetliksin" deyü müjde ederler ise,
3. Kabre vardıkta kabrini Cennet bahçelerinden bir bahçe bulur ise,
4. Arşu'r-Rahman (Allah'ın Arşı) altında enbiya ve evliya ve ulema ve suleha (salih kişiler) ile gölgelenir ise,
5. Kıldan ince ve kılıçtan keskince ve gecenin karanlığından karanlık, bin yıl eniş ve bin yıl yokuş, bin yıl düz olan Sırat Köprüsü üzerinde yedi yerde olan suale cevap verip geçerse. Eğer veremez ise her birinde bin yıl azap olunsa gerektir. Ol yedi sual:

1. İmandan,
2. Namazdan,
3. Oruçtan,
4. Hacdan,
5. Zekâttan,
6. Kul hakkından,
7. Gusülden ve istinca{İstinca: Dışarı çıktıktan sonra su ile temizlenmek.} dan ve abdestten.

Ve dahi bir kimse Ramazan-ı şerifte kast ile bir gün oruç yese keffaret ve kaza lazım gelir. Keffaret; bir kul (köle) azat eder, ona gücü yetmezse Ramazan ve oruç tutmak haram olan günlerden mâda günlerde arasını kesmeden altmış gün oruç tutar, ona da gücü yetmezse altmış fukarayı doyurur, Bir gün kaza; ol günün yerine bir gün oruç tutar.

Altı kimseye keffaret lazım gelmez:

1. Marîz (hasta),
2. Misafir,
3. Emzikli hatun -çocuğuna zarar olup tutmadı ise
4. Şeyh-i fâni (çok yaşlı kimse),
5. Açlıktan yahut susuzluktan helak olmaktan havf eden (korkan) kimse.

Bu altı kimseye keffaret lazım gelmez, özrü gittikten sonra ancak gününe gün olarak kaza lazım gelir.

Ve dahi yevm-i şek{Yevm-i şek: Şüphe ve tereddüt günü; Ramazan olması muhtemel olan fakat Ramazan hilâlinin görülmediği, Şabanın son günü mü yoksa Ramazanın ilk günü mü olduğu tam kestirilemeyen gün.}te niyet bir kaç nevidir: Bir nevi kerahetle caizdir; yevmi-i şekte Ramazana niyet etmek yahut vâcip-i âhara (başka bir vacip oruca) niyet etmek yahut Ramazan ise Ramazan, değil ise nafileye veya gayrı vacibe niyet etmek. Bunlar kerahetle caizdir. Bir nevi dahi kerahetsiz caizdir; ol mutlak oruca niyet etmiş yahut Şabana yani nafileye deyü niyet etmiş. Bunlar kerahetsiz caizdir. Bir nevi dahi hiç caiz olmaz; ol "Ramazan ise niyet ettim, değil ise niyetsizim" dese hiç caiz değildir.

Ve dahi bir kimse Ramazanda savma (oruca) niyet etmese, geru öğleden (öğleden önce) yese İmam-ı Azam'a göre keffaret lazım değil, İmameyn katında keffaret lazım gelir. Ve eğer öğleden sonra yese bi'l-ittifak (ittifakla) keffaret lazım gelir -kütüb-i fikhıyede mesturdur-.

Ve dahi bir kimse iki (ve)ya üç Ramazandan birer gün oruç yese, her birinden ötürü birer keffaret mi eder yoksa üçüne bir keffaret mi eder, ihtilaflıdır. Ehvat (en ihtiyatlı) olan her birinden ötürü birer keffaret eder.

Ve dahi bir adamın Ramazandan borcu olsa, ol adam tutmasa, üzerinden yıl geçse bazı ulemanın beyanına göre ol adam günahkâr olur.

Ve dahi bir kimse keffaret tutar iken Ramazan-ı şerif gelse Ramazandan sonra tekrar tutmak lazımdır, evvelkiler sayılmaz.

Ve dahi bir kimse müddet-i sefere (yolculuk müddetine){Bir kişinin -oruç tutma, Cuma namazı kılma mecburiyetlerinin kalkması, namazların kısa kılınması gibi-yolculuk (sefer) kolaylıklarından faydalanabilmesi, yani şer'an yolcu sayılabilmesi için normal araçlarla en az 18 saatlik bir yolculuğa çıkmış olması gerekir. Gidilen yer vatan veya oturulan yer değilse ve 15 günden az kalınacaksa seferîlik (yolculuk) hükümleri devam eder.} niyet etmeksizin orucun(u) yese, badehu (sonra) sefere niyet etse, gitse hem kaza ve hem keffaret lazım gelir.

Ve dahi bir kimse Ramazanda sefere niyet etse, orucun(u) yese, badehu sefere gitmese kaza lazım olur, keffaret lazım olmaz. Velâkin akşama kadar yemek haramdır, sonra gününe gün olarak kaza tutar.

Ve dahi bir kimse sefere niyet etmeksizin orucun(u) yese, badehu cebren sefere sürseler ihtilaflıdır; esah (en doğru) olan hem kaza ve hem keffaret lazım olur.

Ve dahi bir kimse Ramazanda yirmi altı gün yahut eksik yahut ziyade; el-hâsıl bütün Ramazan olmaksızın mecnun (akıl hastası) olsa badehu ifakat bulsa (ayılsa, iyileşse) ol günleri kaza eder. Eğer Ramazanın evvelinden âhirine kadar hiç ifakat bulmayıp cünunu (akıl hastalığı) müstemir (devamlı) olur ise ol Ramazanın orucu sakıt olur (düşer).

Ve dahi bir kimse sehven (unutarak) yese yahut sehven cima etse savmı (orucu) fasıt olmaz. Eğer savmı fasıt olur zan edip yese kaza lazım olur, keffaret lazım olmaz. Eğer savmı(nın) bozulmadığını bilip yese hem kaza ve hem keffaret lazım olur.

Ve dahi bir kimse deriyi yutsa yahut bir kimse boyalı ipliği çiğnese, boyasını yutsa yahut bir âher (başka) kimsenin tükrüğünü yutsa yahut kendi tükrüğünü taşra (dışarıya) çıkarıp yutsa yahut dişinin arasında olan taamı (yemek parçasını) yutsa, nohuttan ziyade olduğu takdirde bu suretlerin cümlesinde kaza lazım olur, sû»ret-i ahîrede ihtilaflıdır, esah olan bozar.

Ve dahi bir kimse avuç miktarı tuz yese, savmı bozar lakin yalnız kâza lazım olur, amma azacık yese orucu fasit olur -Eşbah'da mezkû»rdur- Bir kimse hizmeti işlemek ile bunalsa, ikindiden sonra savmı yese hem kaza ve hem keffaret lazım olur; amma bir avret (kadın) ya cariye bunalsa, yese ancak kaza lazım olur -eğer hizmet işlemese erkeği yahut mevlâsı döğecek ise-.

Ve dahi bir kimse susam tanesini yalnız çiğnese savmı fasit olmaz, amma yutsa-çiğnesin çiğnemesin- her halde savmı fasit olur, kaza lazım olur.

Ve dahi oruç on beş nevidir: Üçü farz, üçü vacip, beşi haram, dördü sünnet. Farz olan; Ramazan, kaza, keffaret, bu üçü farzdır. Vacip olan; nezr-i muayyen, nezr-i mutlak (adak oruçları) ve nafileyi geri çevirmek (başlanıp bozulan nafile bir orucu kaza etmek), bu üçü vacip. Haram olan; Ramazan bayramında bir gün, kurban bayramında dört gün, yılda beş gün oruç tutmak haram. Sünnet olan; eyyâm-ı beyiz{Eyyâm-ı bîz (veya beyiz): Ay takvimine göre her ayın 13, 14 ve 15. günleri.}, ve savm-ı Davud (gün aşın oruç) ve düşenbe (pazartesi) ve perşembe ve yevm-i aşura ve yevm-i arefe emsali eyyâm-ı mübarekede oruç tutmak sünnet.

Ve dahi oruç tutmanın on bir faidesi vardır:

1. Cehennem'e kalkan olur,
2. Sâir ibadeti kabul olur,
3. Bedeninin zikri olur,
4. Kibri kırar,
5. Ucbu (kendini beğenmişliği) kırar,
6. Huşû»u ziyade eder,
7. Sevabı, mizanı (tartıyı) doldurur,
8. Allah Taâlâ ol kulundan razı olur,
9. İman ile vefat ederse Cennet'e erken dahil olur,
10. Kalbi nurlanır,
11. Aklı nurlanır.


15 Kasım 2006, 06:40:16
Cevap #2
cotton_prences
Mesajlar: 2739
3.KONU:GUSÜL

Ve dahi guslün farzı üçtür:

1. Bir kere ağzına su vermek,
2. Bir kere burnuna su vermek,
3. Bir kere cemî-i bedenini (bütün vücudunu) yıkamak.

Gusül dahi onbeş nevidir: Beşi farz, beşi vacip, dördü sünnet, biri müstehap. Farz olan: Hatunun hayızdan ve nifastan kesildikte, dahi (erkeğin) sünnet yeri avretin fercine (tenasül uzvuna) dahil oldukta, ve şehvetle meni geldikte, ve ihtilâm olup döşeğinde (ve)ya donunda meni buldukta; bu beş yerde gusül etmek farzdır. Vacip olan: Meyyiti (ölüyü) gasl etmek, dahi bir sabi (çocuk) bulû»ğa ermiş gusül etmek, ve eriyle avretin arasında meni bulunmuş, hangisinin olduğu bilinmese, ikisi de gusül etmek, ve bir adamın üzerine meni bulaşmış ne zamandandır bilmese gusül etmek, ve bir hatun dünyaya sabi getirmiş kan gelmedi ise gusül etmek -eğer kan gelmiş ise gusül farzdır- Sünnet olan: Cuma gün(ü) ve bayram günleri, ve ihram vakti -hangi niyete olursa-, ve Arafat vakti gusül eylemek. Müstehap olan: Bir kâfir imana gelmiş; küfür halinde cünüp ise gusül farz, değilse müstehaptır.

Dahi guslün haramı üçtür:

1. Erler erlere ve avretler avretlere gusül vaktinde göbeği altından dizi altına gelince olan mahalli birbirlerine göstermek,
2. û‚lâ kavlin (bir görüşe göre) Müslüman hatunları kâfir avretlerine gusül ederken görünmek -sâir vakitlerde de hüküm böyledir-,
3. Suyu israf etmek.

Ve dahi guslün sünnetleri on dörttür:

1. Su ile istinca etmek,
2. Ellerin(i) bileğine kadar yıkamak,
3. Bedeninde necaset-i hakikiye (gerçek pislik) var ise gidermek,
4. Mazmaza ve istinşakta (ağza ve burna su vermede) mübalağa ederek (guslün) evvelinde adeta abdest almak,
5. Gusül abdestine niyet etmek,
6. Her azasını, suyu dokunurken oğuşturmak,
7. Evvel sağına sonra soluna sonra başına üçer kere su dökmek,
8. Eli ve ayağı(nın) parmaklarını hilallemek,
9. Ardını, önünü kıbleye döndürmemek,
10. Gusül ederken dünya kelâmı söylememek,
11. Mazmaza ve istinşakı üçer kere etmek,
12. Her azada sağdan başlamak,
13. Gusül ettiği yerde bevl etmemek (işememek),
14. Gusül ettiği yerde namaz kılmamak.

Bundan mâda guslün dahi nice sünnetleri Halebî'de ve gayride zikr olunmuştur.


15 Kasım 2006, 06:42:29
Cevap #3
cotton_prences
Mesajlar: 2739
4.KONU:TEYEMMÜM

Ve dahi teyemmümün farzı üçtür:

1. Niyet etmek -bu şarttır—,
2. Ellerin(i) pak toprağa vurup yüzüne kaplayu mesh etmek,
3. Ellerin(i) bir dahi toprağa vurup evvel sağ koluna sonra sol koluna bura bura mesh etmek. Bunlar (ikisi) rükündür.

Ve dahi teyemmümün farz olduğuna delil: "Temiz toprağa teyemmüm ediniz" (Maide 5/6). .

Ve dahi teyemmüm altı şeyden caiz değildir -meğer üstlerinde toz ola- :Demirden, bakırdan, tunçtan, kalaydan, alfandan, gümüşten. Bu altı şeyden mâda her şeyden caizdir, lakin yer (toprak) cinsi olmak şartındadır. Suyu aramak ve arayıp bul(a)mamak ve bir âdile (güvenilir kişiye) sormak ve ol âdil dahi salih olmak şartındadır.

Ve dahi teyemmümün şartı beştir:

1. Niyet etmek,
2. Mesh etmek,
3. Teyemmüm ettiği şey yer cinsinden olmak -yer cinsinden olmazsa üzerinde toz olmak lazımdır-,
4. Yer cinsi yahut toz pak olmak,
5. Suyun istimaline hakikaten yahut hükmen kudreti olmamak.

Ve dahi sünneti yedidir:

1. Besmele okumak,
2. Ellerin(i) pak toprağa vurmak,
3. Ellerini vurdukta bir kere Öte beri(ye) çekmek,
4. Parmakların(ı) açmak,
5. Elini silkmek,
6. Evvela yüzüne mesh etmek,
7. Kolların(ı) bura bura mesh etmek.

Ve su aramanın şartı dörttür:

1. Mamurluk ola,
2. Su haber verdilerse,
3. Zann-ı galibi (kesin bilgiye yakın zannı) var ise,
4. Korkuluk değil ise su aramak şartındandır.

Dahi bir kimse suyu bulsa amma suyun olduğu mahal bir milden ziyade ise, eğer (namaz) vakti geçecek ise ol zaman teyemmüm caizdir; eğer bir milden eksik ise ve vakit geçmeyecek ise ol zaman teyemmüm etmek caiz değildir.

Dahi bir kimse suyu arasa, bul(a)masa, teyemmüm etse, namazı kıldıktan sonra su görse, namazı iade eder mi etmez mi? ihtilaflıdır, esah olan etmez.

Ve dahi bir kimse ıslansa amma abdest almağa su bulmasa, teyemmüm edecek yer dahi bulmasa, bir parça çamur kurutup ondan teyemmün eder.

Ve beş kişi teyemmün etse içinden birisi suyu görse beşinin de teyemmümü bozulur. Dahi bir kimse bir bardak su getirse, "içinizden biriniz abdest alın" dese beşinin de teyemmümü fasit olur. Amma "beşiniz de abdest alın" dese, halbuki o su bir adama kifayet etse beşinin de teyemmümü sahih olur.

Dahi bir kimse cünüp olsa, bir yerde su bul(a)masa, illa camide bulsa, teyemmüm eder, ondan suyu almağa girer. Eğer camiye girip su bulamazsa namaz için başka teyemmüm lazımdır. Bir kimse cami içinde oturur iken ihtilâm olsa teyemmüm eder ondan çıkar.

Dahi bir kimsenin elleri kesik olsa teyemmüm eder, lâkin ol kimsenin istinca edecek kimsesi var ise istinca sakıt olmaz (düşmez), eğer yok ise sakıt olur. Ve eğer elleri ve ayakları kesik olsa İmameyn'e göre namazı dahi sakıt olur, İmam-ı Ebu Yusuf a göre kılar.

Ve dahi cuma namazında teyemmüm caiz değildir, yani abdest alsa, geç kalıp cuma fevt olur deyü acele teyemmüm eylese caiz değildir—bedeli olduğundan ötürü{Kılınamadığı zaman Cuma namazının bedeli öğle namazıdır.}-. Hurma suyu ile abdest almak caizdir.

Bir kimse yolda ihtilâm olsa, teyemmüm eder namazı kılar. Öğleye dek gider, ikindinin vakti gelip öğlenin vakti çıkacak, ol zaman teyemmün eder, öğleyi kılar. İkindiden sonra su bulsa sabah namazı ile öğle namazını iade eder mi etmez mi? ulema ihtilaf ettiler; bir kavilde çevirir, bir kavilde çevirmez, -bu mesele sahib-i tertibe{Sahib-i tertib: Üzerinde kaza namazı bulunmayan veya en fazla beş vakit namazı kazaya kalmış olan kişi.} göre olmak muhtemeldir-.

Bir adamın merkebinde su olsa, merkebi gaip etse, teyemmüm eder, namaz kılarken himar (merkep) çağırsa (bağırsa) adbesti bozulur.

Dahi bir adam binekli olsa, ayakdaşları onu beklemese, atının üzerinde iken teyemmüm eder, îmâ ile namazı kılar. Amma korkuluk yok imiş lâkin hava ziyadesiyle soğuk; eğer gusül eylese donacak, teyemmüm ile namazı kılar. Lakin yola giden adam heybesinde kiremit (ve)ya bir tuğla taşımak lazımdır, zira teyemmüm edecek olsa ortalık yaş ise ol zaman tuğla ile teyemmüm eder, namazı kılar, -kiremit ve tuğla ile teyemmüm caizdir diyenlere göre-.

Dahi bir kimse bayram namazına dursa, abdesti bozulsa; eğer tekrar abdest alsa, bayram namazına yetişemez ise yahut ziyade izdiham olmak havfı (korkusu) olsa teyemmüm eder, namaza durur İmam-ı Azam'a göre, İmameyn kavline göre abdest alır.


15 Kasım 2006, 06:44:16
Cevap #4
cotton_prences
Mesajlar: 2739
5.KONU:İSTİNCA,İSTİBRA,İSTİNKA


Ve dahi istinca ve istibra ve istinka: İstinca, (dışarı çıktıktan sonra) su ile mahall-i mahû»du (makatı) yıkamak; istibra, sadekârlıktan sonra mesanenin yaşlığı gidinceye kadar gerek gezinerek ve gerek âher (başka) veçhile eğlenmeğe; istinka, pak olduğuna kalbi mutmain olmağa derler.

İstinca dahi altı nevidir: Biri farz, biri vacip, biri sünnet, biri müstehap, biri mendup, biri bid'at. Farz olan: Esvabında (elbisesinde) ve bedeninde ve namaz kılacak mekânında bir dirhemden ziyade necaset (pislik) olsa su ile gidermek farzdır. Kezâlik gusül ederken de istinca farzdır. Vacip olan: Esvabında ve namaz kılacak mekânında dirhem miktarı necesat olsa gidermek vaciptir. Sünnet olan: Dirhemin yarısı kadar olsa gidermek sünnettir. Müstehap olan: Cüzî necaset olsa gidermek müstehaptır. Mendup olan: Bir kimsenin makatı yaş iken yellense yıkamak menduptur. Bid'at olan: Bir kimse kuru iken yellense yıkaması bid'attir.

İstincanın sünnetleri: Taş ile (ve)ya toprak ile silinmek, —bundan sonra su ile yıkanmak da sünnettir-. Eğer taş ve toprak ile necaset gitmeyip dirhemden ziyade kalırsa yahut dirhemden ziyade makatın etrafına bulaşmış ise su ile yıkamak farz olur. Ve pak bez ile silmek; eğer bez yok ise eliyle kurutmaktır.

Dahi İstincanın müstehabı birdir: Taşı tek tutmak yani ya üç ya beş ya yedi olmaktır.


15 Kasım 2006, 06:45:59
Cevap #5
cotton_prences
Mesajlar: 2739
6.KONU: ABDEST

Ve dahi abdestin farzı dörttür:

1. Yüzünü yumak (yıkamak),
2. Kollarını dirsekleriyle bile (beraber) yumak,
3. Başının dört bölükte bir bölüğüne mesh etmek,
4. Ayaklarını topuklarıyla bile yumak.

Abdestin farz olduğuna delil; "Ey iman edenler! Namaza kalkacağınız zaman yüzünüzü, dirsekleriyle beraber ellerinizi yıkayın, başınızı mesh edin ve ayaklarınızı topuklarıyla beraber yıkayın" (Maide 5/6) âyet-i kerimesidir.

Ve dahi abdest dört nevidir: Biri farz, biri vacip, biri sünnet, biri mendup. Farz olan: Dörttür; Mushaf-ı şerife yapışmak için ve beş vakit namaz kılmak için ve cenaze namazı kılmak için ve tilavet secdesi{Tilavet secdesi: Kur'an'daki secde âyetleri okunduktan sonra yapılması vacip olan secdeye tilavet (okuma) secdesi denir.} etmek için abdest almak. Vacip olan: Tavaf-ı ziyaret etmek için abdest almak. Sünnet olan: Ezberden Kur'an okumak için ve mezaristanı ziyaret etmek için ve gusülden evvel abdest almak. Mendup olan: Uykuya yattıkta ve uykudan kalktıkta, dahi yalan ve gıybet söyledikte, dahi çalgı dinledikte, bu şeylere tevbe ve istiğfar edip abdest almak mendup, dahi ulema meclisine giderken abdest ile gitmek mendup, abdest üzerine abdest almak mendup -eğer arada abdestsiz caiz olmayan bir amel işledi ise-, ve eğer işlemedi ise mekruhtur.

Ve dahi sular dörttür: Mâ-i mutlak (mutlak, tabii su), mâ-i mukayyet (mukayyet, başka bir maddeden elde edilen su), mâ-i meşkük(şüpheli su), mâ-i müstamel (kullanılmış su). Mâ-i mutlak yağmur suyu ve deniz suyu ve akar pınar suyu ve kuyu suyu. Bu sular murdarı pak eder, ne yapsan olur. Mâ-i mukayyet kavun ve karpuz ve asma ve çiçek suyu ve bunlara benzer. Bunlar murdarı pak eder amma abdest ve gusül olmaz. Mâ-i meşkû»k hımarın (eşeğin) ve anası hımar olan katırın içtiği suya derler. Bu sudan hem abdest ve hem gusül olur, herhangisini evvel eder ise muhayyerdir. (Mâ-i) müsta'mel gusül ve istinca ve abdestten akan (su) -eğer ol suyun içinde necaset-i hakikiye yok ise-. Amma mâ-i müsta'mel yere düşen midir yoksa bedenden ayrılan mıdır bunda ihtilaf vardır. Esah olan bedenden ayrılandır ve onda dahi üç kavil vardır: İmam-ı Azam'a göre necaset-i galizadır (ağır pisliktir), İmam-ı Ebu Yusuf a göre necaset-i hafifedir (hafif pisliktir), İmam-ı Muhammed'e göre paktır, esah olan budur.

Dahi abdestin vücubun şartı dokuzdur:

1. Müslüman ola,
2. Baliğ (ergin) ola,
3. Akıllı ola,
4. Abdestsiz ola,
5. Abdest suyu pak ola,
6. Abdest almağa kudreti ola,
7. Hayız olmaya,
8. Nifas üzere olmaya,
9. Her namazın vakti olan -bu dokuzuncu sahib-i özre{Sahib-i özr (özür sahibi): Devamlı kan gelmesi veya yaranın akması gibi abdesti bozan şeylerden birinin sürekli olması özür halini doğurur, özür sahibine de sahib-i özr denir. Her ibadet için sahib-i özre ait özel ve hafifletici hükümler vardır.} göredir-.

Ve dahi abdestin yirmi beş kadar sünnetleri beyan olunur:

1. "Eû»zü" okumak,
2. Besmele okumak,
3. Ellerin(i) yıkamak,
4. Parmakların(aralarını) hilallemek,
5. Ağzına su vermek,
6. Yüzüne su vermek,
7. Niyet etmek,
8. Kıbleye dönmek,
9. Sakalını hilallemek -eğer sık ise-,
10. Sakalına mesh etmek,
11. Sağ yanından başlamak,
12. Sol elinin serçe parmağı ile sağ ayağı, serçe parmağının altından yukarıya doğru hilallemek,
13. Başına kaplayı (başın bütününü) mesh etmek,
14. Başından artan su ile kulaklarına ve boynuna mesh etmek,
15. Tertip üzere almak (sırayı gözetmek),
16. Arasını kesmeyip biribirine ulaştırmak,
17. Başına mesh verdiği vakit önünden bed' etmek (başlamak),
18. Misvak tutunmak,
19. Gözünün kenarına ve kaşına suyu ulaştırmak,
20. Abdest üzerine abdest almak,
21. Abdest azalarını üç kere yumak,
22. Yüksecik yere durmak,
23. Abdest aldıktan sonra ibriği doldurmak,
24. Abdest alırken dünya kelâmı söylememek,
25. Daim bu niyet üzere olmak.

Ve dahi abdestin müstehapları vardır:

1. Niyeti dil ile söylemek,
2. Kulağından artan su ile boynuna mesh etmek,
3. Mümkün olursa abdestten artan suyu ayak
üzerine durup kıbleye karşı içmek,
4. Mümkün ise abdestten sonra şalvarına biraz su serpmek,
5. Pak peşkir (havlu) ile silinmek,

Ve dahi abdestin mekruhları on sekizdir:

1. Suyu yüzüne pek vurmak,
2. Abdest aldığı suyu öfürmek,
3. Üçten eksik yıkamak,
4. Üçten ziyade yıkamak,
5. Abdest aldığı suya tükürmek,
6. Suyun içine sümkürmek,
7. Gargara etmek,
8. Arkasını kıbleye dönmek,
9. Gözünü yummak,
10. Gözünü pek açmak,
11. Soldan başlamak,
12. Sağ eliyle sümkürmek,
13. Sol eliyle ağzına su vermek,
14. Sol eliyle burnuna su vermek,
15. Ayağını yere vurmak,
16. Güneşte ısınmış su ile abdest almak,
17. Mâ-i müsta'melden (kullanılmış sudan) sakınmamak,
18. Dünya kelâmı söylemek.

Ve dahi abdesti bozan şeylerden bu makamda yirmi dört kadar beyan olunur :

1. Ardından (arkasından) çıkan,
2. Önünden çıkan,
3. Kurt ve ufak taş ve şâir önden ve arkadan çıksa,
4. Hukne (şırınga) ettirmek,
5. Hatunlar fercine (tenasül uzvuna) mualece (ilaç) akıtmış olsa, verasından (arkasından) gelirse,
6. Bir adam kulağına mualece akıtmış olsa ağızından ve burnundan gelirse,
7. Bir adam zekerine (tenasül uzvuna) pamuk tıkamış yarısı ıslanıp düşmüş olsa -pamuğun dış tarafı ıslanmamış olsa düşmedikçe bozmaz-,
8. Zekerine tıkadığı pamuk bütün ıslansa -düşse de düşmese de-,
9. Ağızı dolusu kusmak,
10. Gözünün birisinde özür olup abdest aldıktan sonra ahar (diğer) gözünden yeni özür zuhur edip özürlü gözünden gelmek üzere olan bahs (parça) özürsüz gözünden dahi gelmek,
11. Burnunun deliğinden özür gelir olup abdest aldıktan sonra ahar deliğinden gözdeki tafsilat üzere gelmek,
12. Tükürmüş, tükrüğünden kan görmüş -eğer kan ziyade olursa-,
13. Bir şey kendi(ni) ısırmış, mahallini yoklar, eğer kan bulursa,
14. Bir yerinde yine yaş kan görmüş,
15. Çıplak hayvan üzerinde dalgın uyuyup yokuş aşağı inse,
16. Abdest aldı mı almadı mı deyü şek (şüphe) etmiş ve zann-ı galibi abdestsizliğe olursa,
17. Erler, avretini çıplak iken koçuşsa (kucaklasa),
18. Abdest azalarından bir yerini unutmuş, hangisi olduğun(u) bilmez ise,
19. Bir yerinde kabarcık var imiş, sıkıp cerahat ve kan ve sarı su taşra (dışarı) çıksa,
20. Bir yerinde yarası var imiş, orta yerine su veya kan birikmiş, sağ yerine bulaşmış ise,
21. Bir yere dayanmış uyumuş, eğer o yerden ayrılsa düşecekleyin ise,
22. Rükû» ve sücû»du olan namazlarda kendi ve yanındaki işitecek kadar gülmek, -eğer yalnız kendi işitecek kadar güler ise yalnız namazı fasit olur, abdesti bozulmaz-,
23. Sara tutsa yahut bayılsa,
24. Burnundan kan gelmiş, gusülde yuması lazım olan yere inerse.

Abdest duası budur:

(Azamet Sahibi Allah'ın adıyla. İslam dini üzen yarattığı, imana muvaffak kıldığı için Allah'a ham dolsun. Suyu temiz yaratan ve İslam'ı nur kılan Allah'a ham dolsun.)

Ağzına su verdikte bunu okuya:

Yüzünü yudukta bunu okuya:

(Allah'ım! Peygamberinin Havuzu'ndan bana öyle bir kadeh su ikram et ki ondan sonra ebedi olarak bir daha susamayayım.)

Burnuna su verdikte bunu okuya:

(Allahım! Bana Cennet kokusu koklat ve onun nimetlerinden beni rızıklandır, Cehennem kokusunu ise koklatma.)

(Allahım ! Dostlarının yüzlerinin nurlandığı günde benim de yüzümü nurunla nurlandır; düşmanlarının yüzlerinin kara çıkacağı günde günahlarımla benim yüzümü de kara çıkarma.)

Sağ kolunu yudukta bunu okuya:

(Allahım! Amel defterimi sağ tarafımdan ver ve benim hesabımı kolaylaştır.)

Sol kolunu yudukta bunu okuya:

(Allahım! Amel defterimi solumdan ve arkamdan verme ve beni zorlu hesaba çekme.)

Başım mesh ettikte bunu okuya:

(Allahım! Saçımı ve yüzümü ateşten koru ve Senin gölgenden başka gölgenin olmadığı günde Arşının gölgesinde beni de gölgelendir.)

Kulağına mesh verdikte bunu okuya:

(Allahım! Beni sözü dinleyen ve onun güzeline uyanlardan eyle)

Boynuna mesh verdikte bunu okuya:

(Allahım! Boynumu Cehennem'den azad et ve beni zincir ve bukağılardan koru.)

Sağ ayağım yıkadıkta bunu okuya:

(Allahım! Ayakların kayacağı günde Sırat üzerinde iki ayağımı sabit kıl.)

Sol ayağım yıkadıkta bunu okuya:

(Allahım! Bana şükredilen çalışma, affedilen günah, kabul edilmiş amel ve tükenmeyen kazanç nasip eyle.)

Abdest tekmil olduktan sonra bunu okuya:

(Allahım! Beni çok tevbe edenlerden, temizliğe çok dikkat edenlerden, salih kullarından ve kendileri için korku ve hüzünün olmadığı kimselerden eyle.)

Badehu (ardından) semaya nazar ederek bunu okuya:

Bundan sonra dahi bir ya iki ya üç defa evvelinde besmele ile "İnna enzelnâ..." (Kadr) sû»resini tecvid ve tertîl ile okuya.


15 Kasım 2006, 06:49:42
Cevap #6
cotton_prences
Mesajlar: 2739
7.KONU:NAMAZ (2. BÖLÜM)

Ve dahi namazın farzı on ikidir. Yedisi taşrasında (dışında), beşi içinde:

Taşrasında olan: Hadesten taharet, necasetten taharet, setr-i avret, istikbal-i kıble, vakit, niyet, iftitah tekbiri. İçinde olan: Kıyam, kıraat, rükû», sücû»d, ka'de-i ahîrede teşehhüt miktarı oturmak.

Dahi hadesten taharet (manevî temizlik); abdesti yok ise abdest almağa, cünüp ise gusül etmeğe, abdest ve gusül iktiza ettikte su bulunmazsa teyemmüm etmeğe derler. Hadesten taharet üç şey ile tamam olur:

1. İstincasına dikkat etmekle,
2. İstibrasına dikkat etmekle,
3. Abdest azalarını yıkamada ve başına meshte farz olan yerlerde (kuru) bir yer bırakmamak ile,

Necasetten taharet (maddî temizlik) üç şey ile tamam olur:

1. Namaz kılarken giydiği esvabını necasetten pak etmekle,
2. Namaz kılarken bedenini pak etmekle,
3. Namaz kıldığı mekânı pak etmekle.

Setr-i avret (örtünme) üç şey ile tamam olur:

1. Erkekler göbeği altından dizi altına varıncaya dek olan azalarını örtmek ile,
2. Hürre (cariye olmayan) hatunlar yüz ve el ve ayaktan mâda cümle bedenlerini örtmek ve göstermemek ile,
3. Azatsız cariyeler arka ve göbekten diz altına varınca örtmekle.

İstikbal-i kıble (kıbleye dönmek) üç şey ile tamam olur:

1. Kıbleye durmakla,
2. Namazın tekmiline kadar göğsünü kıbleden ayırmamakla,
3. Allahu azimü'ş-şan'ın divan-ı mânevisinde zelil olmak ile.

Vakit üç şey ile tamam olur:

1. Her namazın evvel vaktini bilmek ile,
2. Her namazın âhir vaktini bilmek ile,
3. Namazı vakt-i mekruha (mekruh vakte) var durmamak ile.

Niyet üç şey ile tamam olur:

1. Kıldığı namaz farz mıdır, vacip midir, sünnet midir, müstehap mıdır bilmek ile,
2. Dünya umurunu (işlerini) kalbinden çıkarmakla,
3. Allahu azimü'ş-şan'ı görmüş gibi bilip ibadet etmekle.

İftitah tekbiri (başlama tekbiri) üç şey ile tamam olur:

1. Ellerini kulağına kaldırmak,
2. Tekbiri tazim üzere etmekle,
3. Kalbinden hazır olmak ile.

Kıyam (ayakta durma) üç şey ile tamam olur:

1. Kıyama durmakla,
2. Secde yerine bakmak ile,
3. Kıyamda iken iki tarafına sallanmamak ile.

Kıraat (Kur'an okuma) üç şey ile tamam olur:

1. Cehr (açıktan ve sesli) okunur ise sadasını çıkarmak, gizli okunur ise sağır olmayan kimse kendi işitecek kadar hurufatı (harfleri) tashih ederek okumak ile,
2. Kur'an-ı Kerim'in mânasını tefekkür etmekle,
3. Tecvit üzere okumak ile.

Rükû» üç şey ile tamam olur:

1. Rükû»ya kemaliyle varmak ile,
2. Bel ile başı beraber olmak,
3. Tumanînet (itminan) üzere durmak ile.

Secde üç şey ile tamam olur:

1. Secdeye sünnet üzere varmak ile,
2. Burnu ile alnı beraber olmak ile,
3. Tumanînet üzere olmak.

Ka'de-i ahire (son oturuş) üç şey ile tamam olur:

1. Erkekler sağ ayağını dikip sol ayağı üzerine oturmak ile ve hatunlar makatını yere koyup ayaklarını sağ tarafından çıkarmak ile,
2. "Tahiyyat'ı tazim üzere okumak,
3. Ka'de-i ahîrede salavat ve dua okumak ile.

Ve dahi namazın kemali mertebe kabul olmasının şartı: Huşu ve takva ve malâyaniyi terk ve terk-i kesel ve ibdâd. Huşu, Allahu azimuş-şan'dan havf etmeğe; malâyaniyi terk demek, dünyasına ve ahıretine yaramayan sohbeti terk etmeğe; terk-i kesel, namazın efâlini edada üşenmekliği terk etmeğe; ibdad, ezan-ı Muhammedi okunduğu vakit her işi terk edip cemaata müdavemet etmeğe derler.

Namazın içinde riayeti ehem olan altı şey bunlardır: İhlas, tefekkür, havf, reca, rü'yet-i taksir, mücahede. İhlas, amelinde hulû»s etmeğe; tefekkür, namaz içinde olan meseleleri düşünmeğe; havf, Allahu azimü'ş-şan'dan korkmağa; reca, Allahu azimü'ş-şan'ın rahmetini ummağa; rü'yet-i taksir, kendini taksirat üzere bilmeğe; mücahede, nefis ile ve şeytan ile cenk etmeğe derler.

Ezan-ı Muhammedi okundukta İsrafil aleyhis's-selâm Sû»r'a üfüre(yor) deyü ve abdeste kalkarken kabrimden kalkıyorum deyü, camiye giderken mahşer yerine gidiyorum deyü, müezzin ikamet edip cemaat saf saf olurken bu insan(lar) mahşer yerinde yüz yirmi saf olup seksen safı bizim peygamberimizin ve kırk safı sâir peygamberlerin ümmetleri olsa gerektir deyü, imama uyduktan sonra imam Fatihayı şerifeyi okurken sağımda Cennet, solumda Cehennem, ensemde Azrail, karşımda Beytullah, Önümde kabir, ayağım altında Sırat, acaba benim sualim asan (kolay) olur mu, ettiğim ibadet âhirette başıma taç ve yanıma yoldaş ve kabrimde çerağ olur mu, yoksa kabul olmayıp eski bez gibi yüzüme vurulur mu deyü tefekkür etmek gerek.

Ve namazın vacipleri yirmibir kadar beyan olmuştur:

1. İmamın arkasında "Sübhaneke"den gayrı bir şey okumamak,
2. İmam ve yalnız kılan, farzların iki rekâtında ve sair namazların her rekâtında birer kere Fatiha-yı şerife okumak,
3. Dört ve üç rekâtlı farzların iki evvelki rekâtlarında ve sâir namazların her rekâtında zamm-ı sû»re etmek,
4. Üç ve dört rekâtlı farzlarda Fatiha-yı şerifeyi iki evvelki rekâtlarda tahsis etmek,
5. Bir farzdan bir farza intikal etmek,
6. Fatiha'yı (zamm-ı) sû»reden evel okumak,
7. Ka'de-i û»lâ (ilk oturuş) da oturmak,
8. Ka'de-i û»lâda Tahiyyat okumak,
9. Ka'de-i ahîre (son oturuş) de Tahiyyat okumak,
10. Selâm lafzı ile namazdan çıkmak, 11. Salat-ı vitir (vitir namazı) de Kunut duasını okumak,
12. Bayram namazını kılarken zait (ilave) olan tekbiri almak,
13. İhfa (gizli) ile okunacak yerde ihfa ile okumak,
14. Cehr (açıktan, sesli) ile okunacak yerde cehr ile okumak,
15. Tadil-i erkân{Tadil-i erkân: Namazı belli tertip ve düzene uygun olarak kılmak, namazdaki bedenî hareketlerin, okumaların vs. hakkını vermek, aralıkları düzgün yapmak vs.} üzere kılmak,
16. Kendi namazda okursa yahut imamından işitirse tilavet secdesin(i) etmek,
17. İktiza etmiş ise secde-i sehv{Secde-i sehv (yanılma secdesi): Namaz kılarken unutma veya yanılma yoluyla bir farz geciktirilir, bir vacip geciktirilir veya terkedilirse namazın sonunda bir tarafa selâm verilir, bir secde daha yapılır, oturulur, dualar okunur ve selâm verilir. Bu fazla secdeye secde-i sehv denir.} etmek,
18. Dört rekât olan farzlarda ka'de-i û»lâda Tahiyyat okuduktan sonra eğlenmeyip kalkmak,
19. Her halde imama tâbi olmak,
20. Özrü yok iken farzları cemaatle kılmak —bir kavle göre-,
21. Kurban bayramının arefesinin sabah namazından dördüncü günün ikindi namazına kadar farzların akabinde tekbir almak,

Ve dahi namazın otuz dört kadar sünnetleri beyan olunur:

1. Misvak tutunmak,
2. İftitah tekbirinde ve vitrin Kunut tekbirinde ellerin(i) kulaklarına ve avretler omuz beraberine kaldırmak,
3. İftitah ve Kunut tekbirlerinde avuçlarını kıbleye teveccüh ettirmek,
4. Kıyamda ellerin(i) bağlamak,
5. Sağ elini sol eli üzerine komak,
6. Erler göbeğinden aşağı ve avretler göğsü beraberine bağlamak,
7. Her namazın evvelki rekâtında imam olsun, cemaat olsun, yalnız olsun "Sübhâneke" okumak,
8. İmam ve yalnız kılan her evvelki rekâtında "Sübhâneke"den sonra "eû»zü" okumak,
9. Kezâlik imam ve yalnız kılan cümle rekâtlarda Fatiha-yı şerifin evvelinde "besmele"-i şerife okumak,
10. İmam "ve le'd-dâllîn" dedikte imam ve cemaat ve yalnız kılan kendisi Fatiha-yı şerifeyi bitirdikte yabcacık (yavaşça) "âmin" demek,
11. Kıyamdan rükû»ya iner iken tekbir almak,
12. Rükû»da ellerin(i) dizlerinin üzerine koyup parmakların(ı) açmak,
13. Rükû»da üç kere "Sübhâne Rabbiye'l-azîm" demek,
14. Rükû»da beli ile başı beraber tutmak,
15. İmam ve yalnız kılan rükû»dan kalkarken "semiallâhu limen hamideh" demek,
16. Cemaat ile ve yalnız kılan rükû»dan kalktıktan sonra "rabbenâ leke'1-hamd" demek,
17. Kıyamdan secdeye inerken"Alluhu ekber" demek,
18. Secdede üç kere "sübhâne Rabbiye'l-a'lâ" demek,
19. Evvelki secdeden kalkar iken "Allahü ekber" demek,
20. İkinci secdeye iner iken "Allahü ekber" demek,
21. Secdede el parmakların(ı) bitiştirmek,
22. Erler secdede dizi üzerine secde edip oyluklarını karnından ayırmak ve hatunlar oyluklarını karnına yapıştırmak,
23. İkinci secdeden kalkar iken "Allahü ekber" demek,
24. Sağ ayağını dikip sol ayağının üzerine oturmak —erkeklere göre—, nitekim yukarıda geçti,
25. Ka'de-i ahîrede "salavât" duasın(ı) okumak,
26. Sağ yanına ve soluna selâm verirken baş(ı) çevirmek,
27. Tahiyyatta ellerin(i) dizlerinin ucuna beraber tutup parmakların(ı) kendi haline bırakmak,
28. Secdede elleri ve ayak parmaklarını kıbleye çevirmek,
29. Secdeye vardıkta ellerini kulaklarına beraber tutmak,
30. Yedi aza üzerine secde kılmak (alın-burun, iki el, iki diz, iki ayak),
31. Dört rekât olan farzların son rekâtlarında yalnız Fâtiha-yı şerife okumak,
32. Sünnet-i şerife üzere ezan-ı muhammedî okumak,
33. Cemaatla olsun, yalnız olsun farzlarda ikamet (kamet) etmek,
34. İmam olan adam namazdan sonra yüzünü cemaata döndürmek.

Ve dahi namazın on sekiz kadar müstehapları beyan olunur:

1. Müezzin ikamette "hayye ale's-salah" dediği zaman cemaat eğlenmeyip kalkmak,
2. İftitah (başlama) ve Vitrin Kunut tekbirlerinde erkekler baş parmağını kulağının yumuşağına dokundurmak,
3. Kıyamda ellerini bağladıkta bileğini pekçe tutmak,
4. Kıyamda secde yerine bakmak,
5. Rükû»da ve secdede beş (ve)ya yedi kere teşbih etmek,
6. Rükû»da ayak üzerine nazar etmek (bakmak),
7. Rükû»da ayakların(ı) kavuşturmak,
8. Kıyama kalkar iken (ayakları) açmak,
9. Yüzünden evvel elini yere koymak,
10. Secdede yüzünün iki yanına nazar etmek,
11. Selâm verirken omuz başına nazar etmek,
12. İmamın solunda olan kimse selâm verirken imama ve Hafaza meleklerine ve cemaata niyet etmek,
13. İmamın sağında olan kimse Hafaza meleklerine ve cemaata niyet etmek,
14. Sağında ve solunda kimse yoğise ancak Hafaza meleklerine niyet etmek,
15. Namaz içinde terini silmek,
16. Öksürüğü terk etmek,
17. Esnemeği terk etmek,
18. Tahiyyata oturdukta oylukları üzerine bakmak.

Ve dahi namazın âdapları:

1. Yalnız kılmış yahut imam ile kılmış selâmın akîbinde "Allâhumme ente's-selâmu ve minke's-selâmü tebarekte yâ ze'l-celâli ve'l-ikrâm" demek,
2. û‚yete'l-kürsî okumak,
3. 33 kere "sübhanellah" demek,
4. 33 kere "elhamdülillah" demek,
5. 33 kere "Allahu ekber" demek,
6. Bir kere "la ilahe illallâhu vahdehu la şerike leh lehu'l-mülkü ve lehu'l-hamdu ve huve âlâ külli şey'in kadîr" demek,
7. Ellerini kıble-i dua (dua kıblesi) olan Arş'a kaldırıp hulû»s üzere dua etmek,
8. Cemaatle ise duayı beklemek,
9. Dua esnasında "âmîn" demek,
10. Duanın hitamında (sonunda) elini yüzüne çalmak.

Ve dahi namazın mekruhları:

1. Boynunu eğip iki yanına bakmak,
2. Üzerinde bir şey ile oynamak,
3. Özürsüz secde yerini süpürmek,
4. Erler ellerini göğsüne beraber tutmak,
5. Parmaklarını çıtlatmak,
6. Özürsüz bağdaş kurup oturmak,
7. Secdede bir ayağını kaldırmak,
8. Ekâbirden birinin yanına varamayacağı esvap (elbise) ile namaz kılmak,
9. Adam yüzüne karşı kılmak,
10. Ateşe karşı kılmak,
11. Bedeninde ve libasında suret (canlı resmi) olma,
12. Esnemek,
13. Ellerin(i) kıbleden çevirmek,
14. Kelb (köpek) gibi inciklerin(i) dikip oturmak,
15. Gözlerini yummak,
16. Başı kabak (açık) kılmak,.
17. Ellerin(i) kıbleden çevirmek,
18. Cemaatle kılarken önünde boş saf var iken geriki safta kılmak. Eğer yanında adam var ise kerahet-i tenzihiyye, yalnız kalırsa kerahet-î tahri-miyye ile mekruhtur. Bu surette vacibi terk etmiş olur, cebren li'n-noksan (eksiği tamamlamak ve düzeltmek için) ol namazın iadesi lazım gelir,
19. Hâil (engel) yoğiken kabre karşı kılmak,
20. Necasete karşı kılmak,
21. Er ile avret (erkek ile kadın) yanyana namaza durmuş, başka başka kılmak,
22. Ayak yolu haceti (tuvalete gitme ihtiyacı) var iken kılmak. Bu dahi eğer şiddetli ise kerahet-i tahrimiyye ile mekruhtur,
23. Secdeye iner iken özürsüz ellerin(i) evvel komak,
24. Bir rükünde iki kere bir yerin(i) kaşımak. Eğer bir rükünde elini kaldırarak üç kere kaşırsa namaz fasit olur,
25. İmamdan evvel rükû»ya varmak,
26. İmamdan evvel rükû»dan kalkmak,
27. İmamdan evvel secdeye varmak,
28. İmamdan evvel secdeden kalkmak,
29. Bir şeye dayanıp kalkmak,
30. Secdeden kalkarken ellerinden evvel dizlerin(i) kaldırmak,
31. Yüzünde ve gözünde toz var imiş, süpürmek,
32. İkinci rekâtta, evvelki rekâtta okuduğu sû»reden bir sû»re atlamak,
33. Evvelki ve ikinci rekâtlarda yahut bir rekâtta bir sû»reyi iki kere okumak -nafile namazda caizdir-,
34. Aşağıdan yukarı yani meselâ evvelki rekâtta "Tebbet" sû»resini ve ikinci rekâtta "İzâ câe" sû»resini okumak,
35. İkinci rekâtta evvel okuduğu sû»reden üç âyet miktarı yahut ziyade okumak,
36. Özürsüz bir yere dayanıp kalkmak,
37. Sinek koğmak,
38. Omuzların(ı) açıp namaz kılmak,
39. Sahrada ise sütreyi{Sütre: Açık alanda veya insanların geçebilecekleri yerlerde namaz kılmak mecburiyeti olursa namaz kılan secde edeceği yerin önüne taş, tahta, ayakkabı gibi bir şey koyar ki buna sütre denir.} terk etmek,
40. Adam geçecek yere durmak,
41. El parmakları ile rükû»da ve secdede teşbihleri saymak,
42. İmam mihrabın içinde olup önünde bir perde çekilse içeride kalacak mertebe derin olan mihrapta olmak.
43.İmam mihraptan gayrı yere durmak,
44. İmam bir arşın miktarı yalnız olarak cemaattan aşağıda cemaat yukarıda durmak,
45. û‚mini cehr (yüksek ses) ile demek,
46. Kıyamda okuduğunu rükû»da tamam etmek,
47. Rükû»da okuduğunu kıyamda tamam etmek,
48. Bir ayağı üzerine durmak,
49. Namazda sallanmak,
50. Namaz içinde bir şey koklamak.

Ve dahi 55 kadar namazı bozanlar beyan olunur:

1. Dünya kelâmı söylemek,
2. Kendisi işitecek kadar gülmek (başkası işitecek kadar gülmek namazla birlikte abdesti de bozar),
3. Amel-i kesîr{Amel-i kesîr: Çok ve fazla iş, davranış anlamına gelen bu terim namazı bozan unsurlardan biri olarak birkaç şekilde açıklanıyor ise de en yaygın ve kolay anlaşılır tanımı şudur: Namaz kılanın yaptığı bazı namaz dışı hareketler (el kol hareketi, kaşınma, sallanma vb.), dışardan bakan birine onun namazda olmadığı intibaını verirse bu hareketler amel-i kesirdir ve namazı bozarlar; vermezse amel-i kalil (az iş ve davranış)dır ve mekruh olmakla beraber namazı bozmazlar.} işlemek,
4. Özürsüz farzın birini terk etmek,
5. İhtiyarsız farzın birini terk etmek,
6. Dünya hususu için ağlamak,
7. Özürsüz boğazını ayıtlamak,
8. Sakız çiğnemek,
9. Bir rükünde üç kere bir yerini kaşımak yahut elini kaldırarak birbirine vurmak,
10. Musafaha etmek (tokalaşmak),
11. Kendi işitecek kadar iftitah (başlama) tekbirini almamak,
12. Kendi işitecek kadar okumamak,
13. İçeride namaz kılarken dışarıdan birisi çağırdıkta "la havle velâ kuvvete illâ billâhi'l-aliyyi'l-azîm" yahut "sübhânellah" demek. Lâkin muradı haber vermek ise namazı fasit olur, eğer namaz içinde olduğunu bildirmek ise fasit olmaz,
14. Kasıt ile selâm almak,
15. Ağızında şeker olup lezzet verip suyu boğazına kaçmak,
16. Dışarda namaz kılarken ağızını havaya açıp dolu ve yağmur boğazına kaçmak,
17. Hayvanın yularını üç kere tartmak,
18. Üç kere elini kaldırarak yahut üç kere burarak kehle (bit) ve pire emsali hayvan öldürmek,
19. Bir rükünde üç kıl koparmak,
20. Üç harf olarak oof demek,
21. Bir ayağıyla davan yani at üstünde şer'a mutabık olarak namaz kılarken bir rükünde özengiyi üç kere tepmek,
22. İki ayağıyla bir kere davan yani evvelki suret gibi özengiyi tepmek,
23. İmamdan ileri durmak,
24. Özürsüz bir saf kadar yürümek,
25. Saçını ve sakalını taramak,
26. Er ile avret beraber imama uyup ve imam dahi avrete niyet etmiş iken yanyana kılmak. Ve aralarında perde yok ise erin namazı fasit olur, eğer perde yahut bir adam namaz kılacak kadar açık mahal var ise erin namazı tamamdır,
27. Kendi imamından gayrıya feth etmek (okuma sırasında tıkanılan veya yanlış okunan yeri söylemek),
28. Bir avret boş yerde imama uyarak durup sonradan cemaat gelip saf doldukta erlerin safı avrete yetişse avretin sağında ve solunda ve arkasında olan üç ademin namazı fasit olur.
29. Çocuğunu kucaklamak,
30. Bir şey yemek yahut bir şey içmek,
31. Dişinin arasında kalan nohut kadar ziyade şey yutmak,
32. İki eliyle yakasın(ı) kavuşturmak, başında olan kisvesini eliyle çıkarmak yahut çıkarıp giymek,
33. Bir musibet işitmekle "innâ lillâhi ve inna ileyhi râciû»n" (Biz Allah'a aitiz ve O'na döneceğiz) demek,
34. Bir sürür işitmekle "elhamdülillah" demek,
35. Bir adam namaz içinde aksırıp "elhamdülillah" demek -bir rivayette-,
36. Namaz kılarken yanında aksırana "yerhamükellâh" demek,
37. Aksıran adam namazda iken "yehdîkümullâh" demek,
38. Er avretini namazda öpmek,
39. Namazda duada altun ve gümüş ve sâir dünya metâma müteallik bir şey istemek,
40. Göğsünü kıbleden özürsüz çevirmek,
41. Secdede iken ayağın(ı) yerden kaldırmak,
42. Okuduğu Kur'an'ı yanlış okumak -mânası bozulacak kadar olur(sa)-,
43. Avret çocuğunu emzirmek,.-eğer süt bir kerede çıkarsa namazı bozulur; eğer iki kere, üç kere emzirse süt çıkarsa da çıkmazsa da namazı fasit olur-,
44. Namaz içinde ayakların(ı) sürümek,
45. Hayvana üç kamçı vurmak,
46. Kapalı kapıyı açmak,
47. Üç harf yazı yazmak,
48. Kaftanını giymek,
49. Dizliğini giymek,
50. Hayvan üzerinde özürle farz namaz kılarsa hayvanın yönünü kıbleden çıkarmak,
51. Hayvanın üzerinde yük yapmak,
52. Kalbinden mürted olmak (dinden çıkmak),
53. Cünüp olmak yahut avretler hayız görmek,
54. İmam abdestim bozuldu zanniyle yerine âhari (başkası) geçmek,
55. Mâna teğayyür olunarak (bozularak) bir harfin yerine ahar (başka) harf okumak,


15 Kasım 2006, 06:50:43
Cevap #7
cotton_prences
Mesajlar: 2739
NAMAZ BAHSİNE DEVAM...

Ve dahi namazı bozmayanlar; önünde boş saf varise, bir ya iki adımda varırsa veya âmin dese -eğer bir ahar (başka) kimseye cevap değil ise-, kaşıyla gözüyle bir kimsenin selâmını alsa, birisi gelip kaç rekât kıldınız dese, parmaklarıyla işaret etse, bu suretlerin cümlesinde namazı bozulmaz. Bir yere bevl olunmuş (işenmiş), kuruyup pak olsa orada namaz kılınır, amma teyemmüm olmaz.

Salat'da lügat mânası da var ıstılah mânası da var. Lügat mânası Allahu azimü'ş-şan'dan rahmet ve meleklerden istiğfar ve müminlerden dua etmeye derler. Istılah mânası efâl-i malume ve erkân-ı mahsusaya derler ki Türkçe namaz denilen ibadete salat ıtlâkı bu mânayadır. Efâl-i malume namazın taşrasında (dışında) işlediğimiz fiillere, erkân içinde olan rükünlere derler ki ancak namaza mahsustur.

Ve dahi bir gün Resû»lüllah sallallâhu aleyhi ve sellem Hazreti Ali kerremellâhu vechehu ve radıyallâhu anhu hazretlerine saadetle "Ya Ali namazın farzına, vacibine, sünnetine, müstahabına riayet etmek gereksin" dedikte ensardan bir zat buyurdu ki "Ya Resû»lellah, Hazreti Ali bunların cümlesini bilir, bize bu namazın farzına, vacibine, sünnetine, müstahabına riayet etmenin faziletini beyan eyle, biz dahi ona göre amel edelim". Resû»lullah sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri buyurdular ki, "Ey benim ümmet ve ashabım, namaz Allahu azımü'ş-şan'ın hoşnut olduğudur, feriştehlerin (meleklerin) sevdiğidir, peygamberlerinin sünnetidir, marifetin nurudur, amalin efdalidir (amellerin en faziletlisidir), bedenin kuvvetidir, rızkın berekâtıdır, canın nurudur, duanın kabulüdür, Melekü'l-mevt (Ölüm meleği: Azrail) arasında şefaatçidir, kabirde çerağdır, Münker ve Nekir hazeratında cevaptır, yevm-i kıyamette (kıyamet gününde) üzerine sayeban (gölgelik), Tamu (Cehennem) ile kendi arasında perdedir, Sırat'ı yıldırım gibi geçiricidir, Uçmak'ta (Cennette) başına tacdır, Cennet'in miftahı (anahtarı)dır. Bir kimse cemaat ile iki rekât namaz kusa, başlı başına yirmi yedi rekât namaz kılsa yine cemaat ile kılınan ikinin sevabı ondan ziyadedir". Bir rivayette "başlı başına bin rekât namaz kılsa yine cemaat ile kılınan ikinin sevabı ziyadedir".

Cemaat ile kılmanın sevabı çoktur, lakin birkaçını beyan etmişler:

1. Müminler bir araya geldikte birbirlerine muhabbet hasıl olur,
2. Cahiller âlimlerden namazın mesailini öğrenirler,
3. Bazının namazı kabul olur ve bazının olmaz, kabul olanların hürmetine olmayanların namazı dahi kabul olur.

Resû»lullah sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri ayıttı (dedi): "Ey benim ümmetim ve ashabım. Sizin için iki tarik (yol) koydum; (biri) Kur'an-ı azimü'ş-şan, biri sünnetimdir. Bunlardan gayrı yol tutan ümmetim değildir".

Ve dahi namazı vakti ile kılmanın fazileti çoktur amma bir kaçını beyan etmişler:

1. Yüzünün nuru olur,
2. Ömrünün berekâtı olur,
3. Duası kabul olur,
4. İnsanın hayırlısı olur,
5. Cümle müminler ona muhabbet eder.

Ve dahi namazın vaktini geçirip kılmanın on beş zararı vardır; beşi dünyada, üçü vefat ederken, üçü kabirde, dördü meydan-ı Arasat'ta. Dünyada olan beş zarar:

1. Yüzünde nur olmaz,
2. Ömründe berekât olmaz,
3. Duası kabul olmaz,
4. Bir mümin karındaşı dua emanet eylemiş olsa o da kabul olmaz,
5. Sair ettiği ibadetlerin sevabı eline girmez.

Sekerât-ı mevtte (ölüm sırasında) olan üç zarar:

1. Aç,
2. Susuz,
3. Hor ölür.Ne kadar taam etse (yese) doymaz, ne kadar su içse kanmaz.

Kabirde olan üç zarar:

1. Kabri sıkar, kemikleri biribirine geçer,
2. Kabri ateş dolar,
3. Onun üzerine bir ejderha musallat olur, onun adına akra' derler. Onun elinde bir kamçı ola, ateşten bir günlük uzunluğu ola, onunla bir kere vurur, yerin dibine geçer, yine çıkar, bir dahi vurur böylece kıyamete kadar ol kimseye azap etse gerektir.

Meydan-ı Arasat'ta olan dört zarar:

1. Hesabı şedit olur,
2. Allahu azimü'ş-şan'ın gadabına müstahak olur,
3. Cehennem'e dahil olur,
4. Alnına üç satir yazı yazılır; evvelki satır "bu kimse Allah'ın gadabına müstahaktır", ikinci satır "Allah Taâlâ'nın hakkını zayi edicidir", üçüncü satır nitekim "sen Allahu azümü'ş-şan'ın hakını zayi ettin ise bugünkü günde Allah'ın rahmetinden baîdsin (uzaksın)".

Ve dahi "namaz dinin direğidir", bir adam namaz kılar, dinin direğini diker, üzerine sayeban kurar, altında selamet bulur. Bir adam dört vakit namazı bile bile terk eylese, sonra kaza etmese üç mezhebe göre katli lazım gelir. Bizim mezhebimize göre katli lazım gelmez ama ekber-i kebâirden bir büyük günah işlemiş olur ve habs-i medid (uzun ve devamlı hapis) lazım gelir. Bir adam bir vakit namazı bile bile terk eylese sonra kaza etse bir hafta miktarı yani ahırette seksen yıl yansa gerektir. -Ahıretin bir günü bu dünyanın bir yılı kadardır, ahıretin yılları ona göre hesap olunur-.

Ve dahi imama uyanlar dört nevidir: Müdrik, muktedi, mesbû»k, lâhık. Müdrik: İftitah tekbirini (namaza başlama tekbirini) imam ile beraber alana; muktedî: İftitah tekbirini imam ile beraber almayıp sonra alana; ve mesbû»k: İmam rekâtların birini ya ikisini kıldıktan sonra uyana; ve lâhık: İftitah tekbirinde beraber uymuş ama sonra hades vaki olup (abdesti bozulup) tekrar abdest alıp, gelip, imama uyar yine mukaddem uyduğu gibi bila kıraat rükû» ve sücud tesbihlerin(i) eder, namazı kılar ona derler (ki) imamın ardındaki gibidir. Eğer dünya kelâmı söylemediyse böylece kılar. Lakin camiden çıktıktan sonra pek yakın mahalden abdest almalı, zira ileriye giderse namazı fasit olur demiş var.

Ve dahi bir adam gelip imamı rükû»da bulsa, rükû»ya yetişeyim deyü acele edip tekbiri iner iken alsa, imama uymuş olmaz, imamı rükû»da buldukta imama uyup tekbiri ayakta tekmil edip sonra rükû»ya gider, (rükû»da) imamın beli ile beraber olup teşbih ederse ol rekâta uymuş olur. Amma rükû»ya iner iken imamın beli doğrulsa ol rekâta erişmiş olmaz.

Ve dahi namazın beş yerde tadil-i erkânını terk etse İmam Ebu Yusuf a göre namazı fasit olur. Amma İmameyn'e (İmam Azam ve İmam Muhammed) göre fasit olmaz, lakin vacibi terkten cebren li'n-noksan (eksiği tamamlamak ve gidermek için) iade lazım olur. (Tadil-i erkânın) terkinin yirmi altı kadar zararı vardır:

1. Fakirliğe sebep olur,
2. Ahıret uleması ona buğz eder,
3. Adaletten düşer, şahadeti makbul olmaz,
4. Namaz kıldığı mekân yevm-i Kıyamet'te aleyhine şehadet eder,
5. Bir kimse tadil-i erkânsız namaz kılarken öte yanında biri görüp söylemese günahkâr olur,
6. Ol namazı geri çevirmek (iade etmek) üzerine vacip olur,
7. İmansız gitmesine sebep olur,
8. Namazın hırsızı olur,
9. Allah Taâlâ'nın nazar-ı rahmetinden sakıt olur,
10. Kıldığı namaz eski bez gibi yevm-i cezada (ahirette) yüzüne vurulur,
11. Allah Taâlâ'ya münacatta sû»-i edep etmiş olur,
12. Namazın fazla olan sevabından mahrum olur,
13. Sair ibadetlerin sevabı verilmemeğe sebep olur,
14. Nâra (ateşe) müstahak olur,
15. Cahiller(in) onu görüp tadil-i erkânı terk etmelerine sebep olur,
16. İmamına muhalefet etmiş olur,
17. İntikalâtta (geçişlerde) olan sünnetleri terk etmiş olur,
18. Allahu azimü'ş-şan'ın gadabına mazhar olur,
19. Şeytanı sevindirmiş olur,
20. Cennet'ten ırak olur,
21. Cehennem'e yakın olur,
22. Kendi nefsine zulm etmiş olur,
23. Tâhir (temiz) olan nefsini mülevves etmiş olur,
24. Sağında ve solunda olan melâikelere eziyet etmiş olur,
25. Resû»lüllah sallallâhu aleyhi ve sellemi mahzun etmiş olur,
26. Cemî-i mahlû»kata (bütün yaratıklara) zararı dokunmuş olur, zira ol adamın günahı sebebine yağmurlar yağmaz ve yerlerde ekinler bitmez ve yağmur vaktiyle yağmaz olur.

Ve dahi imamın arkasına durana yüz sevap ve sağında durana yetmiş beş sevap ve solunda durana elli sevap verilir. Evvelki safta durana yirmi beş sevap, ikinci saftan tâ geri safa varıncaya kadar durana on sevap verilir. Bu sevapların bir tanesi bin vukıyye, o vukıyyenin her bir tanesi bin dirhem ve o dirhemin her bir tanesi Uhut dağından ağır gelse gerektir.

Ve dahi bir adam iftitah tekbirini imam ile beraber alsa, güz günlerinde ağaçların yaprağı rüzgâr estikçe ne şekil dökülürse ol adamın günahları da öyle dökülse gerektir.

Bir gün Resû»lüllah sallallâhu aleyhi ve sellem namaz kılarken bir kimse sabah namazında iftitah tekbirine yetişmedi, vardı bir kul azad eyledi, gelip Resû»lüllah sallallâhu aleyhi ve selleme ayıttı: Ya Resû»lallah ben bugün, iftitah tekbirine yetişmedim, bir kul azad ettim, acaba iftitah tekbirinin sevabına nail olabildim mi?

Resû»lüllah hazretleri Hazreti Ebu Bekir'e "sen ne dersin bu iftitah tekbirinin hakkında" deyü buyurdu. Ebu Bekir-i Sıddık radıyallâhu anhu buyurdu ki 'Ya Resû»lallah, kırk deveye mâlik olsam, kırkının da yükü cevahir olsa, cümlesini fukaraya tasadduk etsem yine imam ile beraber alınan iftitah tekbirinin sevabına nail olamam."

Ondan Resû»lüllah hazretleri "Ya Ömer sen ne dersin bu iftitah tekbirinin hakkında" dedikte Hazreti Ömer radıyallahu anhu ayıttı:" Ya Resû»lallah, Mekke ile Medine arası dolu devem olsa, yükü cevahir olsa, cümlesini fukaraya tasadduk etsem yine imam ile beraber alınan iftitah tekbirinin sevabına nail olamam".

Ondan Resû»lüllah hazretleri "Ya Osman, sen ne dersin bu iftitah tekbiri hakkında" dedikte Hazreti Osman zi'n-nureyn radıyallahu anhu ayıttı: "Ya Resû»lallah, ben gecede iki rekât namaz kılsam, her bîr rekâtta Kur'an-ı azimü'ş-şani hatm eylesem yine imam ile beraber alınan iftitah tekbirinin sevabına nail olamam".

Ondan Resû»lüllah sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri "Ya Ali, sen ne dersin bu iftitah tekbiri hakkında" dedikte Hazreti Ali kerremellâhu vechehu ayıttı: 'Ya Resû»lallah mağrip ile meşrık (bata ile doğu) arası küffar ile dolu olsa, Rabbim bana kuvvet verse, cümlesini kırıp katl eylesem yine imam ile alınan iftitah tekbirinin sevabına nail olamam".

Ondan Resû»lüllah hazretleri "Ey benim ümmet ve ashabım, yedi kat yerler ve yedi kat gökler kağıt olsa ve deryalar mürekkep olsa ve bütün ağaçlar kalem olsa ve cümle melâikeler kâtip olsalar, kıyamete kadar yazsalar yine imam ile alınan iftitah tekbirinin sevabını yazamazlar" deyi buyurmuş.

Ve eğer Allahu azimü'ş-şan'ın yarattığı melekler bu kadar mıdır dersen, Resû»lüllah hazretleri Mirac'a çıktığı gece Cennet'i ve Cehennem'i ve Beyt-i mamur'u seyran ettikte bakıp gördü; Beyt-i mamur'u melâike tavaf edip giderlerdi. Resû»lüllah sallallâhu aleyhi ve sellem ayıttı: 'Ya karındaşım Cebrail, bu Beyt-i mamur'u tavaf edip giden melâike geri dönmüyor, onlar nereye giderler?" Ol vakit Cebrail aleyhi's-selâm ayıtta: "Ya Habiballah, ben halk olduğum günden bugüne gelince(ye) kadar bu Beyt-i mamur'u tavaf edip giden melâike(nin) geri döndüğün(ü) görmedim, bir kere tavaf edene kıyamete kadar bir dahi nevbet gelmez" dedi.

Ve dahi bir adam namazda "eû»zü besmele" okudukta Allahu azimü'ş-şan o kula bedeninde olan kılların sayısınca sevap verir. Ve "Fatiha-yı şerife" okudukta Allah Taâlâ hazretleri ol kula kabul olmuş hac sevabı verir. Ve rükû»ya vardıkta Allahu azimü'ş-şan ol kula nice bin altın sadaka etmiş sevabı ve rükû»da sünnet üzere üç kere teşbih ettikte ol kula Allahu azimü'ş-şan hazretleri gökten inen yüzdört kitabı okumuş kadar sevap verir ve birer "semiallâhu limen hamideh" dedikte ol kulu Allahu azimü'ş-şan rahmet deryasına gark eder. Ve secdeye vardıkta ol kula Allahu azimü'ş-şan insanlar ve cinler adedince sevap verir, secdede sünnet üzere üç kere teşbih ettikte ol kula Allahu azimü'ş-şan'ın fazileti çoktur amma bir kaçını beyan etmişler:

1. Arş ve kürsü ağın kadar sevap verse gerektir,
2. Allahu azimü'ş-şan ol kulunu mağfiret etse gerektir,
3. Ol kul öldükte Mikâil aleyhi's-selâm ol kulun kabrini günde bir kere ziyaret etse gerektir, tâ kıyamete kadar,
4. Kıyamet gününde Mikâil aleyhi's-selâm ol kulu mübarek kanadı üzerine alıp şefaat edip Cennet-i a'lâya götürse gerektir.

Ve ka'de-i ahîreye oturdukta Allahu azimü'ş-şan ol kula fükara-yı sabirîn sevabı verir, - fukara-yı sabirîn sevabı ağniya-yı sakilinden (şükreden zenginlerden) beş yüz yıl evvel Cennet'e girse gerektir-. Ağniya-yı şakirîn onu görüp nolaydı biz dünyada iken fukara-yı sabirînden olaydık deyü temenni etseler gerektir. İki yanına selâm verdikte ol kula Allahu azimü'ş-şan "Cennet'in sekiz kapısı açıldı, ya mümin, her hangisinden girersen gir" deyü hitap etse gerektir.

Sekiz Cennet'in sekiz kapısı vardır, sekiz de miftahı (anahtarı) vardır: Evveli beş vakit namaz kılan müminlerin imanıdır, ikinci besmele-i şerifedir, altısı dahi Fatiha-yı şerife'nin içinde dahildir.

Sekiz Cennet'in evvelkisi Dâr-ı celâl, ikinci Dâr-ı karar, üçüncü Dâr-ı selâm, dördüncü Cennetü'l-huld, beşinci Cennetü'l-me'vâ, altıncı Cennetü adn, yedinci Cennetü'l-firdevs, sekizinci Cennetü naîm'dir. Dâr-ı celâl beyaz nurdandır, Dâr-ı karar kırmızı yakuttandır, dâr-ı selâm yeşil zeberceddendir, Cennetü'l-huld mercandandır, Cennetü'l-me'vâ gümüştendir, Cennetü adn altındandır, Cennetü'1-fîrdevs hem altından ve hem gümüştendir, Cennetü naîm kırmızı yakuttandır.

Cennet'e giren müminler ebedi onda kalırlar, hiç çıkmazlar. Onda olan huriler hayızdan ve nifastan ve yaramaz hulktan (huydan) berilerdir ve ne türlü taam ve şarap (yemek ve içki) isterler ise hazır önlerine gelir. Pişirmek ve kortarmak (kotarmak) olmaz. Başları üzerinde kuşlar uçar. Müminler köşklerinde oturur iken bunları görür, eğer sen dünyada iken bana böyle yakın gelsen ben seni kebap ederdim deyü kalbine geldiği anda nurdan tabak içinde henüz pişmiş önüne gelip tütüp durur. Onu yemeğe başlar, kemiklerini bir yere yığar, kalbine gelir ki şimdi bu yine kuş olsa idi deyü kalbine geldiği anda evvelki gibi kuş olup uçup gider.

Ve dahi Cennet'in toprağı miskten, binasının bir kerpici gümüşten ve bir kerpici altındandır. Cennet ehlinin her birine yüz er kuvveti verilir. Ehl-i Cennet'in en ednâsına yetmiş huri ve iki de dünya hatunu verilse gerektir, her birine cima ettikte lezzeti yetmiş yıl baki kalsa gerektir, daima bakire bulunsa gerektir.

Ve dahi Cennet'te dört ırmak akar, başı birdir, ayağı başka başkadır. Her birinin lezzeti birbirine uymaz. Onun birisi safi su ve birisi halis süt ve birisi Cennet şarabı ve birisi safi baldır.

Dahi Cennet'te yüksek köşkler vardır, eğilir, mümin ona biner nereye isterse götürür, bunun dünyada misli devedir.

Dahi Cennet'te Tuba ağacı vardır, kökü yukarıda, budaklan aşağıda. Onun dünyada misli ay ve güneş.

Dahi Cennet ehli yer içer, tebevvül ve tağavvut etmezler (küçük ve büyük dışarı çıkmazlar). Allah Taâlâ Cennet'te mümin kullarına hitap edip "kullarım, benden dahi ne istersiniz vereyim, zevk'u safada olun" diye, kullar dahi "ya Rabbi bizi Cehennem'den azad eyledin ve Cennetine idhal edip bu kadar huri ve ğılman ve vildan verdin, akla gelmedik ve gözler görmedik ve kulaklar işitmedik bu kadar nimetler verdin, dahi bir şey istemeye haya ederiz" dedikte Rabbü'l-âlemîn yine hitap edip "kullarım, sizin benden bunlardan başka isteyeceğiniz var" dedikte kullar dahi "ya Rabbi bizler dahi istemeye yüzümüz yoktur ve hem ne isteyeceğimizi bilmeyiz" dedikte Rabbü'l-âlemin buyursa gerek: "Kullarım, size dünyada bir mesele iktiza edince ne yapardınız?". Onlar dahi "ulemaya varırdık, ol meseleyi öğrenip müşkilimiz hal olurdu" dedikte Hak Teâlâ hazretleri "imdi öyle ise sizler ulemaya danışınız, haber alınız, ne haber verirler ise size vereyim" deyü buyurdukta ulema "ya sizler cemalüllâhı unuttunuz mu, dünyada iken derdiniz ki Rabbimiz Cennet'te mekândan münezzeh olduğu halde cemalini bize gösterse gerek deyü arzu ederdiniz, onu isteyin" deyip onlar dahi rü'yet-i cemalüllâhı (Allah'ın cemalini görmeyi) istediklerinde Allahu azimü'ş-şan mekândan münezzeh olduğu halde cemal-i bâ-kemâlini gösterse gerek Hak Taâlâ'nın cemal-i pâkini gördükte nice bin yıl hayran kalsalar gerekdir.

Ve dahi Cennet'te kişi köşkünde otururken etrafından pencereler, önlerinde meyveler vardır. Kullar onu gördükte uzanayım, ol dalı çekeyim, meyveyi koparıp yiyeyim deyü hatırına geldikte oturduğu yerden kalkmağa ve dalı koparmağa hacet kalmaz, heman oturduğu yere dal önüne gelir, meyveyi koparır, ağzına kor, çiğneyip dahi lezzeti boğazına gitmeden kopardığı yerden bir dahi biter, ağızına koyduğundan olgun ve leziz. Böylece Rabbü'l-izzet bitirse gerektir.

Ve dahi cuma namazının şartı on ikidir:

1. Mısır (şehir) olmak ya mısra tâbi olmaktır,
2. Hutbe okumaktır,
3. Onda imam, padişah-ı İslâm hazretleri yahut (onun) tarafından mezun naibi (vekili) olmaktır,
4. Zuhr (öğle) vaktinde kılınmaktır,
5. Cemaat,
6. İzn-i âmm (umumi izin) olmaktır.{Burada sayılan şartlar Cuma namazının geçerli olabilme şartlandır. Cuma namazının farz oluş şartları ise şunlardır. 1. Erkek olmak, 2. Hür olmak, 3. Yolcu olmamak, mukim olmak, 4. Namaza gidemeyecek ölçüde hasta olmamak, sağlık, 5. Akıllı ve baliğ olmak.}

Ve dahi cemaat İmam-ı Azam'a ve İmam-ı Muhammed'e göre baliğ ve âkil ve erkek ve imamdan gayrı üç adam ve İmam-ı Ebu Yusuf a göre imamdan gayrı iki adam olmaktır -esah olan imameyn kavlidir-.

Dahi bir kimse imama cuma namazının ikinci rekâtının rükû»unda yetişse İmam-ı Muhammed'e göre öğle namazını kılar amma İmam-ı Azam'a ve İmam-ı Ebu Yusuf'a göre teşehhüdde dahi yetişse cumayı kılar.

Ve hatip hutbe okurken bir kimse nafilede bulunsa (nafile namaz kılsa) iki rekât kılar ziyade kılmaz ve eğer cuma sünneti ise iki rekât kılardamı selâm verir yoksa dört rekâtı tekmil eder mi, ihtilaflıdır, esah olan dördü tamam eder.

Ve dahi cumanın vacibi beştir:

1. Ezan vaktinde her şeyi terk etmek,
2. Camiye sa'y etmek (koşmak),
3. Hatip hutbede iken nafile (namaz) kılmamak,
4. Dünya kelâmı söylememek,
5. Her şeyden sükû»t etmek.

Ve dahi cumanın müstahabı beştir:

1. Tîb-i rayiha (güzel koku),
2. Misvak
3. Pak libas (temiz elbise),
4. Tebkir: Tebkir deyü cuma namazı için camiye erken gitmeye derler. Zaman-ı saadette (Hz. Peygamber'in zamanında) ashab-ı kiram sabah namazından sonra dağılmayıp cumadan sonra dağılırlar idi. Bu ümmetten ibtida (ilk önce) terk olunan sünnet tebkirdir.
5. Gusül etmek.

Ve dahi cumanın mekruhları beştir:

1. Hatip hutbede iken selâm vermek,
2. Kur'an okumak,
3. Aksıran adama "yerhamükellâh" demek,
4. Yemek ve içmek,
5. Her amel-i mekruhu işlemek.

Ve dahi bayram namazının tekbirleri dokuzdur: Biri farz, birisi sünnet, yedisi vacip. İftitah tekbiri farz, evvelki rükû» tekbiri sünnet, zevaid tekbirleri vacip ve ikinci rekâtın rükû» tekbiri vacibe mukarenetle (bitişik olmakla) vacip.


15 Kasım 2006, 06:52:00
Cevap #8
cotton_prences
Mesajlar: 2739
8.KONU:YOKSULLUûUN SEBEBLERİ


Ve dahi hadiste şöyle gelmiştir: Peygamberimiz aleyhi's-salâtü ve's-selâm buyurmuş ki: "İnsana yoksulluk yirmi dört şeyden hasıl olur:

1. Ayakta bevl etmek (işemek),
2. Cünüp iken taam etmek (yemek),
3. Ekmek ufağın(ı) hor tutup basmak,
4. Soğan ve sarımsak kabuğun(u) ateşe yakmak,
5. Alimlerin önünce yürümek,
6. Atasına ve anasına adıyla çağırmak,
7. Rast geldiği ağaç ve süpürge çöpüyle dişin(i) kurcalamak,
8. Elin(i) balçık yumak,
9. Eşik üzerine oturmak,
10. Bevl ettiği (işediği) yerde abdest almak,
11. Çanağı ve çömleği yumadan (yıkamadan) taam (yemek) koymak,
12. Esvabını (elbisesini) üstünde dikmek,
13. Yüzünü eteği ile silmek,
14. Aç iken soğan yemek,
15. Evinde örümcek komak,
16. Sabah namazın(ı) kılıp mescitten ivelik çıkmak,
17. Erken pazara varıp ve pazardan geç çıkmak,
18. Yoksul kimseden ekmek satın almak,
19. Çıplak yatmak,
21. Kapkaçağı örtüsüz komak,
22. Çerağı üfürmek,
23. Her şeyi "bismillah" demeden işlemek,
24. Şalvarını ayakta giymek." Bunlar cümle yoksulluk getirir, müminler hazer etmek (sakınmak) lazımdır.

Dahi bir adam sabah namazına erken uyanayım derse, yatacak vakit "înna a'taynâke" sû»resin(i) okusa sonra "ya Rabbi beni sabah namazına vaktiyle uyandır" dese bi-iznillâhi tâalâ ol adam sabah namazına vaktiyle uyanır.


15 Kasım 2006, 06:53:33
Cevap #9
cotton_prences
Mesajlar: 2739
9. KONU: 54 FARZ

Ve dahi elli dört farzları beyan edelim:

1. Allah Teâlâ'yı bir bilip zikr etmek,
2. Helalinden yemek ve içmek,
3. Abdest almak,
4. Beş vakit namaz kılmak,
5. Cünüplükten gusül etmek,
6. Kişinin rızkına Allah Teâlâ(nın) kefil olduğunu hak bilmek,
7. Helalden pak libas (elbise) giymek,
8. Hakk'a tevekkül etmek,
9. Kanaat etmek,
10. Nimetlerin mukabilinde Rabbi Teâlâ'ya şükr etmek,
11. Cenab-ı Bâri'den gelen kazaya razı olmak,
12. Belalara sabr etmek,
13. Günahlarından tevbe etmek
14. İhlas üzere ibadet etmek,
15. Şeytanı düşman bilmek,
16. Kur'an-ı azimü'ş-şan'ı hüccet (delil) tutmak,
17. Ölümü hak bilmek,
18. Allahu azimü'ş-şan'ın sevdiğini sevip sevmediğinden kaçmak,
19. Babaya ve anaya iyilik etmek,
20. Emr-i maruf eyleyip emr-i münkeri nehy etmek,
21. Akrabayı ziyaret etmek,
22. Emanete hıyanet etmemek,
23. Daima Allah Teâlâ'dan havf edip (korkup) ferahı terk etmek,
24. Allahu azimü'ş-şan'a ve Resulüne itaat etmek,
25. Günahtan kaçıp ibadet(l)e meşgul olmak,
26. Padişaha mutî (itaatkâr) olmak,
27. û‚leme ibret nazarıyla nazar etmek,
28. Tefekkür etmek,
29. Dilini fuhuş kelâmdan hıfz etmek (korumak),
30. Kalbini pak etmek,
31. Hiç bir kimseyi maskaralığa almamak,
32. Harama bakmamak,
33. Her halde mümin sözüne sadık olmak,
34. Kulağını münkirat dinlemekten men etmek,
35. İlim talep etmek,
36. Kilesini ve terazisini (ölçü ve tartısını) hak üzere tutmak,
37. Allahu azimü'ş-şan'ın azabından emin olmayıp daima korkmak,
38. Fukaraya sadaka vermek, yardım etmek,
39. Allahu azimü'ş-şan'ın rahmetinden ümidin(i) kesmemek,
40. Nefis hevasına tâbi olmamak,
41. Fî sebilillâh (Allah yolunda, Allah için) taam yedirmek,
42. Kifayet miktarı rızık talep etmek,
43. Malının zekâtın(ı) vermek,
44. Hayız ve nifas halinde ehline yakın olmamak,
45. Cemî-i masiyetten (bütün günahlardan) kalbini pak etmek,
46. Tekebbürlüğü (büyüklenmeyi) terk etmek,
47. Baliğ (ergin) olmadık yetimin malını hıfz etmek (korumak),
48. Taze gulama (oğlana) yakın olmamak,
49. Beş vakit namazı hıfz etmek,
50. Zulm ile kimsenin malını yememek,
51. Allahu azimü'ş-şan'a şirk koşmamak,
52. Zinadan kaçmak,
53. Şarap içmemek,
54. Yok yere kasem (yemin) etmemek.


15 Kasım 2006, 06:55:23
Cevap #10
cotton_prences
Mesajlar: 2739
10. KONU: İSLAMIN BİNASI BEŞTİR.

Ve dahi İslâmın binası beştir yani İslâm beş şey üzerine bina kılınmıştır:

1. Kelime-i şehadet getirmek,
2. Beş vakit namaz kılmak,
3. Ramazan-ı şerif orucun(u) tutmak,
4. Eğer farz ise yılda bir kere zekât vermek,
5. Kudreti var ise ömründe bir kere hacca gitmek.

Ve dahi zekâtın farz olmasına delil "Namazı kılınız, zekâtı veriniz." (Bakara 2/43) âyet-i kerimesidir.

Ve dahi oniki kimseye zekât vermek caiz değildir:

1. Mecnuna,
2. Meyyit (ölü) kefenine,
3. Borcuna tuta,{Verirken zekâta niyet etmek gerekli olduğundan borç olarak verilen bir meblağı sonradan zekâta saymak doğru olmaz.}
4. Kâfire,
5. Ağniyaya (zenginlere),
6. Usû»lüne ve furû»una,{Bir kişinin ana-baba, dede-ninesi usû»lünü, evladı ve erkek çocuğundan torunları furû»unu meydana getirir.}
7. Zevcesine (eşine),
8. Kölesine,
9. Mükâtebesine
10. Müdebberesine,{Mükâteb: Belli bir bedeli ödemek karşılığında azat olmak üzere efendisiyle anlaşmış köle; Müdebber: Azat olması efendisinin ölümüne bağlı köle demektir. Zekât verilecek sekiz sınıf insanı sayan âyette (bk. Tevbe 9/60) köleler de sayılmakla beraber burada kişinin kendi kölesi istisna edilmektedir. Yazar aşağıda zekât verilenler arasında da köleleri saymamıştır.}
11. Avret erine (kadının kocasına) vermek ihtilaflıdır, esah olan vermez.

Ve dahi bir kimseyi yabancı zan etmiş evladı (çıkmış) veya Müslüman zan etmiş kâfir çıkmış olsa bu mezkû»r olan kimselere zekât vermiş olsa esah olan iade etmez.

Zekâtı yedi kimseye vermek caizdir:

1. Istılah-ı şeriat üzere olan miskine,
2. Fukaraya,
3. Borçluya,
4. Zekât devşirmeye memur olana -ücreti mikdarı-,
5. Vilayetinde malı var, burada fakir olana,
6. Seferden münkatı olana,
7. Hacdan münkatı olana.{Kur'an'da zekât verilecek sekiz sınıf insan şöyle sıralanmıştır: "Sadaka(zekât)lar, fakirler, miskinler, zekât toplamakla görevli olanlar, kalpleri Islama ısındırılacak olanlar, köleler, borçlular, Allah yolunda olanlar ve yolcular içindir..." (Tevbe 9/60). Hz. Ömer'in artık islâm güçlenmiştir gerekçesiyle kalpleri îslâma ısındırılacak olanlara zekât vermeyi kaldıran içtihadı daha sonraki uygulamalara esas olmuşsa da başka bir zamanda aynı ihtiyaç duyularak bu gruba giren insanlara da zekât verilebileceği söz konusu edilmektedir.}

Ve dahi zekâtın farz olmasının şartı altıdır:

1. Müslüman ola,
2. Baliğ ola,
3. Akıllı ola,
4. Hür ola,
5. Nisaba{Nisab: Dinen, zengin sayılmanın, dolayısıyla zekat, kurban, sadaka-yı fitar, hac gibi ibadetleri yapmakla yükümlü olmanın asgari sınırına nisab denir. Nisab altın olarak 20 mıskal (96 gr.) gümüş olarak 200 dirhem (640 gr.) dir.} mâlik ola,
6. Üzerinden (bir) yıl geçe.

Ve dahi kurbanın şartı üçtür:

1. Müslüman ola,
2. Mukim ola (yolcu olmaya),
3. Gani (zengin) ola.

(Kurbanın) rüknü koyun ve deve ve sığır olmak. Bir deve veya bir sığır yedi kurban yerine geçer; yedi kişi kurban etmek caizdir. Bir ahar (başka) kişi ben de zam olayım dese cümlesinin kurbanı fasit olur.

Ve dahi haccın rüknü üçtür:

1. Niyet-i ihram yani hacca niyet etmek,
2. Arafat'ta vakfeye durmak,
3. Tavaf-ı ziyaret etmek.

Arafat'ta vakfeye durmanın evvel vakti Zilhiccenin dokuzuncu günü zeval vaktinden ertesi sabah oluncaya dekdir.

Ve dahi tavaf yedi nevidir:

1. Tavaf-ı ziyaret,
2. Tavaf-ı umre -bunlar farzdır-,
3. Tavaf-ı kudüm -sünnettir-,
4. Tavaf-ı veda, 5. Tavaf-ı nezr -vaciptir-,
6. Tavaf-ı nafile,
7. Tavaf-ı tatavvu -müstehaptır-,

Ve dahi hac için ihrama niyet etmek farzdır, ihram bezi tutunmak sünnettir, cemîi dikilmiş esvaptan âri olmak vaciptir.

Ve hac(cın) farz olmasının şartı yedidir:

1. Müslüman ola,
2. Baliğ ola,
3. Akıllı ola,
4. Sağ ola,
5. Köle olmaya,
6. Havâic-i asliyesinden (temel ihtiyaçlarından) ziyade şey ola,
7. Yola emin ola.


15 Kasım 2006, 06:56:47
Cevap #11
cotton_prences
Mesajlar: 2739
11. KONU:CENAZE NAMAZI


Ve dahi cenaze namazı ve defin etmek ve yıkamak ve kefen, cümlesi farz-ı kifayedir.

Ve dahi kefen üç nevidir: Kefen-i farz ve kefen-i sünnet ve kefen-i kifaye. Kefen-i sünnet erlere üç ve avretlere beştir. Kefen-i kifaye erlere iki, avretlere üçtür. Kefen-i farz erlere bir, avretlere birdir. Kefen bulunmayıp harir (ipek) bulunsa erlere bir kat, avretlere iki kat kifayet eder.

Ve dahi cenaze namazında imamete evlâ olan evvelâ padişahtır, ondan sonra kadî-i belde (belde kadısı), ondan sonra cumaya mezun olan hatip, ondan sonra imam-ı hay {İmam-ı hay; esas olarak mahalle imamı demektir} -imam-ı hay deyü meyyitin (ölünün) hayatında hüsnüzan ettiği âlim kimsedir-, ondan sonra meyyitin velisidir. Velisi gelmeyince zikr olanlardan mâda bir ahar (başka) kimse kıl(dır)mış olsa velisi muhayyerdir, dilerse çevirir (yeniden kıldırır) dilerse çevirmez; -sair tafsilat kütüb-i mutavvelâtta mesturdur-.

Ve dahi bir adamın yarısı ortasından biçilmiş olup yalnız yarısı bulunsa onun namazı kılınmaz. Bir adamın başı yok gövdesi var, onun namazı kılınmaz. Bir meyyit bulsalar her yeri parça parça olmuş, her parçası bir yerde olsa onun namazı kılınmaz, ol parçaları bir yere getirseler namazı kılınır.

Bir cenazeyi yıkasalar, "bir yeri kuru kaldı" deseler, eğer başı bağlanmadı ise onu yıkarlar ama kabre vardıktan sonra, "bunun abdest azalarından bir yeri kuru kaldı" deseler ol yeri yıkarlar, namazın(ı) kılarlar. Kabre koyup üzerini örttükten sonra haber verseler ol vakit çıkarmazlar.

Ve dahi bir cenazeye teyemmüm ettirseler götürürken su bulunsa muhayyerdir. Bir beldede çok adamlar fevt olsa hepsinin birden namazını kılmak caizdir -şer'a tatbik olunarak-, lakin evlâ olan birer (birer) kılmak gerektir.

Ve dahi cenaze namazına "Allah Teâlâ'nın rızası için namaza, meyyit için duaya, uydum şu hazır olan imama" deyü niyyet ede.

Ve dahi bir adamı hırsızlık ederken tutsalar re'y-i hakim ve vali (hakim ve valinin görüşü ve kararı) ile öldürseler yahut bir adam padişaha âsi olup öldürseler yahut bir adam kendi anasını yahut babasını öldürse bunların namazları kılınmaz.

Ve dahi bir adam kendi kendini öldürse onun namazı kılınmaz, -İmam Ebu Yusuf indinde kılınır-.


15 Kasım 2006, 06:58:20
Cevap #12
cotton_prences
Mesajlar: 2739
 
12.KONU: EHL-İ SÜNNET OLANLARIN ON ALAMETİ



Ve dahi Ehl-i sünnet olanların on alameti vardır:

1. Cemaata müdavemet eder,
2. Fâsık (günahkâr) demeyip imama uyar,{Ehl-i sünnete göre mümin ve imamlık şartlarına sahip fakat günah işleyen kişilerin arkasında namaz kılınır. Günahkârlığını gerekçe göstererek imamın arkasında namaz kılmamak bir fitne unsuru olarak görülmüş ve uygun bulunmamıştır.}
3. Edik üzerine meshi caiz görür,
4. Ashaba ve Resû»lüllah'a ar verir söz söylemez,
5. Padişaha kılıç çekmez,
6. Dinde bi -gayr-ı hakkın mücadele etmez,
7. Dinde şek (şüphe) etmez,
8. Hayrı, şerri Allah Teâlâ'dan bilir,
9. Ehl-i kıbleyi tekfir etmez (namaz kılana kâfir demez),
10. Dört ashabı diğer ashap üzerine tercih eder,

İşte ol on alamet bunlardır. Ondan sonra dört ashab'ın içinde Ebu Bekiri's-Sıddîk cümlesinden uludur ve ondan sonra Hazreti Ömer uludur, ondan sonra Hazreti Osman uludur, ondan sonra Hz. Ali uludur.

Ebu Bekir radıyallâhu anhu iki yıl üç ay ve yirmi gün hilafet etti. Ömeru'l-Faruk radıyallâhu anhu on sene altı ay dört gün hilafet etti. Osman-ı Zi'n-Nureyn radıyallâhu anhu on bir sene on bir ay ve on sekiz gün hilafet etti. Hazreti Ali radıyallâhu anhu dört sene on ay ve bir gün hilafet etti. Ve oğlu Hasan radıyallâhu anhu altı ay hilafet etti. Cümlesi otuz yıldır.

Ve dahi keramet-i evliya (velilerin kerameti) haktır. Cümle velilerin efdali (en faziletlisi) Hazreti Ebu Bekiri's-Sıddîk' tir, hilafeti haktır, icma-ı ümmet ile sabittir, Resû»lüllah sallallâhu aleyhi ve sellemin kayın atasıdır, kızı Aişe anamızı Resû»lüllah'a tezvic eylemiştir, hakikat ilminde mahirdir, cümle malım hak yolunda sarf etti, ta kim bir habbe kalmadı, hurma lifinden eğnine setr-i avret edecek kadar şey giydi. Cebrail aleyhi's-selâm dahi onun giydiği gibi giyip Resû»lüllah sallallâhu aleyhi ve selleme geldi, Resû»lüllah onu bu halde görecek saadet ile "Ya karındaşım Cebrail, bu halde ben seni görmedim idi, bu hal ne aceptir" deyü buyurdukta Cebrail aleyhi's-selâm "Ya Resû»lallah, şimdi sen beni bu halde gördün, ne kadar melekler var ise cümlesi bu haldedir. Sebebi oldur ki Allahu azimü'ş-şan hitap etti ki Ebu Bekir kulum cümle emlâkını benim rızam için benim yoluma sarf eyledi, hurma lifinden dona girdi, ey benim meleklerim sizler dahi o dona girin deyü emr eyledi. Cümle melekler bu haldedir" deyü buyurdu. Onun için "sıddîk"denildi.

Onun ardınca efdal-i evliya Hazreti Ömer radıyallâhu anhudur, hilafeti icma-ı ümmet ile sabittir, şeriat ilminde mahirdir. Bir gün Resû»lüllah sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine bir münafık ile bir Yahudi dava ile geldiler, Resû»lüllah sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri davalarını hükm etti, hak yahudinin elinde çıktı. Ol münafik razı olmayıp Resû»lüllah ol dem onlara "Ey kişi Ömer'e varın, sizin davanızı görsün" deyü buyurdu. Onlar Hazreti Ömer'e geldiler.

Ayıttı (dedi): Ey kişi neye geldiniz? Münafık ayıttı: Bu yahudi ile davam vardır.

Hazreti Ömer buyurdu: Sahib-i şeriat (Peygamber) var iken ben davayı nasıl göreyim?

Münafik ayıttı: Biz Resû»lüllah sallallâhu aleyhi ve selleme vardık, davayı yahudiye hükm eyledi, ben razı olmadım.

Heman Ömer radıyallâhu anhu onlara "Siz eğlenin, ben sizin davanızı fasl edeyim" dedi. İçeriye girdi, satırı eteğinin altına alıp bunların yanına geldi, hemen çektiği gibi ol münafığın kellesini uçurdu, "Resû»lüllah'ın hükmüne razı olmayanın hali budur" dedi. Onun için ona Ömeru'l-Faruk denildi ve Resû»lüllah sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri "Hak ile bâtılı ayırt edici Ömer'dir" dedi.

Onun ardınca efdal-i evliya Hazreti Osman-ı Zi'n-Nû»reyn radıyallâhu anhudur, hilafeti haktır, icma-ı ümmet ile sabittir. Resû»lüllah ona birbiri ardınca iki kızın(ı) vermiştir, kızı vefat ettikte "Bir dahi olsa verirdim" demiştir. Sonraki kızını verdikte Hazreti Osman'ı gayet medh etmiş idi. Tezvic ettikten sonra kızı buyurdu ki "Ey benim gözüm nuru atam, siz Hazreti Osman'ı gayet medh eylediniz, buyurduğunuz kadar değil" dedikte Resû»lüllah sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri kızına "Ey benim kızım, Hazreti Osman'dan gökteki melekler haya ederler" buyurdu. Resû»lüllah sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri ona iki kızın(ı) verdikten ötürü Osman-ı Zi'n-Nû»reyn (iki nur sahibi) denildi. Resû»lüllah'ın damadıdır, marifet ilminde mahirdir.

Onun ardınca efdal-i evliya Hazreti Ali kerremellâhu vechehu ve radıyallâhu anhudur, hilafeti icma-i ümmet ile sabittir, Resû»lüllah'ın damadıdır. Kızı Fatıma anamızı ona tezvic etmiştir, tarikat ilminde mahirdir. Bir gulamı var idi, bir gün gulam murad eyledi ki şu efendimi tecrübe edeyim. Vakta ki Hazreti Ali taşrada idi, gıdamın katına gelip bir hizmet buyurdu. Gulam sükû»t eyledi. Ondan Hazreti Ali kerremellâhu vechehu gulama "Ya gulam ben sana ne yaptım ve hatırınız neden münkesir oldu (kırıldı) ve benim nemden incindin" dedikte gulam gelip elin öptü "sen bana bir şey yapmadın, ben bugün senin abdinin (kölenim), muradım seni tecrübe etmek idi, hakka (hakikaten) velisin" dedi.

 
 
 

15 Kasım 2006, 07:00:14
Cevap #13
cotton_prences
Mesajlar: 2739
13.KONU: FARZ, VACİP, SÜNNET,MÜSTEHAP ....


Ve dahi ahkâm-ı şer'iyye sekizdir: Farz, vacip, sünnet, müstehap, mubah, haram, mekruh, müfsit.

Farz oldur ki onu ALLAHu azimü'ş-şan buyurmuş ola, buyurduğu "şüphesiz delil" ile belli olmuş ola; iman, Kur'an - ı Kerim, abdest almak, namaz kılmak, oruç tutmak, zekât vermek, hacca gitmek, cünüplükten gusül etmek gibi.

Farz dahi üç nevidir: Farz-ı dâim, farz-ı muvakkat, farz-ı ale'l -kifaye. Farz-ı dâim "Amentü billahi ilâ ahırihi" bilip ve inanıp daim ittikat etmeye derler. Farz-ı muvakkat amelin vakti geldikte işlediğimiz farz olan amellere derler. Farz ale'l-kifaye onu elli adamdan yahut yüz adamdan birisi işlese sairlerinden sakıt olur; selâm almak ve selâm vermek gibi, cenaze namazı kılmak ve cenazeyi gasl etmek (yıkamak) gibi, sarf ve nahiv (Arapça dilbilgisi) okumak ve hafız olmak ve ilm-i vücû»h (Kur'an - ı Kerim'ın değişik okuma şekilerini veren ilim) öğrenmek gibi.

Ve dahi bir farz içinde beş farz, vardır: Bu farzın ilmi farz, ameli farz, miktarı farz, itikadı farz, ihlası farz, inkârı küfürdür.

Vacip oldur ki onu ALLAHu azimü'ş-şan buyurmuş ola, buyurduğu "şüpheli delil" ile belli olmuş ola. Vacip olduğuna inanmayan kâfir olmaz lakin işlemeyen Cehennem azabına layık olur. Meselâ salat-ı vitirde (vitir namazında) Kunut duası okumak ve hacılar (kurban) Bayramında kurban kesmek ve Ramazan-ı şerif Bayramında fitre vermek gibi.

Ve dahi bir vacip içinde dört vacip bir farz vardır: İlmi vacip, ameli vacip, miktarı vacip, itikadı vacip, ihlası vacip, riyası haram.

Ve dahi sünnet; onu Resû»lüllah sallallâhu aheyhi ve sellem hazretleri bir kere (ve)ya iki kere terk etmiş ola. Terk edene azap olmaz lakin itaba ve şefaattan mahrum olmağa layık olur. Meselâ misvak istimal etmek ve ezan ve ikamet ve cemaatla namaz kılmak ve evlendiği gece taam (yemek) yedirmek ve çocuğunu sünnet etmek gibi.

Sünnet dahi üç nevidir: Sünnet-i müekkede, sünnet-i gayrı müekkede, sünnet-i ale'l-kifaye. Sünnet-i müekkede olan sabah namazının evvel sünneti ve akşam namazının ve yatsı namazının son sünnetleri ve öğle namazının evvel ve son sünnetleri gibi. Bunlar sünnet-i müekkededir, asla terk olunmaz. Sünnet-i gayrı müekkede olan ikindi ve yatsı namazının evvel sünnetleri. Bunlar bazan terk olunursa bir şey lazım gelmez ama her zaman terk olunur ise itaba ve şefaattan mahrum olmağa sebep olur. Sünnet-i ale'l-kifaye beş, on adamdan birisi işlerse sairlerinden sakıt olur; selâm vermek ve itikâfa{İtikâf: Ramazanın son on gününde mescidin veya evin bir köşesine çekilerek dünya işlerinden uzaklaşmak, yeme içme, konuşma ve uykuyu en aza indirerek ibadetle meşgul olmak.} girmek ve meşru olan işlerinin evvelinde "besmele-i şerife" demek gibi.

Eğer taam (yemek) evvelinde besmele-i şerife demezse üç zararı vardır:

1. Şeytan beraber eki eder (yer),
2. Yediği taam bedenine maraz (hastalık) olur,
3. Yediği taamda bereket olmaz. Eğer besmele der ise üç faidesi vardır:

1. Şeytan beraber eki etmez,
2. Yediği taam bedenine şifa olur,
3. Taamda bereket olur.

Ve dahi müstehap; onu Resû»lüllah sallallâhu aleyhi ve sellem ömründe bir kere yahut iki kere işlemiş ola. İşlemeyene azap da ve itab da olmaz, şefaattan mahrum kalmak da olmaz lakin işleyene sevap çoktur demişler. Nafile namaz kılmak ve nafile oruç tutmak ve nafile sadaka vermek gibi.

Müstehap dahi üç nevidir: Müstehap, âdap, mendup. Bu üçünün de sevabı birdir lakin bazılar(ı) bazından ziyadedir demiş.

Ve dahi mubah oldur ki onun ne işlemesinde sevap var ve ne terkinde azap var; yürümek ve oturmak ve ev almak ve helalinden türlü taam yemek ve helalden türlü libas giymek gibi.

Ve dahi haram olur ki onu ALLAHu azimü'ş-şan hazretleri nehy etmiş ola yani kullarına işleme(yi)n demiş ola.

Haram dahi iki nevidir: Biri haram lî-aynihi ve biri haram li-gayrihi. Evvelki adam öldürmek ve zina ve livata etmek ve hamr(şarap) içmek ve hınzır(domuz) eti yemek gibi. Bir adam bunları işler iken besmele-i şerif dese yahut helaldir dese kâfir olur, ama bunları dememiş olsa kâfir olmaz ama Cehennem azabına layık olur. Ve eğer musir olup tevbesiz ölürse imansız gitmeye sebep olur, (haram li-aynihinin haramlığına) inanmayan kâfir olur. Haram li-gayrihi olan; bir adam bir adamın bağına girip sahibinin izni yok iken meyvesini koparıp yemiş ve eşyasını ve akçesini çalıp harcamış. Ol adam besmele dese yahut helaldir dese kâfir olmaz. Ol adamın (mal sahibinin) hakkıdır, alır. Bir adamda altı buçuk arpa ağın hakkı olsa yarın yevm-i kıyamette cemaat ile kılınmış yedi yüz rekât kabul olmuş namazın sevabını Hazreti Mevlâ alıverse gerektir.{Haram li-aynihide haram olan şeyin bizzat kendisi haramdır, haram Ii-gayrihide ise şeyin bizzat kendisi helaldir ama elde ediliş ve kullanılış tarzı haramdır; çalıntı meyve örneğinde olduğu gibi. Onu haram kılan meyve oluşu değil çalıntı oluşudur}

Ve dahi mekruh, kişinin işlediği amelin sevabını gideren şeye derler. Mekruh dahi iki nevidir: Biri kerahet-i tahrimiye ve biri kerahet-i tenzihiye. Kerahet-i tahrimiye vacibin terkidir, harama karib (yakın)dir; kerahet-i tenzihiye sünnetin terkidir, helale karibdir. Kerahet-i tahrimiye işleyen eğer kast ile işlerse âsi ve günahkâr olur, Cehennem azabına layık olur ve namazda ise ol namazın cebren li'n-noksan (eksiği tamamlamak ve gidermek için) iadesi vacip olur; eğer sehiv (yanılma) ile işlerse secde-i sehiv ile sakıt olur. Kerahet-i tenzihiye işleyene azap olmaz lakin itaba ve şefaattan mahrum kalmağa müstahak olur, -eğer musir olur ise-; at eti ve kedi ve fare artığı yemek gibi.

Ve dahi müfsit, kişinin işlediği amelleri temelinden giderene derler; imanı ve nikâhı ve haccı ve zakâtı ve bey'i ve şirayı (alım ve satımı) bozan gibi.


15 Kasım 2006, 07:02:08
Cevap #14
cotton_prences
Mesajlar: 2739
14. KONU:SIFAT-I İMAN ALTIDIR


Ve dahi sıfat-ı iman altıdır:

"û‚mentü billahi": Ben Allahu azimü'ş-şan'ın varlığına ve birliğine inandım, iman getirdim. Allahu azimü'ş-şan vardır ve birdir, şeriki (ortağı) ve nazîri (benzeri) yoktur, mekândan münezzehtir, kemal sıfatlarıyla muttasıftır ve noksan sıfatlardan beridir; kemal sıfatlar Allahu azimü'ş-şan'da bulunur, noksan sıfatlar bizlerde bulunur. Bizlerde bulunan noksan sıfatlar elsizlik ve ayaksızlık ve gözsüzlük, hastalık, sağlık, yemek, içmek; buna müşabih şeyler çoktur, bunlar bizlerde bulunur. Ve Allahu azimü'ş-şan'da bulunan yedi kat gökleri direksiz durdurduğu gibi ve yerde yılanları ayaksız yürüttüğü ve havada kuşları uçurduğu ve cümle mahlukatı yaratıp rızkını verdiği gibi bu da Allahu azimü'ş-şan'ın kemal sıfatlarından bir eserdir.

Ve dahi Allahu azimü'ş-şan hakkında bizlere bilmesi vacip olan sıfat-ı nefsiyye birdir: Vücud (var olmak). Allahu azimü'ş-şan'ın var olmasına naklen delil "Şüphesiz ben Allah'ım" (Tâha 20/14) kavl-i şerifidir. Aklen (delil), bu âlemleri halk eden mevcuttur, olmaması muhaldir.

Ve dahi sıfat-ı nefsiyye; zat onsuz ve ol zatsız tasavvur ve mülahaza olunmaz.

Ve dahi Allahu azimü'ş-şan hakkında bize bilmesi vacip olan sıfât-ı zatiyye beştir:

Kıdem: Allahu azimü'ş-şan'ın varlığının evveli olmamak,

Beka: Allahu azimü'ş-şan'ın varlığının ahiri (sonu) olmamak. Buna Vâcibü'l-vücud derler. Naklen delil Allah Taâlâ'nın "O Evvel'dir, û‚hır'dir, Zâhir'dir, Bâtın'dır" (Hadid 57/3) kavl-i şerifidir. Aklen delil; varlığının evveli ve âhiri olsa, sonra olmuş olup âciz ve nakıs (eksik) olurdu. û‚ciz ve nakıs olmak Allahu azimü'ş-şan hakkında muhaldir.

Kıyam bi-nefsihi: Allahu azimü'ş-şan'ın zatında ve sıfatında ve ef âlinde (fiillerinde) kimseye muhtaç olmaması. Naklen delil Allah Taâlâ'nın "Allah ganidir (ihtiyaç sahibi değildir), siz ise muhtaç fakirlersiniz" (Muhammed. 47/38) kavl-i şerifidir. Aklen delil; bu sıfatlar O'nda olmamış olsa âciz ve nakıs olurdu, âciz ve nakıs olmak Allahu azimü'ş-şan hakkında muhaldir.

Muhalefettin li'l-havâdis: Allahu azimü'ş-şan'ın zatında ve sıfatında kimseye benzememesi. Naklen delil Allah Taâlâ'nın "Yeryüzünde ve gökyüzünde O'nun benzeri bir şey yoktur" (Şû»ra 42/11) kavl-i şerifidir. Aklen delil; bu sıfatlar O'nda olmamış olsa âciz ve nakıs olurdu, âciz ve nakıs olmak Allahu azimü'ş-şan hakkında muhaldir.

Vahdaniyyet: Allahu azimü'ş-şan'ın zatında ve sıfatında ve ef âlinde şeriki (ortağı) ve nazîri (benzeri) yoktur. Naklen delil Allah Taâlâ'nın 'Deki O Allah Bir'dir" (İhlas 112/1) kavl-i şerifidir. Aklen delil; eğer ortağı olsa âlem fena olurdu, biri yaratmasın(ı) diler ve biri yaratmamasın(ı) dilerdi. Sıfat-ı zatiyye mefhumunda zatiyyet (zata mahsusluk) olduğu için sıfât-ı zatiyye dediler.

Ve dahi Allahu azimü'ş-şan'ın hakkında bizlere bilmesi vacip olan sıfât-ı subû»tiyye sekizdir: Hayat, ilim, sem', basar, irade, kudret, kelâm, tekvin. Bu sıfatların mânaları budur ki:

Hayat: Allahu azimü'ş-şan'ın diri olması. Naklen delil Allah Taâlâ'nın "Allah kendisinden başka tanrı olmayandır, diridir, kayyumdur" (Bakara 2/255) kavl-i şerifidir. Aklen delil; Allahu azimü'ş-şan diri olmasa bu mahlukat vücuda gelmezdi.

İlim: Allahu azimü'ş-şan'ın bilmesi. Naklen delil Allah Taâlâ'nın "Görünmeyeni ve görüneni bilendir" (Ra'd, 13/9) kavl-i şerifidir. Aklen delil; Allahu azimü'ş-şan'ın bilmesi olmasa âciz ve nakıs olurdu; âciz ve nakıs olmak Allahu azimü'ş-şan hakkında muhaldir.

Sem': Allahu azimü'ş-şan'ın işitmesi. Naklen delil Allah Taâlâ'nın "O işitendir, bilendir" (Bakara 2/137) kavl-i şerifidir. Aklen delil; işitmesi olmasa âciz ve nakıs olurdu, âciz ve nakıs olmak Allahu azimü'ş-şan hakkında muhaldir.

Basar: Allahu azimü'ş-şan'ın görmesi. Naklen delil Allah Taâlâ'nın "O işitendir, görendir" (Şû»ra 42/11) kavl-i şerifidir. Aklen delil; görmesi olmasa âciz ve nakıs olurdu, âciz ve nakıs olmak Allahu azimü'ş-şan hakkında muhaldir.

İrade: Allahu azimü'ş-şan'ın dilemesi, Naklen delil Allah Taâlâ'nın "Şüphesiz Allah dilediğini yapar" (Hac 22/18) kavl-i şerifidir. Aklen delil; eğer dilemesi olmasa âciz ve nakıs olurdu, âciz ve nakıs olmak Allahu azimü'ş-şan hakkında muhaldir.

Kudret: Allahu azimü'ş-şan'ın gücünün yetmesi. Naklen delil Allah Taâlâ'nın "Şüphesiz Allah her şeye kadirdir" (Bakara 2/20) kavl-i şerifidir. Aklen delil; eğer gücü yetmese âciz ve nakıs olurdu, âciz ve nakıs olmak Allahu azimü'ş-şan'ın hakkında muhaldir.

Kelâm: Allahu azimü'ş-şan'ın söylemesi. Naklen delil Allah Taâlâ'nın "Allah Musa'ya konuştu" (Nisa 4/164) kavl-i şerifidir. Aklen delil; eğer söylemesi olmasa âciz ve nakıs olur idi, bu Allahu azimü'ş-şan hakkında muhaldir.

Tekvin: Allahu azimü'ş-şan haliktır, her şeyi yaratan O'dur, O'ndan gayrı yaratıcı yoktur. Naklen delil Allah Taâlâ'nın "Allah her şeyin yaratıcısıdır" (Zümer 39/62) kavl-i şerifidir. Aklen delil; yerlerde ve göklerde acaip mahlukatı vardır, cümlesini yaratan O'dur.

Ve dahi Allahu azimü'ş-şan'ın hakkında bize bilmesi vacip olan sıfât-ı maneviye sekizdir. Hayy, alîm, semî, basîr, mürîd, kadîr, mütekellim, mükevvin. Bu sıfât-ı şeriflerin mânaları budur ki : Hayy, Allahu azimü'ş-şan diri olucudur. Semî, sem'-i kadîmiyle (başlangıcı olmayan işitmesiyle) işiticidir. Basîr, Allahu azimü'ş-şan basar-ı kadîmiyle görücüdür. Mürîd, Allahu azimü'ş-şan irade-i kadîmesiyle dileyicidir. Alîm, Allahu azimü'ş-şan ilm-i kadîmiyle bilicidir. Kadîr, Allahu azimü'ş-şan kudret-i kadîmesiyle gücü yeticidir. Mütekellim, Allahu azimü'ş-şan kelâm-ı kadîmiyle söyleyicidir. Mükevvin, Allahu azimü'ş-şan halk edicidir.

Allah Taâlâ hakkında muhal olan sıfatlar bunların zıddıdır.

'Ve melâiketihi": Dahi ben Allahu azimü'ş-şan'ın meleklerine inandım, iman getirdim. Allahu azimü'ş-şan'ın melekleri vardır, onlar nurdan halk olunmuştur. Yemezler ve içmezler, onlarda erkeklik ve dişilik olmaz. Gökten yere inerler ve yerden göğe çıkarlar ve bir halden bir hale girerler ve göz açıp yumunca onlar Allahu azimü'ş-şan'a âsi olmazlar ve bizcileyin (bizim gibi) günah etmezler ve onların içinde mukarrebler (Allah'a yakın olanlar) ve peygamberler vardır. Cümlesinin efdali Cebrail, Mikâil, İsrafil, Azrail âleyhimü's-selâmdır. Bunlar cümle meleklerin peygamberleridir ve onlann her-birisini Allahu azimü'ş-şan bir hizmete koşmuştur, kıyamete kadar bir hizmete dahi nöbet gelmez.

'Ve kütübihi" : Dahi (ben) Allahu azimü'ş-şan'ın kitaplarına inandım, iman getirdim. Allahu azimü'ş-şan'ın kitapları vardır, cümlesi yüz dört kitaptır; yüzü suhuftur ve dördü büyük kitaptır.

Tevrat Hazreti Musa aleyhi's-selâma, Zebur Hazreti Davud aleyhi's-selâma, İncil Hazreti İsa aleyhi's-selâma, Kur'an bizim peygamberimiz Muhammed aleyhi's-selâma nazil olmuştur.

Yüz suhufun

10 suhufu Hazreti û‚dem aleyhi's-selâma,
50 suhufu Şît aleyhi's-selâma,
30 suhufu İdris aleyhi's-selâma,
10 suhufu İbrahim aleyhi's-selâma,

Bunların cümlesini Cebrail aliyhi's-selâm indirmiştir, cümlesinden sonra Kur'an-ı azimü'ş-şan nazil olmuştur, az az, âyet âyet yirmi üç senede tamam olmuştur, hükmü kıyamete değin bakidir; nesihten (hükümsüz bırakılmaktan) ve tebdilden (değiştirilmeden) beridir.

'Ve rusulihi": Dahi ben Allahu azimü'ş-şan'ın peygamberine inandım, iman getirdim. Allah Taâlâ'nın peygamberleri vardır; evveli Hazreti û‚dem aleyhi's-selâm, âhiri bizim peygamberimiz Hazreti Muhammedeni'l-Mustafa sallallâhu aleyhi ve sellem. Bu ikisinin arasında çok peygamberler gelmiş ve geçmiştir, onların sayısını Allahu azimü'ş-şan bilir.

Ve dahi peygamberler hakkında bizlere bilmesi vacip olan sıfatlar beştir : Sıdk, emanet, tebliğ, ismet, fetanet.

Sıdk: Cümle peygamberlerin sözlerinde sâdık olması,

Emanet: Onlar emanete hıyanetlik etmezler,

Tebliğ: Onlar(ın) Allahu azimü'ş-şan'ın emrini ve nehyini bilip ümmetlerine beyan edip ulaştırması,

İsmet: Büyük ve küçük günahlardan beri olmak,

Fetanet: Cümle peygamberlerin nastan (insanlardan) akıllı olması.

Caiz olan sıfatlar beştir: Onlar yerler ve içerler ve hasta olur ve dünyalarını değiştirirler, onlar bizim gibi dünyaya muhabbet etmezler.

' Ve'l-yevmi'l-âhıri": Dahi ben kıyamet gününe inandım ve iman getirdim. Cümlemiz ölüp yine dirilsek gerektir. Cennet ve Cehennem, mizan, sırat, haşır ve neşir, azab-ı kabir (kabir azabı), Münker ve Nekir suali haktır ve olacaktır.

'Ve bi'l-kaderi hayrihi ve şerrihi minallâhi taâlâ": Dahi hayır ve şer, olup ve olacakların cümlesinin Allahu azimü'ş-şan'ın takdiriyle ve dilemesiyle ve yaratmasıyla ve Levh-i mahfuz'a yazmasıyla olduğuna inandım, iman getirdim, asla kalbimizde şek ve şüphe yoktur.

"Eşhedü ellâ ilahe illallah ve eşhedû» enne Muhammeden abduhu ve resû»lüh."

Ve dahi itikatta mezhebim birdir; ehl-i sünnet ve'l-cemaat mezhebidir ki bu mezheptenim. Amelde mezhep dörttür: İmam-ı Azam, İmam-ı Şafiî, İmam-ı Mâlik, İmam-ı Ahmed b. Hanbel. Bu dört mezhepten her hangisine olursa taklit etmek caizdir. Lakin biz İmam-ı Azam mezhebindeniz. İmam-ı Azam mezhebi savaptır (doğrudur), hata olmak ihtimali var; gayrı mezhepler hatadır, savap olmak ihtimali vardır.





Bu Konunun Linki : 

Yukarıdaki linki arkadaşlarınıza göndermek için kullanabilirsiniz. Bu sayfada Mızraklı İlmihali ile ilgili olarak; Mızraklı İlmihali hakkında bilgiler nedir yazıları veya şiirleri Temel dini bilgiler ve bu bilgilere ulaşabileceğiniz kaynaklar... gibi bilgileri veya indirme linklerini, sözleri veya resimleri Mızraklı İlmihali siteleri gibi benzer birçok konuları bulabilirsiniz.

 
Gerçek mutluluk, ancak gerçek sevgi ile yaşanabilir.

Copyright © 2006-2014 AjansMail
Her hakkı saklıdır.