Bu bir reklamdır.




Münafikun Suresi Türkçe Meali


ilgiliFORUM.com

Münafikun Suresi Türkçe Meali ile ilgili benzer olabilecek konular...

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.


26 Ağustos 2007, 05:03:35
C.S.J
Admin
Mesajlar: 11280
Su testisi taşıyan adamı takip edin!

Münafikun Suresi Türkçe Meali

1 - Münafıklar sana geldikleri vakit: "Şahitlik ederiz ki sen muhakkak Allah'ın elçisisin." derler. Senin mutlaka kendisinin elçisi olduğunu Allah bilir ve Allah münafıkların yalancı olduklarına şahitlik eder.

2 - Yeminlerini kalkan yapıp (insanları) Allah'ın yolundan çevirdiler. Onların yaptıkları ne kötüdür!

3 - Bunun sebebi şudur: Onlar inandılar, sonra inkar ettiler, bu yüzden kalblerinin üzeri mühürlendi. Artık onlar anlamazlar.

4 - Onları gördüğün zaman kalıpları hoşuna gider, konuşurlarsa sözlerini dinlersin. Onlar sanki dayanmış keresteler gibidirler. Her gürültüyü kendi aleyhlerine sanırlar. Onlar düşmandır, onlardan sakın. Allah onları kahretsin! Nasıl olup da döndürülüyorlar?

5 - Onlara: "Gelin, Allah'ın Resulü sizin için mağfiret dilesin." denildiği zaman başlarını çevirirler ve onların, büyüklük taslayarak yüz çevirdiklerini görürsün.

6 - Onlara mağfiret dilesen de, dilemesen de onlar için birdir. Allah onları bağışlamayacaktır. Çünkü Allah, yoldan çıkmış bir toplumu yola iletmez.

7 - Onlar öyle kimselerdir ki: "Allah'ın elçisinin yanında bulunanları beslemeyin ki dağılıp gitsinler." diyorlar. Oysa göklerin ve yerin hazineleri Allah'ındır, fakat münafıklar anlamazlar.

8 - Diyorlar ki: "Andolsun, eğer Medine'ye dönersek, daha üstün olan, daha alçak olanı oradan mutlaka çıkaracaktır." Üstünlük, ancak Allah'a, O'nun elçisine ve müminlere mahsustur. Fakat münafıklar bilmezler.

9 - Ey İnananlar! Mallarınız ve çocuklarınız sizi Allah'ı anmaktan alıkoymasın. Kim bunu yaparsa işte onlar ziyana uğrayanlardır.

10 - Birinize ölüm gelip de: "Rabbim, beni yakın bir süreye kadar erteleseydin de sadaka verip iyilerden olsaydım!" demesinden önce, size verdiğimiz rızıktan (Allah) için harcayın.

11 - Allah süresi geldiği zaman hiç bir canı ertelemez. Allah yaptıklarınızdan haberdardır.




1) Her şeyi Allah yaratır ve Allah izin vermeden hiçbir şey gerçekleşmez.
2) Allah (kötü) bir şeyin gerçekleşmesine izin veriyorsa, onda muhakkak bir hayır, bir hikmet vardır.
3) Çünkü Allah kuluna asla zulmetmez!
4) Buna tam inanan insan, asla; kızmaz, üzülmez, sıkılmaz, daralmaz, depresyona girmez. Her zaman mutlu, hep umutlu olur.

07 Şubat 2009, 05:49:59
Cevap #1
C.S.J
Admin
Mesajlar: 11280
Su testisi taşıyan adamı takip edin!
Munafikun Süresi Nüzul Sebebi

Medine'de ve Hacc Sûresinden sonra nazil olmuştur.[1] Âyetlerinin adedi, on birdir. [2]

1. Münafıklar sana geldiklerinde "Şehadet ederiz ki muhakkak sen Allah 'in Rasûlü'sün." derler. Allah da bilir ki sen elbette O'nun Rasûlü'sündiir. Allah, münafıkların şüphesiz yalancılar olduklarına şehadet eder.

Ayetin nüzul sebebi ile ilgili rivayetler:
1- Abdullah ibn Raca kanalıyla Zeyd ibn Erkam'dan rivayette o şöyle anlatı­yor:
Bir gazvede idim. Abdullah ibn Übeyy'in: "Rasûlullah'ın yanında olanlara infakta bulunmayın ki yanından dağılıp gitsinler. Onun yanından (Medine'ye) döndüğümüzde elbette azîz olan, zelîl olanı oradan çıkaracaktır." dediğini duy­dum ve bunu amcama -veya Hz. Ömer'e- söyledim, o da gidip Hz. Peygamber (sa)'e söylemiş. Allah'ın Rasûlü (sa) beni çağırıp sordu, ben de duyduklarımı Allah'ın rasûlü'ne de söyledim. Hz. Peygamber (sa), Abdullah ibn Übeyy ve arkadaşlarına haber gönderip çağırttı. Böyle bir şey söylemediklerine yemin ettiler, Rasûlullah (sa) da onları doğrulayıp beni yalanladı. Beni öyle bir üzüntü kapladı ki o zamana kadar başıma böyle bir üzüntü gelmemişti. Evimde oturup dışarı çıkamaz hale geldim. Amcam geldi ve:
"Olsa olsa bu söylediklerinle Rasûlullah (sa)'ın seni yalanlamasını ve sana kızmasını istemiş olabilirsin." de­di. İşte bu hadise üzerine Allah Tealâ: "Münafıklar sana geldiklerinde..." âyet-i kerimesini indirdi de Hz. Peygamber (sa) bana haber göndermiş, yanına vardım da bana:
"Ey Zeyd, muhakkak ki Allah seni doğruladı." Buyurdular.[3]
2- Tirmizî'nin kendi isnadıyla yine Zeyd ibn Erkam'dan rivayetle tahric ettiği hadis biraz daha ayrıntılı. Bu rivayette Zeyd ibn Erkam şöyle anlatıyor:
Rasûlullah (sa) ile bir gazvede idik. Bedevilerden bir grup da bizimle birliktey­diler. Bir konaklama yerinde herkes suya koştu, o bedeviler bizden önce dav­randılar ve içlerinden birisi suyun başına geldi, akmayıp toplanması için etrafına taş dizdi ve toplanan suyun üzerine deriden bir örtü örterek arkadaşlarının gel­mesini bekledi. Bu arada ensardan birisi o bedevînin bulunduğu yere geldi, de­vesinin yularını bıraktı ve suyun üzerindeki kırbayı kaldırdı ki hayvan su içebil­sin. Bedevî de devenin su içmesini engelliyerek elindeki sopayı kaldırıp o ensarînin başına vurup kafasını yardı. Kafası yarılan ensarî Abdullah ibn Übeyy'in yanına geldi. Onun arkadaşlarından birisiydi. Başına gelenleri anlatınca Abdullah ibn Übeyy kızdı ve:
"Rasûlullah'ın yanındakilere infakta bulunmayın ki çevresindeki bedeviler dağılıp gitsinler." dedi. Bedevîler, yemek vakti olunca Rasûlullah (sa)'ın etrafında toplanıyorlardı. Abdullah ibn Übeyy şöyle devam etti:
"Bedevîler, Muhammed'in etrafından dağılıp gittikten sonra ona yemek götürün; o ve beraberindekiler o zaman yemek yesinler." deyip çevresindeki arkadaşlarına da:
"Şayet Medine'ye dönerseniz mutlaka azîz olan zelîl olanı oradan çıkaracaktır." dedi. Bundan sonrasını Zeyd şöyle anlatıyor:
Ben, bu gazvede Rasûiullah (sa)'ın terkisinde idim. Abdullah ibn Übeyy'in bu sözlerini duydum ve amcama haber verdim. Amcam da Hz. Peygamber (sa)'e gidip O'na haber verdi de Rasûlullah (sa) İbn Übeyy'i çağırdı. İbn Übeyy de yemin edip böyle söylediğini inkâr etti. Allah'ın rasûlü (sa) onu doğrulayıp beni yalanladı. Amcam bana gelip:
"Bu yaptığınla olsa olsa Rasûiullah (sa)'ın sana kızmasını istemiş olmalısın; biliyor musun Allah'ın Rasûlü ve müslümanlar seni yalanladılar." dedi. O kadar üzüldüm ki daha önce hiç kimse bu kadar üzülmemiştir. Ben, üzüntüden başımı eğmiş halde Rasûlullah'ın yanında yürürken Hz. Peygamber birden bana döndü, kulağımı hafifçe çekti, yüzüme güldü. Dünyada ebedî olarak kalmam dahi bana bundan daha sevimli olmazdı. Sonra Ebu Bekr, bana ulaştı ve:
"Allah'ın Rasûlü sana ne söyledi?" diye sordu. Ben:
"Bir şey söylemedi, sadece kulağımı hafifçe çekti ve yüzüme güldü." dedim.
"Sana müjdeler olsun." dedi. Sonra Ebu Bekr bize kavuştu, Ebu Bekr'e söylediğimi ona da söyledim. Sabah olunca Rasûiullah (sa) bize Münâfikûn Sûresini okudu "[4]
3- Adem ibn Ebî İyâs kanalıyla yine Zeyd ibn Erkam'dan gelen başka bir rivayette de sadece bu âyet-i kerimenin değil "Oysa izzet Allah'ın, Rasûlü'nün ve mü'minlerindir. Fakat münafıklar bunu bilmezler." (âyet: 8) âyet-i kerimesine kadar olan âyetlerin bu hadise üzerine indiği belirtilmektedir.[5]
4- Amr ibn Hâlid kanalıyla gelen başka bir rivayette de Hz. Peygamber (sa)'in, bu âyet-i kerimenin nüzulü üzerine münafıklara istiğfarda bulunmalarını söylediği, onlarınsa tevbe istiğfar etmek yerine başlarını çevirip gittikleri[6]
5- Beşîr ibn Müslim'den gelen bir rivayette de kendisi­ne:
"Ey Ebu Hubâb, senin hakkında şiddetli âyetler nazil oldu. Rasûlullah'a git de senin için istiğfar ediversin." denildiğinde başını çevirdiği ve:
"İman et, de­diniz iman ettim; zekât ver, dediniz verdim; kala kala bir tek Muhammed'e sec­de etmem kaldı." dediği[7] ayrıntısına yer verilmektedir
6- Tirmizî'deki başka bir rivayette hadisenin Tebük Gazvesi sırasında olduğu[8]
7- Suyûtî'deki rivayetlerden birinde de Sûrenin Tebük Gazvesinde ve gece nazil olduğu[9] ayrıntısı varsa da Abdullah ibn Übeyy bu gazveye katılmadığına göre bu ayrıntı, ravilerden birinin hatası olmalıdır. Hadisenin Mustalik Oğulları gazvesinde ve Müreysî' kuyusu başında olduğunda tarihçiler ve diğer hadis imamları müttefik­tirler.[10]
8- Nitekim yine Tirmizî'de İbn Ebî Ömer kanalıyla Câbir ibn Abdullah'tan gelen bir rivayette bu husus açıkça belirtilmiştir. Bu rivayette Câbir şöyle anlatıyor:
Allah'ın Rasûlü ile bir gazvede, Mustalik oğullan gazvesindeydik. Muhacirlerden bir adam ensardan bir adama eliyle (elinin tersiyle) vurdu. Muhacirlerden olan adam:
"Yetişin ey muhacirler." diye, ensardan olan da:
"Yetişin ey ensar!" diye bağırdı, az daha birbirlerine gireceklerdi ki Rasûlullah'a bu durum ulaşınca:
"Nedir bu câhiliye davası?!" diye sordular.
"Muhacirlerden birisi, ensardan birisine vurmuş." dediler. Rasûl-i Ekrem (sa):
"Bırakın bu kokuşmuş şeyleri." buyurdular. Rasûl-i Ekrem'in bu sözünü Abdullah ibn Übeyy duyunca:
"bunu da mı yaptılar? Vallahi eğer Medine'ye dönecek olursak mutlaka aziz olan zelîl olanı oradan çıkaracaktır." dedi. Ömer:
"Ey Allah'ın elçisi, beni bırak şu münafığın boynunu vurayım." dedi. Hz. Peygamber (sa):
"Bırak onu; insanlar, Muhammed ashabını öldürüyor demesinler."
Ömer’den başkaları şöyle naklederler: Abdullah ibn Übeyy'in oğlu Abdullah babasına:
"Allah'a yemin ederim ki Medine'ye dönmeden zelîl'in sen, Azîzin de Rasûlullah olduğunu ikrar edeceksin." dedi, o da oğlu Abdullah'ın bu söylediğini yaptı. [11]
9- Vâhıdî'nin zikrettiğine göre tefsir ve Siyer âlimleri şöyle anlatırlar: Allah'ın Rasûlü Mustalik oğullan gazvesinde iken Müreysi' suyu başında konaklamışlar. İnsanlar su almak üzere suyun başında toplanmışlar. Bu arada Ğıfâr oğullarından Hz. Ömer'in işçisi Cahcâh ibn Saîd el-Ğıfârî ile Hazrec oğullarından Sinan el-Cühenî suyun başında münakaşaya tutuşmuşlar. Sinan el-Cühenî
"Yetişin ey ensar topluluğu!" diye bağırırken, Cahcâh el-Ğıfârî de
"Yetişin ey muhacirler topluluğu!" diye bağırmış.
Medine-i Münevvere'ye dönüşlerinde Medine girişinde Abdullah ibn Übeyy gelip de şehre girmek isteyince oğlu Abdullah:
"Geri çekil, giremezsin, ta ki Allah'ın Rasûlü (sa) girmene müsaade edinceye ve kimin azîz, kimin de zelîl olduğunu insanlar bilinceye kadar." demiş de İbn Übeyy, oğlunun bu yaptığını Rasûlullah (sa)'a şikâyet etmiş. O da İbn Übeyy'in girmesine müsaade etmesi haberini göndermiş de böylece Medine-i Münevvere'ye girebilmiş. İşte bunun üzerine bu âyet-i kerimeler inip de yalancılığı açıkça ortaya çıkınca
"Ey Ebu Hubâb, senin hakkında çok şiddetli âyetler nazil oldu; Rasûlullah'a git de senin için istiğfar ediversin." denilmiş de o başını çevirip gitmiş. İşte "Onlara, gelin Allah'ın Rasûlü sizin için mağfiret dilesin, denildiği zaman başlarını çevirdiler..." kavli budur.[12]
10- Vâhıdî'nin bu haberini Taberî, Abdullah ibn Ebî Bekr ve Muhammed ibn Yahya ibn Hıbbân'dan rivayetle daha geniş bir şekilde şöyle nakleder:
Rasûlullah (sa)'a Mustalik oğullarının, Hz. Peygamber (sa)'in hanımların­dan Cüveyriyye'nin babası el-Hâris ibn Dırâr komutasında kuvvet topladıkları haberi ulaşınca Rasûlullah (sa) onların üzerine yürüdü ve Kadîd tarafından sahi­le doğru Müreysî adındaki su başında onlarla karşılaştı. İki ordu birbirine girdi ve yapılan savaşta Allah Tealâ Mustalik oğullarını bozguna uğrattı da onlardan öldürülenler öldürüldü, Rasûlullah (sa) oğullarını, kadınlarını ve mallarını ganimet olarak aldı. Savaş esnasında Hişâm ibn Sabâbe adında Kelb ibn Avf ibn Amir oğullarından birisi yanlışlıkla ensardan birisi tarafından öldürülmüştü. Ubâde ibnu's-Sâmit'in ashabından olan bu ensari, onu düşman sanarak yanlış­lıkla öldürmüştü.
İnsanlar henüz bu suyun başındalarken bir ara insanların sucuları suyun ba­şına gelmişler. Hz. Ömer'in de Ğıfâr oğullarından Cahcah ibn Saîd adında bir işçisi atını yedekliyerek suyun başına gelmiş. Avf ibnu'l-Hazrec oğullarının dostu Sinan el-Cühenî ile suyun başında karşılaşıp sıkışmışlar ve tartışmaya başlamışlar. Sinan el-Cühenî
"Yetişin ey ensar!" diye bağırırken Cahcâh da
"Yetişin ey muhacirler!" diye bağırmış, Abdullah ibn Übeyy ibn Selûl buna çok kızmış. Yanında kabilesinden bir grup ve henüz yaşı küçük olan Zeyd ibn Erkam da varmış. İbn Übeyy:
"Bunu da mı yaptılar? Çoğaldılar da bizi belde­mizden mi kovacaklar? Bizim ve Kureyş celâbîbi'nin misali aynen "Besle kö­peğini yesin seni" misali gibidir. Ama Allah'a yemin olsun ki eğer Medine'ye dönecek olursak elbette aziz olan zelîl olanı mutlaka oradan çıkaracaktır." dedi sonra da yanında bulunan kabilesinden arkadaşlarına:
"Bunu kendinize siz yap­tınız: Onları beldenize aldınız, mallarınızı onlarla paylaştınız. İşte yaptığınızın neticesi. Allah'a yemin olsun ki şayet elinizdekileri onlara vermeyip tutsaydınız ülkenizden ayrılıp başka taraflara giderlerdi." dedi. Onun bu sözlerini duyan Zeyd ibn Erkam oradan ayrılıp Hz. Peygamber (sa)'in yanına geldi ve Hz. Pey­gamber (sa) gazveyle ilgili işlerini bitirirken duyduklarını O'na haber verdi. O olanları Hz. Peygamber (sa)'e haber verirken Hz. Ömer de Efendimiz (sa)'in yanında idi.
"Ey Allah'ın elçisi, Abbâd ibn Bişr ibn Vakş'a emret, gidip şu adamı öldürsün." dedi. Rasûlullah (sa):
"Ey Ömer, insanlar, Muhammed ashabını öldürüyor, dedikleri zaman halimiz nice olur? Hayır, fakat insanlara buradan ayrılacağımızı ilân et." buyurdu. Vakit, Hz. Peygamber (sa)'in normal olarak yola çıkacağı bir vakit değildi. Yola çıkıldı ve Abdullah ibn Übeyy, Zeyd ibn Erkam'ın konuştuklarını Hz. Peygamber (sa)'e ulaştırdığını öğrenince Hz. Pey­gamber (sa)'e geldi ve onun söylediklerini söylemediğine, onları konuşmadığı­na yemin etti. Abdullah, kavmi nezdinde büyük, kendisine saygı gösterilen şe­refli birisiydi. Hz. Peygamber (sa)'in ashabından yanında bulunan ensardan ba­zıları:
"Ey Allah'ın elçisi, çocuk belki de yanlış anlamış, sözü iyi bellememiştir." diyerek Abdullah ibn Übeyy'i müdafaa etmek istediler. Allah'ın rasûlü (sa) yalnız kaldığında Üseyd ibn Hudayr yanına geldi, onu nübüvvet selâmıyla se­lâmladı, sonra:
"Ey Allah'ın elçisi, daha önce yola çıkma âdetin olmıyan bir zamanda yola çıktın." dedi. Rasûlullah (sa):
"Arkadaşınızın söylediği sana ulaşmadı mı?" buyurdu. Üseyd:
"Hangi arkadaşımız ey Allah'ın elçisi?" diye sordu. Hz. Peygamber (sa):
"Abdullah ibn Übeyy.." dedi. Üseyd:
"Ne demiş?" diye sordu da Hz. Peygamber (sa):
"Eğer Medine'ye dönerse Azîz olanın mut­laka zelîl olanı oradan çıkaracağını iddia etmiş." buyurdu. Üseyd:
"Allah'a ye­min olsun ki ey Allah'ın elçisi, dilersen sen onu oradan çıkarırsın; elbette zelîl olan odur, azîz olan sensin." deyip şöyle devam eder:
"Ey Allah'ın elçisi, ona rıfk ile muamele et. Allah'a yemin olsun, Allah seni Medine'ye getirdiğinde kabilesi ona taç giydirmeye hazırlanıyordu. O, senin bu kırallığını ondan aldığı­na inanıyor."
Rasûlullah o gün ve gecesi boyunca, ertesi günün ilk saatlerinde de ashabı­nı yürüttü, yola devam ettiler. O gün güneş etkisini gösterip yakmaya başlayınca konakladılar. îyice yorulan insanlar toprağa yayılıp uyuyakaldılar. Hz. Peygam­ber (sa), insanlar Abdullah ibn Übeyy ile ilgili o konuyu konuşmaya fırsat bulamasınlar diye iyice yoruluncaya kadar onları yürütmüştü. Sonra insanları tek­rar yola çıkardı ve Hicaz bölgesine ulaşarak Fuvayku'n-Nakî'de Nak'â' (veya Bak'â') adındaki bir su başında tekrar konakladılar. Oradan yola çıktıklarında öyle bir fırtına çıktı ki insanlar bundan çok eziyet görüp korktular. Rasûlullah (sa):
"Korkmayın, bu fırtına kâfirlerin büyüklerinden birisinin ölümü üzerine esmiştir." buyurdular. Medine-i Münevvere'ye geldiklerinde duydular ki Kaynukâ' oğullarından Rifâ'a ibn Zeyd ibn Tâbut o gün ölmüş. Ki yahudilerin büyüklerinden ve münafıklara yataklık eden birisiydi. İşte bütün bunlar üzerine Alah Tealâ'nın münafıkları zikrettiği Sûre Abdullah ibn Übeyy ve onunla birlik­te onun gibi olanlar hakkında nazil oldu, "O münafıklar sana geldiklerinde..." buyruldu. Bu Sûre-i celilenin inmesi üzerine Hz. Peygamber (sa), Zeyd'in kulağını tutmuş ve ona:
"Allah Tealâ senin kulağının duyduğunu tasdik eyledi." bu­yurmuştur. [13]
Mustalik oğullan Gazvesi Hicretin beşinci yılında olduğuna göre bu sûre­nin nüzulü de bu sene olmuş demektir.[14]
11- Buhari ve Müslim, aynı manada Tirmizi bu ayetin nüzul sebebi hak­kında şunu naklettiler:
Rasulullah (s.a.), Kubeyd mıntıkasının sahil tarafına düşen Müreysi denilen yerdeki Mustalikoğulları üzerine bir gazve tertiplemişti. Burada bir su başında ordu dinlenirken Hz. Ömer'in işçisi Cahcah ile Abdullah b. Übey'in müttefiki Sinan adında birisi arasında su yüzünden bir kavga çık­tı. Cahcah muhacirleri Sinan da ensarı saflarına çağırdılar. Cahcah Si­nan'a bir tokat attı. Abdullah b. Übey:
"Bunu yaptılar ha! Besle kargayı oy­sun gözünü. Vallahi Medine'ye döndüğümüzde güçlü olan zayıf ve zelil ola­nı -yani Muhammedi- oradan çıkaracak!" dedi. Sonra kavmine şöyle söyle­di:
"Bu adama yiyecek vermeyin, yanındaki adamlarını da doyurmayın, etafından dağılıp gitsinler, onu terketsinler." Abdullah b. Übey'in grubunda bulunan Zeyd b. Erkam
"Vallahi zelil sensin, kavmi içinde hakir görülen sensin. Muhammed, Rahman'm himayesi, müslümanların muhabbeti ile azizdir, güçlüdür. Vallahi bu sözünden sonra seni asla sevmiyeceğim." dedi. Abdullah ona
"Sus, ben şaka söylüyorum." dedi. Zeyd hadiseyi Rasulullah'a (s.a.) bildirdi. Abdullah
"Vallahi bunu ne söyledim, ne yaptım." diye inkâr ederek özür diledi. Rasulullah (s.a.) onu affetti. Zeyd:
"İçimden çok kötü şeyler geçti, herkes beni kınadı." dedi. Bunun üzerine Zeyd'i tasdik, Abdul­lah'ı tekzip sadedinde Münafikun suresi nazil oldu. Abdullah b. Übey'e:
"Se­nin hakkında çok şiddetli ayetler indi, git Rasulullah'a senin için istiğfar etsin." dediler. O da ret manasına kafasını çevirdi. Bunun üzerine bu ayet­ler nazil oldu. [15]

5. Onlara: "Gelin, Allah'ın rasûlü sizin için mağfiret dilesin." denildiği zaman başlarını çevirdiler. Ve sen, onların büyüklük taslıyarak yüz çevirdikle­rini görürsün.

Ayetin nüzul sebebi ile ilgili rivayetler:
1- Bu âyet-i kerime de seleften bir çoklarının söylediği gibi Abdullah ibn Übeyy hakkında inen âyetlerdendir. Onun, bu âyetin inişine sebep olan davranı­şını Muhammed ibn İshak şöyle anlatıyor:
Bize İbn Şihâb ez-Zührî'nin anlattığına göre Abdullah ibn Übeyy ibn Selûl'ün Cuma namazında Mescid-i Nebevî'de durduğu bir yeri vardı. Kendisi­nin ve kavminin saygıdeğer bir yeri olması hasebiyle o yerde durması engellenmezdi. Hz. Peygamber (sa) hutbe okumak üzere kalktığında Abdullah ibn Übeyy de kalkar ve:
"Ey insanlar, işte Allah'ın Rasûlü aranızda; Allah onunla sizi şereflendirdi ve yüceltti. Binaenaleyh ona yardım edin, destek olun, dinle­yin ve itaat edin." der ve otururmuş.
Nihayet Uhud gazvesinde yaptığı şeyi yapınca yani askerin üçte biriyle geri dönünce müslümanlar da Medine'ye gazveden dönüp geldiklerinde eskiden yaptığı gibi ayağa kalkıp konuşmak istedi. Müslümanlar, elbisesinin uçlarından çekerek dediler ki:
"Ey Allah'ın düşmanı, otur; sen buna lâyık değilsin, yapaca­ğın işi yaptın." O da kalkıp insanların omuzlarına basa basa Mescid'den çıktı, bir yandan da:
"Allah'a andolsun ki ben, sanki büyük bir şey söyleyecekmişim gibi davrandılar. Halbuki kalkıp konuşsaydım onun (Hz. Peygamber'in) duru­munu daha da kuvvetlendirecektim." diyordu.
Ensardan birisi Mescid'in kapısında onunla karşılaşıp:
"Yazıklar olsun sa­na, neyin var?" dedi. O da:
"Ben kalkıp onun (Muhammed'in) durumunu pekiş­tirecektim ki arkadaşlarından bazıları beni çekip oturtmak ve tartaklamak istedi­ler. Sanki ben, kalkıp onun durumunu zorlaştıracak büyük bir şey söyleyecek­mişim gibi." dedi. Kendisine:
"Yazıklar olsun sana, dön de Rasûlullah senin için mağfiret dilesin." dediklerinde o:
"Andolsun ki ben, onun benim için mağfiret dilemesini istemem." dedi.[16]
2- Îbnu Cerîr Katâde'den (r.a.) anlattı:
“Abdullah İbni Übeyy’e:
“Keşke Rasûlullah'a gelseydin, senin için istiğfar ederdi.” denildi. Başını büktü. Onun hakkında, Münafikun: 63/5 âyeti indirildi. [17]
3- Bunun benzerini Ikrime'den İbnu Münzir anlattı. [18]

6. Onlar için ha istiğfar etmişsin, ha onlara istiğfar etmemişsin, haklarında birdir. Allah onları kesinlikle yarlığamaz. Hiç şüphesiz Allah, fâsıklar toplulu­ğuna hidayet etmez.

Ayetin nüzul sebebi ile ilgili rivayetler:
1- İbni Cerir'in rivayetine göre Urve şöyle dedi:
"Onlar için ister af dile ister dileme. Onlar için yetmiş kere af dilesen de Allah onları asla affetmeyecek." (Tevbe, 9/80) ayet-i kerimesi nazil olduğunda Rasulullah (s.a.)
"Yetmişten fazla yapacağım" dedi. Bunun üzerine
"Onlar için istiğfar etmişsin veya etmemişsin haklarında müsavi­dir..." ayeti indi. [19]
2- İbni Cerir Mücâhid ve Katâde’den (r.a.) de bunun benzerini rivayet etti.[20]
3- İbni Cerir'in Avfi tarikından rivayetine göre İbni Abbas şöyle dedi:
“Tevbe su­resi 80. ayet nazil olduğunda Rasulullah (s.a.) şöyle buyurdu:
"Bunu biliyo­rum, ancak onlar hakkında bana ruhsat verildi. Vallahi yetmişten fazla is­tiğfar edeceğim, belki Allah onları affeder." Bunun üzerine bu altıncı ayet nazil oldu.[21]
4- Daha önce (Tevbe Sûresinin 80. âyetinin nüzul sebebinde) de geçtiği üzere Hişâm ibn Urve'nin, babasından rivayetine göre Abdullah ibn Übeyy ibn Selûl, Hz. Peygamber ve ashabı hakkında:
"Onlara infakta bulunmazsanız ashabı çev­resinden dağılır gider." demişti. Yine:
"Medine'ye varınca elbette aziz olan, zelîl olanı oradan çıkaracaktır." diyen de o idi. Allah Tealâ:
"Onlar için ister istiğfar et, ister etme. Onlar için yetmiş kere istiğfar etsen de Allah, hiçbir za­man onları mağfiret edecek değildir." (Tevbe, 9/80) âyet-i kerimesi nazil oldu­ğunda Hz. Peygamber (sa):
"Yetmişten fazla istiğfar edeceğim." buyurdu da Allah Tealâ:
"Onlar için ha istiğfar etmişsin, ha onlara istiğfar etmemişsin, hak­larında birdir. Allah onları kesinlikle yarlığamaz..." âyet-i kerimesini indirdi.[22]

7. Onlar öyle kimselerdir ki "Allah 'in Peygamberi'nin yanında bulunanlara infak etmeyin de dağılıp gitsinler. " derler. Halbuki göklerin ve yerin hazineleri Allah 'ındir. Ama o münafıklar bunu anlamazlar.
8. Onlar; "Şayet Medine'ye dönersek, andolsun ki aziz, şerefli ve kuvvetli olanlar, zelîl ve zayıf olanları oradan muhakkak çıkaracaktır." diyorlardı. Oysa izzet Allah ın, Rasûlü'nün ve mü'minlerindir. Fakat münafıklar bunu bilmezler.

Ayetin nüzul sebebi ile ilgili rivayetler:
1- Abdurrahman b. Abdan, Muhammed b. Abdillah b. Muhammed el-Hafiz’dan, o Ebu'I-Abbas Muhammed b. Ahmed el-Mahbubî'den, o Said b. Mesud'dan, o Ubeydullah b Musa'dan, o İsrail'den, o Ebû Said el-Ezdî'den, o da Zeyd b. Erkam'dan şu haberi bize rivayet etti:
"Biz, Rasulullah (s.a.v.) ile bir gazvede idik. Bizimle beraber bedevilerden bir grup insan da vardı. Suya koşuyorduk, bedevi bizi geçiyordu, Bir bedevi arkadaşlarını geçti. Havuzu su doldurdu ve etrafını taşlarla çevirdi. Üzerine de arkadaşları gelinceye kadar deri örttü. Bu sırada Ensar'dan birisi geldi ve devesinin yularını su içmesi için salı­verdi. Bedevi onun böyle yapmasına karşı çıktı. Ensar'dan olan, taşlardan birini çekti çı­kardı ve aradan suyu akıttı. Bunun üzerine bedevi bir odun parçası aldı. Ensarlı olanın ka­fasına vurdu ve onu yaraladı. Ensarlı da münafıkların reisi Abdullah b. Ubeyy’e geldi ve durum u ona haber verdi. O adam Ubeyy'in arkadaşlanndandı. Bunun üzerine İbn Ubeyy kızdı ve şöyle dedi:
"Rasuluilah (s.a.v.)'in yanında bulunanlara infakta bulunmayın ki onlar dağılsın gitsinler." Sonra arkadaşlarına şöyle söyledi:
"Medine'ye döndüğümüzde ora­dan izzetliler, zillet ehlini çıkarsın." Bunun üzerine Zeyd b. Erkam dedi ki:
"Ben, amca­mın atının arkasında bulunduğum sırada Abdullah'ın (yukarıda söylediklerini) duydum ve amcama haber verdim.
Amcam yürüdü ve Rasulullah (s.a.v.)'a durumu haber verdi. Rasulullah (s.a.v.) da İbn Ubeyy'e elçi gönderdi. O gelip yemin etti ve dediklerini inkâr edip özür diledi. Rasulullah (s.a.v.) onun sözlerini tasdik etti ve beni yalanladı. Bunun üzerine amcam bana geldi ve şöyle dedi:
"Sen, Rasulullah (s.a,v.)'ın sana kızmasını ve müslümanların seni yalanlamasını istedin." Bunun üzerine ben, son derece üzüldüm. Bir aralık ben Rasulullah (s.a.v.) ile yürüyordum. O sırada Rasulullah (s.a.v.) bana geldi ve kulağımı ha­fifçe çekip yüzüme tebessüm etti. Dünyalar benim olsaydı bu kadar sevinemezdim. Sabah olunca Rasulullah (s.a.v.), Munafıkûn Sûresi'nden şu âyetleri okudu:
"Münafıklar sana geldiğinde dediler ki: Şehadet ederiz ki, hakikaten sen Allah'ın Rasulüsün." kısmından başlayıp "... izzet sahipleri, zelilleri Medine'den çıkaracaklar." kısmına kadar indi.
Bazı müfessirler ve siyerciler demişlerdir ki:
"Rasulullah (s.a.v.), Benî Mustalık Gazvesi'nde bulundu ve onların sularından birinin başında konakladı. Oraya Müreysi denilir. Suyun başına bir takım kimseler geldiler. Ömer b. Hattab ile beraberinde Benî Ğıfar'dan bir işçi geldi. Onun adına Cehcah b. Said deniliyordu. Atının yulannı çekiyordu.
Bu sırada Cehcah ile Sinan el-Cühenî (Hazrec Oğulan'nın yeminli dostu idi) suyun ba­şında biraz sıkıştılar ve birbirlerine vuruştular. Bu sırada Cühenî:
"Ey Ensarlılar" diye ba­ğırdı, Cehcah da:
"Ey Muhacirler" (Muhacirlerden Cual denen ve fakir olanlardan) birisi Cehcah'a yardım etti. Bunun üzerine İbn Ubeyy şöyle dedi:
"Sen çirkin bir insansın. Benim şöyle yapacağım şeye mani olan nedir?" Bunun üzerine Cual, Abdullah'a karşı kötü şeyler söyledi. Abdullah da dedi ki:
"Senin anlaşmalı olduğun kimseyle anlaşmanı bozduracağım, Bundan başka şeylerle de seni sıkıntıya sokacağım." Abdullah kızıp:
"Yemin ederim ki onlarla bizim mislimiz şöyle demeye benzer: Besle köpeğini yesin seni. Ben Allah'a yemin ederim ki biz Medine'ye döndüğümüzde izzetliler, zelilleri ora­dan çıkaracak." dedi. -İzzetliyle kendisini, zelillikle Peygamber (s.a.v.)'i kasdetmişti,-Sonra orada bulunan kavmine döndü ve şöyle dedi:
"Siz bu işi kendi kendinize yaptınız. Şehirlerimizi onlara peşkeş çektiniz, mallarınızı bölüp onlara verdiniz. Yemin ederim ki Cual ve arkadaşlarına yiyecek birşey vermezseniz, onlar boynunuza binmezlerdi. Onların sizin beldenizden gitmeleri yakındır. Muhammed'in etrafından dağılıp gidinceye kadar onlara birşey vermeyin."
Bu sırada Zeyd b. Erkam orada idi ve onun dediklerini duydu da şöyle dedi:
"Allah'a yemin ederim ki, zelil de fakir de, kavmince buğzedilen de sensin. Muhammed ise Allah'ın verdiği izzet ve müslümanların sevgisine mazhar olmuştur. Allah'a yemin ederim ki bu sözlerinden sonra artık seni sevmem." Abdullah:
"Sus" dedi. Ben o arada oynuyordum.
Ravi rivayetine devamla diyor ki:
"Zeyd b. Erkam Rasulullah'a gitti, Ömer b. Hattab da orada idi. Ömer dedi ki:
"Bırak ey Allah'ın Rasulü. Şunun boynunu vurayım." Rasulullah (s.a.v.) buyurdu ki:
"O zaman Medine'de bu iş çok ses getirir. Ömer:
"Ey Allah'ın Rasulü, eğer Muhacirler'den birinin öldürülmesini hoş görmüyorsan, Sa'd b. Ubade veya Muhammed b. Mesleme yahut Ubade b. Bişr'e emret öldürsünler." dedi. Rasulullah (s.a.v.) da:
"Bu takdirde halk "Muhammed arkadaşlarını öldürüyor" diye söylenir" buyurdu.
Hz. Peygamber İbn Ubeyy'i çağırdı. O da geldi. Rasulullah (s.a.v.) ona:
"Bana ulaşan şu sözlerin sahibi sen misin?" buyurdu. Abdullah dedi ki:
"Sana Kitabı indiren Allah'a yemin ederim ki ben birşey söylemedim. Zeyd yalan söylüyor,"
Abdullah kavmi arasında şerefli ve büyük bir insan sayılırdı. Ensar'dan orada bulunan biri dedi ki:
"O bizim büyüğümüzdür. Onun aleyhine olan, Ensar'lı çoluk çocuğun sözlerine inanma. Belki de onun sözlerini tam anlayamamış, karıştırmıştır." Rasuiullah (s.a.v.) da onun özrünü kabul etti.
Ensar'da Zeyd'i kınayanlar ve yalanlayanlar çoğaldı. Bunun üzerine amcası ona dedi ki;
"Rasulullah (s.a.v.) ve Müslümalar'ın seni yalanlamalarını ve sana günah nisbet etmelerini sen istedin." Zeyd, Peygamber (s.a.v.)'in yanına yaklaşmaya utandı. Rasulullah (s.a.v.) geri dönüp giderken Useyd b. Hudayr'la karşılaştı. Useyd ona:
"Abdullah'ın dediği sana ulaşmadı mı? Peygamber'e ne demiş?" dedi. Medine'ye dönünce izzetlilerin zelilleri çıkaracağını zannetti. Useyd dedi ki:
"Ey Allah'ın Rasulü seni de mi çıkaracaklar? Yemin ederim ki istersen sen onu çıkarırsın. Yemin ederim ki zelil odur. Sen azizsin." Sonra şöyle dedi:
"Ona merhamet et. Allah'a yemin ederim ki seni Allah Medine'ye getirdiğinde onun kavmi, onu teveccüh için boynuna inciler diziyorlardı. O, senin ondan mülk aldığını görüyor."
Abdullah b. Ubeyy'in oğlu Abdullah'a, babasının durumu hakkındaki haber ula­şınca, Rasulullah (s.a.v.)'a geldi ve şöyle dedi:
"Bana ulaşan habere göre, babamdan sana ulaşan eziyyetten dolayı, onun öldürülmesini istiyormuşsun. Eğer sen, onu yapacak birini arıyorsan, emir buyur, onun başını sana getireyim. Allah'a yemin ederim ki Hazrec Kabilesi'nde ona ve babasına benden daha çok iyilik eden yoktur. Ben korkuyorum ki babamın öldürülmesi işini benden başkasına verirsin. Abdullah b. Ubeyy'i öldüren ada­mın insanlar arasında dolaşması da bana ağır gelir. Ben de tutar onu öldürürüm ve böy­lece kâfire karşılık mü'mini öldürmüş olurum. Böylece ateşe girerim." Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.) buyurdu ki:
"Bizimle babanız arasındaki dostluk iyidir. Bundan sonra da iyi olacaktır."
Rasulullah (s.a.v.) Medine'ye geldiğinde, Zeyd b. Erkam dedi ki:
"Ben, üzün­tümden ve utancımdan dolayı evimde oturdum. Allah Teala beni tasdik, Abdullah b. Ubeyy'i de yalanlama hususunda Munafikûn Sûresi'ni indirdi. Bu sûre inince Rasulullah (s.a.v.) Zeyd'in kulağının hakkını verdi (yani işittiğini tasdik etti) ve buyurdu ki:
"Ey Zeyd Allah seni tasdik etti ve senin kulağının hakkını verdi. (İşittiklerini tasdik etti.)"
Bu arada Abdullah b. Ubeyy, Medine yakınlarına gelmişti ve şehre girmek isti­yordu. Oğlu Abdullah da geldi. Devesini Medine yollarının toplandığı yere çökertti. Oğlu gelince Abdullah b. Ubeyy dedi ki:
"Senin arkandaki nedir? Yazıklar olsun sana." Oğlu da cevaben dedi ki:
"Hayır vallahi Rasulullah (s.a.v.) izin vermedikçe seni Medine'ye katiyyen sokmayacağım. Bugün izzetlinin ve zelil olanın kim olduğunu bilesin." Abdullah b. Ubeyy oğlunun kendisine yaptığını Rasulullah (s.a.v.)'a şikâyet etti. Rasulullah (s.a.v.) ona yolu açması ve onu bırakması için haber gönderdi. Bunun üzerine Abdullah b. Ubeyy'in oğlu dedi ki:
"Dikkat et. Peygamber emri geldi. Ne güzel oldu." Abdullah b. Ubeyy de Medine'ye girdi.
Bu sûre indiği vakit, İbn Ubeyy'in yalanı ortaya çıktı. Kendisine:
"Ey Eba Hubab, bu sûre senin hakkında indi. Ne kadar şiddetli birşey. Rasulullah (s.a.v.)'a git affını iste." O bundan başını çevirdi. Bu konuyla ilgili âyet şudur: "Onlara: "Gelin, gelin Allah'ın Rasulü sizin için mağfiret dilesin" dendiği zaman başlarını çevi­rirler."[23]
2- Buhari, Ahmed ve başkalarının Zeyd b. Erkam'dan riva­yet ettiklerine göre o şöyle dedi: Abdullah b. Übey etrafındakilere
"Allah'ın peygamberi nezdinde bulunan kimseleri beslemeyin. Ta ki dağılıp gitsinler, Medine'ye dönersek güçlü olan, aziz olan, daha zelil olanı oradan kesin çı­karacak" dediğini duydum. Bunu amcama anlattım. Amcam da Rasulullah'a anlattı. Rasulullah beni çağırdı, hadiseyi ona da anlattım, Abdullah b. Übey ve adamlarını çağırdı.
"Biz böyle bir şey söylemedik." diye yemin ettiler. Rasulullah onları tasdik etti beni tekzip etti. Dünya başıma yıkıl­mıştı. Evde oturdum. Amcam bana
"Rasulullah'ın seni tekzip etmesini ve sana kızmasını beklemiyordun herhalde" dedi. Bunun üzerine "münafıklar sana geldiği zaman" ayeti indi. Rasulullah beni çağırdı ve ayeti okudu son­ra
"Allah seni tasdik etti." dedi.[24]
Zeyd'den bunun için bir çok tarik var. Bâzısında, bu Tebük harbi hakkında diye varit oldu. Muhakkak sûrenin inmesi gece olmuştur. [25]
3- Taberî'nin Ahmed ibn Mansûr kanalıyla İkrime'den rivayetle zikrettiğine göre Abdullah ibn Übeyy ibn Selûl'un Hubâb adında bir oğlu varmış ve Rasûlullah (sa) onun adını Abdullah olarak değiştirmiş. İşte bu Abdullah, Rasûl-i Ekrem (sa)'e gelmiş ve:
"Ey Allah'ın elçisi, babam Allah'a ve Rasûlü'ne eziyet veriyor, beni bırak onu öldüreyim." demiş. Rasûlullah (sa) da:
"Babanı öldürme." buyurmuş. Bir süre sonra Abdulalh tekrar gelmiş ve:
"Ey Allah'ın elçisi, babam Allah'a ve Rasûlü'ne eziyet veriyor, beni bırak onu öldü­reyim." demiş. Rasûlullah (sa) yine:
"Babanı öldürme." buyurmuş. O:
"Ey Al­lah'ın elçisi, abdest al da abdest aldığın sudan ona içireyim. Belki kalbi yumu­şar." demiş, Rasûlullah (sa) da abdest alıp o sudan Abdullah'a vermiş; o da götü­rüp babasına içirmiş ve:
"Biliyor musun sana ne içirdim?" demiş, babası:
"Evet, bana annenin sidiğini içirdin." demiş. Abdullah da:
"Vallahi hayır, sana Rasûlullah'ın abdest suyundan içirdim." demiş.
İkrime der ki: Abdullah ibn Übeyy onların (kayminin) içinde şânı yüce bi­risiydi. İşte onlar hakkında, yani münafıklar hakkında "Onlar öyle kimselerdir ki "Allah'ın Peygamberi'nin yanında bulunanlara infak etmeyin de dağılıp git­sinler." derler..." âyet-i kerimesi nazil olmuştur. "Şayet Medine'ye dönersek, andolsun ki aziz, şerefli ve kuvvetli olanlar, zelîl ve zayıf olanları oradan mu­hakkak çıkaracaktır." diyen de yine Abdullah ibn Übeyy'dir. Rasûlullah (sa) ve beraberindekiler Medine-i Münevvere'ye gelince Abdullah ibn Übeyy'in oğlu kılıcını eline almış ve babasına:
"Medine'ye dönecek olursak azîz olanın, zelîl olanı oradan çıkaracağını iddia ediyordun. Allah'a yemin ederim ki Rasûlullah izin verinceye kadar Medine'ye giremiyeceksin." Demişti.[26]
4- İbn Ebî Hâtim'in Muhammed ibn Azîz kanalıyla Urve ibnu'z-Zübeyr ve ensardan Amr ibn Sâbit'ten rivayetinde onlar şöyle anlatıyorlar: Rasûlullah (sa)'ın el-Müşellel ile deniz arasında bulunan azgın Menât'ı yok ettiği Müreysi gazvesine gittiğinde Hâlid ibnu'l-Velîd'i gönderip Menât'ı yıkmıştı. İşte bu gazvede biri muhacirlerden, diğeri de ensarın müttefiki olan Behz kabilesinden iki kişi dövüştüler. Bu kavgada muhacirlerden olan kişi, Behz kabilesinden ola­na galebe çaldı da Behz kabilesinden olan o kişi:
"Ey ensar topluluğu yetişin." dedi. Ensardan bazıları ona yardıma gittiler. Muhacirlerden olan kişi de
"Yeti­şin ey muhacirler topluluğu." dedi ve muhacirlerden bazı kişiler de ona yardıma koştular. Öyle ki muhacir ve ensardan o kişiler arasında bir itişip kakışma oldu, sonra araları ayrıldı. Münafıklardan -veya kalbinde hastalık olan- bir kişi Ab­dullah ibn Übeyy ibn Selûl'a gidip:
"Bir zamanlar sen isteniyor ve atılıyordun. Şimdi ne faydası ne de zararı dokunmayan birisi oldun. Şu örtülüleri -Onlar, yeni hicret eden herkese ötülüler anlamına gelen celâbîb diyorlardı- bize üstün kıldın." Allah düşmanı Abdullah ibn Übeyy dedi ki:
"Medine'ye döndüğümüz­de içimizden aziz olan elbette zelil olanı oradan çıkaracaktır." Münafıklardan olan Mâlik ibnu'd-Duhşum dedi ki:
"Ben size, Rasûlullah'ın yanında bulunanla­ra yardım etmeyin ki yanından dağılıp gitsinler." demedim mi?"[27] Bunu Ömer ibnu'l-Hattâb işitip yürüdü ve Rasûlullah (sa)'ın yanına geldi:
"Ey Allah'ın elçisi, bu adam hakkında bana izin ver, o halkı fitneye düşürüyor. İzin ver ki onun boynunu vurayım." dedi. Hz. Ömer, Abdullah ibn Übeyy'i kastediyordu. Rasûlullah (sa):
"Ey Ömer, ben sana onu öldürmeni emredersem gerçekten onu öldürür müsün?" buyurdu. Ömer:
"Allah'a andolsun ki onu öldürmemi emredersen muhakkak onun boynunu vururum." dedi. Rasûlullah (sa) ona:
"Otur." buyurdular. Bu sırada ensardan ve Abdu'l-Eşhel oğullarından olan Üseyd ibn Hudayr geldi ve:
"Ey Allah'ın Rasûlü, bana izin ver şu halkı fitneye düşüren adamın boynunu vurayım." dedi. Rasûlullah (sa):
"Ben onu öldürmeni emredersem gerçekten onu öldürür mü­sün?" buyuranca
"Evet, Allah'a andolsun ki bana onu öldürmemi emredersen kulağının dibinden kellesini kılıcımla kopartırım." dedi. Rasûlullah (sa) ona da:
"Otur." buyurdu. Sonra ashabına
"Yola çıkılacağını ilân etmelerini emretti ve sıcakta yola çıkıldı. O gün ve gecesi yol aldılar. Ertesi günü de yürüyüşe devam ettiler, sonra konakladılar, sonra yine aynı şekilde sıcakta yola çıkıldı ve el-Müşellel’den itibaren üç gün yürüyerek Medine'de sabahladı.
Rasûlullah (sa) Medine'ye gelince Hz. Ömer'e haber gönderip buyurdu ki:
"Ey Ömer, eğer ben onu öldürmeni emretseydim onu öldürür müydün?" Hz. Ömer:
"Evet ey Allah'ın elçisi." dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber (sa):
"O gün eğer onu öldürmüş olsaydın birçok kişinin burnunu sürtmüş olurdun. Bugün de onu öldürmelerini emretsem elbette bu emrime imtisal ederler. Ancak insan­lar, benim ashabım arasına fitne kattığımı ve onları birbirine kırdırdığımı söylerler." buyurdu ve işte bunun üzerine Allah Tealâ: "Onlar öyle kimselerdir ki, Allah'ın Rasûlü'nün yanında bulunanlara hiçbir şey infak etmeyin ki dağılıp gitsinler, derler..." kavlini indirdi.[28]
5- Tirmizi yine Zeyd b. Erkam'dan şunu rivayet etti:
Gazvelerden birinde bir bedevi su başında ensardan biri ile tartıştı. Bedevi ensardan olanın ba­şına bir odunla vurup başını yardı. O da Abdullah b. Ubey'e şikayet etti. Abdullah da
"Peygamberin yanındakileri beslemeyin, ta ki dağılıp gitsin­ler, Medine'ye döndüğümüz zaman aziz olan zelil olanı çıkaracak." dedi. "Aziz" ile kendisini "zelil" ile de Rasulullah'ı kastediyordu. [29]

9. Ey iman etmiş olanlar, mallarınız ve çocuklarınız sizi Allah 'ı anmaktan alıkoymasın. Kim bunu yaparsa onlar hüsrana uğrayanların ta kendileridir.

Müfessirlerden bazısı bu âyet-i kerimenin de münafıklar hakkında nazil ol­duğunu söylerken diğer bazısı da mü'minler hakkında nazil olduğunu söylemiş­lerdir.[30]

_______________________
[1] Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 2/882..
[2] İmam Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi: 2/665.
[3] Buhârî, Tefsîru'l-Kur'ân, Munâfıkûn, 63/1; Tirmizî, Tefsîru'l-Kur'ân, Münâfıkûn, 63,1, hadis no: 3312. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 2/882. Abdulfettah El- Kâdi, Esbab-ı Nüzul, Fecr Yayınevi: 427-428; İbn Cüzeyy, Teshil, 4/122; Muhammed Ali Es-Sabuni, Safvetü’t-Tefasir, Ensar Neşriyat: 6/446.
[4] Tirmizî, Tefsîru'l-Kur'ân, Münâfikûn, 63/2, hadis no: 3313; Vahidî, age. s. 307. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 2/882-883.
[5] Buhân, Tefsîru'l-Kur'ân, Münâfikûn, 63/2. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 2/883.
[6] Buhârî, Tefsîru'l-Kur'ân, Münâfikûn, 63/3. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 2/883.
[7] Taberî, age. XXVIII,71. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 2/883..
[8] Tirmizî, Tefsîru'l-Kur'ân, Münâfikûn, 63/3, hadis no: 3314. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 2/883..
[9] Lubâbu'n-Nukûl, II,169. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 2/883..
[10] Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 2/883..
[11] Tirmizî, Tefsîru'l-Kur'ân, Miinâfikûn, 63/4, hadis no: 3315; Ahmed ibn Hanbel. Müsned, 111,392-393. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 2/884..
[12] Vahidî, age. s. 307-308. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 2/884..
[13] Taberî, age. XXVIII,74-76; İbn Hişâm, es-Sîretu'n-Nebeviyye, Beyrut 1391/1971, I1,302-305. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 2/884-886
[14] Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 2/886.
[15] Vehbe Zuhayli, et-Tefsirü’l-Münir, Risale Yayınları: 14/473.
[16] İbn Kesîr, age. VIII,153. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 2/886-887.
[17] İmam Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi: 2/665. Taberî, Câmiu'l-Beyân, XXVIII,109; Abdulfettah El- Kâdi, Esbab-ı Nüzul, Fecr Yayınevi: 428. Vehbe Zuhayli, et-Tefsirü’l-Münir, Risale Yayınları: 14/473.
[18] İmam Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi: 2/665. Vehbe Zuhayli, et-Tefsirü’l-Münir, Risale Yayınları: 14/473.
[19] İmam Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi: 2/666. İbn Münzir; Abdulfettah El- Kâdi, Esbab-ı Nüzul, Fecr Yayınevi: 428. Vehbe Zuhayli, et-Tefsirü’l-Münir, Risale Yayınları: 14/474.
[20] İmam Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi: 2/666. Vehbe Zuhayli, et-Tefsirü’l-Münir, Risale Yayınları: 14/474.
[21] İmam Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi: 2/666. Vehbe Zuhayli, et-Tefsirü’l-Münir, Risale Yayınları: 14/474.
[22] Taberî, Câmiu'l-Beyân, XXVIII,138. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 2/887.
[23] Tirmizi; Tefsir: 2313. Tirmizi bu hadise hasen ve sahihtir dedi. Buhari; Tefsir: 4900 4901 4903 4904, Müslim; Münafıkların sıfatları ve Ahkamı: 1/2772, Nesai; Tefsir: 617. İmam Ebu’l-Hasen Ali bin Ahmed el-Vahidi, Esbâb-ı Nüzul, İhtar Yayıncılık: 358-360.
[24] Bu hadisi Tirmizi de rivayet etmiş ve "Bu, sahih hasen bir hadistir." demiştir. Vehbe Zuhayli, et-Tefsirü’l-Münir, Risale Yayınları: 14/474. İmam Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi: 2/667-668.
[25] İmam Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi: 2/668.
[26] Taberî, age. XXVIII,73. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 2/888.
[27] Mâlik ibnu'd-Duhşum bu rivayette münafık olarak verilmekle birlikte İbnu'1-Esîr onun nifa­kının çok açık olmadığını, iyi bir müslüman olduğuna dair işaretler bulunduğu­nu, Mescid-i Dırâr'ı yıkmaya gönderilenlerden birisinin de bu Mâlik olduğunu söyler. Bak: İbnu’l-Esîr, Üsdu’l-Ğâbe. v.22-23. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 2/889.
[28] İbn Kesîr, age. VIII,158-159. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 2/888-889.
[29] Vehbe Zuhayli, et-Tefsirü’l-Münir, Risale Yayınları: 14/474.
[30] Râzî, age. XXX, 18. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 2/890.


1) Her şeyi Allah yaratır ve Allah izin vermeden hiçbir şey gerçekleşmez.
2) Allah (kötü) bir şeyin gerçekleşmesine izin veriyorsa, onda muhakkak bir hayır, bir hikmet vardır.
3) Çünkü Allah kuluna asla zulmetmez!
4) Buna tam inanan insan, asla; kızmaz, üzülmez, sıkılmaz, daralmaz, depresyona girmez. Her zaman mutlu, hep umutlu olur.


Bu Konunun Linki : 

Yukarıdaki linki arkadaşlarınıza göndermek için kullanabilirsiniz. Bu sayfada Münafikun Suresi Türkçe Meali ile ilgili olarak; Münafikun Suresi Türkçe Meali hakkında bilgiler nedir yazıları veya şiirleri Kur'an-ı Kerim sureleri ayetleri, kuran suresi, türkçe meali, ayeti, açıklamaları, tefsiri vs. gibi bilgileri veya indirme linklerini, sözleri veya resimleri Münafikun Suresi Türkçe Meali siteleri gibi benzer birçok konuları bulabilirsiniz.

 
Yapman gerekenleri yaparsan, mutlu olursun. (Z.Ç)

Copyright © 2014 AjansMail
Her hakkı saklıdır.