Bu bir reklamdır.




Riskli Hamilelikler, Hamilelik Dönemindeki Riskler


Google Reklamları


Riskli Hamilelikler, Hamilelik Dönemindeki Riskler ile ilgili benzer olabilecek konular...

Riskli Hamilelikler, Hamilelik Dönemindeki Riskler hakkında arama bilgileri...

Ziyaretçilerimiz bu sayfayı bulmak için Google`da şu aramaları yaptılar.
Siz de; bir dahaki gelişinizde, bu aramaları yaparak, bu sayfayı kolaylıkla bulabilirsiniz.

agir kaldirdigin anmi cocuk duser - cok yorulmak dusuge sebep olur mu - kan uyuşmazlığı düşüğe neden olurmu - karina darbe dusuge neden.olur mu - kan uyusmazligi ignesi dusuge sebep olurmu - bel agrisi dusuge neden olurmu - düşüğe neden olan şeyler

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.


30 Temmuz 2007, 09:50:18
C.S.J
Admin
Mesajlar: 11280
Su testisi taşıyan adamı takip edin!















Sponsorlu Bağlantılar

Sponsorlu Bağlantılar



RISKLI GEBELIKLER

İleri Yaşlarda Hamilelik

Hamilelik için en ideal yaşlar hangisidir? Hangi yaştan itibaren ileri yaş sınıfına girer?
Doğumdaki anne yaşının 18’in altında, 35’in üzerinde olması pek arzu edilmez. Doğumda 35 yaş ve üzerindeki anne adayları ileri anne yaşı sınıfına girerler.

İleri yaşlarda hamile olan bayanların bebek için ne gibi riskleri vardır. Bunu önceden anlayabilir miyiz?
Günümüzde bayanların iş yaşamında daha fazla yer almasına bağlı olarak çocuk sahibi olma yaşını ertelemeleri, anormal çocuk doğurma riskini arttırıyor. Toplumda ortalama 800 doğumda bir görülen Down sendromu, yani mongol bebek doğurma ihtimali 30 yaşındaki bir gebede 1200’de bire, 35 yaşındaki gebede 300’de bire, 39 yaşında ise 169’da bire ulaşıyor. Bugün, doğum öncesi tanı yöntemleri sayesinde anne karnındaki bebekte kromozom hastalığı olup olmadığı başarıyla belirlenebiliyor.

Doğum öncesi tanı yöntemlerinden bize biraz bahsedebilir misiniz?
Doğum öncesi tanı yöntemlerini biz girişimsel ve girişimsel olmayan yöntemler olarak ikiye ayırıyoruz. Girişimsel olmayan yöntemler dediğimiz anne üzerinde yapılan ultrasonografi ve biyokimyasal testlerle % 70’e varan oranlarda risk belirlenebiliyor. Girişimsel tanı yöntemleriyle de anne karnından örnekler alınarak çeşitli testler yapılarak kesin tanı konulabilmektedir.

İleri yaşlarda doğuma hazırlanırken nelere dikkat etmek gerekir?
İleri yaşlarda doğum yapmayı planlayan anne adaylarının bu yaşlarda daha sık rastlanan şeker ve yüksek tansiyon gibi sistematik hastalıklar açısından doktor kontrolünden geçmeleri gerekir. Eğer böyle bir hastalık bulunursa hastalıkları kontrol altına alınana dek gebeliği ertelemelidirler.

Bebek bekleyen bayanlara ne gibi tavsiyelerde bulunabilirsiniz?
Doğuma hazırlık her yaş için önem taşır. Fakat ileri yaşlarda ve ilk doğumsa daha fazla önem taşımaktadır. Öncelikle anne adaylarının doğum öncesi dönemde bilinçli olmaları, doğru bilgiye ulaşmaları gerekmektedir. Biz Acıbadem Hastanesi olarak bu konuda anne ve baba adaylarının doğru bilgiye ulaşabilmelerini kolaylaştırmak için kapsamlı bir program hazırladık. Konusunun uzmanı eğiticiler tarafından son derece rahat bir ortamda; video, slayt ve maket gibi görsellerle hamilelikte beslenmeden egzersize, doğumdan bebek bakımına pek çok konuda bilinçlerdirici doğuma hazırlık kursu başlattık. Her biri 2 ardışık saattlik toplam 6 dersten oluşan kursun ilk saati uzman hekimlerle anlatılacak teorik deslerle geçiyor. İkinci saat ise, egzersizlere ayrılıyor. Derslere anne adaylarıyla birlikte baba adaylarının da katılmalarını öneriyoruz. Özellikle gevşeme ve solunum tekniklerinin öğretildiği derse baba adayları da katılmalıdır.

6 Hamilelikten Biri Düşükle Sonuçlanıyor
Anne olmak her kadının en büyük isteği. Oysa bazı kadınlar hamilelik dönemi sırasında bebeklerini kaybediyorlar. Bu süreci yaşayan anne adayları ise suçluluk duygusuna kapılıyorlar. Oysa düşük hakkında doğru zannettiğimiz pek çok yanlış var.

Düşük nedir?
Toplumun en büyük içgüdülerinden biri üreme içgüdüsü, çocuk sahibi olma isteği. Fakat rahme düşen her bebeğin yaklaşık yüzde 25’i ilk üç ay içinde ölüyor ya da kanayarak atılıyor. Bu duruma düşük adı veriliyor.

Düşüğün belirtileri nelerdir?
Düşüğün genelde ilk belirtisi vajinal kanamadır. Kanamanın miktarı birkaç damladan aşırı kanamaya kadar değişebiliyor. Aniden başlayabileceği gibi öncesinde kahverengi bir akıntı da olabilir. Başka bir belirti de kasıklarda kramp tarzı ya da adet sancısı benzeri ağrılardır.

Düşüğün nedenleri nelerdir?
Düşüğün birçok nedeni var. Yapılan araştırmalarda düşen bebeklerin yüzde 70’inin hayatla bağdaşmayacak kadar kromozom bozukluğu olan bebekler olduğu görülüyor. Bu bebeklerin düşmesi daha iyi. Düşmese çok daha büyük bir sorunlar yaşanır. Düşüğün nedeninin kromozom bozukluğu olduğu söylendiğinde bu sebep anne ve babalara biraz itici geliyor. “Acaba bende ya da eşimde bir problem mi var?” diye şüphe duyuyor. Oysa bunlar genellikle tesadüfi durumlardır. Bu duruma tabiatın bir beceriksizliği diyelim. Yumurta ile sperm bir araya geldiği zaman 6 bebekten birinde kromozom bozukluğu oluyor. Düşüğün nedeninin kromozom bozukluğundan kaynaklandığını düşen bebeğin kromozomunu inceleyerek anlayabiliyoruz.

Düşüğün nedeninin kromozom bozukluğu olduğu anlaşıldığında ne yapmak gerekir?
Böyle bir bozukluk olduğu saptandığında anne babanın kromozomlarına bakılıyor. Onlarda bir problem varsa tıbbi olarak gerekli tedbirler alınıyor. Ancak çoğu kez anne – baba normal çıkıyor. Zaten bu olay genellikle tesadüfi olarak yaşanıyor. Bir kere daha kromozom bozukluğunun meydana gelmesi piyangoda ikinci kez para çıkması kadar zor bir olaydır.

Kromozom bozukluğu dışında görülen nedenler nedir?
Düşük yüzde 70 – 80 gibi bir oranda kromozom bozukluğundan kaynaklanır. Geriye kalan oranı birçok sebep oluşturuyor. Annede şeker, tiroid, yumurtlama bozukluğu, babanın sperm bozukluğu, bebeğe karşı alerjik reaksiyonlar bu sebeplerden sadece birkaçı. Düşüğün nedenleri araştırmalar sonucu anlaşılıyor. Birçok sebebin ise tedavisi mümkün.

Annenin kişisel hataları düşüğe sebep olur mu?
Düşük yapan anne adayı kendine olan özgüvenini kaybediyor, kendini suçluyor. Üstelik çevresi de onu suçluyor. Çamaşır yıkadın ondan oldu, ağır kaldırdın ondan oldu v.s. gibi suçlamalarla karşı karşıya kalıyor. Oysa bu düşüncelerin hepsi yanlış.

Düşükler kimyasal uyumsuzluklar nedeniyle yaşanıyor. Olağanüstü fiziksel zedelenmeler dışında, ( Örneğin; şiddetli bir trafik kazası, 3. kattan düşmek gibi) düşük olmaz. Hatta bu konuyla ilgili bir araştırma yapılmış. Amerika’da yapılan bu araştırmaya göre halter kaldıran kadınlarda bile düşük şansı artmıyor. Bunun için böyle bir sorun yok ve dolayısıyla düşüğün engellenmesinin kolay bir çözümü de yok. Annenin fiziksel aktiviteleri düşüğe neden olsaydı ilk üç ay boyunca yatmasını tembih eder ve düşük olmamasını sağlardık.

Düşük sorunun en aza indirilmesi için anne ve baba adaylarına ne önerirsiniz?
Ancak özellikle şunu belirtmek isterim ki bir çiftin bebek yapmayı planlamadan 3 ay önce doktora gitmesinde yarar var. Böylece bu durumların yaşanması en aza indirgeniyor. Baştan anne ve baba adayı muayene edilince gebelikte yaşanan sorunlar azalıyor. Anne adayının daha hamile kalmadan dikkat etmesi gereken noktalar var. Buna gebelik öncesi planlama diyoruz. Sigara, içki, hepatit B, kızamıkçık gibi konularda bilgilendirilmesi gerekiyor. Örneğin doğum kontrol hapı kullanılıyorsa bıraktıktan 3 ay sonra hamile kalınmalı. Hemen hamile kalınması durumunda bebekte doğumsal anomaliler daha çok görülüyor. Bu da düşüğe sebep oluyor.

Anne adayı açısından düşüğün getirdiği riskler var mı?
Fiziksel ve psikolojik olarak ikiye ayırmak gerekir. Düşük sırasında kanama sorunu görülüyor. Ancak eğer düşük tam olmamış ise yani içeride parça kalmışsa bu durumda enfeksiyon ya da kanama olabilir. Bu nedenle herhangi bir düşük varlığında parça kalmadığından emin olunması için kürtaj yapılmasında fayda vardır. Ancak yaşanan fiziksel sorunlar çok büyük sorunlar yaratmıyor. Sorunlar daha çok psikolojik olarak yaşanıyor. Anne adayı suçluluk duyuyor. Ben bir yerde hata mı yaptım diye düşünüyor. Bir kere daha belirtmek isterim ki düşük asla kişisel hatalardan kaynaklanmaz. Bir kere düşük yaşayan birinin ikinci kez düşük yaşama ihtimali hiç düşük yaşamayan bir kadınla aynı orandadır.

Yeniden ne zaman hamile kalınabilir?
Annenin her şeyden önce psikolojik olarak hazır olması için 3 ay beklenmesini öneriyoruz. Bu süreçte doğum kontrol hapı kullanmamak ve erkeğin korunmasını sağlamak daha doğru bir yaklaşım olacaktır.



Riskli Gebeliklerle Bebeğinizi Riske Atmayın

Hamilelik bir kadının en özel ve zor dönemlerinin başında geliyor. Bazı anne adayları içinse bu dönem çok daha zorluklarla yaşanıyor. Diyabet, hiper tansiyon, ileri yaş gebelik, kan uyuşmazlığı gibi sorunlar hamileliği riskli hale getiriyor. Peki bu tarz problemler nasıl önlem almalı?

Hangi gebelikler riskli gebelikler grubuna girer?
Hamilelik sırasında anne ya da bebeğin genel sağlık durumunu ve hatta yaşamını riske atabilecek durumların varlığında o gebelik yüksek riskli olarak tanımlanır. Yüksek riskli gebeliklerde, gebelik annede var olan bir hastalığı ya da durumu daha kötüleştirebileceği gibi tam tersi şekilde mevcut hastalık gebeliğin seyrini olumsuz şekilde etkileyebilir. Problem ortaya çıkma olasılığının en yüksek olabileceği durumlardan birisi anne yaşının ileri olmasıdır. Bu nedenle ileri anne yaşı yüksek riskli gebeliklerde önemli bir bölüm teşkil eder. Öte yandan anneye ait ciddi etkileri olabilecek sistemim hastalıklarda yüksek riskli gebelikler sınıfına dahildir. Bunlar arasında en iyi bilinenleri diyabet, kalp hastalıkları, yüksek tansiyon, bazı hormon hastalıkları ve sinir sistemi hastalıklarıdır. Yüksek riskli gebelikler arasında dahil edilebilecek bir başka durum da anne ile baba adayı arasındaki kan uyuşmazlıklarıdır.

İleri yaş gebeliklerde alınması gereken önlemler nelerdir?
Yüksek riskli gebelikler içinde halk arasında en iyi bilinen ileri yaş gebelikleridir. Bu hamileliklerde down sendromu başta olmak üzere bazı genetik hastalıkların görülme sıklığında önemli artışlar gözlenir. Artan yaş ile birlikte kadının ürettiği yumurta sayı ve kalitesinde bir düşüş yaşanır. Bu düşüşe bağlı olarak ileri yaştaki kadınların hamile kalma oranlarında da paralel bir düşüş ortaya çıkar. Üretilen yumurtaların genetik yapılarında hata olma olasılığı son derece yüksektir ve bu yükseklik nedeni ile ya yumurta döllenemez ya da döllenmiş yumurta canlılığını uzun süre devam ettiremez. Sonuçta ya gebelik hiç olmaz ya da olsa bile çok büyük bir oranda düşük ile sonuçlanır. Bu doğanın bir çeşit kendini koruma mekanizması olarak kabul edilebilir. Bununla birlikte bazı genetik hastalıklar yaşamla bağdaşır şekildedir. Bunun en iyi bilinen örneği down sendromudur. Down sendromunda zeka geriliği ile birlikte bir takım fiziksel ve fizyolojik bozukluklar da bir arada bulunur.

Öte yandan artan yaş ile birlikte anne adayında kalp hastalıkları, şeker hastalığı gibi sistemim hastalık görülme oranlarında da artış söz konusudur. Tüm bu nedenlerden dolayı ileri yaş gebelikleri yüksek riskli gebelikler olsak kabul edilir.

Bilim alanında yaşanan gelişmeler sonucu yardımcı üreme teknikleri ile hamile kalan kadın sayısında büyük bir patlama yaşanmaktadır. Yıllarca hamile kalamamış pekcok kadın bu yolla hamile kalabilmektedir. Bunun doğal sonucu da ileri yaş gebeliklerinde görülen artıştır. Öte yandan kadınların sosyal ve iş yaşantısında giderek artan rolleri evlenme ve anne olma yaşını ilerilere çekmiştir. Bundan yarım yüzyıl öncesi ile kıyaslandığında günümüzde daha fazla sayıda ileri yaş gebeliği yaşanmaktadır. Bu gelişmelere karşın ileri ana yaşı ile kastedilen yaş sınırında önemli bir değişme olmamıştır. Günümüzde hala daha 35 yas ustu gebelikler ileri anne yası olarak tanımlanmaktadır.

İleri anne yaşı varlığında gebeliğin takibinde bazı özellikler vardır. Bu kişilerde olası genetik hastalıkları ortaya çıkarmak için bebeğin dokularından örnek alarak incelemek ve bebeğin bu tür bir anomali taşımadığını göstermek gerekir. Bu amaçla bu kişilerde kordon villus örneklemesi ya da amniyosentez yapılmalıdır.

Hamileliğinde ilaç, röntgen ışını gibi zararlı etkenlere maruz kalananne adayları ne yapmalıdır?
Bu soru kadın hastalıkları ve doğum uzmanlarının en sık karşılaştıkları soruların başında gelmektedir. Sorunun cevabı gebeliğin evresine göre değişir. Herkesin bildiği gibi gebeliğin ilk 12 haftası ya da başka bir deyişle ilk 3 ayı bebeğin organ gelişiminin gerçekleştiği en önemli devredir. Bu devrede maruz kalınan zararlı maddeler ya da enfeksiyonlar bebekte kalıcı hasara neden olabilir. Ancak burada da doğanın koruma mekanizmaları devreye girer. Anne adayının hamile olduğunu bilmediği, döllenmeden sonraki ilk 1-2 hafta içinde yani adet gecikmesinin ortaya çıkmadığı ya da 1-2 günlük gecikmenin bulunduğu dönemde bu tür bir maruziyet yaşanırsa "ya hep ya hiç" olarak tarif edilen kural işler. Yani gelişmekte olan bebek bu olaydan ya hiç etkilenmez ve normal gelişimini sürdürür ya da etkilenir ve bir düşük meydana gelir. Özetleyecek olursak çok erken gebeliklerde yaşanan zararlı madde maruziyetlerinde herhangi bir girişimde bulunmak gerekmez. Daha geç olan olaylarda ise maruz kalınan maddenin türü ve miktarı önem kazanır. Eğer bu maddenin gelişmekte olan bebekte kalıcı hasar meydana getireceği biliniyor ise gebeliğin sonlandırılması en akılcı yoldur. Eğer bebeğin etkilenme riski düşük ise yakın takip altında bebeğin gelişimi değerlendirilerek gebeliğin dev***** izin verilir.

Diyabet, Epilepsi, Hipertansiyon, Tiroide ve Kalp Hastalıkları problemiyaşayan anne adayları hamilelikleri boyunca hangi noktalara dikkatetmelidir?

Bu tür hastalıkları bulunan gebe kadınların takibi multidisipliner yaklaşım içerisinde gerçekleştirilir ,yani bu gebelikleri kadın doğum hekimi dışında ilgili branş hekimleri beraberce takip ederler. Örneğin diyabeti olan bir anne adayında kan şekeri endokrinolog tarafından regüle edilir ya da kalp hastalığı varlığında gebeyi kardiyolog da izler. İlgili branş hekiminin önereceği tedavi kadın doğum hekimi tarafından da değerlendirilir ve hasta konsülte edilerek gebeliğin sağlıklı bir şekilde sürdürülmesi sağlanmaya çalışılır.

Kan uyuşmazlığı olan çiftler hangi önlemleri almalıdır?
Kan uyuşmazlığı anne adayının kan grubunun Rh negatif baba adayının ise Rh pozitif olduğu durumlar için kullanılan bir terimdir. Babanın negatif annenin pozitif olduğu durumlarda uyuşmazlıktan söz edilmez.

Kan uyuşmazlığı olan çiftlerin kendilerinin alabilecekleri bir önlem yoktur. Genelde ilk bebekler bu durumdan etkilenmez ancak önceden yaşanılan kürtaj ya da düşük söz konusu ise durum değişir. Bu gibi işlemler sonrasında eğer gebelik 6 haftadan büyük ise anneye koruyucu iğne yapılması gerekir. Aynı iğne doğumlardan sonra da yapılır. Eğer bebeğin kanı Rh negatif ise koruyucu iğneye gerek yoktur.

Düşük ya da kürtaj öyküsü varsa çiftin gebeliği takip eden doktorlarının mutlaka bilgilendirmeleri gerekir. Eğer önceki işlem sonrası koruyucu iğne yapılmamışsa gebeliğin takibi sırasında belirli dönemlerde bebeğin bu uyuşmazlıktan etkilenip etkilenmediğini anlamak için annede bazı kan testleri yapılır. Doğum sonrası yapılan koruyucu iğne bazı durumlarda gebelik seyri esnasında da yapılabilir.

Hangi durumlarda gebeliği sonlandırmak gerekir?
Pek çok durum bu istenmeyen durumu gerekli kılabilir. En çok karşılaşılan durum bebekte saptanılan down sendromu gibi bir anomalidir. Öte yandan yine gebelik takipleri sırasında saptanan yapısal anomaliler, sinir sistemi anomalileri ve bebeğe ait diğer hastalıklarda da gebeliğin geç dönemde sonlandırılmasını gerektirebilir.

Erken dönemde ise bebeğin gelişimi üzerinde etkili olduğu bilinen ve teratojen olarak adlandırılan maddelere maruz kalınması sonlandırma gerekliliğidir. Örneğin erken dönemde karın bölgesinden çekilen röntgen filmi ya da bilgisayarlı tomografi, aktif kızamıkçık enfeksiyonları, aktif toksoplazma enfeksiyonları bu tür gerekliliklerdir. Öte yandan gebeliğin devamımın anne adayının hayatını riske atacağı ileri derecede kalp hastalığı, böbrek hastalığı, kontrolsüz diyabet gibi durumlarda da gebeliğin sonlandırılması gerekebilir. Rahim ağzı kanseri başta olmak üzere melanom gibi bazı kanser türlerinin varlığı da gebeliğin sonlandırılmasını gerektirir.



Kan Uyuşmazlığında Yakın Takip Şart

Annenin kan grubunun RH negatif, babanınki ise pozitif olduğu durumlarda ortaya çıkan kan uyuşmazlığının hamileliğin sağlıklı bir şekilde tamamlanması için yakından izlenmesi gerekiyor.

Kan uyuşmazlığı nedir?
Kan uyuşmazlığı yüksek riskli gebelik kapsamında değerlendirilen bir sorun. Annenin kan grubunun RH negatif, babanınkinin ise pozitif olduğu durumlarda ortaya çıkar.

RH faktörü eritrositlerde (alyuvarlar ) bulunan antijenik bir bir yapıdır. Kan grubu RH negatif olan bir gebe RH pozitif kanla karşılaşırsa, kendinde bulunmayan RH antijenine karşı duyarlanır ve antikor oluşturur. Bu olaya immünizasyon denir.

Dolayısıyla, immunize kan uyuşmazlığı anne karnında RH antijenine karşı antikorların varlığını ifade eder. Önlem alınmadığı zaman anne karnında ölümünden yenidoğan sarılığına kadar geniş bir yelpazede önemli sorunlara yol açar.

Kan uyuşmazlığında hangi faktörler etkilidir?
Kan uyuşmazlığında etkili olan birçok faktör vardır. Öncelikle RH negatif gebenin RH pozitif kanla karşılaşması gerekir. Bu durum da eşinin kan grubunun RH olmasıyla mümkün. Aslında probleme yol açan babadan RH pozitif kan grubunu alan ve anne karnında RH pozitif olan çocuktur. Çocuğun çok az miktardaki kanı doğum sırasında anneye geçerek, annenin duyarlanmasına neden olur. Duyarlanma ( immünizasyon ) asıl olarak doğum sonrası gerçekleşir. Ancak nadiren düşük, kürtaj ve dış gebelik sonrası da oluşabilir.

Neden olabileceği sağlık sorunları nelerdir?
Annede RH pozitif eritrositlere karşı mevcut olan antikorlar plasentadan kolaylıkla geçebilir. Fetusun dolaşımına katılan bu antikorlar, fetusun kan grubu RH pozitif ise, eritrositlerin yıkımına neden olurlar. Fetus için sorunun ana kaynağı eritrositlerin yıkıma uğraması, yani kansızlıktır. Kansızlığın derecesine bağlı olarak fetusda ve yeni doğanda problemler ortaya çıkar. Oluşan tablo, anne karnında çocuğun ölümünden, yeni doğanda hafif bir sarılığın oluşmasına kadar geniş bir spektrum oluşturur. Çocukta oluşabilecek problemlerin şiddeti, ortaya çıkan kansızlığın derecesi ile ilişkilidir.

Tanısında kullanılan yöntemler nelerdir?
RH negatif anne ve RH pozitif baba söz konusuysa, öncelikle annenin immünize olup olmadığının belirlenmesi gerekir. Bu da anne karnında Rh pozitif eritsositlere karşı antikorların bulunup bulunmadığının belirlenmesi ile mümkün olur. Bu sebeple Indirek Coms testi uygulanır. Indirek Coms testi pozitif ise antikor var, negatif ise antikor yok demektir. Indirek Coms testi negatif ise, anne immunize değildir.

Mevcut gebelik açısından risk taşımaz ve alınması gereken önlem doğum sonrası gebenin duyarlanmasını önlemektir. Bu amaçla çeşitli isimlerle piyasada bulunan Anti-Rh-immunglobulinleri (antikorları) kullanılır. Halk arasında bu ilaçlar "uyuşmazlık iğnesi" olarak bilinirler. Bu ilaçların içinde Rh (+) kan grubuna karşı antikorlar vardır. Bu antikorlar daha önce Rh(+) kanla karşılaşmış Rh(-) annelerin ürettikleri antikorların aynısıdır. Bu antikorlar anneye kalça yoluyla enjekte edildiğinde anne kanına geçerek tüm Rh(+) antijen taşıyan hücreleri bulur ve anne savunma sistemi henüz bu Rh(+) antijenleri görmeden bunları parçalayarak ilk teması engeller.

Indirek Coms testi pozitif ise, annenin karnında fetusa zarar verebilecek antikorlar bulunuyor demektir. Bu durumda fetus risk altındadır. Yapılması gereken fetusdaki kansızlığın derecesini belirleyebilmektir. Bunun için, daha önceki gebeliklerin sonuçları dikkate alınarak ve fetusun ultrasonografi ve doppler ile değerlendirilmesi yapılarak kansızlığın derecesi belirlenmeye çalışılır.

Kan uyuşmazlığı tedavisinde kullanılan metotlar nelerdir?
Kan uyuşmazlığının tedavisinde tanı konulduktan sonra fetusdaki kansızlığın derecesi saptanıyor. Fetusda ileri derecede kansızlık olduğu düşünülüyorsa kansızlığın tedavisi olan kan tranfüzyonu uygulanması gerekebilir. Anne karnındaki çocuğun göbek kordonuna, ultrasonografi eşliğinde bir iğne ile girilerek kan verilir. Gerekli aralıklarla bu işlem tekrarlanarak, çocuk uygun zamanda doğurtulur. Bu yöntem günümüzde başarı ile uygulanan ve son derece etkili bir tedavi yöntemidir.



Hamilelikte Hipertansiyona Dikkat!

Hamilelik sırasında anne adaylarının dikkat etmesi gereken birçok konu var. Bunlardan biri de hamilelikte görülen yüksek tansiyon. Gebeliğe bağlı hipertansiyon, daha çok 20 yaş altı ya da 35 yaş üzeri hamileliklerde, ilk ve çoğul gebeliklerde, diyabet hastalığında daha sıktır.

Hamilelikte tansiyon yükselmesinin ana sebebi nedir?
Halk arasında “Gebelik Zehirlenmesi” olarak tanımlanan, “Preeklampsi” adı verilen hastalık, genellikle gebeliğin 20. haftasından sonra ortaya çıkan ve tansiyon yükselmesi yani hipertansiyon, idrarla protein kaybı ve bunlara bağlı olarak ödem gelişmesiyle tanımlanmaktadır. “Gebelik Zehirlenmesi” bu dönemde görülebilen en tehlikeli olaylar arasındadır. Ancak tansiyon yükselmelerinin hepsi gebelikle ilgili değildir.

Başka hangi nedenlere bağlı olarak tansiyon yükselir?
Örneğin bazı böbrek hastalıkları, böbrek üstü bezi hastalıkları, tiroid hastalıkları ya da kronik hipertansiyon olarak tanımlanan durumlarda, gebeliğe bağlı olmaksızın tansiyon yükselebilir. Bu hastalarda, çoğunlukla gebelikten önce de tansiyon yüksekliği vardır. Bu nedenle gebeliğin 20. haftasından önce bulunan ya da doğum sonrası 6 haftadan fazla devam eden tansiyon yüksekliklerinde bu tip kronik hipertansiyon problemi olabileceği düşünülür.

Gebelikte hiper tansiyon kimlerde ve neden görülür?
Gebeliğe bağlı hipertansiyon, daha çok 20 yaş altı ya da 35 yaş üzeri gebeliklerde, ilk gebeliklerde, çoğul gebeliklerde, diyabet hastalığında daha sıktır. Nedeni hakkında kesinleşmiş bir bilgi bulunmamakla birlikte “plasenta” adı verilen “çocuk eşinin” anne ile damarlanması arasındaki olaylar sorumlu tutulmaktadır. Bulgular arasında bulunan ödem, vücutta sıvı tutulmasına bağlı gelişir ve gebelikte belli bir seviyeye kadar, özellikle ayaklarda normal olarak görülür. Ancak ödem elde ve yüzde sabahları başlıyor ve gün boyu devam ediyorsa, birkaç gün içinde süratli kilo alımına neden oluyorsa normal kabul edilmez.

Hangi hallerde dikkat etmek gerekir?
Bir gebede en yüksek kan basıncı sınırı 140 / 90 mmHg dır. Bu sınıra ulaşmış ya da büyük tansiyonda 30, küçük tansiyonda 15 mmHg lık artış olmuş ise dikkatli olunmalıdır. Tansiyon ölçümü, mutlaka belirli bir süre istirahat sonrası tekrar edilerek değerlendirilmelidir. Tansiyon yükselmesinin saptandığı durumlarda idrarda protein kaybı olup olmadığına bakılmalıdır. Ancak her tansiyon yüksekliğinde idrarda protein görülmesi şart değildir.

Hiper tansiyonun etkileri nelerdir?
Gebeliğe bağlı hipertansiyonlar hafif ya da ağır olabilir. Ağır olan durumlarda çocuğun ve annenin hayatı ciddi şekilde tehlike altında demektir. Çocuğun içinde bulunduğu sıvı miktarı azalır ve gelişme geriliği görülür. Buna bağlı olarak anne karnında çocuk ölümlerinin görülme ihtimali artar. Bunun yanı sıra annede hayatı tehdit eden olaylar gelişir. Bunlar arasında çocuk eşinin erken ayrılması ve buna bağlı kanamalar, pıhtılaşma bozukluklarına bağlı kanamalar, böbrek bozuklukları, beyin kanaması, eklampsi adı verilen sara hastalığına benzer kasılma nöbetleri ve karaciğer yırtılmaları beklenen en ağır ve ölümle sonuçlanan olaylardır.

Hiper tansiyon halinde nasıl bir yol izlenmelidir?
Gebeliğe bağlı tansiyon yüksekliği saptandığı zaman ilk olarak hasta kesin istirahata alınır ve tansiyonu kontrol altına alan tedaviler düzenlenir. Eğer çocukta gelişme geriliği saptanırsa hastane şartları altında çocuğun dışarıda yaşayabileceği zamana kadar gerekli tedaviler ile izlenmeye çalışılır ve uygun zamanlama ile doğum gerçekleştirilir. Anne hayatını tehdit eden durumlarda, tansiyonun kontrol edilememesi halinde, böbrek ve karaciğer fonksiyonlarının bozulmaya başlamasında, trombosit adı verilen kan hücreleri sayısının ileri derecede azalmasında, kan yıkımının olması durumunda, akciğer ödemi geliştiğinde, eklampsi dediğimiz kasılmaların olması halinde ise çocuğun yaşayabilmesi dikkate alınmadan gebelik sonlandırılmalıdır. Aksi halde anne kaybedilebilir.

Yüksek tansiyon riski olan anne adaylarına önerileriniz nedir?
Gerek böyle bir hastalığın ve gerekse gebeliğe bağlı diğer hastalıkların erken dönemde yakalanarak tedavi edilebilmesi için her gebenin mutlaka belirli zaman aralıkları ile doktor tarafından takibi şarttır. Kontrollerde hem anne ve hem de çocuk açısından yapılan muayene ve tetkikler, bir gebeliğin sağlıklı biçimde tamamlanmasını amaçlar.

İlk planda çocukta bulunan anormallikler, sakatlıklar tespit edilir ve gelişiminin sağlıklı olup olmadığı izlenir. Bu arada annede gelişebilecek gebeliğe bağlı hastalıklar önlenmeye çalışılır ve aynı zamanda anne gebelik ve doğum açısından eğitilerek bilgilendirilir. İşte bu nedenler ile bir hekim olarak önerimiz, anne adaylarının aksatmadan kontrollerine devam etmeleridir.



Hamilelikte Tehlike Sinyalleri

Birçok anne adayı hamileliğini önemli şikayetleri olmadan geçiriyor. Ancak bazıları için bu 9 aylık deneyim hiç de kolay değil. Peki, hangi yakınmaların hem sizin hem de bebeğinizin sağlığını tehdit ettiğini biliyor musunuz?

Hamilelikte görülen vajinal kanamaların sebebi nedir?
Gebelikte görülen kanamalar , gebeliğin dönemlerine göre sınıflara ayrılır. Gebeliği üç döneme ayıracak olursak bunları 1. , 2. ,ve 3. trimestir kanamaları olarak değerlendirebiliriz. İlk trimester kanamaları , düşük tehdidinde, komplet (tam ) ya da inkomplet ( tam olmayan ) düşüklerde,ektopik (dış ) gebelikte, mol gebeliği dediğimiz gebeliğin özel bir patolojik durumunda, rahim ağzının iltihapları ve lezyonlarında, ve bazı kadın genital organ kanserlerinde görülür.

Gebeliğin son trimestirinde ise kanamalar anne ve bebek için daha tehlikeli seyredebilir. Bu kanamaların en sık görülen sebeplerinden biri, plasentanın yani anne ile bebek arasındaki madde alışverişini sağlayan dokunun normalden daha aşağıya, rahim ağzını kısmen ya da tamamen kapatacak şekilde yerleşmesi durumudur ki plasenta previa adı verilen bu durumun görülme sıklığı 1/200’dir. Diğer neden 1/120 oranında rastladığımız plasentanın zamanından önce ayrılması durumudur.(Abruptio placenta)

Son dönem kanamalarının daha nadir rastlanılan diğer nedenleri ise uterin rüptür dediğimiz rahim yırtılması, annedeki bazı pıhtılaşma bozuklukları olabilir. Doğumun habercisi sayılan nişan da hafif kanama şeklinde görülebilir.

Hangi durumlarda düşük tehdidinden söz edilir?
Yirmi haftadan önce gebeliğin sonlanması durumuna abortus (düşük) diyoruz. Alt batın bölgesinde ağrı ki -kramp tarzında ya da devamlı olabilir-, rahim kasılmaları ve vaginal kanama durumlarında düşük tehdidinden bahsetmek mümkündür. Bebek canlı ise ,annenin hafif kanama ve ağrı şikayetleri mevcut ise ve yapılan muayenede rahim ağzında açılma yok ise ‘abortus imminens’ dediğimiz düşük tehdidi durumu ortaya çıkar.Bu durumda gebelik devam edebilir, bu şikayetleri olan anne derhal doktora başvurmalıdır.

Düşüklerin %60’ı bebekte anormal genetik yapı sonucu meydana gelir, diğer nedenler enfeksiyonlar, annenin anatomik yapısal bozuklukları, hormonal veya immünolojik nedenler olabilir.

Erken doğum sinyalleri nelerdir?
Erken doğum 40 hafta olarak hesaplanan gebelikte, 37. haftadan önce meydana gelen doğumlar için kullanılan bir tanımlamadır.

Bu haftadan önce doğan bebek, prematür yani gelişmesini henüz tamamlayamamış bebek olarak değerlendirilir.Bu bebeklerdeki sorunlar doğum öncesi ve yeni doğan döneminde hastalık ve ölümlerin % 83’ünü oluştururlar. Erken doğumun belirtileri 37. haftadan önce her 10 dakikada en az iki kez rahim kasılması, bu kasılmaların en az 30 saniye sürmesi, rahim ağzında ilerleyici değişim ( 2 cm.den fazla açılması, %80 oranında incelmesi) olmasıdır. Anne adayı erken doğumun belirtilerini, bel ağrısı, adet sancısı tarzında kramplar, uyluğa vuran ağrı, vaginal akıntıda değişiklikler şeklinde yaşayabilir.

Ne zaman yüksek tansiyon riskinden söz edilir?
Gebelikte tansiyon takibi çok önemlidir. Gebenin ard arda ölçülen iki tansiyonunun 140/90 mmHg ve üzerinde bulunması durumunda hipertansiyondan söz edebiliriz. Ya da düzenli olarak takip edilen gebenin tansiyonunun daha önceki ölçümlere göre sistolik (büyük tansiyon olarak tabir edilen) basıncında 30 mmHg.lık, diastolik (küçük) basıncında 15 mmHg.lık artış olması durumu gebenin hipertansif olduğunu gösterir ve hem anne hem de bebek için ciddi sonuçlara neden olabilir.

Gebelikte neden ödem oluşur? Ne zaman tehlikelidir?
Gebelikte toplardamar sisteminde meydana gelen dolaşım bozukluğu ve büyüyen rahmin bacaklardan kalbe dönen kan akımı üzerine baskı yapması, ayak bileklerinde ödem adını verdiğimiz şişmelere neden olur. Normal gebeliklerin %80’inde orta derecede ödem görülebilir. Ancak ödem, yüzü, elleri, bacakları kapsayacak şekilde yaygınlaşırsa normal olarak kabul edilmez, yüksek tansiyonla giden, damar hasarı neticesinde damar dışına sıvı kaçışı ve protein kaybı sonucu meydana gelebilir ve preeklampsi denen hastalığın belirtisi olabilir. Bu durumda ödemin varlığı ciddidir ve araştırılması gerekir.

Hamilelikte neden yorgunluk hissedilir?
Gebelikte yorgunluğun nedeni annede meydana gelen bir çok fizyolojik değişimin sonucu olabilir. Gebede kan hacmi % 36 oranında artar. Ancak artan plazma dediğimiz kanın şekilli elemanlarını içermeyen bölümüdür, eritrosit yani alyuvarların hacmi ise ancak %17 oranında artar; bu durum hemodilüsyon dediğimiz duruma yol açarak anemiye neden olur. Bu durumda dokular yeterli beslenemez ve yeterli oksijenlenemez. Bu ise, gebede halsizlik, yorgunluk, efor ile çabuk yorulma ve solunum güçlüğüne neden olur. Gebelerin bu nedenle ek demir takviyesine ihtiyaçları vardır.

Bulantı ve kusmaların nedeni nedir? Nasıl önlem alınır?
Gebelikte sabah bulantıları ilk dönemlerde yaklaşık %70 oranında görülür. Genellikle gebeliğin 4 ile 6. haftalarında başlar, 8-12. haftalarda şiddetlenir, 20. haftada ise gerileyerek kaybolur. Çoğu vakada sabah bulantıları kendini sınırlar ve sıvı elektrolit dengesi bozulmaz. Bu durumun gerçek nedeni tam olarak bilinememekle birlikte, HCG, Tiroksin, Kortizol,ve diğer steroid hormonların seviyelerindeki değişmelerin beyinde CTZ olarak belirlenen özelleşmiş bir bölgeyi uyarması suçlanmaktadır.

Gebelerde artmış koku hassasiyeti, psikolojik-emosyonel-sosyal faktörler de sebepler arasında olabilir.

Bulantı ve kusmanın ciddi formu olan ve uzun süre devam eden ‘hiperemezis gravidarum’ annede sıvı elektrolit dengesini bozup ciddi seyredebilir. Bu vakalarda Helycobacteri pylori adı verilen bir mikroorganizma da sebepler arasında sayılmaktadır.. Hiperemezis gravidarumlu hastalar hastanede yatırılarak sıvı elektrolit tedavisine alınabilirler.

Hamilelik sırasında sık rastlanan çarpıntının sebepleri nelerdir?
Gebelerde görülen çarpıntı ,6. soruda mekanizması açıklanan anemi nedeniyle olabilir. Anemi dokuların az beslenmesi ve yetersiz oksijenizasyonuna neden olduğu için kalp bunu kompanse etmek için daha fazla çalışmak zorunda kalır, bu da çarpıntıya neden olur. Aynı şekilde gebelikte fizyolojik olarak artan sıvı hacmi, kalbin yükünü arttırarak kalbin iş yükünü ve hızını arttırır.

Bazı anne adaylarında neden bayılma görülür?
Gebeliğin ilk dönemlerinde anne adayı hipotansiftir yani tansiyonu düşük seyreder. Bu,damarlardaki direncin fizyolojik olarak azalması sonucu olur.İlk 24 haftada sistolik ve diastolik kan basınçları 10 mmHg düşer, bu düşüş bazı gebelerde daha da fazla olabilir, bu gebelerde bayılmalara rastlanabilir.

Son dönemlerde ise bayılma, sırt üstü yatan gebede rahmin, büyük toplar damarlar üzerine bası yapması ile dolaşımın bozulmasına neden olarak ortaya çıkabilir. Bu durum tıpta ‘supin hipotansiyon sendromu’ olarak adlandırılır.

Bazen bayılma ileri tetkik ve tedavi gerektiren bir sistemik ya da nörolojik hastalığın habercisi olabilir.

İdrarda yanma neyin belirtisidir?
İdrarda yanma ve zorluk, üriner sistem dediğimiz idrar yollarının ilthaplanmasının belirtilerinden biridir. Gebelikte en sık karşılaşılan sorunlardan biridir. Gebelik sırasında idrar borusunda genişleme, idrar miktarında artış, idrar içeriğinin glikoz ve proteinden daha zengin olması ve mikroorganizmalara uygun besiyeri ortamı yaratması gibi bir çok neden bu infeksiyonların artmasına neden olur.

İltihap mesanede, idrarın dışarı boşalmasını sağlayan üretrada ya da böbreklerde olabilir. Akut pyelonefrit denilen böbrek iltihabında idrar yaparken yanmaya titremeyle yükselen ateş, bulantı, kusma, bel ağrısı eşlik edebilir. Bazen bu infeksiyonlar erken doğumu başlatarak bebek ve anne için istenmeyen sonuçlara neden olabilirler.


1) Her şeyi Allah yaratır ve Allah izin vermeden hiçbir şey gerçekleşmez.
2) Allah (kötü) bir şeyin gerçekleşmesine izin veriyorsa, onda muhakkak bir hayır, bir hikmet vardır.
3) Çünkü Allah kuluna asla zulmetmez!
4) Buna tam inanan insan, asla; kızmaz, üzülmez, sıkılmaz, daralmaz, depresyona girmez. Her zaman mutlu, hep umutlu olur.


Bu Konunun Linki : 

Yukarıdaki linki arkadaşlarınıza göndermek için kullanabilirsiniz. Bu sayfada Riskli Hamilelikler, Hamilelik Dönemindeki Riskler ile ilgili olarak; Riskli Hamilelikler, Hamilelik Dönemindeki Riskler hakkında bilgiler nedir yazıları veya şiirleri Sağlık bilgisi, Hangi hastalığa ne iyi gelir? hastalık neden olur? nasıl geçer? İnsan sağlığı hakkında bilgiler, sağlık ile ilgili konular... gibi bilgileri veya indirme linklerini, sözleri veya resimleri Riskli Hamilelikler, Hamilelik Dönemindeki Riskler siteleri gibi benzer birçok konuları bulabilirsiniz.

 
Yapman gerekenleri yaparsan, mutlu olursun. (Z.Ç)

Copyright © 2014 AjansMail
Her hakkı saklıdır.