Bu bir reklamdır.




Tasavvuf ve Kadın


Google Reklamları


Tasavvuf ve Kadın ile ilgili benzer olabilecek konular...

Tasavvuf ve Kadın hakkında arama bilgileri...

Ziyaretçilerimiz bu sayfayı bulmak için Google`da şu aramaları yaptılar.
Siz de; bir dahaki gelişinizde, bu aramaları yaparak, bu sayfayı kolaylıkla bulabilirsiniz.

google kadın nefs tasavvuf, - tasavvufta kadın - tasavvuf ve kadın

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.


01 Haziran 2008, 08:50:14
nur_ay
Mesajlar: 2983
Bugün Allah için ne yaptınız?















Sponsorlu Bağlantılar

Sponsorlu Bağlantılar







Tasavvuf Kültüründe Kadının Yeri


Doç. Dr. Kadir Özköse


Kur’an-ı Kerim’de müminlere yönelik hitaplar; “Müslüman erkekler ve Müslüman kadınlar, mümin erkekler ve mümin kadınlar, itaatkâr erkekler ve itaatkâr kadınlar, sâdık erkekler ve sâdık kadınlar, sabreden erkekler ve sabreden kadınlar, (Allah’a) gönülden bağlı (mütevâzi) erkekler ve (Allah’a) gönülden bağlı (mütevâzi) olan kadınlar, sadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkekler ve oruç tutan kadınlar, ırzlarını koruyan erkekler ve ırzlarını koruyan kadınlar, Allah’ı çok zikreden erkekler ve Allah’ı çok zikreden kadınlar” diye tefriksiz yapılmış, mü’mine ve saliha kadınlar mü’min ve salih erkeklerden ayrılmamıştır. Bu teşvik edici sözlerle Kur’an, kadın ve erkeğin iman açısından eşit olduğuna dikkat çekmiştir. İslâm’ın ilk zamanlarında kadın içtimaî hayatın her safhasında erkekle beraber yer almış, hatta gazalara bile fiilen iştirak etmiştir. Dünyalık olarak kendisine sevdirilenlerin başında kadını sayan Peygamberimiz, erkek ve kadının içtimaî hayattaki yerini bir bütünün iki ayrı parçası olarak tayin etmiştir.
Milliyet, cinsiyet ve statü ayrımını dikkate almayan sû»fîler erdemli, dürüst ve güzel ahlâk sahibi fertler yetiştirmeyi gaye edinmiş; insan olmanın farkına varıp kulluğun şuuruna ermeyi sağlamışlardır. Susayan gönülleri maneviyat pınarlarıyla beslerken, bunu sadece erkeklere has değil, toplumun yarısını meydana getiren kadınları da içine alan bir anlayışla gerçekleştirmeye çalışmışlardır.
 

Kadına Bakışta Farklılık

Tasavvufta kadının konumunu ele alırken sû»fîlerin tek tip kadın imajından bahsetmek doğru değildir. Zühd, tasavvuf ve tarikat dönemlerinde sû»fîlerin geneli kadına olumlu bakış açısı sergilerken, bir kısmı olumsuz tavır takınmışlardır. Kadın konusundaki yaklaşım tarzları çağlara, bölgelere, sû»fî düşünürlerin meşreplerine ve mensup oldukları tarikatlara göre değişmektedir.2 Bu görüşlerde benzer ve farklı yönler olduğu gibi çelişkiler de vardır. Bazen aşağılanmada en aşağı noktaya indirilen kadın, bazen de yüceltilerek melek derecesine çıkarılmıştır. Hatta aynı mutasavvıfın kadınla ilgili düşüncelerinde bir takım zıtlıklar da görülebilmektedir. Bu durum, sû»fîlerin tasavvuf yolunda aldıkları mesafelerin, ulaşmış oldukları manevî mertebelerin, içinde bulundukları hâllerin ve kazandıkları tecrübelerin tabii bir sonucu olarak değerlendirilebilir.3 Bu sebeple sû»fîlerin bu konudaki fikirlerini kesin hatlarla bir noktada toplamak söz konusu olamamaktadır.
Erkek ile Kadın Arasında Bir Ayrımın Olmaması
Tasavvufta kadın, genel olarak nefs, dünya, hevâ ve heves ile özdeşleştirilip kaçınılması gereken “dünya süsü” olarak4 sunulmasına rağmen diğer İslâmî ilim dallarındaki statüsünden daha liberal bir durumda karşımıza çıkar.5 Tevhid telâkkisinde ne âşık ne de maşuk diye bir ayrım olamayacağından, erkek ile kadın arasında bir ayrım gözetilmemektedir.6 Benliğin inkişafını sağlamak isteyen, hakikat arayışına koyulan ve manevî kemâlâta ermek isteyenler Mutlak Varlık’ı tanıma, anlama ve O’nunla bir olma yolunda yürümüşler, Hakk’a ermeyi yegâne özlem hâline getirmişlerdir. Hakikat yolcuları arasında belli bir cinsiyetin ağırlığı değil insan olma çabasının öncüleri bulunmaktadır. Dolayısıyla tasavvufî hakikate ulaşan erkekler kadar hakikat önderi kadınlara da rastlanmaktadır.7 Zira sû»fîlere göre manevî yaşamda cinsiyet ayrımı yoktur. Onlardan biri olarak Rabiatü’l-Adeviyye saf ve berrak bir aşkın örneği kabul edilmektedir.
Tasavvuf, toplumda cinsiyet ayrımı yapmadan ahlâklı, erdemli ve dürüst bireyler yetiştirmeyi gaye edinmiş, insan olmanın farkına varıp kulluğun idrakinin gerçekleşmesine uğraşmıştır. Tasavvufta seyr u sülû»k akıl işi değil, gönül işidir. Akıl Allah’ı arattırır, ilim yaklaştırır, aşk buldurur. Allah’a giden yol gönül merkezli olduğuna göre kadınların bu yolda başarısız olabileceği iddiası geçersiz olmaktadır. Zira kadınların yapısı ilahî hakikatleri ve sırları kavramaya daha müsait; gönül zenginliğini sağlayıp aşk, şevk, vecd, sezgi ve ilham gibi nitelikler kadınlarda daha güçlüdür.8 Bu gerçekten hareketle ilk dönem sû»fîlerinde kadın ve erkek dervişler arasında farklılık gözetilmezdi.


Tasavvuf Kaynaklarında Sû»fî Kadınlardan Bahsedilmemesi

Toplumun geleneksel dokusu, diğer İslâmî disiplinlerde olduğu kadar tasavvuf ilminde de varlık göstermeye çalışan, tasavvufun manevî cazibesine kapılıp tekke ve dergâhlardaki faaliyetlere katılmak isteyen kadınlara bir takım psikolojik baskı uygulamıştır. Bu yüzden tasavvuf kültüründe genellikle erkek sû»fîlerin isimleri ön planda tutulmuştur. Nadir olarak kadın sû»fîlere mahsus eserler bulunsa da, ilk kadın sû»fî Rabia ile birlikte kaynaklarda sınırlı sayıda kadına yer verilmiştir.
Rabiatü’l-Adeviyye’den başka birçok “rahibe” ve “sû»fîye” adıyla bilinen hanımlar bulunmasına rağmen tasavvuf tarihi kitapları kadın sû»fîlere yeterince yer ayırmamıştır. Örneğin tasavvuf ve tasavvuf tarihinin önemli eserlerinden olan Kuşeyrî’nin Risâle’sinde kadın sû»fîlerden hiç söz edilmezken, Ebû» Nuaym’ın Hilye’tül-Evliyâ’sı, İbnü’l-Cevzî’nin Sıfâtü’s-Safve’si, eş-Şârânî’nin Tabakâtü’l-Kübrâ’sı, Molla Câmî’nin Nefahâtü’l-Üns’ü kadın sû»fîlerden bahseden kitaplardandır ki bunlarda da toplam 34 kadından bahsedilmiştir.9 İbnü’l-Cevzî bunun bir eksiklik olduğunu, kendi kitabını Ebû» Nuaym’ın kitabıyla karşılaştırırken ve onu eleştirirken şöyle açıklar: “Ebû» Nuaym kitabında çok az sayıda kadın sû»fîlerden zikretmiştir. Oysa bu eksiklik sadece kadınları değil, bazen erkekleri de ilgilendirir. Mesela, Süfyân es-Sevrî’den bahsederken Rabia’dan bahsedilmezse, Süfyân’ın hayatı da yarım anlatılmış olur.”10 Bu sözüyle İbnü’l-Cevzî, kadınlara Ebû» Nuaym’dan daha fazla yer verdiğini belirtmek istemiştir, ancak İbnü’l Cevzî’nin de kadınlardan yeterince bahsettiğini kabul etmek, kadın sû»fîlerin hakkını yemek olur.11 Bunlardan başka diğer tasavvufî kaynaklar az da olsa kadınlardan bahsederler. Ancak Ebû» Abdirrahman es-Sülemî’nin yazdığı ve ne yazık ki günümüze kadar yazma eserler arasında kalmış “Zikrü’n-Nisveti’l-Müteabbidâti’s Sû»fîyyât” adlı eseri, sadece kadın velileri ele alması yönüyle ilk ve orijinal bir eserdir.12
Özetle, tasavvufun manevî cazibesine kapılıp tekke ve dergâhlardaki faaliyetlere katılmak isteyen kadınlara toplumun psikolojik baskısı görünmez bir set çekmiştir. Bu yüzden tasavvuf kültüründe genellikle erkek sû»fîlerin isimleri ön plandadır. Nadir olarak kadın sû»fîlere mahsus eserler bulunsa da, ilk kadın sû»fî Rabia ile birlikte kaynaklarda sınırlı sayıda kadına yer verilmiştir.13


Kadının Dişilliğinden Çok İnsanlığı ile Anılması

Örf ve âdetlerin baskısı ile kadına karşı mesafeli bir tutum sergileyen geleneksel anlayışa rağmen, çoğu zaman gerek kadınların tarikatlardaki statüsü ve gerekse bazı sû»fîlerin kadınlar hakkındaki görüşleri oldukça ilginçtir. Bazı sû»fîlerin kadına bakış açısını araştırdığımız zaman, tasavvuf geleneğinin, feministleri kıskandıracak bir birikime sahip olduğunu görürüz.14 Bu nedenle İslâm kültür ve düşünce tarihinde kadına en çok değer veren ve kucak açan disiplin, tasavvuf olmuştur.
Molla Câmî kadın sû»fîleri tebcil sadedinde şu ibareyi nakletmektedir:
“Dediğim gibi olursa (eğer) kadınlar,
Ricâl üstüne fazlında ne şüphe var?
Müzekkerlik, değildir ay için iftihar
Müenneslikten dolayı güneşe de gelmez âr.”15
Tasavvuf ve tarikat erbabı dinî, ahlâkî ve insanî değerler çerçevesinde kadın olgusunu ele almış, şehvet duygusu ve cinsiyet ayrımını bir yana bırakarak kadına sırf bir insan olarak bakabilmiştir.16 Allah, bizlerin dış görünüşüne bakmaz. Beden ve suretlerimizle, erkek ve dişiliğimizle değil selim bir kalbe sahip oluşumuzla Hak katında bir değer ifade edebilmekteyiz. Dolayısıyla tasavvufta her zaman kadının dişiliği değil kişiliği ön plânda tutulmaktadır.


Tekke Kuran Kadınlar

Tasavvufta fikrî değişmeye katkıda bulunan ve erkek müritleri olan kadın şeyhalara da rastlanmaktaydı. Hicrî ikinci asırdan itibaren kendilerine has tekke ve zaviyeleri olan, şeyhlere mürid olup tekke müdavimleri arasına giren ve hatta daha sonraları halife olan kadınlar vardır. Tasavvuf tarihinin ilk dönemlerinde “rahip” denen erkeklere rastlandığı gibi “rahibe” denen kadınlara da rastlanmaktadır. Osman b. Sevde’nin annesi Rahibe ile Rahibe Mevsıliyye bunlardandır.17
İlk tekke müdâvimleri ve kurucuları arasında olan kadınlar, ilk zamanlarda evlerinde tasavvufî sohbetler yapıp zikir meclisleri kuran hanımlar, daha sonra örgütlenip kendilerine ait tekke ve zaviyeler kurmuşlardır. Fatma binti Hüseyin, Hafsa binti Sîrîn, Fatma binti Abbas, Cevriye adında bir hanım ve Evhâdüddin Kirmânî’nin kızı Eymene Hatun kendilerine ait tekkelerde hemcinslerine sohbet eden, zikir yaptıran, tasavvufî fikirlerini yaymaya çalışan kadınlardandır. Kadınlar sadece kendileri için tekke kurmakla yetinmemişler, maddî imkânlara sahip olan sû»fîyeler ve sû»filer için de tekkeler kurmuşlardır. Ebû» İshak Kazerû»nî’nin müridesi Fâris, bir hankâh yaptırıp dervişlerin hizmetine sunmuştur.18 İslâm âleminin çeşitli yerlerinde hanımlar tarafından inşa ettirilip vakfedilen pek çok tekke mevcuttur. Başlangıçta erkeklere ait olup, daha sonra şeyhin halifesi sıfatıyla hanımların yönetimine geçen ve kadınlar tekkesi hâline gelen ve son asırlara kadar faaliyette bulunanlar da vardır.


Tarikatlarda Kadın

Şeyhe yapılan hürmet ve saygı kadar olmasa da, şeyh hanımları da hürmet ve saygı görmüşlerdir. Şeyh müridlerin babası, hanımı ise anası sayılmıştır. Bir kural olmamakla birlikte, müridler ölen şeyhlerinin dul hanımı ve şeyhin boşadığı kadın ile evlenmeyi sakıncalı görmüşlerdir.19 Tarikata giren kadınlar manevî yolda mesafe aldığında şeyh tarafından halife veya vekil olarak görevlendirilmişlerdir. Bunlar bazen tarikata yeni giren hanımlara âdâb ve erkân öğreterek şeyhle görüşmesine vesile olabilmişler; bazen şeyhle hiç görüştürmeden tarikata kabul edebilmişler; bazen de zikir meclislerini idare edip hanımların ruhî problemlerinin halledilmesinde yardımcı olabilmişlerdir.
Kadirî şeyhası olan Dara Şukuh’un kız kardeşi Cihan-Ara ve onun manevî terbiyecisi Miyan Mir’in kız kardeşi Bibi Cemal Hatun Kadirîliğin ileri gelenlerindendir ve Kadirî meşâyihi ile birlikte ziyaret edilmektedirler.20
Mısır’da bazı tekkeler kadın şeyhler tarafından yönetilir, vefat eden şeyha tekke yanına defnedilir, daha sonra kabri ziyaret edilirdi. Hurriş Tekkesi, Bint Taç Tekkesi, Nuri Tekkesi bunlardandır.21
Son bir örnekle makalemizi noktalayacak olursak diyebiliriz ki, Halvetî ve Celvetî tekkelerinde kadınlara mahsus bölümlerin var olması, kadınların tekkelere gelip zikir meclislerini seyrettiklerini göstermektedir. Ayrıca kadınlar sadece dinleme ve izleme durumunda kalmamış, tarikatta aktif rol almışlardır. Seyyid Hasan Uşşakî’nin hanımının kabz hâli yaşayan müridlere helva pişirdiği, bu helvayı yiyen müridlerin kabz hâllerinin geçtiği bildirilmektedir. Helvacı Bacı lâkabı ile anılan bu güzîde insanın Kasımpaşa’daki türbesi bugün ziyaret edilen yerlerdendir. Bugün hâlâ canlılığını muhafaza eden, manevî ikliminden insanların hayat bulmalarını, ölü kalplerinin dirilmelerini sağlayan pek çok dergâh ve tekke, yerli veya yabancı rnüridlerin akınına uğramaktadır.




______________________


Dipnot

1- Küçük, “Tasavvufta Kadın”, S.Ü. İlâhiyat Fak. Dergisi, Sy: 7, s. 392.
2- Süleyman Uludağ, Sû»fî Gözüyle Kadın, İnsan Yayınları, II.Baskı, İstanbul 1998, s. 7-8.
3- Fatma Altuntaş, Tasavvuf Kültüründe Kadın, Yüksek Lisans Tezi, Dan. Süleyman Uludağ, Uludağ Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Bursa 1997, s. 6.
4- Annemarie Schimmel, İslâmın Mistik Boyutları, ter. Ergun Kocabıyık, Kabalcı Yayınları, İstanbul 2001, s. 415-416.
5- Necmettin Bardakçı, “Türk Tasavvuf Geleneğinde Kadın”, Arayışlar, İnsan Bilimleri Araştırmaları, Sy: 13, Fakülte Kitabevi, Isparta 2005, s. 32.
6- Schimmel, İslâmın Mistik Boyutları, s. 54.
7- Camille Adams Helminski, Sû»fî Kadınlar Saklı Bir Hazine Dünyanın En Kutsal Kadınlarının Öyküleri…, çev. Aslı Özer, Samsara Yayınları, İstanbul 2004, s. 23.
8- Altuntaş, Tasavvuf Kültüründe Kadın, s. 21.
9- Helminski, Sû»fî Kadınlar, s. 55.
10- Hülya Küçük, “Tasavvufta Kadın”, Selçuk Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Dergisi, Konya 1997, Yıl: 1997, Sy: 7, s. 391.
11- Küçük, “Tasavvufta Kadın”, S.Ü. İlâhiyat Fak. Dergisi, Sy: 7, s. 391.
12- Mustafa Aşkar, “Ebu Abdurrahman es-Sülemi’nin “Zikru’n-Nisveti’l-Müteabbidati’s Sû»fîyyat” Adlı Eserinde Kadın Sû»fîlerin Yeri”, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, c. VII., Ankara Üniversitesi Basımevi, Ankara 1997, s. 405.
13- Mustafa Aşkar, “Kadın Sû»fîleri Anlatan Bir Menâkıbnâme: Menâkıb-ı Veliyyâti’n-Nisâ”, Tasavvuf, İlmî ve Akademik Araştırma Dergisi, Ankara, Temmuz-Aralık 2004, yıl 5, sy. 13, s. 75-98; Bardakçı, “Türk Tasavvuf Geleneğinde Kadın”, Arayışlar, Sy: 13, s. 32.
14- Küçük, “Tasavvufta Kadın”, S.Ü. İlâhiyat Fak. Dergisi, Sy: 7, s. 392.
15- “Erkeklerin kadınlara üstünlüğü olsaydı, şemse (güneşe) müennes, kamere (aya) müzekker demek ayıp olurdu. Müzekkerlikte erkeklerde bir üstünlük değildir.” Bkz. Molla Abdurrahman Câmî, Nefahâtü’l-üns -Evliya Menkıbeleri-, ter. ve şerh. Lâmiî Çelebi, haz. Süleyman Uludağ ve Mustafa Kara, Marifet Yayınları, II. Baskı, İstanbul 1998, s. 844.
16- Uludağ, Sû»fî Gözüyle Kadın, s.12.
17- Hatice Çubukçu, İlk Dönem Hanım Sû»fîler, İnsan Yayınları, İstanbul 2006, s. 67-68, 145.
18- Altuntaş, Tasavvuf Kültüründe Kadın, s. 43.
19- Altuntaş, a.g.e., s. 33.
20- Uludağ, Sû»fî Gözüyle Kadın, s. 111.
21- Uludağ, a.g.e., s. 110.















Bu Konunun Linki : 

Yukarıdaki linki arkadaşlarınıza göndermek için kullanabilirsiniz. Bu sayfada Tasavvuf ve Kadın ile ilgili olarak; Tasavvuf ve Kadın hakkında bilgiler nedir yazıları veya şiirleri gibi bilgileri veya indirme linklerini, sözleri veya resimleri Tasavvuf ve Kadın siteleri gibi benzer birçok konuları bulabilirsiniz.

 
Gerçek mutluluk, ancak gerçek sevgi ile yaşanabilir.

Copyright © 2006-2014 AjansMail
Her hakkı saklıdır.