Ahmet Akgündüz'ün Bediüzzaman'a ait dediği şeceredeki hatalar

 
Bu konu ile benzer olabilecek diğer forum sayfaları
 
 
 
 
AHMET AKGÜNDÜZ'ÜN BEDİÜZZAMAN'A AİT OLDUĞUNU İDDİA ETTİĞİ ŞECEREDEKİ HATALAR


Gülşah Güçyetmez

Said Nursi Hazretleri son 1000 yılın en büyük İslam alimidir. Risale-i Nur Külliyatı da bir çok kişinin imanına vesile olan önemli ve samimi açıklamalar içeren çok değerli bir eserdir. Üstadımız bu eserlerinde ahir zamanla ve Hazreti Mehdiyle ilgili çok şaşırtıcı ve detaylı bilgiler vermektedir. Hazreti Mehdi'nin çıkış tarihi olarak 1980 yılına işaret etmekte ve 2010 yılında talebeleriyle birlikte daha aşikar hale geleceğini söylemektedir. Yani Said Nursi Hazretleri, Hazreti Mehdi'nin  kendisinin vefatından sonra çıkacağını ve Seyyid olacağını izah etmiştir.

Said Nursi Hazretleri Seyyid olmadığını eserlerinde pek çok kez açıklamıştır. Fakat son günlerde Ahmet Akgündüz, Üstadımızın Seyyid olduğunu sözde belgelerle ortaya koyduğunu iddia ederek gündeme geldi. Ve hemen ardından da, konunun uzmanları Ahmet Akgündüz'ün bu konuda çok sarih çelişkiler ve hatalar yaptığını açıkladılar. Ahmet Akgündüz'e saygı duyuyorum fakat Üstadımızla ilgili bir konunun yanlış aktarılmasına gönlüm asla razı olmaz. Ayrıca Üstad Said Nursi Hazretleri Seyyid olsun olmasın çok değerli bir İslam alimidir. Üstadımızın Seyyid olmaması bu gerçeği değiştirmez, sevgimizi azaltmaz.

Gelelim uzmanlar tarafından Ahmet Akgündüz'ün belgelerinde tespit edilen çelişki ve hatalara:

Bu konudaki en çarpıcı delillerden biri, bu belgeyi hazırlayan Mahmut isimli şahsın Kürtçe risale dersleri yapan Güneydoğu seydalarından değerli bir ağabeyimiz olan Molla Feyzi Güzelsoy'a  itirafı olsa gerek:

Molla Feyzi Güzelsoy; "Benim kanaat-ı kalbiyem, o şecereye her ne kadar eski bir evrak havası verilmiş ise de, yeni yapılmıştır. Ama ona rağmen Ahmet Akgündüz Hoca, Diyarbakır'da dedi ki: “Şecere 1935 tarihinde yapılmıştır.” İsterseniz ben bu meselenin hakikatini size izah edeyim: Ahmet Akgündüz Hocamıza şecereyi getiren Mahmut adındaki zat önce Diyarbakır'da benim yanıma geldi ve bütün evrakları bana verdi. Ben de okumaya başladım. Baktım ki, çok eski bir evrak havası verilmiş. Buna binaen ben sordum: ‘Sanki yüz senelik bir evraktır.' dedim O da dedi: ‘Evet yüz seneden fazladır'. Ben de buna binaen dedim ki: ‘Bediüzzaman Said-i Nursi'den bahsederken Risale-i Nur Müellifi ünvanıyla zikrediliyor. Halbuki o tarihte Risale-i Nur telif edilmemiştir. Bu itirazdan sonra Mahmut kardeş bana dedi ki: ‘Şecereyi bana verenler her ne kadar o tarihi göstermiş iseler de, bence 1990'da yapılmıştır'." (Risale haber sitesi)

Bu bilgilerden anlaşıldığına göre Ahmet Akgündüz'ün hazırladığı şecere 1990 yılında suni eskitme yöntemi kullanılarak yapılmış olabilir. Suni eskitme yöntemleri internetten kolaylıkla bulunabiliyor. Önce istediğiniz yazıların olduğu kağıdı alırsınız, sonra üzerine kahve döker ve peçeteyle yayarsınız, kurutma makinesiyle kurutursunuz üzerine bir de ütülerseniz karşınızda eskitilmiş sözde 500 yıllık kağıdınız.

Bu belgelerin geçersizliğini ispatlayan ikinci bir konu daha var ki, bu da en az birincisi kadar önemli: Bu şecerede kullanılan dil, “eski zaman Arapçası değil, günümüz Arapçası'dır”. Uzmanlar bu gerçeğe dikkat çekerek, Irak'tan sözde şecere diye getirilen bu kağıtların amatörce hazırlandığını ifade ediyorlar.

Şecere konusunda uzmanların çok iyi bildiği önemli bir detay daha var. Bir şecereye yıllar içerisinde yeni bilgiler eklendikçe, üzerinde mutlaka farklı yıllara ait mühürler olması gerekiyor. Fakat Ahmet Akgündüz'ün belgelerinde bu mühürlerin hepsinin aynı döneme ait olduğu görülüyor. Bu kadar hatalı olduğu kolayca anlaşılacak bir belgeyi Ahmet Akgündüz neden gündeme getirdi öğrenmek isterim.

Ahmet Akgündüz'ün belgelerindeki kuşku verici noktalar bitmek bilmiyor. Ahmet Akgündüz bu belgelerdeki bilgisayar yazı karakterlerini nasıl açıklıyor?

Risalehaber sitesi: ‘Mühürler sanki aynı mühürdara aynı zamanda yaptırılmış. Şecereye ilave bilgiler eklendikçe farklı zamanlarda basılması gereken mühürler; âdetâ aynı mürekkeple, aynı zamanda ve iyice okunsun diye aynı sıkletle basılmış. Mühürlerin, mazisi 10 yılı aşmayan bilgisayar font versiyonu taşıması ise, kocaman bir ayıp olarak ortada durmaktadır. Belgeler tarafsız bir laboratuvarda analize tabi tutulmadıkça bir kâğıt parçasından ibarettir.'

Lütfen  Arapça bilenler bu belgedeki mühürleri dikkatle incelesin. Mühürlerde Arapça “YE” harfine iki nokta konmuş. Bu bilgisayar klavyesinde olan bir yazı şeklidir ve eski yazılarda böyle bir kullanım yoktur.

Risalehaber sitesi: ‘Belgeye vesîka mâhiyyeti veren mühürlere dikkatlice baktık, mühür sahiplerinden “Hıyâlî” isimlilerin son “ye” harflerinin belgenin gerçekliğine gölge düşürdüğünü gördük. Bilgisayar dizgilerinde Arapça ile meşgul olanlar, Latincenin “S” harfine benzeyen Arapça “ye” harfine ayrıca “iki nokta” konduğunu bilirler; normal yazıda ise böyle câhilce bir yazı şekli olamaz! (YANİ BİR TEK BİLGİSAYAR KLAVYESİ KULLANILIYORSA YE HARFİNİN ÜZERİNDE İKİ NOKTA OLUR, AKSİNDE OLMAZ) Bu mühürlerde de aynı şey var: “Hıyâlî” kelimelerindeki son “ye” harflerine bilgisayar “iki nokta” daha ilâve etmiş! Belge diye ona verenler Hocayı aldatmışlar.'

Şaşırmamak elde değil, Ahmet Akgündüz nasıl olur da bu kadar detayı fark edemez.
 
Belgelerde dikkati çeken bir başka nokta ise tarihlerde yapılan hatalar.

Örneğin:
Bu belgelere göre Şeyh Abdülkadir-i Geylani'nin biraderi olan Şeyh Alaaddin Ali Hicri 785 (Miladi 1384) tarihinde doğmuş, Hicri 853 (Miladi 1449) tarihinde ölmüştür. Yani bu tarihe göre Şeyh Abdülkadir Geylani'yle Said Nursi Hazretleri'nin arası yaklaşık 500 sene oluyor. Fakat hepimizin bildiğimiz gibi bu tarih 500 sene değil 800 sene. Ayrıca Üstad Bediüzzaman Hazretleri de Şeyh Abdülkadir Geylani'nin 800 sene kendisinden uzak olduğunu Risale-i Nur'da belirtiyor.

Ayrıca kolaylıkla araştırılıp öğrenilebilecek şu bilgi de şecerenin hatalı yönlerinden bir tanesi:

Şeyh Abdülkadir-i Geylani'nin Hicri 841 (Miladi 1437)'de hayatını kaybettiği ve annesinin isminin Fatıma bint-i Haydar, olduğu yazılmış. Oysa Şeyh Abdülkadir-i Geylani Hicri 561 (Miladi 1166) yılında ölmüştür. Ayrıca annesinin ismi Fatıma Bint-i Haydar değil, Fatıma bint-i Abdullah'ül Esmai'dir. 

Hatalar bitmiyor…

Ahmet Akgündüz, Said Nursi'nin Abdülkadir-i Geylani'nin soyundan geldiğini iddia ediyor ama sözde belgelerinin başında Şeyh Abdülkadir-i Geylani'nin geriye hiçbir zürriyet bırakmadığını yazıyor. Geriye zürriyet bırakmadıysa nasıl Geylani Hazretlerinin soyundan oluyor? Bütün tarihçilerin bildiği bu konunun yanlış yazılmış olması da son derece şaşırtıcı. Nitekim Geylani Hazretleri dört hanımla evlenmiş, on iki veya on sekiz evladı dünyaya gelmiştir.

Anlayamadığım bir diğer nokta da bu belgelerde Said Nursi Hazretleri'nin annesi Nuriye hanımla ilgili bir belge olmadığı halde Hüseyni olarak gösterilmesidir.

Bu kadarla da kalmıyor iddia edilen şecere, sadece Şeyh Abdülkadir adında bir şahsın bir evladına kadar gittiği halde, bir takım şemalar çizilerek Ahmet Akgündüz tarafından tamamlanarak İmam Ali'ye kadar gösterilmiş.

Uzmanların tespitleri bu kadarla da kalmıyor. İşte bir çarpıcı delil daha:

Bilindiği gibi bir şecerenin muteber olması için Osmanlı padişahı veya Selçuklu Sultanı ya da bir Abbasi Halifesinin tasdikli mühürleriyle mühürlü olması veya vergiden, askerlikten muafiyetleri sağlanmış olması gerekir. Bunlar yoksa belgeler uzmanlar tarafından güvenilir kabul edilmez. Nitekim bu şecerede böyle bir mühür veya kayıt da yok.

Ayrıca Akgündüz, Karageçi aşireti ile Karakeçili aşiretlerini de birbirine karıştırmaktadır. Biri Türk diğeri Kürt olan ve farklı soy çizelgeleri olan bu aşiretlerdeki tek ortak nokta isim benzerliğidir. Çünkü Karageçi aşireti Türklükten uzak olup Bingöl Zazalarındandır. Türk kökenli Karakeçi aşiretinin ise hemen hemen hepsi şimdilerde Kırşehir tarafına göç etmiştir.

Akgündüz Hoca'nın isimlerden yorum çıkarma konusundaki hatası bununla bitmiyor.

Ahmet Akgündüz Said Nursi Hazretleri'nin babasının Mirza isminin Hazreti Ali'nin lakabı olan Murtaza isminden geldiğini iddia ederek aralarında bir soy bağlantısı vardır diyor. Oysa Mirza ismi Emirzade isminden gelir ve dünyanın bir çok yerinde kullanılan bir isimdir ve bir kişiye sadece isminden dolayı seyyiddir demek mümkün değildir.

Ben Üstad Said Nursi Hazretleri'ni çok seven, kendime yol gösterici değerli bir alim olarak kabul eden biri olarak Ahmet Akgündüz'ün bu şecere dolayısıyla bütün Said Nursi sevenlerinden özür dilemesinden yanayım.

Üstadımızın kendisinin Kürt olduğunu ve Seyyid olmadığını ifade ettiği ancak Peygamberimiz (sav)'e sevgisinden dolayı manen Seyyid sayılabileceğini yazdığı sözleri bence en güvenilir kaynaktır. İşte Üstadımızın o sözleri;

* “BİZ Kİ KÜRDÜZ. Aldanırız, fakat aldatmayız. Bir hayat için yalana tenezzül etmeyiz…” (Divân-ı Harb-i Örfî, Yarı Cinâyet, s. 54, Tenvir Yayınları),

* BEN, KENDİMİ SEYYİD BİLEMİYORUM. Bu zamanda nesiller bilinmiyor. Halbuki AHİR ZAMANIN O BÜYÜK ŞAHSI (yani Hz. Mehdi (as)) AL-İ BEYT'TEN (Peygamberimiz (sav)'in soyundan) OLACAKTIR. (Emirdağ Lahikası, s. 247-250)

* … HEM MEHDİLİK İSNADINI HİÇ KABUL ETMEDİĞİMİ BÜTÜN KARDEŞLERİM ŞEHADET EDERLER. Hatta Denizli'deki ehli vukuf eğer Said Mehdiliğini ortaya atsa bütün şakirtleri kabul edecek dediklerine mukabil, Said itiraznamesinde demiş ki: “BEN SEYYİD DEĞİLİM MEHDİ SEYİD OLACAK” DİYE ONLARI REDDETMİŞ… (Şualar, On Dördüncü Şua, s. 365)

* Bedî' mânâsında olan Celcelûtiye kasidesinde İmam-ı Ali'nin (r.a.) çok cihetlerle Risale-i Nur'a sarahat derecesine yakın işarâtı içinde, Bediüzzaman ismini Risale-i Nur'a vermesinden, bana emaneten verilen o ismi Risale-i Nur'a iade ettiğimi yazmışım. Bununla beraber, “BEN DE MÂNEVÎ ÂL-İ BEYTTEN SAYILABİLİRİM” demekten maksadım, bir kısım müçtehidlerin, “Onun âilesine ve ashabına selâm olsun” duasında, “Seyyid olmayan, fakat ehl-i takvâ bulunanlar o duada dahildirler” dediklerinden, o umumî duada benim de bir hissem bulunması için ricakârâne bir tevildir. Yoksa, o hatâkârane mânâ hiç hatırıma gelmemiş. (Şualar, 14. Şua, s. 358)

Said Nursi Hazretleri'nin sözleri açıktır. Bediüzzaman SEYYİD OLMADIĞINI açıkça ifade ediyor. Ayrıca Üstadımızın Nurs köyündeki akrabaları da, Seyyidlikle bir bağlantılarının olmadığını söylüyorlar.

Said Nursi Hazretleri bir tek Allah'tan korktuğunu hayatıyla ispat etmiştir. Buna rağmen Üstad mahkemelerden çekindiği için Seyyid olduğunu gizledi diyenler bile olabiliyor. Oysa Bediüzzaman Hazretleri SEYYİD OLDUĞU İÇİN DEĞİL, CEMİYET KURMAK İDDİASIYLA YARGILANMIŞTIR. Bir kişinin Seyyid olduğu için yargılanması dünya tarihinde görülmüş bir sebep değildir.

Netice itibariyle benim istediğim bu şecereyle ilgili doğrunun yanlışın ne olduğunun herkes tarafından anlaşılmasıdır. Bu sebeple uzmanların görüşlerine yer verdim.


GÜLŞAH GÜÇYETMEZ
http://twitter.com/gulsahgucyetmez
http://facebook.com/gulsahbaloglugucyetmez

 
 

 
 

 ~ 

Bu konunun linki : 

Yukarıdaki linki arkadaşlarınıza göndermek için kullanabilirsiniz ve bu sayfada; Ahmet Akgündüz'ün Bediüzzaman'a ait dediği şeceredeki hatalar hakkında bilgiler nedir yazıları veya şiirleri gibi sözleri veya resimleri Ahmet Akgündüz'ün Bediüzzaman'a ait dediği şeceredeki hatalar siteleri gibi benzer birçok forum konularını bulabilirsiniz.

 ~ 

Son Forum Mesajları

Kaynak linkimizi belirtmek koşulu ile her türlü bilgiyi kopyalayabilirsiniz. Forum içerisinde yazılan tüm mesajların hukuki sorumlulukları mesajları yazanlara aittir. Üyeler, üyelik sözleşmesi gereği bu kuralı kabul etmiş sayılır. Ziyaretçilerimiz bu forumu kullanmadan önce Forum Kurallarını okumak zorundadırlar. Aksi durumda meydana gelecek bütün olumsuz durumlardan ziyaretçilerin bizzat kendileri sorumludur. Sitemizde telif, kişi haklarına; yasalara aykırı olduğunu düşündüğünüz bir konu görürseniz bize aşağıdaki iletişim adresinden ulaşabilirsiniz.

1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11, 12, 13, 14, 15, 16, 17, 18, 19, 20, 21, 22, 23, 24, 25, 26, 27, 28, 29, 30, 31, 32, 33, 34, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44, 45, 46, 47, 48, 49, 50, 51, 52, 53, 54, 55, 56, 57, 58, 59, 60 100, 150, 200, 250, 300, 350, 400, 450, 500, 550, 600, 650, 700, 750, 800, 850, 900, 950, 960

© 2006-2019 ilgiliFORUM.com