Atatürk'ün Atatürk ilkelerine yansıyan düşünceleri nelerdir?


Google Reklamları





Atatürk'ün Atatürk ilkelerine yansıyan düşünceleri nelerdir? ile ilgili benzer olabilecek konular...

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.


03 Aralık 2013, 04:52:51
Forum
Forum Sitesi
Admin
Mesajlar: 86825












Sponsorlu Bağlantılar

sponsorlu bağlantılar

   

Atatürk`ün Atatürk ilkelerine yansıyan düşünceleri nelerdir?

 

Atatürk'ün ilkelerine yansıyan düşünceleri nelerdir?,atatürk ilkeri,Atatürk'ün Atatürk ilkelerine yansıyan düşünceleri

Atatürk'ün Atatürk ilkelerini etkileyen düşünceler nelerdir? bunlara örnek verebilirmiyiz

1) Atatürkçülüğün Tanımı

Atatürkçülük temel ilkelerini Mustafa Kemal Atatürk'ün belirlediği Türk ulusunun gereksinimleri ile gerçeklerinden ortaya çıkan Türk ulusunun bugün ve gelecekte tam bağımsızlığa huzur ve gönence iye (sahip) olması devletin ulus egemenliği ilkesine dayandırılması usun (aklın) ve bilimin yol göstericiliğinde Türk ulusal kültürünün çağdaş uygarlık düzeyinin üzerine çıkarılmasını amaçlayan; devlet yaşamına düşünce yaşamına ekonomik yaşama toplumun temel kurumlarına ilişkin gerçekçi düşünce ve ilkeleri içeren tümden bir ulusal çağdaşlaşma değişim ve dönüşüm modelidir.

Atatürkçülük öngörüp gerçekleştirdiği toplumsal siyasal ve ekonomik model bakımından evrensel değerlere de dayanan bir düşünce dizgesidir. Değişim ve dönüşümü temel aldığı için de değişken bir yapıdadır. Us ile bilimi temel alan yaklaşımıyla “İnkılapçılık İlkesi” hem düşünce dizgesinin (sisteminin) hem de öngörülen toplumsal siyasal ve ekonomik modelin çağdaş değişim ve dönüşümlere açık olduğunu gösterir. Nitekim Atatürk 1925'te “Yaptığımız ve yapmakta olduğumuz inkılapların hedefi Türkiye Cumhuriyeti halkını tümüyle çağımıza uygun bütün anlam ve biçimiyle uygar bir toplum durumuna ulaştırmaktır. İnkılaplarımızın temel ilkesi budur. Bu gerçeği kabul edemeyen anlayışları darmadağın etmek zorunludur. Şimdiye dek ulusun dimağını paslandıran uyuşturan bu anlayışta bulunanlar olmuştur. Her durumda zihniyetlerde var olan hurafeler tümüyle kovulacaktır. Onlar çıkarılmadıkça dimağa gerçek pırıltılarını yerleştirmek olanaksızdır.” diyerek düşünce dizgesinin (sisteminin) çağdaşlaşma hedefini imlemiştir (işaret etmiştir).



2) Atatürkçülüğün Temel İlkeleri

Türkiye Cumhuriyeti Devleti Atatürk'ün önderliğinde gerçekleştirilen bir ulusal Kurtuluş Savaşı sonrasında belli temel ilkeler üzerinde kurulmuştur. İşte Atatürkçülük bu temel ilkeleri de içermekte ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin kuruluş felsefesini oluşturmaktadır. “Merkezî-Milli (Üniter) Devlet” “Tam Bağımsız Devlet” “Milli Egemenliğe Dayalı Demokratik Laik Devlet” özellikleri Türkiye Cumhuriyeti'nin temel ilkeleridir. Kimi başka özelliklerle anayasalarımıza da yansıyan bu ilkeler Atatürkçülüğün de özünü oluşturan temel değerlerdir. Bu durumda Atatürkçülük Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni yaşatma ve yarınlara taşıma bilincini de belirtmektedir.



2.1. Ulus (Üniter) Devlet

Çağımızın devleti çağdaş devlet kimi aykırılıklar bir yana bırakılırsa “ulus (üniter) devlet”tir. Başka bir deyişle günümüzde devletin insan ögesi “ulus” adını alan topluluktur. Türkiye Cumhuriyeti yerine kurulduğu Osmanlı Devleti gibi çok uluslu bir ilhanlık (imparatorluk) değildir. İnsan ögesi Türk ulusuna dayanan tüm anlamıyla ulusal bir devlettir.

Türk çoğunluğu topraklarını hedefleyen Ulusal Ant (Misak-ı Milli) sınırları üzerine kurulan Türkiye Cumhuriyeti'nin bu temel özelliği Lozan Antlaşması'nda da uluslararası hukuk bakımından da tescil edilmiştir.

Ulus Devlet özelliği hem ülkenin hem de ulusun bölünmezliğini birliğini belirtir. Türkçe'nin resmi dil devlet eğitim ve yayın dili olması; hukukun tekliği; merkezi yönetim kültürel ve siyasal bütünlük bunu tamamlar. Anayasamızın 3. maddesi ulusal devlet olma ilkesini; 126 ve 127. maddeler de Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin siyasal coğrafi düzeninin merkezi devlet olduğu ilkesini getirmiştir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti merkezi ulusal devlettir. Burada “merkezilik” özelliğinin vurgulanmasının nedeni “federal” devletin de ulus devlet olabileceği gerçeğidir. Bilindiği gibi bir çok federal devlet ulusal devlet olabilmektedir. ABD İsviçre çağdaş ulusal devletlerdir ancak bunların siyasal yapıları “federal yapı”dır. Bu yönüyle ulusal devlet yapısı “ilhanlık (imparatorluk) devlet yapısını” ve “ümmetçi devlet yapısını” reddetmektedir.

Atatürk 5 Kasım 1925'te Ankara Hukuk Fakültesi'ni açarken yaptığı konuşmada ulusal devlet özelliğini şöyle açıklamıştır: “Bugünkü devletimizin biçimi yüzyıllardan beri gelen eski biçimleri ortadan kaldıran en gelişmiş biçim olmuştur. Ulusun varlığını sürdürmek için bireyleri arasında düşündüğü ortak bağ yüzyıllardan beri gelen biçim ve niteliğini değiştirmiş yani ulus dinsel ve mezhepsel bağlılık yerine Türk ulusluğu (milliyeti) bağıyla bireylerini toplamıştır.”

Atatürkçülüğün temel ilkelerinden biri olan ulusal devlet anlayışı Fransız Devrimi'nden sonra gelişen evrensel çağdaş değerlerden biri olduğu gibi ulusalcılık (milliyetçilik) ilkesinin de doğal bir sonucudur.



2.2. Tam Bağımsız Devlet

Türkiye Cumhuriyeti Osmanlı Devleti gibi siyasal ve ekonomik bakımdan “yarı bağımlı” bir devletin yıkıntıları üzerinde kurulup yükselmiştir. Bu nedenle “tam bağımsızlık” Atatürk'ün baştan beri üzerinde en çok durduğu bir temel ilke olarak yaşama geçirilmiştir. Atatürk'ün tam bağımsızlık konusundaki en öz sözleri Söylev'in belleklerimize işlemiş olan şu satırlarında yer almaktadır:

“İlke Türk ulusunun onurlu bir ulus olarak yaşamasıdır. Bu ilke ancak tam bağımsızlıkla sağlanabilir. Ne kadar varsıl (zengin) ve gönençli (müreffeh) olursa olsun bağımsızlıktan yoksun bir ulus uygar insanlık karşısında uşak olmak konumundan yüksek bir davranıma yaraşır olamaz. Yabancı bir devletin koruyuculuğu ve kollayıcılığını kabul etmek insanlık niteliklerinden yoksunluğu güçsüzlük ve beceriksizliği itiraf etmekten başka bir şey değildir. Gerçekten bu duruma düşmemiş olanların isteyerek başlarına bir yabancı efendi getirmelerine kesinlikle olasılık verilemez. Oysa Türk'ün onuru izzet-i nefsi ve yeteneği çok yüksek ve büyüktür. Böyle bir ulus tutsak yaşamaktansa mahvolsun daha iyidir! Dolayısıyla ya bağımsızlık ya ölüm!”

Atatürk'e göre bağımsızlık biçimsel ve sözde bir bağımsızlık değil her alanda tam ve gerçek bir bağımsızlıktır. Nitekim Haziran 1921'de Fransız temsilcisi Franklin Bouillon'a şunları söylemiştir: “Tam bağımsızlık denildiği zaman elbette siyasal mali iktisadi adli süersel (askeri) kültürel ve benzeri her konuda tam bağımsızlık tam özgürlük demektir. Bu saydıklarımın herhangi birinde bağımsızlıktan yoksunluk ulus ve ülkenin gerçek anlamıyla bütün bağımsızlığından yoksunluğu demektir.”

Atatürk bağımsızlık konusunda özellikle mali bağımsızlığa dikkat çekmiş ve bunun önemini vurgulamıştır. 1 Mart 1922'de Kamutay'ın (Büyük Millet Meclisi'nin) üçüncü toplantı yılını açarken bu konuda şunları söylemiştir : “Bugünkü mücadelelerimizin hedefi tam bağımsızlıktır. Bağımsızlığın bütünlüğüyse ancak mali bağımsızlıkla olanaklıdır. Bir devletin maliyesi bağımsızlıktan yoksun olunca o devletin bütün yaşam kollarında bağımsızlık felce uğramıştır. Çünkü her devlet organı ancak maliye gücüyle yaşar. Mali bağımsızlığın korunması için ilk koşul bütçenin ekonomik bünyeyle orantılı ve denk olmasıdır. Dolayısıyla devlet bünyesini yaşatmak için dışarıya başvurmaksızın ülkenin gelir kaynaklarıyla yönetimi sağlamak çare ve önlemini bulmak gerekli ve olanaklıdır.”

Kuşkusuzdur ki Atatürk'ün tam bağımsızlık anlayışı yabancı düşmanlığı ya da dış ilişkilerde yalnızcılık politikası anlamına gelmez. Daha Sivas Kurultayı kararlarından başlayarak öbür uluslarla bilimsel ekonomik ve teknolojik ilişki ve işbirliğini önemseyen Atatürk bu konuda şunları söylemektedir: “Türkiye'nin bağımsızlığı her alanda tümüyle onaylanmak koşuluyla kapılarımız bütün yabancılara genişçe açık kalacaktır. Biz yabancılara karşı herhangi düşmanca bir duygu beslemediğimiz gibi onlarla içten ilişkilerde bulunmak isteğindeyiz. Türkler bütün uygar ulusların dostlarıdır. Amacımız yeniden yakınlaşmak bizi başka uluslara bağlayan bağları artırmaktır. Ülkeler çeşitlidir ancak uygarlık birdir ve bir ulusun ilerlemesi için de bu tek uygarlığa katılması gereklidir.”



2.3. Ulusal Egemenliğe Dayalı (Demokratik-Laik) Devlet

Atatürkçülüğün temellerini oluşturan üçüncü ana ilke ulusal egemenliktir. Ulusal egemenlik devlet içinde en üstün buyurma erki (kudreti) olan egemenliğin ulusa ait olduğunu belirtir. Bu anlamda ulusal egemenlik kişi ve zümre egemenliğiyle yani monarşik oligarşik ya da dinsel (teokratik) yönetim biçimleriyle kesinlikle bağdaşmaz.

Tıpkı tam bağımsızlık ilkesi gibi ulusal egemenlik de Atatürk'ün Ulusal Mücadelenin ilk günlerinden beri açıkça ortaya koyduğu ısrarla vurguladığı bir ilkedir. Atatürk Erzurum ve Sivas Kurultayları'nda “ulusal istenç (irade)” olarak belirtilen bu ilaaai 28 Aralık 1919'da Temsil Heyeti'nin Ankara'ya gelişinden bir gün sonra şöyle ortaya koymuştur : “Bir ulus varlığı ve hakları için bütün gücüyle bütün düşünsel ve maddi güçleriyle ilgili olmazsa bir ulus kendi gücüne dayanarak varlığını ve bağımsızlığını sağlamazsa şunun bunun oyuncağı olmaktan kurtulamaz. Bu nedenle örgütümüzde ulusal güçlerin etken ve ulusal istencin (iradenin) egemen olması ilkesi benimsenmiştir. Bugün bütün dünyanın ulusları yalnız bir egemenlik tanırlar : Ulusal egemenlik...”

Atatürk Ulusal Mücadelenin başlangıcından öldüğü ana dek her fırsatta ulusal egemenliği Türk toplumuna benimsetmeye çalışmış her zaman kişisel yönetimin sakıncalarıyla ulusal egemenliğin üstünlüklerini çarpıcı biçimde karşılaştırmıştır. Çağdaş bir topluma ve çağdaş bir devlete yakışan yönetim biçiminin ulusal egemenlik ilkesine dayanan dizge (sistem) olduğunu çok iyi bilen Atatürk; TBMM'nin açılması Sultanlığın kaldırılması Cumhuriyetin ilanı Halifeliğin kaldırılması ve öbür kimi temel yapısal değişim ve dönüşüm hareketleriyle hep ulusal egemenliği yerleştirme çabası içinde olmuştur.

Atatürkçülükte ulusal egemenlik ilkesi demokratik laik devleti gerçekleştirme amacının temel bir parçası olarak değerlendirilmiştir. Bu ilke aynı zamanda Cumhuriyetçilik Milliyetçilik Halkçılık ve Laiklik ilkelerini de besleyen önemli bir ilkedir. Egemenliğin kaynağı olarak ulus istenci (iradesi) yani hukuksal anlamda bireysel istenç benimsendiğinde bunun sonucu olarak da ulusal egemenlik yaşama geçirildiğinde laik devlet düzeninin oluşturulması için ilk adım da atılmış olmaktadır. Çünkü “İktidarın kaynağı ilahidir.” dendiğinde bundan “teokratik/skolastik” düşünce sistemleri dolayısıyla dinsel hukuk/devlet/toplum yapıları; “İktidarın kaynağı bireyseldir.” dendiğindeyse bundan “ilahi”nin karşıtı “laik” düşünce dizgeleri (sistemleri) dolayısıyla laik hukuk/devlet/toplum yapıları çıkmaktadır. Ulusal istenç (irade) ya da ulusal egemenlik düşüncesinin sonucu olarak laik toplum/hukuk/devlet düzenine geçişte bir yandan dinsel toplum/hukuk/devlet düzenine ait “ümmet” düşüncesi yerini “ulus” düşüncesine bırakırken öte yandan “kul/tebaa” düşüncesi yerini “birey/yurttaş” düşüncesine bırakmıştır. Böylece bugün hararetle savunulan ve uluslararası sözleşmelerle korunması geliştirilmesi devlete temel bir yükümlülük olarak yüklenen “insan hakları” düşüncesinin temelleri bu düşüncelerle atılmış olmaktadır. Günümüzde gerçekten insan hakları ancak laik demokratik bir toplum/hukuk/devlet düzeninde söz konusu olabilmektedir.



3) Genel Olarak Atatürkçülüğün Ana İlkeleri

Atatürkçülüğün önemli bir bölümünü de bu üç temel ilke ve Atatürk'ün bütün atılım ve inkılaplarına yön vermiş olan çağdaşlaşma hedefinden kaynaklanan altı ana ilke oluşturmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin de ana nitelikleri olan bu ilkeler ilk önce dönemin tek partisi olan Cumhuriyet Halk Fırkası'nın izlence (program) ilkeleri olarak benimsenmiş; 5 Şubat 1937 tarihli anayasa değişikliğiyle de devletin temel nitelikleri durumuna getirilmiş olan “Cumhuriyetçilik Milliyetçilik Halkçılık Devletçilik Laiklik ve İnkılapçılık” ilkeleridir. Bunlar birbirinden bağımsız ve birbiriyle ilgisiz ilkeler değildir. Tersine bunların tümü yukarıda açıklanan temel ilkelerle birlikte Atatürkçülük adını verdiğimiz tutarlı bir bütünü oluştururlar.



3.1. Cumhuriyetçilik

Devlet biçimi ya da bir yönetim biçimi olarak Cumhuriyet egemenliğin bir kişi ya da zümreye değil toplumun tümüne ait olduğu bir devlet biçimini belirtir. Bu anlamda Cumhuriyet başta Devlet Başkanı olmak üzere devletin temel organlarının seçim ilkesine göre kurulmuş olduğu özellikle bunların oluşumunda “varislik” uygulamasının işlev üstlenmediği bir hükümet dizgesi (sistemi) demektir. Halk kendisinin seçtiği kişi ve organlarca yönetilmektedir. Cumhuriyetçilik ilkesi Atatürk'ün devlet anlayışının temellerinden birini oluşturduğunu gördüğümüz ulusal egemenlik ilkesiyle çok sıkı ilişki içindedir ve onun doğal bir sonucudur. Atatürk demokratik bir cumhuriyet hedeflemiştir. Bu bakımdan Cumhuriyetçilik ilkesi liberal demokrasinin gerçekleştirilmesi bakımımdan da önem taşır. Prof. Dr. Ergun Özbudun'un da belirttiği gibi bir devletin adının Cumhuriyet olması ve başında varislik yoluyla iktidara gelmiş olmayan bir devlet başkanının bulunması mutlaka o devletin ulusal egemenlik ilkesine dayanan demokratik bir yönetime iye (sahip) olduğunu göstermez. Kendisini Cumhuriyet olarak nitelemesine karşın gerçekte ulus egemenliğiyle de demokrasiyle de hiç ilgisi olmayan devletlerin tarihte de bugün de pek çok örnekleri vardır. Oysa Atatürk'ün Cumhuriyetçilik anlayışı yalnızca hükümdarlığın reddi anlamına gelen Cumhuriyetçilik değil ancak Demokratik Cumhuriyetçiliktir.

Atatürk'e göre “Demokrasi ilkesinin en çağdaş ve mantıksal uygulamasını sağlayan hükümet biçimi Cumhuriyettir. Cumhuriyette son söz ulusça seçilmiş meclistedir. Ulus adına her türlü yasayı o yapar. Hükümete güvenir ya da onu düşürür... Cumhuriyette Meclis Cumhurbaşkanı ve Hükümet halkın özgürlüğünü güvenliğini ve rahatını düşünmek sağlamaya çalışmaktan başka bir şey yapamazlar. Çünkü bunlar bilirler ki kendilerini iktidar ve sorumluluk konumuna belirli bir zaman için getiren istenç (irade) ve egemenliğin iyesi (sahibi) olan ulustur. Yine bunlar bilirler ki iktidar konumuna sultanlık sürmek için değil ulusa hizmet için getirilmişlerdir. Ulusa karşı konum ve görevlerini kötüye kullanırlarsa şu ya da bu biçimde ulusal istencin (iradenin) kendilerine ilişkin yansımasına da uğrayabilirler.”



3.2. Ulusalcılık (Milliyetçilik)

Atatürkçülük en temel ilkelerinden biri de ulusalcılık (milliyetçilik) ilkesidir. Atatürkçü ulusalcılık anlayışı usçu (akılcı) uygar ileriye dönük demokratik toplayıcı birleştirici yüceltici insancıl ve barışçıdır. Atatürk'e göre Türk ulusalcılığı; “...İlerleme ve gelişme yolunda ve uluslararası bağlantı ve ilişkilerde bütün çağdaş uluslara koşut (paralel) ve onlarla uyum içinde yürümekle birlikte Türk toplumunun özel kişiliğini ve başlı başına bağımsız kimliğini korumaktır.”

Atatürkçü ulusalcılık anlayışı ulusalcılığı reddeden komünizm ve ümmetçilik gibi siyasal akımlara ırkçılığa sınıf kavgasına karşıdır. Barışçı insancıl ve laiktir.



3.3. Halkçılık

Halkçılık ulusalcılık ulusal egemenlik ve tam bağımsızlık ilkeleriyle birlikte daha Ulusal Mücadelenin ilk günlerinden beri en çok vurgulanan ögelerden biridir. Halkçılık ilkesi bir yönüyle siyasal demokrasiyi hedeflerken öbür bir boyutuyla da eşitlik ögesini getirmiştir. Halkın yasalar önünde eşitliği ve her türlü ayrımcılığın reddi halkçılık ilkesinin demokrasiyi besleyen bir kaynak olduğunu da göstermektedir. Sınıf mücadelesinin reddi ve toplumsal dayanışmanın hedeflenmesi halkçılık ilkesinin bir başka ilkesini oluşturmaktadır.



3.4. Devletçilik

Devletçilik Atatürkçülüğün temelinde yer alan güçlü ve çağdaş bir devlet yaratma hedefiyle yakından ilişkili bir ilkedir. Güçlü bir devletin ancak güçlü bir ekonomiyle olanaklı olabileceğini gören Atatürk çağın koşullarına göre devletin ekonomik etkinliklere öncülük etmesi bireylerin yapmasının olanaklı olmadığı büyük ve önemli işleri devletin yapması Türk girişimci yetiştirilmesi için devletin öncülük etmesi gerektiğini vurgulamıştır. Devletçilik ilkesi çerçevesinde Atatürk döneminde gerçekleştirilen ekonomik etkinliklere bakıldığında “ılımlı devletçilik” diyebileceğimiz bir yaklaşımın egemen olduğunu görüyoruz. Atatürk devletin düzenleyiciliğinden söz ederek “Devlet bireyin yerine geçmemelidir.” demiştir. Yine Atatürk girişim özgürlüğünün liberal demokrasilerin çağdaş bir ilkesi olmasından dolayı ekonomik etkinliklerin düzenlenmesi sırasında bireyin özgürlüklerinin dikkate alınmasını bir demokrasinin yaşatılmasının neredeyse koşulu olarak belirtmiştir : “Devlet bireyin yerine geçmemeli bireyin kişisel etkinliği ekonomik gelişmenin temel kaynağı olarak kalmalıdır. Bireylerin gelişmesine engel olmamak onların her yönden olduğu gibi özellikle ekonomik alandaki özgürlük ve girişimleri önünde devletin kendi etkinliğiyle bir engel ortaya getirmemek demokrasi ilkesinin önemli noktasıdır. Kişiliğin gelişmesinin engel karşısında kalmaya başladığı nokta devlet etkinliğinin sınırını oluşturur.”

Atatürkçü devletçilik halkçılık ilkesinin zorunlu bir bütünleyicisi durumundadır. Sınıf mücadelesinin önlenmesi toplumsal barışın sürdürülmesi toplumsal adalet ve güvenliğin gerçekleştirilebilmesi devletin toplumsal ve ekonomik alandaki işlevini en aza indiren bir anlayışla olanaklı değildir. Bu hedeflerin gerçekleşmesi gelişmiş ülkelerde de olduğu gibi devletin ekonomi alanında en azından düzenleyici ve denetleyici bir işlev üstlenmesini gerektirir. Atatürkçülükteki devletçilik ilkesi bugün böyle anlaşılmalıdır.

ilgiliFORUM.com



Forumlar okunmak ve paylaşmak içindir...


Bu Konunun Linki : 

Yukarıdaki linki arkadaşlarınıza göndermek için kullanabilirsiniz. Bu sayfada Atatürk'ün Atatürk ilkelerine yansıyan düşünceleri nelerdir? ile ilgili olarak; Atatürk'ün Atatürk ilkelerine yansıyan düşünceleri nelerdir? hakkında bilgiler nedir yazıları veya şiirleri Mustafa Kemal Atatürk hakkında herşey... Hayatı, Resimleri, Eserleri vs. gibi bilgileri veya indirme linklerini, sözleri veya resimleri Atatürk'ün Atatürk ilkelerine yansıyan düşünceleri nelerdir? siteleri gibi benzer birçok konuları bulabilirsiniz.

 
Gerçek mutluluk, ancak gerçek sevgi ile yaşanabilir.

Copyright © 2006-2017 AjansMail
Her hakkı saklıdır.