Behlül-i Dânâ Kıssaları

 
Bu konu ile benzer olabilecek diğer forum sayfaları
 
 
 
 
 
 





Behlül-i Dânâ Hazretlerinin Hayatı Hakkında Bilgi İçin ------> TIKLAYIN







Cehennemden Ateş Almaya Gittim

Abbasi'lerin ünlü halifesi Harun Reşid zamanında yaşamış olan Behlül Dana (VIII. yüzyıl) dönemin evliyasındandı. Zaman zaman aklından zoru olan kimselere has tavırlar takınır, herkes de bundan dolayı kendisini deli sanırdı.Halbuki kendisi Allah dostlarındandır.

Ama bunu maksatlı yapardı. Behlül Dana hazretleri daima Harun Rediş'in yakınında bulunur, çeşitli sebepler hasıl ederek onu uyarırdı. Bir gün Behlül Dana hazretleri, üstü başı toz toprak içinde uzun bir yolculukan gelmiş olmanın belirtileri ile Harun Reşid'in huzuruna çıktı. Harun Reşid sordu:

- Be ne hal Behlül, nereden geliyorsun?
- Cehennemden geliyorum ey hükümdar.
- Ne işin vardı cehennemde?
- Ateş lazım oldu da ateş almaya gittim.
- Peki, getirdin mi bari?

- Hayır efendim getiremedim. Cehennemin bekçileriyle görüştüm, onlar "Sanıldığı gibi burada ateş bulunmaz, ateşi herkes dünyadan kendisi getirir" dediler.
 
 

 
 

Kabristanda

Bir gün Behlül’ü kabristanda gördüler. Ayaklarını kabir taşları arasına sokmuş toprakla oynuyordu. Kendisine; “Ey Behlül ne yapıyorsun?” diye sordular. Onlara gâyet sâkin olarak; “Bana eziyet etmeyen, gıybetimi yapmayan insanlarla oturup sohbet ediyorum. Bunlar sağ olanlardan daha emin.” diye cevap verdi.





Nasihat

Bir gün devrin halîfesi Hârû»n Reşîd ile karşılaştı. Halîfe; “Seni gördüğüme çok sevindim. Çünkü uzun zamandır seninle konuşmayı arzu ediyordum.” dedi. Hazret-i Behlül güldü ve; “Benim böyle bir arzum yoktu.” cevâbını verdi. Buna rağmen Hârû»n Reşîd kendisinden nasîhat istedi. “Ne nasîhatı istiyorsun? Şu sarayına bak, bir de kabirlere bak! Bunlardan ibret almayan, nasîhat almayan nelerden alır! Hâlin ne olacak, ey müminlerin emîri! Yarın Cenâb-ı Hakk’ın huzû»runa çıkacaksın. Büyük küçük yaptığın her şeyden suâl olunacaksın. Bunlara nasıl cevap vereceksin iyi düşün! Bu hesap zamânında aç ve susuz olacaksın, çıplak bulunacaksın. Orada bulunanlar sana bakıp gülecekler. Perişan hâlin orada meydana çıkacak, başka nasîhatı ne yapacaksın?” dedi. Adâleti ile meşhû»r olan Hârû»n Reşîd onun nasîhatlarından çok istifâde ettiğini bildirdi.

Merhamet ediyorsun..

Hasan bin Sehl anlatır: Bir gün çocuklar, hazret-i Behlül’e taş atmağa başladılar. Taşın birisi vücû»dunu kanatınca, “Ey çocuklar! Ben, Allahü teâlâya tevekkül ettim. O elbette bana kâfidir. O ne güzel vekildir. Ancak Allahü teâlâya yaklaşmak insana rahatlık verir. İnsanlara ezâ ve cefâ yapanlar hiç merhametli olur mu?” dedi. Ben dayanamadım. “Ey Behlül, çocuklar sana taşla vuruyorlar, sen onlara merhamet ediyorsun. Bu nasıl iştir?” dedim. O da, “Sus!.. Allahü teâlâ, benim üzüntü ve acımı, onların da sevincinin çokluğunu elbet biliyor. Bâzımızı, bâzımıza bağışlaması umulur.” buyurdu.




Taht

Behlül bir gün Hârû»n Reşîd’in taht odasını boş buldu ve çıkıp tahta oturuverdi. Bunu gören askerler onu kamçı ile dövmeye başladılar. Askerler vurdukça o; “Vah Hârû»n Reşîd. Vah Hârû»n Reşîd!” diyordu. O esnâda halîfe geldi ve manzara karşısında donup kaldı. Askerleri uzaklaştırdıktan sonra; “Ey Behlül! Bu ne hâl?” diye sordu. Behlül; “Senin için ağlıyorum. Burada tahtı boş bulup bir an oturdum. Bu kadar kırbaç yedim. Sen ise senelerdir bu tahtın üzerinde oturuyorsun. Hâlin ne olur diye düşündüm.” Hârû»n Reşîd; “Peki ne yapmam lâzım?” dedi. Behlül; “Mâdem ki bu yükün altına girdin. Zulme meyletme. Adâlet üzere ol. Böylece tahtında otur.” buyurdu.





Kavga

Behlül-i Danâ hazretleri bir gün Bağdât sokaklarından birinde giderken, iki kişinin kıyasıya kavga ettiklerini gördü. Biri diğerine ağza alınmayacak şeyler söylüyordu. Behlül-i Dânâ onun yanına yaklaşıp; “Sen bize gel ne söylersen söyle lâkin bizden bir tek kelime karşılık alamazsın.” dedi. Öfkeden deliye dönmüş adam birden durdu ve; “Ey Behlül; Beni o mağlû»b edemedi. Lâkin sen mağlû»b ettin.” dedi. Böylece kavgacılar dövüşü bırakarak hatâlarını anladılar.





Kabir Taşı

Birisi Behlül-i Dânâ’ya gidip; “Ey Behlül! Oğlum vefât etti. Kabir taşına ne yazayım.” dedi. Behlül hazretleri buna gülüp; “Dün altımda olan çimenler bugün üstümde yeşerdi. Ey yolcu, bil ki şu toprak, günahlardan başka her şeyi örtmektedir, yaz.” dedi.


Nedir?

Behlül Dânâ hazretlerinin halîfe Hârû»n Reşîd’e bir nasîhati de şöyle oldu. Bir gün halîfeye; “Ey Hârû»n Reşîd! Yer içinde, yer üzerinde ve göklerde çok olan nedir?” diye sordu. Hârû»n Reşîd; “Bunu bilmeyecek ne var? Yer içinde ölüler, yer üzerinde hayvanlar ve bitkiler, gökte ise meleklerdir.” dedi. Behlül; “Değil.” buyurdu. Halîfe; “Nedir?” deyince, Behlül-i Dânâ; “Ey Halîfe! Yer içinde çok olan ölülerin pişmanlıkları, yer üzerinde insanların hırs ve tamahı, gökte ise âdil hükümdarların sevaplarıdır.” buyurdu. Bu sözler üzerine Hârû»n Reşîd ağlamaya başladı.





Biz de Vaktiyle Güzel Yiyeceklerdik!

Halîfe Hârû»n Reşîd bir gün Behlül-i Dânâ ile sohbet ederken; “Ey Behlül! Sana sarayımda bir oda ve hizmetçiler vereyim. Yeter ki bu eski elbiselerden kurtul. Yenilerini giy. İnsanlar arasına karış.” dedi.

Bunun üzerine hazret-i Behlül; “Müsâde ederseniz bir danışayım.” dedi. Halîfe; “Kime danışacaksın, kimsen yok ki?” diye cevap verdi. Behlül de; “Ben danışacağım yeri biliyorum.” dedi ve oradan ayrıldı. Hârû»n Reşîd arkasından adamlar salıp danışacağı yeri öğrenmek istedi. Behlül gide gide şehir dışında bir mezbeleliğe gitti. Başını eğip bir şeyler dinlermiş gibi yaptı. Bir şeyler söylendi. Daha sonra oradan ayrıldı. Saraya yöneldi. Sultanın adamları ondan önce saraya dönüp hâdiseyi halîfeye bildirmişlerdi. Behlül huzû»ra girince, halîfe Hârû»n Reşîd ona; “Ey Behlül! Söyle bakalım vereceğin cevâbı.” dedi.

Behlül; “Danıştım efendim. Lâkin insanlar arasına karışmam mümkün değil.” dedi. Halîfe heybetle; “Ey Behlül! Sen gidip çöplere danışmışsın, haberim oldu.” dedi. Behlül de; “Doğru söylüyorsun ben de onlara danıştım. Onlar bana cevap verdiler ve;

Ey Behlül! Biz de vaktiyle en güzel ve nefis yiyecekler idik. Bütün güzellikler bizde idi. Sevgi ve itibarımız çoktu. Ne zaman ki insanlar arasına karıştık. İşte bu hâle geldik. Çöpe atıldık. Sen de sakın insanların arasına karışma.” dediler. Bu sözlerdeki ince mânâları anlayan Hârû»n Reşîd: “Haklısın.” deyip düşüncelere daldı.




İsabet oldu
 

Behlül Dânâ, av yaparken Harun Reşid'in hedefi ıskaladığını görünce:

"Büyük isabet oldu efendim," der.

Halife'nin kendisine şaşkın şaşkın baktığını görünce de sözünü şöyle sürdürür:

"Yani kuşun hayatı açısından isabet oldu."


 



Her Koyun Kendi Bacağından Asılır!

Bir gün halka doğru yolu göstermek için söylediği sözlerden rahatsız olanlar, Hârû»n Reşîd’e gidip; “Sultanım, bizim yaptıklarımızın ona ne zararı var? Bizi kendi hâlimize bıraksın. Sonra her koyun kendi bacağından asılır.” gibi sözlerle şikâyet ettiler. Bunun üzerine Hârû»n Reşîd, Behlül Dânâ’yı çağırtıp, halkın isteğini bildirdi. Behlül Dânâ hiç sesini çıkarmadan sarayı terk etti. Birkaç koyun alıp kesti, bacaklarından mahallenin köşe başlarına astı. Bunu gören halk gülerek; “Deliden başka ne beklenir, yaptığı işler hep böyle zâten.” diyorlardı. Aradan günler geçtikçe, asılan hayvanlar kokuyor, bundan da bütün mahalle zarar görüyordu. Kokudan durulmaz hâle gelince, aynı kişiler Hârû»n Reşîd’e gidip, durumu anlattılar. Behlül Dânâ’yı çağırtıp, sorduğunda: “Bir kötünün herkese zararı olduğunu herhalde anladılar. Ben bir şey yapmadım, her koyunun kendi bacağından asıldığını onlara gösterdim.” diye cevap verdi.





Padişahlık Makamı

Bir gün Hârû»n Reşîd, Behlül ile görüşmek, hikmetli sözlerini duymak istedi. Bu şekilde adamlarını gönderip Behlül’ü getirmelerini söyledi. Gidenler Behlül’ü boş bir mezar içinde uyur buldular. Uyandırdıklarında; “Siz ne yaptınız. Beni pâdişâhlık makâmından indirdiniz. Şimdi ben ne yapacağım.” dedi. Görevliler gidip bu sözleri halîfeye bildirdiler. Hârû»n Reşîd onun bu hâline bir mânâ veremedi, huzû»runa geldiğinde; “Ey Behlül! Bu ne iş. Sen hangi pâdişâhlıktan indirildin?” dedi. O, bu soru üzerine; “Ey Halîfe! Rüyâmda kendimi hükümdâr olmuş gördüm. Tahtımda oturuyordum. Hizmetçilerim vardı. Saltanat ve ihtişam içinde idim. Lâkin senin adamların beni uyandırdı ve tahtımdan oldum.” Bu sözlere Hârû»n Reşîd güldü ve; “Ey Behlül! Rüyâdaki pâdişâhlığa îtibâr olur mu?” dedi. Bunun üzerine Behlül hazretleri; “Ey müminlerin emîri! Benim hükümdarlığım ile seninki arasında ne fark var. Ben gözlerimi açınca hayat buldum. Sen gözlerini kapayacak olsan ebediyyen emirlikten düşecek saltanatından olacaksın ve nedâmet, pişmanlık günün başlayacak. O halde hangimizin hükümdârlığına îtibâr yoktur siz söyleyin.” dedi. Bunun üzerine Hârû»n Reşîd söyleyecek söz bulamadı.




Damdaki Deve

Adamın birisi namaz kılmaz, diğer ibâdetleri yapmaz ama her gece yatarken; “Yâ Rabbî! Bana Cennet’ini ver!” diye duâ ederdi. Bir gece aynı şekilde yattı. Geç vakitte, damdan bir tıkırtı geldiğini hissederek uyandı. Hemen çıkıp; “Kimsin, orada ne arıyorsun?” dedi. Damda bulunan Behlül Dânâ idi ve; “Devem kayboldu da onu arıyorum.” dedi. Ev sâhibi, “Kaybolan deve damda olması mümkün mü? Bu akılsızlık değil midir?” deyince, Behlül-i Dânâ; “Senin, hiç ibâdet etmemen ve sonra da Allahü teâlâdan Cennet’i istemen daha akılsızlık değil midir?” buyurdu. Ev sâhibi O zaman, Behlül-i Dânâ’nın kendisine nasihat vermek için böyle yaptığını anladı. Hatâsını anlayıp, tövbe etti ve ibâdetlerini aksatmadan yapmaya başladı.




BEHLÜL DİVû‚NE


Birgün adamın biri Behlül'e akıl danıştı:

- Ey Behlül Dana, ben zengin olmak istiyorum, bana ne tavsiye edersin?

Behlül bir an düşünüp cevap verdi:

- Demir al, demir sat.

Demir ticareti eski çağlardan beri kârlı bir iş olarak biliniyordu. Çünkü demir hiç fire vermeyen, daima üstüne koyan bir maddeydi. Adam Behlül'ün tavsiyesine uyup demir ticaretine başladı ve gerçekten kısa zamanda dilediği gibi zengin biri oldu. Zengin olduktan sonra Behlül için "Bu ne budala adam, verdiği akılla herkes köşeyi dönüyor,

kendisi fakirlikten kırılıyor" diye düşündü. Bir zaman sonra Behlül'ün karşısına çıktı, yeni bir akıl danıştı:

- Ey Behlül Divâne (Dana yerine aptal yerine koyarak divane diyor) ben demir alıp satmaktan yeterince zengin oldum. Biraz da başka bir iş yapayım. Bu sefer ne tavsiye edersin?

Behlül adamın içini dışını bildiğinden onu kötü niyetine kurban edecek bir tavsiyede bulundu: - Soğan al, soğan sat.

Soğan ticaretinin de riskli işlerden biri olduğu bilinir. Soğan devamlı fire veren bir nesnedir. Adam soğan ticaretine başlayınca kısa zamanda iflas bayrağını çekti ve kötü kalbliliğinin cezasını pahalı bir biçimde ödedi.









Bu kapıya gelecek

Bir gün Behlül-i Dânâ’nın evine hırsız girmiş, evde ne bulduysa götürmüştü. Doğruca kalkıp kabristânlığa gitti ve kapısına oturdu. Bunun farkına varanlar başına toplanıp; “Niçin hırsızın peşinden gitmedin de buraya geldin?” dediler. Onlara; “Yolunu şaşırmış o adamcağızı burada bekliyorum.” diye cevap verdi. Bu söze oradakiler kahkaha ile güldüler ve; “Hay Allah iyiliğini versin, o adamın burada işi ne?” dediler. Bunun üzerine Behlül hazretleri; “Siz hiç merak etmeyin o mutlakâ bu kapıya gelecek. Ecel onu buraya getirecektir.” buyurdu. Bu sözler üzerine herkes derin düşüncelere daldı.















Sen bize gel

Behlül-i Danâ hazretleri bir gün Bağdât sokaklarından birinde giderken, iki kişinin kıyasıya kavga ettiklerini gördü. Biri diğerine ağza alınmayacak şeyler söylüyordu. Behlül-i Dânâ onun yanına yaklaşıp; “Sen bize gel ne söylersen söyle lâkin bizden bir tek kelime karşılık alamazsın.” dedi. Öfkeden deliye dönmüş adam birden durdu ve; “Ey Behlül; Beni o mağlû»b edemedi. Lâkin sen mağlû»b ettin.” dedi. Böylece kavgacılar dövüşü bırakarak hatâlarını anladılar.





















ÖLÜM BİR NASûŽHATTİR

Hârun Reşid devrinde, yaşayan velî bir zât,
Aslen Kû»feliyse de, Bağdat’ta sürdü hayat.

Hârû»n Reşîd bu zâtı, kıymetli tutuyordu,
Nasîhatları ile, ferahlık duyuyordu.

Bir gün onu görünce, dedi ki: “Beni dinle,
Görüşmek istiyordum, çok zamandır seninle.”

O, oralı olmayıp, etmedi hiç iltifât,
Dedi: “Öyle bir arzu, olmadı bende fakat.”

Kızmadı Hârû»n Reşîd, cevâbına Behlül’ün,
Dedi: “Biraz nasîhat, etsene bana bu gün.”

Buyurdu: “Ey hükümdâr, ne diyeyim ben sana,
Bir şu sarayına bak, bir de şu kabristana.

Bundan ibret almayan, başka neden alır ki,
Ölümden daha büyük, nasihatçı var mı ki?

Ey emîrel müminin, nolacak senin hâlin?
Huzû»r-u ilâhîye, çıkarsın sen de yârın.

İşlediğin her işten, soracaklar sana hep,
Onlara verilecek, cevâbın var mı acep?

O gün çıkar meydana, çok perişan olduğun,
Başka ne nasîhati, istiyorsun ey Hârun?”























kardeşim bu kadar güzel bi paylaşım yapmışsın böyle bi mübarekten büssürü kıssa yazmışsın bir tane yorum yapan yok emeğine sağlık kardeşim ALLAH razı olsun

kardeşim bu kadar güzel bi paylaşım yapmışsın böyle bi mübarekten büssürü kıssa yazmışsın bir tane yorum yapan yok emeğine sağlık kardeşim Allah razı olsun

Allah sizden de razı olsun

Allah(c.c) senden razı olsun,güzel paylaşım :)

 ~ 

Bu konunun linki : 

Yukarıdaki linki arkadaşlarınıza göndermek için kullanabilirsiniz ve bu sayfada; Behlül-i Dânâ Kıssaları hakkında bilgiler nedir yazıları veya şiirleri gibi sözleri veya resimleri Behlül-i Dânâ Kıssaları siteleri gibi benzer birçok forum konularını bulabilirsiniz.

 ~ 

Son Forum Mesajları

Kaynak linkimizi belirtmek koşulu ile her türlü bilgiyi kopyalayabilirsiniz. Forum içerisinde yazılan tüm mesajların hukuki sorumlulukları mesajları yazanlara aittir. Üyeler, üyelik sözleşmesi gereği bu kuralı kabul etmiş sayılır. Ziyaretçilerimiz bu forumu kullanmadan önce Forum Kurallarını okumak zorundadırlar. Aksi durumda meydana gelecek bütün olumsuz durumlardan ziyaretçilerin bizzat kendileri sorumludur. Sitemizde telif, kişi haklarına; yasalara aykırı olduğunu düşündüğünüz bir konu görürseniz bize aşağıdaki iletişim adresinden ulaşabilirsiniz.

1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11, 12, 13, 14, 15, 16, 17, 18, 19, 20, 21, 22, 23, 24, 25, 26, 27, 28, 29, 30, 31, 32, 33, 34, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44, 45, 46, 47, 48, 49, 50, 51, 52, 53, 54, 55, 56, 57, 58, 59, 60 100, 150, 200, 250, 300, 350, 400, 450, 500, 550, 600, 650, 700, 750, 800, 850, 900, 950, 960

© 2006-2019 ilgiliFORUM.com