ilgiliforum facebook   ilgiliforum google plus   ilgiliforum instagram   ilgiliforum youtube   ilgiliforum tumblr   ilgiliforum pinterest   ilgiliforum rss  

Bir nedir? Bir ne demek?

 
Bu konu ile benzer olabilecek diğer forum sayfaları
 
 
 
 

Bir nedir? Bir ne demektir?

Bir tanımı, anlamı:

  • Tek.
  • Sadece.
  • Eş, aynı, bir boyda.
  • Bir kez.
  • Bu sayıyı gösteren 1 ve I rakamlarının adı.
  • Bu sayı kadar olan.
  • Beraber.
  • Değer, önem bakımlarından birbirinden farksız, birbirine eşit, birbirine benzer.
  • Ortaklaşa olan, birleşik, müşterek.
  • Aynı, benzer.
  • Herhangi bir varlığı belirsiz olarak gösteren (sayı).
  • Ancak, yalnız.
  • Sayıların ilki.

"Bir" cümle içerisinde nasıl kullanılır?

  • "Aydınlık bir odada, iki duvarın kesiştiği köşede zayıf, yaşlı bir adam yatıyordu." - A. Kutlu
  • "Beni daim şen gören safdiller öyle sansın / Ne bilsinler ki onlar bence birdir elem, haz" - E. B. Koryürek
  • "Bu kalemlerin ikisi birdir, hangisini isterseniz alınız."
  • "Her şey bitti, bir bu kaldı."
  • "Bir kalem."
  • "Bizim kesemiz birdir."
  • "Allah tektir ve birdir, amenna!" - A. Kabaklı
  • "Bunu bir sen yapabilirsin."
  • "Bir ona, bir sana, bir de bana baktı."
  • "Hep biriz, ayrılmayız."

Bir ile ilgili Atasözü, Deyimler, Birleşik Sözler veya Fiiller

  • Bir söyle on dinle: "az konuşup çok dinlemek yararlı olur" anlamında kullanılan bir söz.
  • Bir ayağı çukurda olmak: yaşayacak çok az zamanı kalmış olmak. çok yaşlanmış olmak.
  • Bir fit bin büyü yerine geçer: "bir kimseyi başkasına karşı kışkırtmak için ara bozacak bir söz, bin büyü kadar etkilidir" anlamında kullanılan bir söz.
  • Bir süre: Kısa bir müddet, bir müddet. Belirsiz bir müddet, bir müddet.
  • Bir inat, bir murat: "inatçı kişi, her inadında istediği bir şeyi elde eder" anlamında kullanılan bir söz.
  • Bir dizi: Art arda gelen.
  • Bir görüş bir kör biliş: "bir kez görmekle bir şey iyice anlaşılmaz, öğrenilmez" anlamında kullanılan bir söz.
  • Bir pula satmak: bir kimseyi bir çıkar uğruna harcamak.
  • Bir de: ve olana katarak, fazladan. umulanın veya beklenilenin dışında bir durumu anlatan cümlelerin başına gelir.
  • Bir tuhaflığı olmak: kendini iyi hissetmemek.
  • Bir sıçrarsın çekirge, iki sıçrarsın çekirge, sonunda yakalanırsın çekirge (veya üçüncüsünde avucuma düşersin çekirge): "birkaç kez saklanabilen bir suç günün birinde ortaya çıkarak yapanı kötü bir duruma düşürür, suçlu cezasız kalmaz" anlamında kullanılan bir söz.
  • Bir kurşun atımı: kurşunun gidebileceği uzaklık.
  • Bir dikiş kaldı: nerede ise, az kaldı.
  • Bir göz ağlarken öbür göz gülmez: "keder veya sıkıntı varken dostlar, akrabalar eğlenmemelidir" anlamında kullanılan bir söz.
  • İkide bir: Sıklıkla, sürekli, ikide birde.
  • Binde bir: Nadir, az bulunan. Seyrek.
  • Bir baltaya sap olamamak: belli bir iş sahibi olamamak.
  • Bir şey (veya şeyler) olmak: huyu, durumu, tutumu değişmek, yeni huylar edinmek. bayılır gibi olmak, birden fenalık gelmek. ölmek.
  • Bir tek atmak: bir kadeh içki içmek.
  • Bir gömlek aşağı: birinden bir derece daha düşük.
  • Bir yol: Bir kez, bir defa.
  • Bir sürçen atın başı kesilmez: "şimdiye kadar sizi memnun etmiş olan kişi bir kez yanlış iş yaptığında kendisine hemen ağır ceza verilmemelidir" anlamında kullanılan bir söz.
  • Bir gömlek fazla eskitmiş olmak: birinden daha yaşlı ve daha görmüş geçirmiş olmak.
  • Bir gün evvel: Bir an önce, olabildiği kadar çabuk.
  • Bir tek: olumlu cümlelerde, yalnız bir. olumsuz cümlelerde, hiçbir.
  • Bir zaman: Geçmiş zamanda, eskiden, vaktiyle. Belirli bir süre, biraz.
  • Bir vakitler: Geçmiş zamanda, eskiden, vaktiyle.
  • ... bir hâl almak (hâle girmek): ...
  • Bir yol tutturmak: bir davranış, bir tutum biçimi belirlemek.
  • Bir diğeri: Başkası.
  • Bir elini bırakıp ötekini öpmek: aşırı saygı göstermek.
  • Bir anlık: Kısa bir süre içinde.
  • Bir ben, bir de Allah bilir: "çok sıkıntı içindeyim" anlamında kullanılan bir söz.
  • Bir yastıkta kocamak: karı koca birlikte uzun bir ömür sürmek.
  • Bir bu eksikti: sıkıntılı bir durum varken bir yenisinin çıkması üzerine söylenen bir söz.
  • Elde bir: Kesinlikle gerçekleşecek şey.
  • Bir müddet: Bir süre.
  • Bir nevi: Bir çeşit.
  • (elinden gelse veya bıraksalar) bir kaşık suda boğmak: bir kimseye çok kızmak veya çok öfkelenmek.
  • Bir şey söylemek: konuşmak. belirtmek, anlatmak, ifade etmek.
  • Bire bir: Aynı, tıpkı. Ölçü, miktar vb. özellikleri eşit olarak. Yüz yüze, karşılıklı olarak.
  • Bir nebze: Kısa bir süre, bir an.
  • Beş bir: Pencüyek.
  • Bir çekirdek geri kalmamak: bütünüyle denk olmak.
  • Bir torba kemik: çok zayıf.
  • Bir içim su (gibi olmak): çok güzel (kadın).
  • Bir dönüm güzlük on dönüm yazlığa bedeldir: "sonbaharda ekilen bir dönümlük yerden, yazın ekilen on dönümlük yerin ürünü kadar ürün alınır" anlamında kullanılan bir söz.
  • Bir atımlık: Silahı doldurmaya yetecek veya en az bir kez atış yapabilecek miktarda olan.
  • Bir söylemek pir söylemek: uzatmadan gereği gibi söylemek.
  • Bir tabur: Çok, bir yığın.
  • (birinin) bir dediğini iki etmemek: her istediğini hemen yapmak.
  • Hiçbir: Bir addan önce getirilerek o adın bildirdiği varlıktan bir tanesinin bile olmadığını anlatan bir söz.
  • Bir köşeye koymak: saklamak, biriktirmek.
  • Bir tutmak (veya görmek): eşit saymak, eşit görmek.
  • Bir aralık: Bir ara.
  • Bir başa bir göz yeter: "azla yetinmek gerekir" anlamında kullanılan bir söz.
  • Bir köşeye çekilmek: hiçbir işe karışmayarak yaşamak.
  • Bir elinin verdiğini öbür elin görmesin: "birine yaptığın iyiliği gizli tut" anlamında kullanılan bir söz.
  • Bir defacık: Bir kerelik.
  • Bir elle verdiğini öbür elle almak: yapar göründüğü bir iyiliği, sağladığı bir çıkarla ödetmek.
  • Bir günlük beylik beyliktir: "hoşa giden bir durum, kısa da sürse çekici ve güzeldir" anlamında kullanılan bir söz.
  • Bir o kadar: ne kadar varsa o kadar daha, bir katı, bir misli.
  • Şöyle bir: Üstünkörü. Kısa süreli.
  • Bir başına: Tek başına. Başkasının yardımı olmaksızın.
  • Bir boy: Aynı boy. Bir insan boyu uzunluğunda olan. Bir kez.
  • Bir damla: Çok az. Çok küçük (çocuk).
  • Bir şey sanmak: bir kimseyi, bir şeyi, bir yeri gerçeğinden, olduğundan başka türlü düşünerek hayal kırıklığına uğramak, değerlendirmede yanılmak.
  • Bir evcikli: Mısır, ceviz, fındık vb. erkek ve dişi organları ayrı çiçeklerde ancak aynı kök üzerinde bulunan (bitki).
  • Bir ara: Kısa bir süre. Geçmiş bir zamanda.
  • Bir karar: Aynı durumunu koruyarak, belli durumunu değiştirmeden.
  • Bir baştan (veya uçtan) bir başa (veya uca): bir yerin bir sınırından öbür sınırına kadar.
  • Bir hücreli: Yapısı tek bir hücreden oluşan (hayvan veya bitki), bir gözeli, tek hücreli.
  • Bir kolayını aramak: bir şeyi yapmak, çözmek için gerekli kolay ve kestirme yöntemi araştırmak.
  • Bir karıyla bir koca, dırdır eder her gece: "sıkıntı veya yalnızlık yüzünden iki dost bile birbiriyle dalaşır, anlamsız konuşur" anlamında kullanılan bir söz.
  • Bir güzel: Adamakıllı.
  • Bir çift: İki adet. Biraz, bir iki.
  • Bir çöplükte iki horoz ötmez: bir yerde iki kişi baş olmaz.
  • Bir düziye: Kesintisiz, sürekli, ardı arkası kesilmeksizin.
  • Bir terimli: Aralarında yalnız çarpma, bölme, kuvvete yükseltme, kök alma işlemleri yapılacak olan (nicelikleri gösteren terim).
  • Birkaç: Çok olmayan, az sayıda, az.
  • Bir zahmet: Zahmet olmazsa.
  • Bir tuhaf: Olağan dışı, garip, acayip.
  • (...-masıyla ...-mesi) bir olmak: bir araya gelmek, iş birliği yapmak.
  • Yirmibir: Eldeki kâğıtların sayı toplamının yirmi bir olmasına dayalı bir tür iskambil oyunu.
  • Bir bir: Hepyek. Birer birer. Ayrı ayrı. Olduğu gibi, tam tamına, eksiksiz olarak.
  • Bir dikişte: Ara vermeden (içmek).
  • Bir boka yaramamak: hiçbir şeye elverişli olmamak.
  • Bir iki: Çok az sayıda, birkaç. Biraz.
  • Bir ağızdan çıkıp bin dile yayılır: "ortaya atılan bir söz çok çabuk yayılır" anlamında kullanılan bir söz.
  • Bir şeye benzememek: işe yarar durumda olmamak.
  • Bir örnek: Aynı biçimde olan.
  • Bir köşeye sinmek: kimsenin görmeyeceği bir yere saklanmak, gizlenmek, sesi çıkmaz olmak.
  • Bir koltuğa iki karpuz sığmaz: "aynı zamanda birden çok işle ilgilenmek başarı için sakıncalıdır" anlamında kullanılan bir söz.
  • Bir yandan: Bir taraftan, hem ... hem.
  • Bir Köroğlu, bir Ayvaz: bir karı kocanın çocuklarının, yakınlarının yanlarında bulunmadığını veya çocukları olmadığını anlatan bir söz.
  • Bir sürü: Pek çok.
  • Bir yanda: Bir tarafta, hem ... hem.
  • Arada bir: Ara sıra.
  • Bir gözeli: Bir hücreli.
  • Bir türlü: Tekrarlı kullanıldığında işin yapılmasının da yapılmamasının da aynı derecede kötü olduğunu belirten bir söz. Hiçbir şekilde, hiçbir yolla.
  • Bir adama kırk gün ne dersen o olur: "sürekli telkinlerle bir kişinin bilinç altına birtakım inançlar, duygular yerleştirilebilir" anlamında kullanılan bir söz.
  • Bir elin nesi var, iki elin sesi var: "başarıya ulaşmak için birlik olmak gerek" anlamında kullanılan bir söz.
  • Bir papel (veya pul) etmemek: değeri olmamak.
  • Bir kapıya çıkmak: aynı sonuca varmak.
  • Bir dikili ağacı olmamak: hiçbir şeyi olmamak.
  • İki bir: Zarla oynanan oyunlarda zarlardan birinin bir, öbürünün iki benekli olan yüzünün üste gelmesi.
  • Biri bilmeyen bini hiç bilmez: "küçük de olsa bir iyiliğin değerini bilmeyen, daha büyük iyiliklere layık değildir" anlamında kullanılan bir söz.
  • Bir şeyler, bir şeyler: daha fazla açıklamamak, kısa kesmek gerektiğinde söylenen bir söz.
  • Bir tane: Bir adet. Biricik, eşsiz, yegâne.
  • Bir numara: Tek, birinci.
  • Bir taşla iki kuş vurmak: bir davranışla birden çok yararlı sonuca ulaşmak.
  • Hangi bir: Bilinmeyen, belli olmayan.
  • Bir tarakta bezi olmamak: sözü edilen konu ile ilgisi olmamak, bilgisi bulunmamak.
  • Bir gün önce: Bir an önce.
  • Bir dudağı yerde bir dudağı gökte: masallardaki dev gibi korkunç ve çirkin.
  • Bir ilke imza atmak: bir konuda hiç kimsenin veya kuruluşun yapmadığı bir işi gerçekleştirmek.
  • Bir ... bir (veya bir de): ...
  • Bir o yana, bir bu yana: rastgele, birçok yere, çeşitli yönlere.
  • Bir küme: Pek çok, fazla.
  • Bir çiçekle bahar (veya yaz) olmaz: "küçük, güzel bir belirti ile doyurucu sonuca ulaşılmaz" anlamında kullanılan bir söz. çapkın kimseler için kullanılan bir söz.
  • Bir lokma: Çok az.
  • Ayda yılda bir: Çok seyrek olarak.
  • Bir bakıma: Başka bir görüşle, başka bir düşünüşle.
  • Bir elin sesi çıkmaz: "bir davanın bir kişi tarafından savunulması etkili ve yeterli değildir" anlamında kullanılan bir söz. "yardımlaşarak işler daha kolay başarılır" anlamında kullanılan bir söz.
  • Bir kalem: Aynı, benzer, tek tür. Bir an için.
  • Bir dediği bir dediğini tutmamak: söyledikleri birbirine uymamak, tutarsız konuşmak.
  • Bir kere: Aslında. Bir defa olarak.
  • Kırkyılda bir: Çok seyrek olarak. Uzun süre sonunda.
  • Bir iğne bir iplik olmak: iğne ipliğe dönmek.
  • Bir düşüncedir (veya düşünce) almak: bir konuda kaygılanarak çözüm yolu bulmaya çalışmak.
  • Bire ... vermek: buğday, arpa, nohut, fasulye vb. ürünler için toprak, kullanılan tohumun belli bir katı kadar ürün vermek. şans oyunlarında verilen paradan daha fazla para kazandırmak.
  • Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır: "iyilik küçük de olsa unutulmaz" anlamında kullanılan bir söz.
  • Bir sıra: Üst üste, ardı ardına. Sıra oluşturan.
  • Bir fende kazık kakmak (veya çakmak): bir bilgi veya bilim dalında saplanmış kalmak.
  • Bir yere kadar: belli bir noktaya veya sınıra kadar.
  • Bir atımlık barutu olmak (veya kalmak): bir konuda yapabileceği çok az şeyi bulunmak.
  • Bir baba dokuz evladı besler, dokuz evlat bir babayı beslemez: "çok çocuğu olan baba, her çocuk babasına bakılmasını ötekinden beklediği için sıkıntıda kalır" anlamında kullanılan bir söz.
  • Başka biri: Diğer bir kimse.
  • Bir parmak: Kısa boylu.
  • Bire bir eşleme: İki kümenin elemanları arasında, bir elemana karşı, bir eleman alınarak yapılan eşleme.
  • Bir varmış bir yokmuş: bir masala başlarken, "eskiden" anlamında söylenen bir tekerleme. masal gibi geçip gitmiş, artık hayal olmuş.
  • Bir hayli: Epey, çok, hayli, oldukça.
  • Bir yudum: Birazcık, çok az, bir yudumluk.
  • Bir koşu: Çabucak. Koşarak, koşa koşa.
  • Bir elmanın yarısı o, yarısı bu: birbirlerine çok benzeyen kimseler için kullanılan bir söz.
  • Binbir: Pek çok, çok sayıda.
  • Birdenbire: Ansızın.
  • Bir ayak üstünde bin yalan söylemek: çok kısa sürede pek çok yalan söylemek.
  • Bir gıdım: Çok az miktarda.
  • Her bir: Sayılabilen şeylerin ayrı ayrı hepsi, beher (I).
  • Bire bin katmak: çok abartmak.
  • Bir parça: Biraz, azıcık, çok az. Kısa bir süre.
  • Bir kolayını bulmak: kolaylıkla yapabilmeyi sağlamak veya yapma yolunu bulmak.
  • Bir abam (postum) var atarım, nerede olsam yatarım: tek başına yaşayan bir kimse, sorumluluğunda başkaları olmadığı için rahat hareket eder.
  • Bir ağızdan: Hep birlikte, beraberce, hep birden.
  • Bir dirhem: Çok az, birazcık.
  • Bir günden bir güne: hiçbir zaman.
  • Bir anlamda: Başka bir deyişle, diğer bir söyleyişle.
  • (bir şeyi) bir köşeye atmak: gerektiğinde kullanılmak için bir yere koymak.
  • Birebir: Etkisi kesin olan. İstenildiği gibi, uygun.
  • Bir âlem: Kendine özgü bir niteliği olan.
  • Bir deli kuyuya bir taş atar, kırk akıllı çıkaramazmış: "bir insan bazen akla ve mantığa sığmayan bir iş yapar; yapılan iş, hiçbir kurala uymadığı için pek çok akıllı insan bunu düzeltmeye çalışır, fakat başaramaz" anlamında kullanılan bir söz.
  • Bir daha: İkinci kez. Yeniden, tekrar. Asla.
  • Bir nice: Bir hayli, birçok.
  • Bir araba: Odun, kömür vb. bazı şeylerin ölçü birimi. Pek çok, fazla.
  • Bir tomar: Pek çok, fazla.
  • Bir eli yağda bir eli balda (olmak): varlık ve bolluk içinde (olmak).
  • Üç bir: Zarla oynanan oyunlarda, atılan zarlardan birinin bir, öbürünün üç benekli olan yüzünün üste gelmesi, seyek.
  • Bir tanem: çok sevilen kişiye söylenen bir söz.
  • Bir yaşına daha girmek: şimdiye değin görmediği şaşılacak yeni bir şeyle karşılaşmak.
  • Bir çenekliler: Oğulcuğu bir çenekten oluşmuş, kapalı tohumlulardan bir bitki sınıfı.
  • Bir işaretine bakmak: bir işi yapmak için hazır beklemek.
  • Bir aşağı bir yukarı: amaçsız olarak gidip gelmeyi anlatan bir söz.
  • Bir yana: -den başka, sayılmazsa, hariç tutulursa.
  • Bir iş olmak: anlaşılmaz, bilinmeyen bir durum olmak.
  • Bir ayak üstünde kırk yalanın belini bükmek: çok kısa sürede pek çok yalan söylemek.
  • Bir deri bir kemik (kalmak): çok zayıf (olmak).
  • Bir arpa boyu (gitmek veya yol almak): çok az (gitmek veya yol almak).
  • Bir selam bin hatır yapar: "selam bir ilgi ve sevgi belirtisidir, gönül kazanmakta büyük önemi vardır" anlamında kullanılan bir söz.
  • Bir çuval dolusu: Çok fazla.
  • Bir defa: İlk önce, hele. Bir kere.
  • Bir koyundan iki post çıkarmak: olması gerekenden daha fazla elde etmek.
  • Bir tutam: Çok az, bir tutamlık.
  • Bir tat, bin feryat: mutluluktan çok, sıkıntısı olan.
  • Bir sözünü (veya dediğini) iki etmemek: birinin her istediğini hemen yerine getirmek.
  • Bir solukta: Çabucak.
  • Bir lahza: Kısa bir süre.
  • Bire bir: Aynı, tıpkı. Ölçü, miktar vb. özellikleri eşit olarak. Yüz yüze, karşılıklı olarak.
  • Bir derece: Biraz.
  • Bir nefes: Bir an, kısa bir süre.
  • Bir yakadan baş çıkarmak: bir çatı altında dirlik düzenlik içinde yaşamak.
  • Bir çırpıda: Çabucak.
  • Bir dokun bin ah işit (veya dinle) (kâseifağfurdan): "insanları konuşturmak için biraz dertlerini deşmek yeter" anlamında kullanılan bir söz.
  • Bir yığın: Birçok, pek çok.
  • İkide birde: İkide bir.
  • Bir çuval inciri berbat etmek: düzelmekte olan bir durumu yersiz, yanlış davranışlarla bozmak.
  • Bir don bir gömlek: yarı çıplak.
  • Bir iştir oldu: istenmeyen, kötü bir durum karşısında söylenen bir söz.
  • Bir kenarda durmak: gerektiği zaman kullanmak üzere hazırda tutmak.
  • Bir düzine: Çok. 12 adet olan.
  • Bir el bir eli yıkar, iki el bir yüzü yıkar: bazı durumlarda yardımcısız iş yapılamayacağını anlatan bir söz.
  • Bir dalda durmamak: sık sık iş veya düşünce değiştirmek.
  • Nisan bir: Nisan ayının birinci gününde yapılan aldatma veya şaka, nisanbalığı, nisan bir şakası.
  • Onbiraylık: Çuha çiçeği.
  • Bir paralık: Beş paralık.
  • Bir alay: Birçok, pek çok.
  • Bir kulağından girip öbür kulağından çıkmak: söylenen söze önem vermemek.
  • Bir ağaçta gül de biter diken de: "bir aileden iyi adam da çıkar, kötü adam da" anlamında kullanılan bir söz.
  • Bir hoş: Tuhaf bir biçimde olan, garip.
  • Kapı bir komşu: Bitişikte oturan komşu. Aynı kapıdan giriş çıkış yapan komşulardan her biri.
  • Birtakım: Kimi, bazı.
  • Bir dostluk kaldı!: mal azaldığında satıcıların kullandığı bir müşteriyi özendirme sözü.
  • Bir yolunu bulmak: çare bulmak, çözüm üretmek.
  • Bir kafada olmak: aynı düşüncede olmak.
  • Bir dediği iki olmamak: her istediği yapılmak.
  • Hiçbiri: Bir teki, biri bile.
  • Bir şey yapmak: iyilik veya kötülükte bulunmak.
  • Dört bir: Ciharıyek.
  • Bir hamlede: Çabucak. Bir atılışta.
  • Bir anaya bir kız, bir kafaya bir göz: "bir başa bir göz ne kadar gerekli ise bir anneye bir kız da o denli gereklidir" anlamında kullanılan bir söz.
  • Bir kazanda kaynamak: anlaşmak, uyuşmak, bağdaşmak.
  • Bir sıkımlık canı olmak: çok cılız ve güçsüz olmak.
  • Bir avuç: Bir avucu dolduracak kadar. Az sayıda, çok az.
  • (bir şeyden) bir şey anlamamak: yiyeceğin tadına varamamak. içeriğini tam olarak çözememek.
  • Bir kıza dünür düşmek: bir kızı evlenmek üzere başkası için istemek.
  • Bir biçimine getirmek: çözüm yolu bulmak. sırasını, fırsatını bulmak, punduna getirmek, en uygun durumunu yakalamak.
  • Bir ayak evvel: Bir an önce.
  • Bir başka (olmak): benzersiz, eşsiz (olmak).
  • Bir kenara atılmak: unutulmak, terk edilmek, ilgi kesilmek.
  • Bir kötünün yedi mahalleye zararı vardır (veya dokunur): "bir kötünün, yalnızca yakın çevresine değil daha geniş çevrelere de zararı dokunur" anlamında kullanılan bir söz.
  • Birdirbir: Oyuncuların birbirinin üstünden atlayarak oynadıkları bir oyun.
  • Ellibir: Eldeki dizili kâğıtların sayısal toplamı elli bir olduğunda açılmasına ve geri kalan kâğıtların elden çıkarılmasına dayalı bir tür iskambil oyunu.
  • Bir yemem diyenden kork, bir oturmam diyenden: "oturmayacağını belirten konuk yatıya kalır, yemeyeceğini söyleyen de bir türlü doyurulamaz" anlamında kullanılan bir söz.
  • Bir milyonluk: Bir milyon liralık para.
  • Bir dolu: Birçok.
  • Bir yiyip bin şükretmek: kötü durumda olanlara bakarak kendi durumunun değerini bilmek.
  • Bir ölçüde: Biraz, belli oranda.
  • Bir korkak bir orduyu bozar: "bir toplumda korkak kişi, kaygılı, heyecanlı sözleriyle kargaşa çıkarır" anlamında kullanılan bir söz.
  • Bir mıh bir nal kurtarır, bir nal bir at kurtarır: "herhangi bir olayı, bir işi, bir ödevi küçümsememek, önemle ele almak gerekir" anlamında kullanılan bir söz.
  • Hep bir ağızdan: Toplu olarak (söylemek, konuşmak).
  • Bir tarafa bırakmak (veya koymak): önemsememek, benimsememek, ertelemek.
  • Bir işi başından kesmek: yapılması istenmeyen bir işi baştan engellemek.
  • Bir kızı bin kişi ister, bir kişi alır: "bir şeyi herkes ister ancak onu bir kişi elde edebilir" anlamında kullanılan bir söz.
  • Bir karış: Çok kısa. Olması gerekenden uzun. Çok az.
  • Nisan bir şakası: Nisan bir.
  • Bire beş katmak: bire bin katmak.
  • Bir bardak suda fırtına koparmak: önemsiz, küçük bir sorunu büyütmek.
  • Bir ayak önce: Bir an önce.
  • Bir köşeye atılmak: terk edilmek, ilgilenilmemek, kendi kaderine terk edilmek.
  • Bir arada: Toplu bir durumda, birlikte, toplu olarak.
  • Biraz: Bir parça, azıcık. (bi'raz) Kısa bir süre için. (bi'raz) Az miktarda.
  • Daha bir: Değişik, farklı.
  • Bir başkası: Başkası.
  • Bir kol çengi: şen sözler ve davranışlarla çevresine neşe saçanlar için söylenen bir söz.
  • Bir an: Çok kısa bir süre.
  • Bir yastığa baş koymak: evlilik hayatını mutlu bir biçimde geçirmek.
  • Bir noktaya kadar: belli bir sınıra kadar.
  • Bir çatı altında (olmak veya bulunmak): aynı yapı, kurum, kuruluş vb. içinde (olmak).
  • Ağzı bir: Söz birliği etmiş.
  • Bir mum al da derdine yan: "başkalarıyla uğraşacağına kendi durumunu düşün" anlamında kullanılan bir söz.
  • Bir köşeye oturmak: gelin olmak, evlenmek.
  • Bir tahtada: Bir defada, yekten.
  • Bir göz gülmek: hem gülüp hem ağlamak.
  • Bir hâl olmak: bir şeyin çok tekrarlanması yüzünden bitkin duruma gelmek, usanmak, bezmek, fenalık gelmek. huyu değişmek. kazaya uğramak. ölmek.
  • Bir temiz: Adamakıllı.
  • Herhangi bir: Belli olmayan, rastgele (kimse veya şey).
  • Bir tepe yıkılır, bir dere dolar: "dünyada hiçbir şey kaybolmaz; birinin kaybettiğini başkası kazanır, bir zengin fakirleşirken bir fakir de zenginleşebilir" anlamında kullanılan bir söz.
  • Bir hizaya gelmek: düzgün sıra olmak.
  • Bir çenetli: Tek parçalı (kapsüllü yemiş).
  • Bir olmak: bir araya gelmek, iş birliği yapmak.

Bir hakkında resimler
(Resimleri Göster)

 
 
Forumlar okunmak ve paylaşmak içindir...

 
 

 ~ 

Bu konunun linki : 

Yukarıdaki linki arkadaşlarınıza göndermek için kullanabilirsiniz ve bu sayfada; Bir nedir? Bir ne demek? hakkında bilgiler nedir yazıları veya şiirleri gibi sözleri veya resimleri Bir nedir? Bir ne demek? siteleri gibi benzer birçok forum konularını bulabilirsiniz.

 ~ 

Son Forum Mesajları

Kaynak linkimizi belirtmek koşulu ile her türlü bilgiyi kopyalayabilirsiniz. Forum içerisinde yazılan tüm mesajların hukuki sorumlulukları mesajları yazanlara aittir. Üyeler, üyelik sözleşmesi gereği bu kuralı kabul etmiş sayılır. Ziyaretçilerimiz bu forumu kullanmadan önce Forum Kurallarını okumak zorundadırlar. Aksi durumda meydana gelecek bütün olumsuz durumlardan ziyaretçilerin bizzat kendileri sorumludur. Sitemizde telif, kişi haklarına; yasalara aykırı olduğunu düşündüğünüz bir konu görürseniz bize aşağıdaki iletişim adresinden ulaşabilirsiniz.

1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11, 12, 13, 14, 15, 16, 17, 18, 19, 20, 21, 22, 23, 24, 25, 26, 27, 28, 29, 30, 31, 32, 33, 34, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44, 45, 46, 47, 48, 49, 50, 51, 52, 53, 54, 55, 56, 57, 58, 59, 60 100, 150, 200, 250, 300, 350, 400, 450, 500, 550, 600, 650, 700, 750, 800, 850, 900, 950, 960

© 2006-2019 ilgiliFORUM.com