Değiştirilen 10. ve 42. Maddeler Hakkında...

 
Bu konu ile benzer olabilecek diğer forum sayfaları
 
 
 
 
Bugün üniversiteye başörtüleriyle giremeyen türk vatandaşları için TBMM'nde yapılan düzenlemeler aynen aşağıdaki gibidir.



Anayasanın 10. Maddesinin değişmeden önceki hali (mevcut ilgili fıkra maddesi)

Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.

Anayasanın 10. Maddesinin değiştikten sonraki hali (değişen fıkra maddesi)

Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde ve her türlü kamu hizmetlerinden yararlanılmasında kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadır.



Anayasanın 42. Maddesinin değişmeden önceki hali

1. fıkra: Kimse, eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamaz.

2. fıkra: Öğrenim hakkının kapsamı kanunla tespit edilir ve düzenlenir.


Anayasanın 42. Maddesinin değiştikten sonraki hali

1. fıkra: Kimse, kanunda açıkça yazılı olmayan hiçbir sebeple eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamaz.

2. fıkra: Öğrenim hakkının kapsamı ve kullanılmasının sınırları kanunla tespit edilir ve düzenlenir.

7. fıkra (Ek fıkra): Kanunda açıkça yazılı olmayan herhangi bir sebeple kimse yükseköğrenim hakkını kullanmaktan mahrum edilemez. Bu hakkın kullanımının sınırları kanunla belirlenir.




Şimdi sağduyulu vatandaşlara sormak lazım.
O meydanları dolduran ve dillerindeki "Türkiye laiktir, Laik kalacak" sloganlarını eksik etmeyen insanlara sormak lazım.

Bu maddelerin hangisi laikliğe karşıdır?

Bize bunun açıklamasını yapabilirler mi? İşte bugün ankarada türkiyenin birçok yerinde kopartılan yersiz gürültünün nedeni yukarıda verdiğim 10. ve 42. maddelerin yeni (değişmiş) halleridir. Buna karşı çıkan kitleler bir araya gelip, bunun laikliğe aykırı olduğunu öne sürmektedirler. Yukarı maddeleri tarafsız bir şekilde bir sağduyu ile okuduğunuz zaman durumun aslında böyle olmadığını rahatlıkla görebileceksiniz.

Toplumda oluşturulan bu gerginliğin ne kadar anlamsız olduğunu ve türkiyemizin boşu boşuna zaman kaybettiğini ne zaman anlayacaksınız?

Sadece gerginlik çıkardığınızın farkında mısınız?


 
 

 
 
memleket için hayırlısı olmuştur inşallah.
Bu forumu seviyorum :)

Yök başkanına türban bildirisinden sonra dava açılmıştır...
Site admini arkadaş okusun bu yazıyı..
laiklik nasıl elden gidiyor demiş çok biliyormuş gibi bu işleri...
Bu ülkede senin anlayamayacağın bir sürü şey oluyor...
Kadrolaşma ve susturulma bunların sadece su yüzeyine çıkanları...
Gelelim CHP nin Yusuf Ziyayı dava edişine.
Kanun  der ki: herkesin anlayacağı şekliyle; Kimse, kanunda açıkça yazılı olmayan hiçbir sebeple eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamaz. E şimdi soruyorum ek. 17 madde değiştirilmeden kanunda açıkça yazılan ibaresi nasıl hiçe sayılır sayın yök başkanı? Burada açıkça anayasa çiğnenmektedir. CHP burada en iyisini yapmıştır yalnız bir şey eksiktir. Sadece yök başkanı hakkında değil türbanı üniversitelere sokan bazı rektörler hakkında da aynı suç duyurusunda bulunulmalıdır.

Dava açılmış diyorsun. Sanki dava açmak bir insanı suçlamaya yetiyormuş gibi.
Önce dava sonucunu görelim ondan sonra konuşalım. Ayrıca YÖK'teki ilgili maddeyi okursanız kılık kıyafet konusunda hiçbir kısıtlama yapılmamıştır. Rektörler ve eski YÖK yöneticileri daha önce kılık kıyafet konusunda anayasa mahkemesinin verdiği bir başka kararı içtihat olarak alıp yasağı uygulamaktaydılar. İçtihatlar bağlayıcı değildir ama onlar bağlayıcı hükümlermiş gibi yıllarca bunu uyguladılar.

Yani bu 10. ve 42. maddeler değişmeden önce de aslında yasak yoktu!

Yargıtay Onursal başkanı Sami SELÇUK yasağın olmadığını bakın nasıl açıklamış:

Alıntı
Sami Selçuk: Başörtüsü yasağı yok

Yargıtay Onursal Başkanı Sami Selçuk, Türkiye’de yıllardır uygulanan başörtüsü yasağı-nın hukuksuz olduğunu açıkladı. Selçuk, “YÖK ve üniversiteler çok büyük yanlış yapıyorlar” dedi.

Yargıtay Onursal Başkanı Sami Selçuk, YÖK’e ve üniversitelere sert eleştiriler yöneltti. Selçuk, “Üniversitelerde hukukçular var. Hadi ziraat mühendisi bilmeyebilir, tabip bilmeyebilir. Hukukçuların sesi niye çıkmıyor? Uygulama yanlıştır. Anayasa Mahkemesi, “Başörtüsü yasağının olmaması, serbestliği anlamına gelmez” diye bir laf etti. Bu yanlıştır. Anayasa Mahkemesi’nin başkanlarından birisi çıktı ‘Anayasa Mahkemesi’nin gerekçeleri de bağlayıcıdır” dedi. Onun yetkisi yoktur. Bunu bilim söyler sen söyleyemezsin” dedi.

Selçuk, konuşmasında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin de başörtüsü yasağı GETİRMEDİĞİNİN altını çizdi.

Selçuk, “Üniversite hocalarının Türkiye’de uygulanan yanlışlığın içinde olmalarını şaşkınlıkla izliyorum. Çünkü DÜNYANIN HİÇBİR ÜLKESİNDE, HİÇBİR MAHKEMENİN KARARININ ""GEREKÇESİ"" bağlayıcı değildir. Sadece hüküm fıkrası vardır ve yasak orada yoktur” diye konuştu.

...

ANAYASA MAHKEMESİ DE KENDİNİ DÜZELTECEKTİR.

...

Konuşmasının son bölümünde anayasa taslağında yer alan 'başörtüsü' konusuna da değinen Yargıtay Onursal Başkanı Sami Selçuk, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) ve Anayasa Mahkemesi'nin BAŞÖRTÜSÜ YASAĞI GETİRMEDİĞİNİ söyledi.

Selçuk, “Bence çok yanlış bir uygulamanın içinde Türkiye. Üniversite hocalarının bu yanlışın içinde olmalarını şaşkınlıkla seyrediyorum. Neden? Çünkü, dünyanın hiçbir ülkesinde, hiç bir mahkemenin kararının gerekçesi bağlayıcı değildir. Sadece hüküm fıkrası vardır. Orada var mı, yasak yok. Anayasa Mahkemesi'nin gerekçesinde türbandan bahsedilebilir. Ondan bundan bahsedilebilir. Sadece hüküm fıkrası bağlayıcıdır. O hüküm fıkrasına da Türkiye'de uyulmaktadır” dedi. Türkiye'de 'başörtüsü yasağı' diye bir yasağın OLMADIĞININ altını çizen Selçuk, YÖK ve üniversitelerin de bu konuda yanlış yaptığını öne sürdü. Selçuk sözlerine şöyle devam etti:

“Uygulama yanlıştır. Başörtüsü yasağı diye bir şey yoktur. Anayasa Mahkemesi daha sonra 'başörtüsünün serbestliği anlamına gelmez' diye bir laf etti. Bu yanlıştır. O da gerekçedir, bağlamaz. Anayasa Mahkemesi'nin başkanlarından biri çıktı, 'Anayasa Mahkemesi'nin gerekçeleri de bağlayıcıdır' dedi. Onun buna yetkisi yoktur. Bunu bilim söyler, sen söyleyemezsin. Hiçbir ülkede, 'gerekçe bağlayıcıdır' diye ve bilimsel kitaplarda da bir söz bulamazsınız. Tam tersini söyler. Yanlış yapıyorlar. YÖK de yanlış yapıyor, üniversiteler de yanlış yapıyor. Ben bundan dolayı şaşkınlık içindeyim. Bu üniversitelerde hukukçular var. Hadi ziraat mühendisi bilmeyebilir, tabip bilmeyebilir. Niye bu konuda hukukçuların sesi çıkmıyor?”


http://www.haber7.com/haber.php?haber_id=271605


Bir de üslubunuz konusunda konuşacağım.
Eğer size saygı gösterilmesini istiyorsanız, siz de saygılı konuşmak zorundasınız.
Görüşünüze her karşı olana çok bilmiş diyemezsiniz. Bu ülkede bütün doğruları CHP bilmiyor.
Biz size hiçe sayılan bir maddeden bahsetmiyoruz. Daha önce de böyle bir yasağın uygulanabilir olmadığından bahsediyoruz.

Ayrıca kanun hükümleri anayasa hükümlerinden üstün olamaz. Anayasa herkesi bağlar.

Ayrıca CHP ziya özcan hakkında istediği kadar suç duyurusunda bulunsun. Öncelikle siz belirli çevrelerin dolduruşuyla değil kendi araştırmanızla, kendi fikirlerinizle konuşun. "Bu ülkede senin anlayamayacağın bir sürü şey oluyor..." diyerek aklınca herşeyi bildiğini zannediyorsun ama şu verdiğin 3-5 satırlık yorum bile aslında ne kadar bilgisiz olduğunu göz önüne seriyor.

Siz Ziya Özcan'ın rektörlere nasıl bir yazı gönderdiğini? Neye dayanarak başörtüsü yasağının kaldırılması gerektiğini biliyor musunuz? Bunu bilmeden nasıl yorum yapabiliyorsunuz anlamıyorum. Bir taraf sadece sizin karşınızda diye onun söyleyeceği herşeyi yalan ya da yanlış görmek neden? Hataya düştüğünüz en büyük olay %100 doğru olduğunuzu zannetmenizdir.

YÖK Başkanı sayın Özcan'ın rektörlere gönderdiği yazı ve bazı anayasa maddelerinin içeriği:

Özcan, üniversite rektörlüklerine ve bilgi için İçişleri Bakanlığı ve Valiliklere gönderdiği yazıda, 23 Şubat 2008'de Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair 9 Şubat 2008 tarihli ve 5735 sayılı Kanunla, Anayasanın 10. maddesinin dördüncü fıkrasında değişiklik yapıldığını ve 42. maddesine yedinci fıkra olarak yeni bir fıkra eklendiğini hatırlattı.

Anayasanın 10. maddesinin değiştirilen dördüncü fıkrasının, "Devlet organları ve idare makamları, bütün işlemlerinde ve her türlü kamu hizmetlerinden yararlanılmasında kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar" şeklinde düzenlendiğini anımsatan Özcan, Anayasanın 42. maddesine eklenen yedinci fıkrasının ise "Kanunda açıkça yazılı olmayan herhangi bir sebeple kimse yükseköğrenim hakkını kullanmaktan mahrum edilemez. Bu hakkın kullanımının sınırları kanunla belirlenir" diye şeklinde düzenlendiğini kaydetti.

Özcan yazısında, Anayasada değişiklik yapan 5370 sayılı Kanuna ilişkin teklifin genel gerekçesindeki şu ifadelere yer verdi:

"Yükseköğretim kurumlarında kılık ve kıyafetlerinden dolayı bazı öğrencilerin eğitim ve öğrenim hakkının engellenmesi kronik bir sorun haline gelmiştir. Kurucusu ve üyesi bulunduğumuz Avrupa Konseyi'ne üye ülkelerin hiç birinde üniversite düzeyinde böyle bir sorun mevcut bulunmamaktadır. Buna rağmen, ülkemizde uzun bir süredir üniversitelerde bazı kız öğrencilerin başlarını örtmede kullandıkları kıyafetler nedeniyle eğitim ve öğrenim hakkını kullanamadıkları bilinmektedir.

Atatürk'ün hedef gösterdiği çağdaş uygarlık düzeyinde 'fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür' nesillerin yetiştirilmesi, kişilerin yükseköğrenim hakkından kanun önünde eşitlik ilkesi gereği hiçbir nedenle ayrımcılığa tabi tutulmadan yararlanmasını zorunlu kılmaktadır. Bu nedenlerle, Anayasanın 10 ve 42'nci maddesinde iş bu değişikliklerin yapılması gereği doğmuştur."


Özcan, yazısında, 5370 sayılı Kanuna ilişkin teklifin, Anayasanın 10. maddesinin dördüncü fıkrasının değiştirilmesini öngören çerçeve 1. maddesinin gerekçesinde de "Kanun önünde eşitlik, demokratik hukuk devletinin vazgeçilmez ilkelerinden biridir. Bu ilkeyi uygularken devletin negatif ve pozitif yükümlülükleri vardır. Devlet organları ve idari makamlar, hiçbir sebeple bireyler arasında ayrımcılık yapamayacağı gibi, bu yöndeki ayrımcılık girişimlerini de önlemekle yükümlüdürler" denildiğini anımsattı.

Prof. Dr. Özcan, şöyle devam etti:

"Nitekim, Anayasanın 5. maddesine göre, 'kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmak' devletin temel amaç ve görevleri arasındadır. Devlet bu temel görevini yerine getirirken, herkesin kamu hizmetlerinden eşit bir şekilde yararlanmasını sağlamaya yönelik her türlü tedbiri almak zorundadır. Tüm idare makamları gibi üniversiteler de yükseköğretim hizmeti sunarlarken dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep, giyim, kuşam ve benzeri sebeplerle bu hizmetten yararlanan kişiler arasında ayrımcılık yapamazlar."

Özcan, yazısında, 5370 sayılı Kanuna ilişkin teklifin, Anayasanın 42. maddesine yedinci fıkra olarak yeni bir fıkra eklenmesini öngören çerçeve 2. maddesinin gerekçesinde de şu açıklamalara yer verildiğini ifade etti:

"Eğitim ve öğrenim hakkı, kişilerin en temel ve vazgeçilmez haklarından biridir. Bu nedenle bu hakkın sınırlandırılması ancak kanunun açıkça belirttiği istisnai durumlarda söz konusu olabilir. Nitekim Anayasanın 13. maddesinde de temel hak ve hürriyetlerin 'özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla' sınırlanabileceği belirtilmektedir. Kanunun açıkça yasaklamadığı bir fiil, tutum veya davranıştan dolayı idare, hiç kimseyi eğitim ve öğrenim hakkından mahrum bırakamaz. Buna rağmen ülkemizde bazı kişilerin kanunda açıkça yazılı olmayan sebeplerden dolayı yükseköğrenim hakkından mahrum bırakıldıkları da bir gerçektir. İşte bu nedenle yapılan değişikliğin amacı, münhasıran yükseköğretim hizmetlerinden yararlanan vatandaşlar arasında eşitliği sağlamak ve yükseköğretim kurumlarında öğrenim hakkından mahrum edilen kişilerin bu hak mahrumiyetini ortadan kaldırmaktır."

Özcan, söz konusu Kanun teklifinin aynen kabulüne dair TBMM Anayasa Komisyonunun raporunda da gerekçe olarak aynı yönde açıklamalara yer verildiğini kaydetti.

TBMM Genel Kurulu'nda aynen kabul edilerek kanunlaşan söz konusu Anayasa değişikliğinin, dün Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girdiğini anımsatan Özcan, şöyle devam etti:

"Bu itibarla, söz konusu Anayasa Değişikliği göz önünde bulundurulmak suretiyle uygulama yapılması, kamu görevi ifa eden yükseköğretim kurumlarının yöneticilerinin görev, yetki ve sorumluluğunda olduğu izahtan varestedir.

Ayrıca belirtilmelidir ki, Anayasanın 10 ve 42. maddelerine göre uygulama yapılabilmesi için ayrıca bir kanuni düzenlemeye ihtiyaç bulunmamaktadır. Çünkü halen yürürlükte olan kanunlarda da hangi kıyafetlerin toplumsal ortamda giyilemeyeceğine dair açık düzenlemeler yer almaktadır. Anayasanın 174. maddesi ile koruma altına alınan 'İnkılap Kanunları'ndan birini oluşturan 2596 sayılı 'Bazı Kisvelerin Giyilemiyeceğine Dair Kanun', bu konuda örnek olarak gösterilebilir.

Bu bakımdan, Anayasanın 10. ve 42. maddeleri hükümleri karşısında, ancak kimliği teşhis edilemeyecek bir durumda bulunan kişilerin yükseköğretim kurumlarının bina eklenti ve yerleşke alanlarına alınmaması yönünde tedbirler alınabilir. Çünkü, hukuk toplumunda bireyler arası ilişkilerde güvenin hakim olması esastır. İnsanın toplumsal şartlarda ilişkiye girdiği şahısların kimliklerini teşhis etme, teşhis edebilme imkanına sahip olması gerekir. Bu itibarla; kimliğin ve hatta cinsiyetin teşhis edilemeyeceği bir tarzda kılık ve kıyafet biçimine hukuk toplumunda müsaade edilemez. Dolayısıyla, devlet, kimliğin ve hatta cinsiyetin teşhis edilemeyeceği tarzda örtünme olgusu karşısında gerekli tedbirleri alabilir.

Ayrıca belirtilmelidir ki, söz konusu Anayasa değişikliğinin yürürlüğe girmesiyle, çağdaş uygarlık düzeyine erişmeyi bir erek olarak telakki eden toplumumuzun estetik anlayışını yansıtmayan kılık ve kıyafet tarzlarıyla yükseköğretim kurumlarının bina, eklenti ve yerleşke alanlarına girilmesi teşebbüslerinde bulunulabilecektir.

Anayasamızın 14. maddesi hükümleri karşısında hiçbir surette himaye görmemesi gereken bu hakkın kötüye kullanılması girişimlerinin önüne geçilmesi için yükseköğretim kurumları yönetimleri tarafından genel kolluk birimleriyle eşgüdümlü bir çalışma başlatılmasına ihtiyaç bulunmaktadır.

Muhtemel provokasyonlar karşısında gerekli önleyici kolluk tedbirlerinin alınmasını sağlamak amacıyla valiliklerle koordinasyonun sağlanması gerekmektedir."
 

 ~ 

Bu konunun linki : 

Yukarıdaki linki arkadaşlarınıza göndermek için kullanabilirsiniz ve bu sayfada; Değiştirilen 10. ve 42. Maddeler Hakkında... hakkında bilgiler nedir yazıları veya şiirleri gibi sözleri veya resimleri Değiştirilen 10. ve 42. Maddeler Hakkında... siteleri gibi benzer birçok forum konularını bulabilirsiniz.

 ~ 

Son Forum Mesajları

Kaynak linkimizi belirtmek koşulu ile her türlü bilgiyi kopyalayabilirsiniz. Forum içerisinde yazılan tüm mesajların hukuki sorumlulukları mesajları yazanlara aittir. Üyeler, üyelik sözleşmesi gereği bu kuralı kabul etmiş sayılır. Ziyaretçilerimiz bu forumu kullanmadan önce Forum Kurallarını okumak zorundadırlar. Aksi durumda meydana gelecek bütün olumsuz durumlardan ziyaretçilerin bizzat kendileri sorumludur. Sitemizde telif, kişi haklarına; yasalara aykırı olduğunu düşündüğünüz bir konu görürseniz bize aşağıdaki iletişim adresinden ulaşabilirsiniz.

1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11, 12, 13, 14, 15, 16, 17, 18, 19, 20, 21, 22, 23, 24, 25, 26, 27, 28, 29, 30, 31, 32, 33, 34, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44, 45, 46, 47, 48, 49, 50, 51, 52, 53, 54, 55, 56, 57, 58, 59, 60 100, 150, 200, 250, 300, 350, 400, 450, 500, 550, 600, 650, 700, 750, 800, 850, 900, 950, 960

© 2006-2019 ilgiliFORUM.com