ilgiliforum facebook   ilgiliforum google plus   ilgiliforum instagram   ilgiliforum youtube   ilgiliforum tumblr   ilgiliforum pinterest   ilgiliforum rss  

El nedir? El ne demek?

 
Bu konu ile benzer olabilecek diğer forum sayfaları
 
 
 
 

El nedir? El ne demektir?

El kısaca anlamı, tanımı:

  • Halk, ahali.
  • Kolun bilekten parmak uçlarına kadar olan, tutmaya ve iş yapmaya yarayan bölümü.
  • İskambil oyunlarında her bir tur.
  • Bazı nesne ve araçların tutmaya yarayan bölümü.
  • Ülke, yurt, il.
  • Yakınların dışında kalan kimse, yabancı.
  • Sahiplik, mülkiyet.
  • Kez, defa.
  • Oba, aşiret.
  • İskambil oyunlarında oynama sırası.

"El" cümle içerisinde nasıl kullanılır?

  • "Kapı eli."
  • "Çöller, Yemen ellerinden beter imiş." - A. Gündüz
  • "İki el silah sesi duyuldu."
  • "Kâtip benim ben kâtibin, el ne karışır!" - Halk türküsü
  • "Kalktı göç eyledi Afşar elleri / Ağır ağır giden eller bizimdir" - Dadaloğlu
  • "Elimdeki bütün parayı bu eve yatırdım."
  • "El var, titrer durur, el var yumuk yumuk / El var pençe olmuş, el var yumruk" - Z. O. Saba
  • "Kış geceleri arkadaşlar arasında bir el poker çevirmek de keyiftir." - P. Safa

El ile ilgili Atasözü, Deyimler, Birleşik Sözler veya Fiiller

  • (birinin) eline kalmak: ondan başka yardım edeni olmamak, yalnız ona muhtaç olmak.
  • Eline erkek eli değmemiş olmak: kız, namuslu olmak.
  • El şakası: Elle yapılan şaka.
  • El keseri: Marangozluk işlerinde kullanılan küçük keser.
  • Eli (veya elleri) armut devşirmek: birisini bir iş yaparken öbürü boş durmak.
  • El ayası: Elin, bilekle parmaklar arasındaki iç bölümü.
  • El tası: El, yüz yıkanırken su dökünmek veya içinde sabunlu su hazırlanıp el temizlemekte kullanılan tas.
  • El dokunulmamak: daha önce kullanılmamak, el değmemiş olmak.
  • Eline (veya elinize veya ellerinize) sağlık: el emeği ile güzel bir şey yapana söylenen iyi dilek sözü.
  • Elde (veya elinde) olmamak: iradesi dışında gerçekleşmek.
  • Eline geçmek: kazanmak, edinmek, elde etmek. rastlamak, bulmak. yakalamak.
  • El yazısı: Kalemle yazılan yazı. Harflerin bitiştirilerek yazılmasıyla oluşan bir yazı türü.
  • (birinin) elinden: yüzünden, -den dolayı.
  • Elden gelen öğün olmaz, o da vaktinde bulunmaz: "kişi yalnızca kendi kazancına güvenmeli, başkasının yardımını beklememelidir" anlamında kullanılan bir söz.
  • El elin eşeğini türkü çağırarak arar: "insanın kendi sıkıntı ve sorunlarına başkaları gereken önemi vermez, gerektiği kadar ilgilenmez" anlamında kullanılan bir söz.
  • El kılavuzu: Herhangi bir konuda basit konuları ve bilgileri içeren kitapçık.
  • El kazanıyla aş kaynatmak: başkasının hazırladığı imkânları kendi hesabına kullanarak iş çevirmek.
  • Ele alınır: oldukça iyi, işe yarar.
  • Elde bir: Kesinlikle gerçekleşecek şey.
  • El vermek: yardım etmek. tarikatlarda mürşit, bir müride, başkalarına yol gösterme izni vermek. halk hekimliği ile uğraşan kimse bilgilerini bir başkasına öğretmek. kâğıt oyunlarında elde olan veya olmayan sebeplerle oyun üstünlüğünü karşı tarafa bırakmak.
  • Eli boş: İşi olmayan, boş gezen (kimse). Yoksul.
  • Elini ayağını öpeyim: "çok yalvarırım" anlamında kullanılan bir söz.
  • El öpmekle ağız aşınmaz: "çok önemli bir iş için bir kimseye ricada bulunmak hatta yalvarmak gerekirse, yapılır" anlamında kullanılan bir söz.
  • El alışkanlığı: Bir iş veya hareketin birçok kez yapılması ile kazanılan özellik, ustalık, maharet.
  • Elden gel!: ver!. kutlamak amacıyla söylenen bir söz.
  • El pençe divan durmak: saygı gösterilen kimse karşısında el kavuşturmuş bir biçimde.
  • El freni: Duran bir taşıtı, bulunduğu yerde sabitleştirmek veya hareket imkânını engellemek için kullanılan ve elle yönetilen fren.
  • Elinden geleni ardına (veya arkasına) koymamak: yapabileceği bütün kötülükleri yapmak.
  • El havlusu: El ve yüzü yıkadıktan sonra kurulamak için kullanılan havlu, küçük havlu.
  • El basmak: kutsal bir şey üzerine el koyarak yemin etmek.
  • El kapısı: Geçimi sağlamak için çalışılan yer. Bir kızın gelin olarak gittiği ev. Yabancı ülke.
  • Eli dursa ayağı durmaz: kıpırdak, hareketli (kimse).
  • Eli ayağı (veya ayağına) dolaşmak: şaşırmak, telaşlanmak.
  • El elin nesine, gülerek gider yasına: "bir kimsenin acısı, başkalarının umurunda değildir" anlamında kullanılan bir söz.
  • Elini oynatmak: parayı esirgememek.
  • Ele almak: bir şey üzerinde çalışmaya başlamak. bir konuyu görüşmek. bir konuyu incelemek, araştırmak. herhangi bir şeyi iş edinmek.
  • El kiri: Kolayca vazgeçilir, atılır şey.
  • Eli gitmek: bir şeyi kavramak, tutmak istemek.
  • El telefonu: Cep telefonu.
  • El kadar: çok küçük, küçücük.
  • Eli selek: Eli açık, cömert (kimse).
  • Eli altında olmak: bir şey buyruğunda olmak, istediği anda o şeyden yararlanabilmek.
  • El âlem: Herkes, yabancılar.
  • El vurmamak: bir işi yapmaya yanaşmamak ve başlamamak.
  • Elinde büyümek: büyütülmek, bakılmak. eğitilmek, bilgi, görgü ve terbiye sahibi olmak, yetiştirilmek.
  • Eller yukarı!: "ellerini kaldırarak teslim ol" anlamında kullanılan bir söz.
  • Eli para görmek: eline para geçmek.
  • Elle tutulacak tarafı (veya yanı) kalmamak: sağlam bir yanı kalmamak. güvenilecek veya kayırılacak bir yönü olmamak.
  • Elle tutulur tarafı olmamak: hiçbir değerli veya savunulabilir yanı olmamak.
  • Eli kolu bağlı durmak: bir şey yapmadan beklemek.
  • Elimi sallasam ellisi, başımı sallasam tellisi: elini sallasa ellisi, başını sallasa tellisi.
  • El eli yıkar, iki el yüzü: "bir kişi başka bir kişiye yardım ederse o da bu iyiliğin altında kalmaz, güçlenmiş olarak yardımlara koşar" anlamında kullanılan bir söz.
  • El atmak: birisinin işine karışmak, müdahale etmek. bir işe girişmek, teşebbüs etmek. sarkıntılık etmek. yardım etmek, ilgilenmek.
  • Eli uzun: Fırsat buldukça öteberi aşıran, hırsız (kimse).
  • Elöpen: Kertenkele.
  • Elinin körü: Bıktırıcı, usandırıcı durum karşısında kullanılan bir azarlama sözü.
  • Elini kolunu sallaya sallaya gezmek: ortada görünmemesi gereken kimse pervasızca dolaşmak. pervasızca, kimseden çekinmeden dolaşmak.
  • Ele verir talkını (veya telkini), kendi yutar salkımı: "kendisinin inanmadığı ve tutmadığı öğütleri başkalarına kolayca verir" anlamında kullanılan bir söz.
  • Elimsende: Çocukların birbirine el değdirerek diğer arkadaşını ebe yapma amacıyla oynadıkları bir oyun.
  • Elinden bir iş (veya şey) gelmemek: çaresizlikten veya yeteneksizlikten bir iş yapamamak.
  • El birliği: Bir iş yapmak için birleşme, beraberlik, dayanışma.
  • Eli kırılsın!: "eli tutmaz olsun, eli bir iş göremez olsun!" anlamında kullanılan bir ilenme sözü.
  • Elinin hamuruyla erkek işine karışmak: kadınlar, beceremeyeceği işleri yapmaya kalkışmak.
  • El işi: Makine kullanmadan yapılan örgü, dikiş vb. el ürünü. Okullarda kâğıt, mukavva, tahta vb. ile yaptırılan çalışmalar. İşleme.
  • El tutmak: bir iş uzun süre uğraştırmak, vakit kaybettirmek.
  • Eline eteğine doğru: her türlü kötülükten uzak olan, dürüst.
  • El yatkınlığı: İşe alışmış olma durumu. El işlerini yapmakta yetkinlik.
  • Elinden bir kaza (veya sakatlık) çıkmak: istemeyerek birini yaralamak veya öldürmek.
  • Elinden iyi iş gelmek: becerikli, hünerli olmak.
  • Elle tutulur gözle görülür (veya dille anlatılır): çok belirgin, çok açık.
  • Eli silah tutmak: silah kullanabilmek.
  • El öpenlerin çok olsun!: eli öpülen kimsenin söylediği iyi dilek sözü.
  • El bağlamak: saygı için ellerini göbeğinin üstüne kavuşturup durmak. namaza durmak.
  • (bir işten) el yıkamak: ilgisini kesmek.
  • El ulağı: Yardımcı, yamak.
  • Eli kulağında: Nerede ise olacak, çok yakında olması beklenilen.
  • El (veya elini) yakmak: ateşten yeni çıkmak, taze olmak. çok pahalı olmak.
  • (bir yerden veya bir şeyden) elini ayağını (veya eteğini) kesmek (veya çekmek): uğramaz olmak. uğraşmamak, ilgilenmemek. o şeyle ilgisini kesmek.
  • Elinden almak: bir şeyden mahrum etmek.
  • El yumruğu yemeyen kendi yumruğunu değirmen taşı sanır: "deneyimsiz kişi kendisinin herkesten üstün olduğunu, her işi yapabileceğini sanır" anlamında kullanılan bir söz.
  • El etek tutmak: tarikata girmek, derviş olmak.
  • Eli geniş: Geçimi iyi olan (kimse). Cömert (kimse).
  • El sıkışmak: pazarlıkta anlaşmak.
  • Eline çabuk: Çabuk iş gören (kimse).
  • Eli yüzü düzgün: Yüzüne bakılır, güzel (kimse).
  • (bir işte) eli olmak: karışmış olmak, gizli bir ilgisi bulunmak.
  • Ellerde gezmek: elden ele dolaşmak. el üstünde tutulmak, saygı ve sevgi görmek.
  • Elinde olmak: bakımı, gözetimi altında olmak. egemenliği altında, yetkisinde olmak. isteyince o işi yapabilmek.
  • Elde avuçta (ne varsa): sahip olunan mal, para vb. her şey.
  • Eli ekmek tutmak: geçimini kendi emeğiyle sağlayacak duruma gelmek.
  • El topu: Yedi veya on birer kişilik iki takım arasında yalnızca elle oynanan, topu karşı takımın kalesine atmaya dayanan oyun, hentbol.
  • Eli şakağında: Düşünceli, kaygılı olan (kimse).
  • Eli çabuk: Çabuk iş gören, hamarat (kimse).
  • Eli alışmak: bir işte uzluk, ustalık kazanmak. herhangi bir davranışı âdet edinmek.
  • Eli kalem tutmak: yazı yazmayı bilmek. düşündüğünü güzel bir anlatımla yazmak.
  • El pençe divan: aşırı saygı göstererek.
  • El el üstünde oturmak: herhangi bir iş yapmadan boş oturmak.
  • Eli varmamak (veya gitmemek): bir işi yapmaya gönlü razı olmamak.
  • El sıkmak: selamlaşmak için birinin elini tutmak.
  • Elini kolunu sallaya sallaya gelmek: gelirken hiçbir armağan getirmemek. bitirmeye gittiği işten sonuç alamadan dönmek.
  • Eline fırsat geçmek: imkân bulmak.
  • Elinle ver, ayağınla ara: ödünç aldığı şeyi geri vermeyi geciktiren veya vermeyenler için söylenen bir söz.
  • El sabunu: El yıkamak için kullanılan sabun.
  • El eliyle yılan tutulur: "kişi kendi işini kendisi yapmalıdır" anlamında kullanılan bir söz.
  • El çabukluğu: Bir işi çabuklukla yapabilme ustalığı. Hilesini kimseye sezdirmeden yapabilme. Hokkabazın başvurduğu yöntem.
  • Elinden hiçbir şey kurtulmamak: her şeyi becerebilmek.
  • El kaldırmak: oy verdiğini veya söz istediğini elini kaldırarak belirtmek. birine, bir şeye vurmaya kalkışmak.
  • Azel: Sunumun birkaç satıcı tarafından yapıldığı ve bu az sayıdaki satıcının birbirlerinin üretim kararlarından etkilendiği piyasa türü, oligopol.
  • Elden geldiği kadar: yapılabildiği, olabildiği kadar.
  • El açmak: dilenmek. başkasının yardımını isteyecek durumda olmak. kâğıt açmak.
  • Eli kurusun!: "eli tutmaz olsun, eli bir iş göremez olsun!" anlamında kullanılan bir ilenme sözü.
  • Havvaanaeli: Küçük beyaz çiçekli bir yıllık bir bitki (Anastatica hierochuntia).
  • Elini çabuk tutmak: gerekli önlemi zamanında almak. bir şeyi hemen yapmak.
  • El üstünde tutmak: bir kimseye çok saygı ve sevgi göstermek.
  • Eli ayağı tutmak: beden gücü yerinde olmak.
  • (biri ötekinin) eline doğmak: yaşlı bir kimse, birini, çocukluğundan beri çok yakından tanımak.
  • Gurbet eli: Bir kimsenin doğup büyüdüğü yerden başka yer.
  • Eli değmek: bir şey yapmaya vakit ve fırsat bulmak.
  • Yad eller: Baba ocağından uzak yerler, gurbet. Yabancı kimseler, yabancılar.
  • Elde avuçta (bir şey) kalmamak: mal ve parasını harcayıp bitirmiş olmak.
  • El değirmeni: El gücüyle çalıştırılan ve kahve, baharat vb.ni öğütmeye yarayan bir tür küçük değirmen.
  • El değiştirmek: bir şeyin kullanımı veya mülkiyeti bir kimseden başka bir kimseye geçmek.
  • El el üstünde olur, ev ev üstünde olmaz: "her şey birbirinin üstüne konulamaz, birbiriyle birleştirilemez" anlamında kullanılan bir söz.
  • El iyisi olmak: yakın çevresine değil, yabancılara yardımcı olmayı sevmek.
  • Eli ayağı (olmak): birinin yardımcısı (olmak), her işine yarar (olmak).
  • Eli cebine (veya cüzdanına veya kesesine) gitmemek (veya varmamak): çok cimri olmak.
  • El pençe: el pençe divan.
  • Elini kulağına atmak: ezan okumak, gazel veya türkü söylemek için elini kulak kepçesinin arkasına koymak.
  • Eline yüzüne bulaştırmak: bir işi gerektiği gibi yapamamak, başarısız olmak, becerememek.
  • El için kuyu kazan, evvela kendisi düşer: "başkasına tuzak hazırlayan kimse, bu tuzağa ondan önce kendisi düşer" anlamında kullanılan bir söz.
  • El emeği: Elde yapılan iş. Bu çalışmanın karşılığı.
  • El için yanma nâra, yak çubuğunu bak keyfine: "başkalarının derdini kendine sorun yapıp da kendi rahatını ve düzenini bozma" anlamında kullanılan bir söz.
  • Eliyle koymuş gibi: aramadan, kolayca.
  • El yazması: Basım tekniğinin gelişmediği dönemlerde elle yazılmış kitap.
  • El el ile, değirmen yel ile: bir değirmenin çalışabilmesi için rüzgâr ne kadar zorunlu ise insanların başarıya ulaşabilmeleri için birbirlerine yardımcı olmaları o kadar gereklidir.
  • Elini belli etmek (veya göstermek): kâğıt, okey vb. oyunlarda elindeki kâğıdı veya taşı, oynayanlara belli edecek biçimde sözle, işaretle açıklayıp oynamak.
  • El feneri: Elektrik feneri.
  • El değmemek: kullanılmamak, dokunulmamak. saflığı bozulmamak.
  • Eli yatkın: Elle yapılan işlerde becerikli (kimse).
  • El ermez, güç yetmez: bir iş karşısındaki güçsüzlüğü anlatmak için kullanılan bir söz.
  • El sözlüğü: Elde ve cepte taşınabilen küçük sözlük.
  • El çekmek: vazgeçmek.
  • Eli sıkı: Cimri.
  • Elden ayaktan düşmek (veya kesilmek): yaşlılık sebebiyle veya sağlığı büsbütün bozularak güçsüz, çalışamaz duruma gelmek.
  • El sanatları: El tezgâhlarında bir yardımcı araç kullanarak yapılan işlerin hepsi.
  • Elinden (bir şeyi) düşürmemek: sürekli onunla ilgilenmek.
  • Elinden iş çıkmamak: çabuk iş görememek.
  • Ele geçmek: yakalanmak. edinilmek.
  • Elini taşın altına koymak (veya sokmak): bir konuda sorumluluk üstlenmek.
  • Eline bakmak: bir kimsenin yardımıyla geçinmek. biri "ne getirdi" diye gözlemek.
  • Elle tutulur: çok açık ve belli. somut.
  • Eli genişlemek: bolca paraya kavuşmak.
  • El erki: Demokrasi.
  • El notu: Bilimsel toplantılarda dinleyicilere bildiriyle ilgili dağıtılan kısa notlar.
  • El sürmemek: dokunmamak, değmemek. bir işi yapmamak, ilgilenmemek.
  • Ele alınmaz: çok kötü, berbat.
  • Eline eteğine sarılmak: çok yalvarmak.
  • Ele güne karşı: yabancılara, herkese karşı.
  • Elinde patlamak: bir şey satılamayıp sahibinde kalmak. haber vb.ni uygun zamanda kullanamayıp fırsatı kaçırmak.
  • El elde baş başta: elde bulunan her şeyin tükendiğini anlatan bir söz.
  • Eloğlu: El, yabancı. Damat. Koca.
  • El (veya elini) uzatmak: birinden bir hakkı almaya kalkışmak. yardım etmek.
  • Elinin tersiyle çarpmak: ayanın arkasıyla şiddetle tokat atmak.
  • Eli hafif: Acıtmadan, tedirgin etmeden iş gören (cerrah, diş hekimi, berber vb.).
  • Elibelinde: Halı ve kilimlere yapılan, ellerini beline koymuş insan figürünü andıran bir motif türü, eliböğründe, koçboynuzu.
  • Elbasan tavası: Önceden haşlanarak hazırlanmış yağsız etin üzerine yoğurt ve çırpılmış yumurta karışımının dökülüp fırında pişirilmesiyle yapılan bir yemek.
  • Elini veren kolunu alamaz: "yüzsüz kişiler karşılarındakilerden daima bir şeyler isterler, onlardan kurtulmak kolay olmaz" anlamında kullanılan bir söz.
  • (bir şeyden) el ayak (veya etek) çekmek: uzaklaşmak, kaybolmak.
  • Elden kaçırmak: elde edilebilecek bir şeyden türlü sebeplerle yararlanamamak.
  • Elden geçirmek: eksiklik veya bozukluklarını gidermek veya denetlemek için incelemek.
  • Eli boş dönmek (veya çevrilmek veya geri gelmek): umduğunu alamadan dönmek.
  • El ağzına bakan, karısını tez boşar: "kişi, özel hayatı ile ilgili ciddi konularda başkasının düşüncesiyle değil kendi düşünceleriyle karar vermelidir" anlamında kullanılan bir söz.
  • Eli yordamlı: Eli işe yakışır, yatkın (kimse).
  • Eli aza varmamak: bir şeyi çok alma veya verme alışkanlığında olmak.
  • El erimi: Çok uzakta olmayan, elin ulaşabileceği uzaklık.
  • Eli bol: Cömert.
  • El yordamıyla: Görmeden, elle yoklayarak. Fazla bilgi olmadan, deneme yanılma yoluyla.
  • El için ağlayan gözden olur: "başkası için yapılacak fedakârlığın bir sınırı vardır" anlamında kullanılan bir söz.
  • El telsizi: Elde taşınabilen telsiz.
  • Elin ağzı torba değil ki büzesin: "başkalarının söyleyeceklerine engel olamazsınız" anlamında kullanılan bir söz.
  • Eli ermez gücü yetmez: çaresiz, zavallı.
  • Elden vefa, zehirden şifa: "zehirden şifa beklenilmeyeceği gibi yabancılardan da yardım ve iyilik beklenmez" anlamında kullanılan bir söz.
  • Eli harama uzanmak: dinî bakımdan yasaklanmış bir işe yönelmek.
  • El bezi: Kurulama ve temizleme işlerinde kullanılan bez.
  • El terazi, göz mizan: "değerlerini, niteliklerini yaklaşık olarak tahmin edebilen" anlamında kullanılan bir söz.
  • Yedi kat el: Çok yabancı.
  • El yarası onulur, dil yarası onulmaz: "silahla açılan el yarası çabukça iyi olur ama kötü sözle açılan gönül yarası kolay kolay kapanmaz" anlamında kullanılan bir söz.
  • El arı düşman gayreti: "dosta düşmana karşı küçük düşmemek için çaba gösterme" anlamında kullanılan bir söz.
  • El elden üstündür (ta arşa kadar): "bir kimse, kendisinden üstün bir başkasının da olabileceğini bilmelidir" anlamında kullanılan bir söz.
  • Elinde kalmak: birinin bakımında, yönetiminde olmak. bir şey satılamayıp sahibinde kalmak.
  • El çantası: İçine özel eşya konulan, günlük işlerde veya kısa gezilerde kullanılan çanta.
  • El işçiliği: Eşyanın makine kullanmadan yapılan bölümlerine harcanmış işçi emeği.
  • Elleri (veya ellerin) dert görmesin: "ellerine sağlık" anlamında kullanılan bir iyi dilek sözü.
  • Elden çıkmak: malı olmaktan çıkmak, malı satılmak. kaybedilmek.
  • Elezer: Sadist.
  • Eline ayağına üşenmemek: her türlü ayak hizmetini yüksünmeden yapmak, hamarat olmak.
  • El elden kalmaz, dil dilden kalmaz: "bir kişi başkasına vurursa o da ona vurur, başkasına kötü söz söylerse diğeri de kendisine kötü söz söyler" anlamında kullanılan bir söz.
  • El koymak: bir yolsuzluğu ortaya çıkarmak, incelemek, vaziyet etmek. üstüne konmak. zorla almak. işi üzerine almak, sorumluluğu üstlenmek. yetkili organ bir malı veya bir kuruluşu kendi yönetimine almak.
  • El elin aynasıdır: "kişi kendi özelliklerini zaman zaman yabancıdan öğrenir" anlamında kullanılan bir söz.
  • Elden çıkarmak: bir şeyin sahipliğini başkasına geçirmek, satmak. yitirmek.
  • Elde etmek: bir şeye sahip olmak. bir kimseyi kendi hizmetine almak veya kendinden yana çekmek.
  • El ayak çekilmek: ortalıkta hiç kimse kalmamak, ıssızlaşıp sessizleşmek.
  • Eli eline değmemek: herhangi bir yakınlaşma olmamak. birisiyle cinsel ilişkiye girmemiş olmak.
  • Eli boş çıkmak: umduğunu alamamak, başarısızlığa uğramak.
  • Elini arı kovanına sokmak: elini taşın altına koymak.
  • Eli bayraklı: Şirret, edepsiz, kavgacı (kimse).
  • Elde tutmak: sahibi olsun olmasın, bir malı mülkiyeti altında bulundurmak, zilyet olmak.
  • Elden ağza yaşamak: günlük kazancı ancak gereksinimlerini karşılayacak kadar olmak.
  • Eli açık: Cömert.
  • El mi yaman bey mi yaman? el yaman!: "baştaki ne kadar güçlü görünürse görünsün, asıl güç halktadır" anlamında kullanılan bir söz.
  • Eli yüreğinde: Heyecanlı bir biçimde.
  • Eli işe yatmak: becerikli, eli yatkın, uz olmak.
  • Eli sopalı: Şirret, edepsiz, kavgacı (kimse).
  • Eli ayağı titremek: korku, sinir vb. sebeplerle heyecanlanmak.
  • Elden ne gelir?: çaresiz bir durumda yapılacak bir şey olmadığını anlatan bir söz.
  • El vergisi, gönül sevgisi: "bize bir şey verene, armağan edene karşı gönlümüzde sevgi uyanır" anlamında kullanılan bir söz.
  • (bir işe) eli yatmak: eli alışmak.
  • Eli kırılmak: eli, işe yatkın bir duruma gelmek.
  • Eli uz: Usta, belli bir işte becerikli, mahir (kimse).
  • El etmek: bir kimseyi el işaretiyle çağırmak. uzaktan el sallamak.
  • El ovuşturmak: birinin karşısında ezilip büzülmek. birinin kötü duruma düşmesine içten içe sevinmek.
  • Eli nimetli: Uğurlu, bereketli. Kazancı iyi olan.
  • Eli ayağı buz kesilmek (veya tutmamak): güçsüz, dermansız kalmak.
  • Ele vermek: suçlu bir kimseyi haber verip yakalatmak, ihbar etmek. herhangi kötü bir şey yapanın yaptığını herkese bildirmek. ortaya çıkarmak.
  • El duşu: Yıkanırken elde tutup su püskürtmeye yarayan araç.
  • El adamı: Yabancı kimse.
  • Eli ağır: Yavaş iş gören, ağırelli. Vurunca çok acıtan (kimse), ağırelli.
  • Elinden gelmek: yapabilmek.
  • Ele gelmek: tutulabilmek. bebek kucağa alınacak kadar büyümüş olmak.
  • Eliböğründe: Ahşap yapılarda çıkmaların altına eğik ve aralıklı olarak konulan ahşap destek. Halı ve kilimlerde kullanılan eski bir motif türü, elibelinde.
  • Türk eli: Türklerin yaşadığı toprak.
  • El ele: Birbirinin elini tutarak.
  • El ilanı: El ile dağıtılan yazılı duyuru.
  • Elkızı: Gelin. Kadın, eş.
  • Elden ele: Bir kişiden ötekine.
  • El öpmek: yaşlı veya saygı gösterilmesi gereken kimselerin sağ elinin üstünü önce dudağa, sonra alna götürmek.
  • Elde kalmak: geride kalmak.
  • Eline ağır: Elinden çabuk iş çıkmayan (kimse).
  • Yad el: Yabancı yer, gurbet.
  • Elden gelmemek: yapamamak, dayanamamak.
  • El ile gelen düğün bayram: "herkese birden gelen sıkıntı ve felakete katlanmak, yalnızca bir kişiye gelene katlanmaktan daha kolaydır" anlamında kullanılan bir söz.
  • Eline düşmek: egemenliği, buyruğu altına girmek. yakalanmak. birine muhtaç olmak. rastlamak, tesadüf etmek.
  • (birinin) elini kolunu bağlamak: bir şey yapamayacak duruma getirmek.
  • El bebek gül bebek: nazlı, şımarık bir biçimde.
  • Eli yüzü temiz: Düzgün.
  • Eli maşalı: Kavgacı, şirret, dayak atmayı seven (kimse).
  • El oltası: İzmarit balığı için kullanılan olta.
  • Eli dar: Maddi olarak sıkıntıda olan (kimse).
  • Elinin altında (olmak): her zaman kolayca alınıp yararlanılabilecek yerde ve yakınlıkta (olmak). hazırda bulundurmak.
  • Elini vicdanına koymak: doğru, yansız, hakça davranmak.
  • El falı: Avuç içindeki çizgilere göre bakılan fal.
  • (birinin) elinden (bir şey) düşmemek: bir şeyle sürekli ilgilenmek.
  • El çırpmak: alkışlamak, tempo tutmak. birini çağırmak için ellerini birbirine vurmak.
  • El almak: tarikatlarda bir mürit, mürşidinden, başkalarına yol gösterme iznini almak. bir sanatı yapmak için ustanın iznini almak. kâğıt oyunlarında karşı tarafın oynadığı kâğıdın daha önemlisini oynayarak üstünlük sağlamak.
  • ... elinden çıkmak: ...
  • El çektirmek: görevinden uzaklaştırmak.
  • Elense: Güreşte, kolunu hasmın boynuna getirip başparmağı gırtlağa, dört parmağı da enseye geçirerek hasmı yıkmaya dayalı bir oyun.
  • Eline ayağına kapanmak (veya sarılmak veya düşmek): birine çok yalvarmak.
  • Elden kaçmak: sahip olamamak. değerlendirememek.
  • El arabası: Elle sürülen taş, toprak vb. taşımaya yarayan, tek tekerlekli ve iki kollu, küçük araba.
  • Elinde tutmak: kendi tekelinde bulundurmak, başkalarına kaptırmamak. bir malı satmayıp bekletmek.
  • El beğenmezse yer beğensin: "beğenilmeyen bir kimse olmaktansa ölmek daha iyidir" anlamında kullanılan bir söz.
  • Elden gitmek: bir şeyi yitirmek, o şeyden yoksun kalmak.
  • Eli mahkûm: Mecbur.
  • Eli koynunda: Boş, işsiz (kimse). Çaresiz (kimse).
  • Elinde avucunda nesi varsa: "maddi olarak sahip olduğu her şey" anlamında kullanılan bir söz.
  • Eli belinde: Kavgaya hazır olduğunu belirten (kimse).
  • Eldeki yara, yarasıza duvar deliği: "bir kimsenin acı ve sıkıntısı başkasına dert gibi görünmez" anlamında kullanılan bir söz.
  • Eline tutuşturmak: karşısındakinin isteyip istemediğini düşünmeksizin verivermek.
  • El etek öpmek: bir işi yaptırmak için çok yalvarmak. yaltaklanmak.
  • Elinden kan çıkmak: cinayet işlemek.
  • Elinin tersiyle itmek: reddetmek, kabul etmemek.
  • El tazelemek: bir işte yorulan kimse yerine başka birini getirmek.
  • Elini kana bulamak (veya bulaştırmak): öldürmek.
  • Eli boş gelmek: armağansız gelmek. umulan şeyi getirmeden gelmek.
  • Eli ayağı düzgün: Bedence kusursuz olan, sakat olmayan (kimse). İffetli, namuslu (kimse).
  • Elini sürmemek: eliyle dokunmamak. hiç karışmamak, bir şey yapmamak. bir işi kendine yakıştırmayarak tenezzül etmemek. ilgi göstermemek.
  • Eli ermek: yapabilmek, ulaşabilmek. bir işi yapmak için zaman bulabilmek.
  • Elinden tutmak: yardım etmek. kayırmak.
  • Eli yatkın: Elle yapılan işlerde becerikli (kimse).
  • Elde bulunan beyde bulunmaz: "beylerde olmayan öyle şeyler vardır ki halkta bulunur" anlamında kullanılan bir söz.
  • Ele geçirmek: yakalamak. sahibi olmak. gizlenmek istenen bir şeyi elde etmek.
  • (birinin) eline su dökemez: "değerce ondan çok geride" anlamında kullanılan bir söz.
  • Ele bakmak: avuç içindeki çizgilere bakıp kişinin geleceğini okumak, el falına bakmak. muhtaç olmak.
  • El kantarı: Kantar.
  • El bombası: Elde taşınabilen ve pimi çekilerek ateşlenen küçük tip bomba.
  • Eline almak: bir işin veya yerin yönetimini üstlenmek. bir işi kendi yapmaya başlamak.
  • Art elden: Birini oyalayıp ondan gizli olarak.
  • Ellerim yanıma gelsin: "Allah canımı alsın ki doğru söylüyorum" anlamında kullanılan bir söz.
  • El altında: Kolayca alınabilecek yerde, hazırda.
  • El uzluğu: Ustalık, el alışkanlığı, maharet.
  • (birinin) elinde ... var: ...
  • Elinden kurtulmak: birinden kaçmayı başarmak.
  • Elini sallasa ellisi (başını sallasa tellisi): birinin karşı cinsten birçok insanı kolaylıkla elde edebileceğini anlatan bir söz.
  • El altından: Gizlice.
  • Elinde bulunmak (veya olmak): o şeye sahip bulunmak.
  • El katmak: bir işe karışmak, müdahale etmek. bir işin yapılmasına yardım etmek.
  • Elden bırakmamak (veya düşürmemek): bir şeyle sürekli ilgilenmek, elden düşürmemek.
  • Elini sıcak sudan soğuk suya sokmamak: hiçbir iş yapmamak.
  • El kazanıyla aş kaynamaz: "önemli bir iş, başkalarının yardımıyla başarılamaz, iş her an yarıda kalabilir" anlamında kullanılan bir söz.
  • El kitabı: Herkesin kolaylıkla yararlanması için herhangi bir konuda, pratik amaçlarla hazırlanan kitap, manuel.
  • El bende!: "tekrarlanan oyunda başlama sırası veya hakkı bende" anlamında kullanılan bir söz.
  • Elinden geleni yapmak: gücünün yettiği kadarını yapmak.
  • (bir iş) elinde olmak: bakımı, gözetimi altında olmak. egemenliği altında, yetkisinde olmak. isteyince o işi yapabilmek.
  • Eli kolu (eli ayağı) bağlı kalmak (veya olmak): bir engel dolayısıyla hiçbir iş yapamaz duruma gelmek.
  • Eline ayağına çabuk: Hamarat, titiz, çalışkan (kimse).
  • Eli böğründe: Başarısız, zavallı (kimse).
  • Ele avuca sığmamak: söz dinlememek, baskı altına alınmamak, zapt edilememek. şımarık davranmak.

El hakkında resimler
(Resimleri Göster)

 
 
Forumlar okunmak ve paylaşmak içindir...

 
 

 ~ 

Bu konunun linki : 

Yukarıdaki linki arkadaşlarınıza göndermek için kullanabilirsiniz ve bu sayfada; El nedir? El ne demek? hakkında bilgiler nedir yazıları veya şiirleri gibi sözleri veya resimleri El nedir? El ne demek? siteleri gibi benzer birçok forum konularını bulabilirsiniz.

 ~ 

Son Forum Mesajları

Kaynak linkimizi belirtmek koşulu ile her türlü bilgiyi kopyalayabilirsiniz. Forum içerisinde yazılan tüm mesajların hukuki sorumlulukları mesajları yazanlara aittir. Üyeler, üyelik sözleşmesi gereği bu kuralı kabul etmiş sayılır. Ziyaretçilerimiz bu forumu kullanmadan önce Forum Kurallarını okumak zorundadırlar. Aksi durumda meydana gelecek bütün olumsuz durumlardan ziyaretçilerin bizzat kendileri sorumludur. Sitemizde telif, kişi haklarına; yasalara aykırı olduğunu düşündüğünüz bir konu görürseniz bize aşağıdaki iletişim adresinden ulaşabilirsiniz.

1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11, 12, 13, 14, 15, 16, 17, 18, 19, 20, 21, 22, 23, 24, 25, 26, 27, 28, 29, 30, 31, 32, 33, 34, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44, 45, 46, 47, 48, 49, 50, 51, 52, 53, 54, 55, 56, 57, 58, 59, 60 100, 150, 200, 250, 300, 350, 400, 450, 500, 550, 600, 650, 700, 750, 800, 850, 900, 950, 960

© 2006-2019 ilgiliFORUM.com