Göz nedir? Göz ne demek?


Google Reklamları





Göz nedir? Göz ne demek? ile ilgili benzer olabilecek konular...

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.


02 Mayıs 2015, 06:32:20
Forum
Forum Sitesi
Admin
Mesajlar: 86813












Sponsorlu Bağlantılar

sponsorlu bağlantılar

Göz nedir? Göz ne demektir?

Göz kısaca tanımı, anlamı:

  • Delik, boşluk.
  • Oda
  • Bazı deyimlerde, görme ve bakma.
  • Sevgi, ilgi, gönül bağlantısı.
  • Ağacın tomurcuk veren yerlerinden her biri.
  • Nazar.
  • Bölüm, hane.
  • Bakış, görüş.
  • Çekmece.
  • Suyun topraktan kaynadığı yer, kaynak.
  • Bazı yaraların uç bölümü.
  • Terazi kefesi.
  • Görme organı, basar.

"Göz" cümle içerisindeki kullanımı

  • "İğnenin gözü.""Köprünün gözleri karış karış kazılmıştır." - S. F. Abasıyanık
  • "Dama tahtasında altmış dört göz vardır."
  • "Şu fakir mahallede bir göz evim olsaydı / Nasıl sevinç içinde çıkardım şu yokuşu" - Z. O. Saba
  • "Asıl felaket bu pınara sırt çevirmek, bu pınarın gözlerine taş tıkamak değil de ne olurdu?" - T. Buğra
  • "Gözden geçirmek. Gözden kaybolmak. Göz önünde. Gözü keskin."
  • "Göz aşısı."
  • "Gözden düşmek. Göze girmek."
  • "Çıbanın gözü."
  • "İnsanı gözle yiyip bitirirler." - Ö. Seyfettin
  • "Masanın gözleri."
  • "Bu sefer alacaklı gözüyle baktım."

Göz ile ilgili Atasözü, Deyimler, Birleşik Sözler veya Fiiller

  • Kartalgözü: Gözlem amacıyla kullanılan insansız uçak. Tenis, voleybol vb. oyunlarda topun oyun alanı içinde kalıp kalmadığını uzaktan çekimle belirleyen kamera.
  • Gözle yemek: bir şeye çok istekle ve dik dik bakmak. göz değdirmek.
  • Çekik göz: Çekik gözlü.
  • Gözleri çakmak çakmak (olmak): ateşli hastalık veya öfkeden gözleri kızarmış ve parlamış (olmak).
  • Gözünü toprak doyursun: kendinden olan veya kendisine verilen şey ne kadar çok olursa olsun, bununla yetinmeyenler için söylenen bir ilenme sözü.
  • Gözleri şıldır şıldır dönmek: gözleri yaş dolu bir biçimde bakmak.
  • Gözünün önünü görmemek: sisten, pustan dolayı etrafını görememek.
  • Gözünü (veya gözlerini) duman bürümek: hayale dalmak, dalgınlaşmak. hüzünlenmek.
  • Gözden ırak tutmak: görmek istememek.
  • Göz kararı: Ölçü veya tartı ile değil gözle oranlanarak belirlenen miktar.
  • Göz merceği: İrisin arkasında yer alıp ışığı kırma özelliği olan, biçimi ve büyüklüğü mercimeğe benzeyen saydam yapı, billur cisim.
  • Gözü ilişmek: birdenbire veya istemeden görmek.
  • Yüz göz: "Biriyle gereksiz yere, aşırı derecede senli benli olmak" anlamındaki yüz göz olmak deyiminde geçen bir söz.
  • (bir şeyin) gözü kör olsun: bazı zorunlu durumlarda zararı istemeyerek kabullenmeyi anlatan bir söz. gereksinim duyulan şeyin yokluğunda söylenen bir söz.
  • Gözleri süzülmek: göz kapakları hafifçe kapanmaya başlamak.
  • Göz kadehi: Göz banyosunda kullanılan, göz çukuruna göre şekillenmiş, cam veya seramikten kap.
  • Göz göze: Birbirine bakar bir biçimde
  • Gözleri parlamak (veya parıldamak): gözlerinde sevinç ve istek belirmek.
  • Gözü görmemek: görmez olmak. belli bir şeyden başka bir şeyle ilgilenmemek. öfke sonucu en kötü şeyleri yapacak duruma gelmek.
  • Göz hapsi: Bir kimseye bulunduğu, yaşadığı yerden ayrılmaması biçiminde verilen ceza.
  • Gözü bağlı: Aymaz. Sorup soruşturmaksızın, bakıp anlamadan.
  • Gözüne karasu inmek: karasu hastalığı yüzünden gözü görmez olmak. gelmesini çok istediği kimsenin uzun süre yolunu gözlemek.
  • Gözünü karartmak: bir işe atılırken hiçbir şeyden çekinmemek.
  • Açıkgöz: Uyanık davranarak çıkar sağlayan, imkânlardan kurnazca yararlanmasını bilen, cingöz, uyanık, kurnaz (kimse).
  • Gözünü (veya gözlerini) kan bürümek: adam öldürecek kadar öfkelenmek.
  • Gözlerini fal taşı gibi açmak: şaşkınlıkla, hayretle bakmak.
  • Gözü (veya gözleri) okşamak: göze hoş görünmek.
  • (birini veya bir şeyi) gözü kesmemek: bir işi yaparken kendine veya başkalarına güvenmemek. beğenip seçememek.
  • Gözü (veya gözleri) dönmek: aşırı bir isteğin, öfkenin etkisiyle ne yaptığını bilmez duruma gelmek.
  • Gözü aç: Açgözlü.
  • Göze çarpmak: dikkati üzerine çekmek.
  • Gözünü dört açmak: aldanmamak için çok uyanık bulunmak.
  • Göze almak: gelebilecek her türlü zararı ve tehlikeyi önceden kabul etmek.
  • Gözünü ağartmak: gözlerini belertmek.
  • Gözünü doyurmak: bol bol vermek.
  • Gözüyle görmek: bir olaya tanık olmak.
  • Gözünü (veya gözlerini) kapamak: ölmek. görmezden gelmek.
  • (birinin) gözüne girmek: sevgi ve ilgisini kazanmak.
  • Gözden (veya gözünden) kaçırmak: dalgınlıkla görmemek.
  • Sarıgöz: İzmaritgillerden, rengi altın sarısı olan, Atlantik Okyanusu'nda ve Akdeniz'de yaşayan bir balık (Sargus salvieri).
  • Göz kesesi: Gözlerin hemen altında derinin ve kasların bozulması sonucu oluşan şişkinlik.
  • Gözden çıkarmak: bir mal, para, değer yargısı vb. maddi veya manevi varlığın elden çıkarılmasını kabul etmek.
  • Gözü (veya gözleri) kaymak (veya kaçmak): gözünde hafifçe şaşılık bulunmak. istemeyerek bakıvermek. bayılmak sırasında gözünün akı çoğalmak.
  • (bir şeye) ... gözüyle bakmak: ...
  • Gözü tanede olan kuşun ayağı tuzaktan kurtulmaz: "her zaman çıkar peşinde koşan kişi, tehlikelerden uzak kalamaz" anlamında kullanılan bir söz.
  • Gözlerine mil çekmek: birinin gözlerini kızgın mille kör etmek.
  • Göz sevdası: Yalnız bakmakla yetinilen aşk.
  • Göz kırpmamak: uyumamak.
  • Koyungözü: Birleşikgillerden, beyaz ve iri bir tür papatya (Matricaria parthenium).
  • Gözleri kan çanağına dönmek (veya kanlanmak): uykusuzluk, yorgunluk, ağlama vb. sebeplerle gözleri çok kızarmak. sinirden, öfkeden, hiddetten gözleri irileşmek ve kızarmak.
  • Gümüş göz: Para canlısı, açgözlü, cimri.
  • Göz kamaştırıcı: Gözün kamaşmasına, bir süre göremez duruma gelmesine yol açan (ışık). Muhteşem, çok güzel, parlak, görkemli.
  • Gözü değmek: uğursuzluk, kötülük getirdiğine inanılan kıskanç veya hayran bakışlar dolayısıyla kötü bir duruma düşürmek.
  • Göz yummamak: uyumamak. hoş görmemek, bağışlamamak.
  • (bir şey) gözünü almak: şiddetli ışık sebebiyle gözü iyi göremez duruma getirmek. aşırı biçimde etkilenmek.
  • Tepegöz: Derslerde, konferanslarda asetat üzerine yazılan yazıyı veya grafiği kuvvetli bir ışık kaynağı aracılığıyla perdeye yansıtan optik araç. Dar alınlı, gözleri saçlarının bittiği yere çok yakın görünen (kimse). Dikkatsizce, sağa sola çarparak yürüyen (kimse). Medine kurdunun ara konakçısı, tepegözlerin örnek türü olan küçük kabuklu (Cyclops strenuus).
  • Göz yuvası: Göz yuvarlarının içinde bulundukları kemik oyuklardan her biri, gözevi.
  • (birinin) gözünün yaşına bakmamak: acımamak, merhamet etmemek.
  • Gözünü daldan budaktan (veya çöpten) esirgememek (veya sakınmamak): tehlikeli işlere atılmaktan çekinmemek.
  • Göz dikmek: bir şeyi ele geçirmek isteğine kapılmak.
  • Gözü göz değil: "iyi insan olmadığı bakışından belli oluyor" anlamında kullanılan bir söz.
  • Patlak göz: Dışarıya doğru biraz fırlamış göz, lokma göz. Gözleri iri ve dışarı fırlamış (kimse), lokma gözlü, patlak gözlü.
  • Gözüne diken olmak: gözüne batmak.
  • Gözden (veya gözünden) kaçmak: görülmemek, farkına varılmamak.
  • Cam göz: Gözü takma olan.
  • Sulu göz: Sulu gözlü.
  • Gözleri yaşarmak: gözleri sulanmak. duygulanmak.
  • Göz erimi: Ufuk.
  • Gözü yememek: bir işi yapacak güç ve yeteneği kendinde bulamamak.
  • Göz yummak: görmezlikten gelmek, hoş görmek, bağışlamak. umudunu kesmek, umutsuzluğa düşmek.
  • Petek göz: Eklem bacaklı hayvanlarda görülen, birçok görme hücresinden oluşan göz türü.
  • Palamar gözü: Geminin baş ve kıç kısımlarında bulunan palamar halatlarına mahsus delik.
  • Gözaydına gelmek: birine kavuştuğu sevindirici bir durum dolayısıyla kutlamaya, iyi dilekte bulunmaya gelmek.
  • Göz yıldırmak: gözünü korkutmak.
  • Yalıngöz: Bir tür kertenkele.
  • Mandagözü: Nikel yirmi kuruş.
  • Gözü dışarıda: Eşine bağlı olmayıp başkalarıyla da ilişki kuran (kimse).
  • Göze girmek: davranış ve yetenekleriyle ilgi ve önem kazanmak.
  • Gözü (veya gözleri) kararmak: başı dönmek, hafif baygınlık geçirmek. umutsuzluğun veya aşırı bir isteğin etkisi altında ne yaptığını bilmez duruma gelmek.
  • Gözden nihan olmak: gözden kaybolmak.
  • Gözü arkada kalmak: bırakılan bir şey veya kimse ile ilgili tedirginliği sürmek.
  • Horozgözü: Maydanozgillerden, beyaz veya pembe çiçekli bir bitki (Seseli tortuosum).
  • Gözleri fıldır fıldır etmek: şeytanca ve çapkınca bakmak.
  • (birinin bir şey) gözünü bağlamak: doğruyu bulamaz, düşünemez duruma getirmek.
  • Gözü (veya gözleri) açılmak: uyanmak. iyiyi kötüyü veya kendisine yarayanı ayırt eder duruma gelmek.
  • Gözleri dönmek: aşırı ateşten veya can çekişirken gözlerin renkli bölümü kapakların altında kalarak görünmemek.
  • İlk göz ağrısı: İlk çocuk. İlk sevilen, âşık olunan kimse.
  • Gözünü (veya gözlerini) açmak: görüşünü değiştiren bilgi vermek, uyarmak.
  • Gözden kaybetmek: görünmemek, ortadan çekilip gitmek.
  • Gözü dumanlanmak: öfkeden gözü hiçbir şey görmez duruma gelmek.
  • Gözaydına gitmek: birine kavuştuğu sevindirici bir durum dolayısıyla kutlamaya, iyi dilekte bulunmaya gitmek.
  • Göz aşinalığı: Birini zaman zaman görmekten ileri gitmemiş olan tanıma, üstünkörü tanıma.
  • Gözün ... görsün: bir şey övülerek gösterilmek veya anlatılmak istendiğinde söylenen bir söz.
  • Eski göz ağrısı: Eski sevgili.
  • Devegözü: İri ve siyah taneli bir tür üzüm.
  • Göz yoklaması: Başkalarının dikkati birinin üzerinde olma, göz hapsinde tutulma.
  • Gözüne çarpmak: görünür olmak, dikkati çekmek.
  • Göz süzmek: baygın ve anlamlı bakmak.
  • Gözü kalmak: elde edemediği bir şeye karşı isteği sürmek. elde edemediği bir şeyi kıskanmak.
  • Turnagözü: Berrak ve parlak sarı. Bu renkte olan
  • Gözdağı: Sonradan verilecek bir ceza ile korkutma, yıldırma, tehdit.
  • Göz banyosu: Göz hastalıklarının iyileştirilmesi için yapılan banyo. Kadınlara hoşlanarak bakma.
  • Gözü yolda: Sürekli bir şeyi bekleyen (kimse).
  • Gözden ırak tutulmak: önem verilmemek, değersiz bulmak.
  • Süzgün göz: Süzgün veya ölgün bakışlarla bakan göz.
  • Gözünden (veya gözlerinden) yaş (veya yaşlar) boşanmak: çok ağlamak.
  • Kedigözü: Taşıtların arkasındaki kırmızı renkli işaret lambası. Yollarda ışık vurduğu zaman parlayan trafik işareti.
  • Göz aşısı: Dal üzerindeki gözelere yapılabilen ağaç aşısı.
  • Göz göre göre: belli ve apaçık olarak, herkesin gözü önünde. olacağı bilindiği hâlde önlem alınmadan.
  • Gözü tok: Paraya, mala düşkünlük göstermeyen, açgözlülük etmeyen (kimse), gözü gönlü tok.
  • Göz görmeyince gönül katlanır: "yakınımızda bulunmayanların özlemine, acısına daha kolay dayanabiliriz" anlamında kullanılan bir söz.
  • Göze yasak olmaz: "bir kimseye veya nesneye bakılmasını kimse önleyemez" anlamında kullanılan bir söz.
  • Gözünün çapağını silmeden: sabahleyin uyanır uyanmaz.
  • Göz kulak olmak: görme, işitme yoluyla bilgi edinmeye çalışmak. gözetmek, korumak, bakmak.
  • Göze batmak: aşırı derecede görünür olmak. tedirgin etmek, uygunsuz veya yakışıksız görünmek. çekememezliğe yol açmak.
  • Kem göz: Baktığı kimseye zarar veren veya nazar değdiren göz, kötü göz.
  • Gözüne kestirmek: başarabileceğini ummak. zevkine uygun bulmak, hoşlanmak. uygun bulmak, elverişli görmek.
  • Gözü akmak: gözü yaralanıp kör olmak.
  • Göz pencere: Çatı katlarında veya kapı üstlerinde yuvarlak veya oval biçimli, genellikle süslü küçük pencere.
  • Paragöz: Parayı çok seven, paraya çok düşkün (kimse), para canlısı, paragözlü.
  • Gözü korkmak: daha önce geçirdiği kötü bir denemeden sonra birinden veya bir şeyden zarar gelebileceği kanısına varmak.
  • Gözleri dolmak (veya dolu dolu olmak): ağlayacak kadar duygulanmak.
  • Gözü kapalı: Çevresinde olanlardan haberi olmayan (kimse). Düşünmeden, duraksamadan.
  • Gündüz gözüyle: Gündüzün, gündüz vakti, gün ışığında, her şeyin açık seçik görüldüğü saatlerde.
  • Gözü (veya gözleri) takılmak: dikkati çeken bir şeyden bakışlarını ayıramamak.
  • Göz emeği: Gözü çok yoran ince iş.
  • Göz değmek: uğursuzluk, kötülük getirdiğine inanılan kıskanç veya hayran bakışlar dolayısıyla kötü bir duruma düşmek.
  • Gözleri kapanmak: ölmek. çok uykusu gelmek.
  • (birini veya bir şeyi) gözü tutmak: güvenmek, beğenmek.
  • Gözünü (veya gözlerini) dikmek: dikkatle bakmak, gözünü ayırmadan bir yere veya bir kimseye bakmak.
  • Göz ardı etmek: gereken önemi vermemek.
  • (bir kadın bir erkekte) gözünü açmak: görüşünü değiştiren bilgi vermek, uyarmak.
  • Dört göz: Gözlüklü kimse.
  • Koltuk gözü: Sürgün ve genç dalların yaprak saplarının koltuğunda bulunan tomurcuk.
  • Gözleri fıldır fıldır olmak: telaşlı bir biçimde bakmak.
  • Göz bağcı: Göz bağı yapan kimse, illüzyonist.
  • Gözü gönlü tok: Gözü tok.
  • Gözünün üstünde kaşın var dememek: birinin her davranışını hoş görmek.
  • Gözü dalmak: gözü bir noktaya dikili olarak dalgın dalgın bakmak.
  • Gözleri çukura gitmek (veya kaçmak): aşırı yorgunluktan göz çevresi kararmak veya çökmek.
  • Malın gözü: Açıkgöz, kurnaz, çokbilmiş kimse. Aşağılık ve düzenci kimse. Bir şeyin en iyisi, en güzeli. İffetsiz.
  • Gözü alışmak: önceden iyi göremediği bir şeyi sonradan görür olmak. bir şey ilk etkisini yitirmek, yadırganmaz olmak.
  • Göz pınarı: Gözyaşı bezlerinin salgıladığı sıvıyı toplayan, gözün burun tarafındaki bölümü.
  • Gözden uzak tutmak: önem vermemek, arka plana itmek.
  • Göz bebeği: Gözde irisin ortasında bulunan, ışığın azlığına veya çokluğuna göre büyüyüp küçülen yuvarlak delik, bebek. Çok sevilen, önem verilen kimse vb.
  • Gözüyle (veya gözleriyle) tartmak: kim ve ne olduğunu anlamak için dikkatle bakmak.
  • Göz yuvarı: Kafatasında bir çukur içine yerleşmiş bulunan gözün yuvarlak bölümü.
  • Göz memesi: Göz etçiği.
  • Cingöz: Açıkgöz.
  • (birinin) gözünde: (o kimseye) göre.
  • Göz bilimi: Gözün yapısının, çalışmasının ve hastalıklarının incelendiği hekimlik dalı, oftalmoloji.
  • Gözünden (veya gözlerinden) uyku akmak: çok uykulu olmak.
  • Göz nuru: Yoğun bir emek sonucu ortaya çıkan iş. İyi bir iş ortaya çıkarmak için yapılan emek.
  • Göz açıklığı: Gözü açık olma durumu.
  • Öküzgözü: Birleşikgillerden, sarı renkte, papatyayı andırır bir çiçek ve onun bitkisi, sığırgözü, mastı çiçeği, arnika (Arnica montana). Kaliteli, kendine özgü kokusu olan şarap üretilen, orta kalın kabuklu, siyah renkli bir tür üzüm.
  • Balıkgözü: Ayakkabıların bağ geçirilen deliklerine ve kemer deliklerine takılan maden, kemik vb.nden yapılmış halka.
  • Gözü büyükte olmak: büyük emeller beslemek.
  • Gözü sönmek: kör olmak.
  • Gözün aydın!: sevinçli bir olay dolayısıyla kullanılan bir kutlama sözü.
  • (birinden) gözü su içmemek: güvenmemek.
  • Gözlerinden okumak: düşüncelerini bakışlarından sezmek.
  • Gözünü ayırmamak: bir şeye sürekli olarak bakmaktan kendini alamamak.
  • Gözü gibi sakınmak (veya saklamak veya esirgemek): bir şeye aşırı ilgi göstermek, önemle bakıp korumak.
  • Göz boncuğu: Nazar boncuğu.
  • Gözü gönlü açılmak: neşelenmek, ferahlamak.
  • Göz bağı: El çabukluğu ve ustalıkla gerçekte olmayan bir şeyi oluyor gibi gösterme işi, illüzyon. Aklı ve duyguları yanıltan sebep.
  • Gözden geçirmek: okumak. niteliğini anlamak için bir şeyin her yanına bakmak, incelemek, muayene etmek. araç, motor vb.nin çalışıp çalışmadığını incelemek, denemek, denetlemek.
  • Gözleri velfecri okumak: kurnazlığı gözlerinden belli olmak.
  • Gözlerini kaçırmak: biriyle göz göze gelmemek için gözlerini başka tarafa çevirmek.
  • Gözleri çivilenmek: aynı noktaya sürekli olarak bakmak.
  • Gözünün (veya gözlerinin) içine bakmak: bir kimsenin üstüne titremek. birinin buyruğunu yerine getirmeye hazır bulunmak. bir arzunun gerçekleşmesi için gözleriyle birine yalvarmak.
  • Gözüne dizine dursun: nankörlük eden birine "Allah nankörlüğünün cezasını seni kör ve kötürüm ederek versin" anlamında söylenen bir ilenme sözü.
  • Göz taşı: Bazı göz, deri, bitki hastalıklarında ve bağcılıkta kullanılan, koyu mavi renkte, zehirli bir tuz, bakır sülfat, bakır tuzu (Cu SO4).
  • Gözlerinde şimşek çakmak: aşırı parlamak.
  • (bir şeyin) gözünü çıkarmak: beceriksizce davranmak, zarara uğratmak. iyisi dururken en kötüsünü seçmek.
  • Göz boyamak: kandırmak, yanıltmak, gösterişle aldatmak.
  • Gözleri yuvalarından (veya evinden) fırlamak (veya uğramak): korku, öfke ve telaşı gözlerinden belli olmak.
  • Gözü hiçbir şey görmemek: heyecana kapılıp başka hiçbir şeyle uğraşamaz duruma gelmek.
  • Gözünü (veya gözlerini) oymak: çok kötülük etmek.
  • Çıplak gözle: Görmeye yardımcı olacak hiçbir araç kullanmaksızın.
  • Gözünde (veya gözlerinde) şimşek (veya şimşekler) çakmak: sert ve şiddetli darbe yüzünden göz önünde yıldızlar oluşmak. çok sevindiğini belli etmek. çok kızmak, öfkelenmek. çok üzücü bir sebeple sarsılmak.
  • Gözünü ... hırsı bürümek: bir şeyi aşırı ölçüde istemek.
  • Gözünü sevda (veya aşk) bürümek: ondan başka hiçbir şeyi düşünmemek, tamamen ona bağlanmak.
  • (birini) gözüm görmesin: "bana görünmesin, yüzünü görmek istemem" anlamında kullanılan bir söz.
  • Gözü sulu: Sulu gözlü.
  • Karagöz: İzmaritgillerden, 25-30 santimetre uzunluğunda, enli, boz renkli, beyaz etli bir balık (Sargus sargus). Güldürüp eğlendiren kimse. Deve derisinden veya mukavvadan kesilip boyanmış insan biçimlerini beyaz bir perde üzerine arkadan ışık vererek yansıtma yoluyla oynatmaya dayalı bir gösteri oyunu. Bu oyunda halk görüşünü ve duyuşunu veren kimse.
  • Sığırgözü: Öküzgözü.
  • Açgöz: Açgözlü.
  • Göz bankası: Gerektikçe başkalarına aktarılmak için ölümlerinden hemen sonra gönüllülerin gözündeki saydam tabakanın alınıp saklandığı göz kliniği.
  • Gözü dünyayı görmemek: hiç kimseye, hiçbir şeye önem, değer vermemek.
  • Karagöz: İzmaritgillerden, 25-30 santimetre uzunluğunda, enli, boz renkli, beyaz etli bir balık (Sargus sargus). Güldürüp eğlendiren kimse. Deve derisinden veya mukavvadan kesilip boyanmış insan biçimlerini beyaz bir perde üzerine arkadan ışık vererek yansıtma yoluyla oynatmaya dayalı bir gösteri oyunu. Bu oyunda halk görüşünü ve duyuşunu veren kimse.
  • Halkalı gözler: Çevresindeki tenin rengi koyu olan gözler.
  • Göz açtırmamak: başka bir iş yapmasına vakit veya imkân vermemek.
  • Göz etçiği: Gözün iç açısındaki kırmızı çıkıntı, göz memesi.
  • Gözü toprağa bakmak: ölmek üzere olmak.
  • (birinin) gözünü korkutmak: yıldırmak.
  • Göz görür, gönül katlanır: "kişi, sevdiği bir kimsenin uzak yere gitmesi durumunda onunla görüşmekten umudunu keser, ayrılığa katlanır" anlamında kullanılan bir söz.
  • Göz dikeği: Pek çok istenerek üzerine düşülen şey.
  • Gözle görülür, elle tutulur hâle gelmek: çok açık bir biçimde görülmek, herkes tarafından bilinmek.
  • Gözüne ilişmek: birdenbire, istemeden görmek.
  • Gözünü yummak: gözünü kapamak. ölmek. görmezlikten gelmek.
  • Gözlerini bitirmek: gözlerini aşırı yormak.
  • Göz kırpmak: göz kapağını kapayıp açmak. başkasına söylediklerinin doğru olmadığını anlatmak için, yanında bulunan kimseye gözünü kapayıp açmak. eğilimini göstermek. ilgilenmek.
  • Göze gelmek: birisine nazar değmiş olmak.
  • Göz açamamak: yoğun işler yüzünden bir şeyle ilgilenme imkânı bulamamak.
  • Göz (veya gözünün) ucuyla bakmak: fark ettirmeden gözlemek, belli etmemeye çalışarak başını çevirmeden yandan bakmak.
  • Gözevi: Göz yuvası.
  • Göz önü: Görülebilen yakın yer.
  • Gözü kara: Korkusuz (kimse).
  • Gözden gönülden çıkarmak: önem vermemek, ilgisini kesmek.
  • Gözü çıkasıca: "kör olsun, görmez olsun" anlamında kullanılan bir ilenme sözü.
  • (bir şeyde) gözü olmak: bir şeyi ele geçirmek isteği beslemek.
  • Gözlerini devirmek: öfke ile bakmak.
  • Göz kırpmadan: acımadan, merhamet etmeden. duraksamadan, çekinmeden.
  • Gözünü gözüne dikmek: başkasının gözüne sürekli olarak bakmak.
  • Kuşgözü: Ev, villa vb. konutların çatı katlarını aydınlatmaya yarayan küçük pencere.
  • Gözleri berraklaşmak: bakışları daha canlı ve parlak olmak.
  • (bir şeye) gözünü yummak: gözünü kapamak. ölmek. görmezlikten gelmek.
  • Göz gördüğünü ister: "kişi, her zaman gördüğü güzel şeyleri unutamaz, sürekli onları ister" anlamında kullanılan bir söz.
  • Göze görünmemek: ortaya çıkmamak, ortalıkta dolaşmamak, saklanmak. kendisi var olduğu hâlde göz onu görememek. değersiz olmak.
  • Gözü uyku tutmamak: uyuyamamak.
  • Göz hakkı: Görüldüğünde imrenilebilecek yiyeceklerden, görenlere verilen pay.
  • (birinin) gözünü açmak: görüşünü değiştiren bilgi vermek, uyarmak.
  • Göz altı: Yüzde gözlerin hemen altında bulunan bölüm.
  • Gözünü kin bürümek: intikam alma duygusundan başka bir şeye önem vermemek.
  • Gözü pek: Korkusuz.
  • Göz koymak: bir kimseyi veya bir şeyi ele geçirmeyi istemek.
  • Gözü dönesi: "geberesi" anlamında kullanılan bir ilenme sözü.
  • Gözünü seveyim: birinden bir şey isteneceği zaman kullanılan söz.
  • Gözüm!: gözümün nuru.
  • Bu gözle: Bu anlayışla.
  • Göz doldurmak: görünüşü ile umulduğundan çok etkilemek.
  • Göz gezdirmek: derinlemesine incelemeden okumak. bir yeri, bir şeyi çabucak incelemek.
  • Gözlerini bayıltmak: gözlerini yarı kapamak.
  • Gözünün bebeği gibi sevmek: çok sevmek.
  • Gözü gitmek: bir şeyi istemeden görmek, elinde olmayarak bakmak.
  • Gözlerine inanamamak: hiç umulmayan, hiç beklenmeyen bir şeyin görülmesi karşısında şaşırmak.
  • Gözüne hiçbir şey görünmemek: kendi derdi dolayısıyla hiçbir şeye değer vermemek.
  • Göz kaş süzmek: dikkatle ve hissettirmeden bakışlarla kontrol altında tutmak.
  • Göz doyurmak: bir şey görünüşü ile umulduğundan çok etkilemek.
  • Gözden ırak olan gönülden de ırak olur: "ayrı düşenlerin arasındaki sevgi de zamanla azalır" anlamında kullanılan bir söz.
  • Camgöz: Deniz kıyısına yakın yaşayan, yanlarında veya sırtında beyaz lekeleri bulunan, gözü parlak olan, eti yenebilen bir tür köpek balığı (Galeius canis).
  • Gözü (veya gözleri) üstünde kalmak: kıskançlık sebebiyle herkesin ilgisini çekmek. herkesin dikkatini çekmek.
  • Kene göz: Çok küçük gözlü (kimse).
  • Gözlerinin içine kadar kızarmak: utancından yüzü çok kızarmak.
  • Gözünde büyütmek: bir kimseyi, olayı veya şeyi abartmak.
  • Aynagöz: Uyanık, cingöz.
  • Tepegözler: Birçok türü, önemli solucan türlerine ara konakçılık eden, duyargaları tek kollu, beşinci çift ayakları körelmiş kabuklular familyası.
  • Gözü doymak: çok istenen bir şeyin yeterli miktarı elde edildikten sonra daha çoğunu istememek.
  • Gözünü üstünden ayırmamak: sürekli denetim altında bulundurmak.
  • Gözü kızmak: gözü hiçbir şey görmeyecek ölçüde öfkelenmek.
  • Gözdemiri: Gemilerin baş tarafında bulunan, her zaman kullanılan büyük çıpa.
  • Gözden kaybolmak: ortadan çekilmek veya görünmez olmak, kaybolmak.
  • Gözüne sokmak: bir kimsenin görmediği veya bulamadığı bir şeyi, ona sert bir tavırla göstermek.
  • Gözünü (veya gözlerini) kırpmadan: çekinmeden, korkusuzca.
  • Gözaltı: Birinin, güvenlik kuvvetleri tarafından belli bir yerde belli bir süre alıkonulması, gözetim, nezaret. Denetleme.
  • Lokma göz: Patlak göz.
  • Gözleri bayılmak: uyku, istek vb. bir durum gözlerinden belli olmak.
  • Göz dişi: Üst çenedeki köpek dişlerinden her biri.
  • Göz alıcı: Güzelliği ile ilgi çeken, alımlı, göze çarpan.
  • Göz alabildiğine: gözün görebileceği en uzak yerlere kadar. çok geniş, engin bir biçimde.
  • Göz gözü görmemek: yoğun sis, duman, toz vb. sebeplerle hiçbir şey görülememek.
  • Uyur göz: Normal durumlarda sürmeyip uyur vaziyette kalan fakat gerektiğinde sürerek dal, yaprak oluşturan tomurcuk.
  • Gözden (veya gözünden) düşmek: bir kişi veya şey değerini yitirmek, rağbet görmemek.
  • Gözü bulanmak: bulanık görmeye başlamak.
  • Gözden (veya gözünden) sürmeyi çalmak (veya çekmek): hırsızlıkta çok becerikli, çok usta olmak.
  • Gözü doymaz: Açgözlü.
  • Gözünde büyümek: bir şey bir kimseye olduğundan güç veya önemli görünmek.
  • Tütsü gözü: Çadırlarda duman çıkmasını sağlayan delik.
  • Göz (veya gözünün) kuyruğuyla bakmak: göz ucuyla bakmak.
  • Gözünün içine baka baka: cesaret ve soğukkanlılıkla.
  • Gözü almamak: bir işi becerebileceğine inanmamak, yadırganmaz olmak.
  • Gözüne batmak: tedirgin etmek, rahatsız etmek.
  • Göz göz: Üzerinde birçok göz, delik bulunan.
  • Kötü göz: Kem göz.
  • Gözlerinin içi gülmek: çok sevindiği yüzünden, gözlerinden belli olmak.
  • Gözünü yıldırmak: gözünü korkutmak.
  • Göz açıp kapayıncaya kadar: çok kısa bir sürede.
  • Gözü yılmak: daha önceden denediği için o durumla karşılaşmaktan korkmak, o işe girişmekten çekinmek.
  • Göz akı: Göz yuvarının dışını saran, katılgan dokudan oluşmuş, dayanıklı beyaz çeper, sert tabaka.
  • Gözü açık: Uyanık, becerikli (kimse).
  • (bir şey birinin) gözünde olmamak: herhangi bir üzüntü veya zor durum dolayısıyla o şeye değer verecek durumda bulunmamak.
  • Gözlerini belertmek: gözlerini, akı çok görünecek biçimde açmak.
  • Gözü (veya gözleri) kamaşmak: güçlü bir ışık sebebiyle göz bakamaz olmak. çok etkilenmek.
  • Göz ucuyla süzmek: iyice tanımak, bilmek veya dikkat çekmek amacıyla hafif kısık gözle incelemek, bakmak.
  • Göz atmak: kısa bir süre, fazla dikkat etmeden bakıvermek.
  • Göz ucuyla görmek: fark etmek.
  • (bir yerde) gözünü açmak: görüşünü değiştiren bilgi vermek, uyarmak.
  • Gözünü sevdiğim: okşamalık olarak kullanılan bir söz.
  • Torpido gözü: Torpido.
  • Göz etmek: gözle işaret etmek.
  • Göz kamaştırmak (veya almak): kuvvetli ışık veya parlaklık, kısa bir zaman için görüşü bulandırmak. bir niteliğiyle hayran bırakmak.
  • Gözünden kıskanmak: üzerine titremek, kollayıp gözetmek.
  • (birini veya bir şeyi) gözü görmez olmak: artık ona değer vermemek.
  • Göz doktoru: Göz hastalıkları doktoru, gözcü.
  • Göz var, izan var: bir şeyin göz ve akıl yoluyla anlaşılacağını anlatan bir söz.
  • Göz kesilmek: bütün dikkatiyle bakmak.
  • Göz zarı yangısı: Kornea hariç göz kapaklarının iç yüzü ile göz küresinin ön yüzünü örten zarda oluşan iltihap, konjonktivit.
  • Gözüm çıksın (veya kör olsun): bir şeyin doğruluğuna inandırmak için edilen ant.
  • Gözünde tütmek: çok özlemek.
  • Gözleri buğulanmak (veya bulutlanmak): gözleri yaşararak çevreyi bulanık görmek.
  • Gözü ısırmak: bir kimseyi tanıyacak gibi olmak.
  • Göz kapağı: Göz yuvarlarının önünde bulunan, birbirine yaklaşarak gözü örten, kenarlarında kirpikler bulunan koruyucu organ.
  • Gözüne uyku girmemek: uyuyamamak, uykusuz kalmak.
  • Gözü gibi sevmek: pek çok sevmek.
  • Kemer gözü: Kemerle ayakları arasındaki boşluk.
  • Gözü yüksekte: Bulunduğu durumdan çok üstün olan bir duruma ulaşma amacı güden (kimse).
  • Gözaydın etmek: güzel bir olay için kutlamak, iyi dileklerde bulunmak.
  • (bir şeyde) gözü olmamak: bir şeye sahip olmayı istememek. heves beslememek, fazla önem vermemek.
  • Gözleri takılıp kalmak: bir şeyden gözlerini ayıramamak.
  • Gözü kesmek: bir işi yapabilme konusunda kendisine veya başkalarına güvenmek.
  • Göze diken olmak: göze batmak.
  • Gözyaşı: Gözyaşı bezlerinin salgıladığı, bazı etkilerle akan duru sıvı damlacıklarından her biri, yaş (II).
  • Gözden uzaklaşmak: ayrılıp başka yere gitmek, görünmez olmak.
  • Gözüne (veya gözlerine) bakmak: gözünün veya gözlerinin içine bakmak.
  • Göze göz: Kısasa kısas.
  • Gözü (veya gözleri) (bir şeyde veya bir şeyin üzerinde) olmak: dikkati bir yerde toplanmak.
  • Gözleri sulanmak: gözlerine yaş gelmek.
  • Gözü keskin: Çok iyi gören (kimse).
  • Gözleri ışıklı (olmak): gözleri ışık içinde (olmak).
  • Gözünün önüne gelmek: hatırlamak. bir şeyi zihinde canlandırmak, tasarlamak, hatırlamak.
  • Gözünü alamamak: bir şeye, bir yere bakmaktayken hayranlık duyarak gözünü oradan başka bir yere çevirememek.
  • Gözünü hırs bürümek: aşırı hırslanmak.
  • Göze görünmek: belli, açık olmak.

Göz hakkında resimler
(Resimleri Göster)



Forumlar okunmak ve paylaşmak içindir...


Bu Konunun Linki : 

Yukarıdaki linki arkadaşlarınıza göndermek için kullanabilirsiniz. Bu sayfada Göz nedir? Göz ne demek? ile ilgili olarak; Göz nedir? Göz ne demek? hakkında bilgiler nedir yazıları veya şiirleri Nedir ne demek kısaca anlamı tanımı ne demektir hakkında bilgiler ile ilgili kısa yazılar ne anlama gelir neye denir gibi bilgileri veya indirme linklerini, sözleri veya resimleri Göz nedir? Göz ne demek? siteleri gibi benzer birçok konuları bulabilirsiniz.

 
Gerçek mutluluk, ancak gerçek sevgi ile yaşanabilir.

Copyright © 2006-2017 AjansMail
Her hakkı saklıdır.