Osmanlıda Ramazan ve Ramazan Bayramı

 
Bu konu ile benzer olabilecek diğer forum sayfaları
 
 
 
 
Osmanlıda Ramazan ve Ramazan Bayramı

Osmanlı İmparatorluğu döneminde Ramazan’ın ne zaman başlayıp, biteceği şimdiki gibi günler önceden belli olmazdı. Astronomi bugünkü kadar gelişmediği için insanlar Ramazan’ın başlangıcını belirlemek için açıklık yerlerde gökyüzüne takip ederek yeni ayın doğuşunu beklerlerdi. Nesimi Yazıcı Osmanlı döneminde "Rüy’et-i Hilal Meselesi" meselesini teferruatlı olarak araştırmıştır.

Ramazan’ın başlangıcı

Ramazan hilalini tespit edebilmek için başta devlet görevlileri olmak üzere insanlar büyük bir çaba içerisine girerler ve bunun için kısa süreli seyahatler gerçekleştirirlerdi. Ramazan veya bayramlar eski bir gelenek olan "Rü’yet-i Hilal’le", yani hilalin görülmesiyle başlardı. Osmanlı döneminde kullanılan hicri takvime göre ayların başlangıcı yeni ayın görülmesi ile başlardı.

Ayın dünyanın çevresinde dolaşmasının 29,5 günde tamamlanmasından dolayı, aylar bazen 29 bazen de 30 güne denk gelmekteydi. Şaban ayının son günlerinde takvimleri hazırlamakla görevli müneccimler, Ramazan’ın başlangıcının ne zaman olacağını yetkililere bildirirdi. Ancak her zaman müneccimlerin dediği tarih esas alınmazdı. Hazret-i Peygamber’in "Hilali görmedikçe oruca başlamayın.

Onu tekrar görünce bayram yapın. Eğer hava kapalı ise içinde bulunduğunuz ayı 30 güne tamamlayın" şeklindeki hadisinden dolayı Bolu, Bursa, Edirne gibi denizden yüksek yerlere gönderilen devlet görevlilerinin veya halktan bazı insanların hilalin göründüğünü bildirmesi ile Ramazan başlardı.

Şahitler gerekirdi

Hilali görmek yetmezdi, şahit de istenirdi. Hilali görenler şahitleriyle birlikte mahkemeye giderek, durumu bildirirlerdi. Bu konuda iki kişinin şahitliği gerekirdi. Durumun araştırılması sonucunda, mahkemeye gelenlerin dedikleri doğru çıkar da Ramazan’ın başladığına veya bitip de bayram olduğuna karar verilirse, haberi getirenler ve şahitleri yüklü miktarda ödül alırlardı. Ramazan’ın bitişinde de aynı durum söz konusu olurdu.

Ramazan’ın 29. günü hilal görülmezse Ramazan 30 gün kabul edilir, bayram ertesi gün başlardı. Buna "tekmil-i selasin" denilirdi. Ramazan ayının başlangıç ve bitişini, Kadir Gecesi’nin ne zaman olduğunu tespit etmek İstanbul Kadısı’nın göreviydi. Kadının görevlendirdiği insanlar özellikle minarelerden hilali gözetlerlerdi. Hilali gördüklerinde şahitleriyle birlikte kadının huzurunda mahkeme kurulurdu.

Hilali görenler "Şu saatte gördüm. Bu gece Ramazan’ın başlangıcıdır. Şahadet ederim" dedikten sonra şahitlerin de ifadeleri ile durum kesinleşince Ramazan başlardı. Bütün bu işler gizlilik içerisinde yapılır, durumla ilgili bir bilgi dışarıya sızdırılmazdı. Bu sırada Ramazan’ın başladığını halka duyuracak mahyacılar mahkemenin dışında beklerlerdi.

Padişahın onayı...

Ramazan’ın başlangıcı bu şekilde tespit edildikten sonra durum sadaret, yani başbakanlık kanalıyla padişaha bildirilirdi. Padişahın onayından sonra Ramazan’ın başlangıcının hükm-i şer’i, yani şeriatın emrettiği gibi tespit edildiği halka duyurulurdu. Cami minarelerinde kandillerin yakılması durumun halka ilanıydı. Şaban ayının sonunda havanın kapalı olması yüzünden hilal görülemezse, durum karışırdı. Böyle bir durumda devletin ilan ettiği günde Ramazan başlardı. Ramazan ayının başlaması ile birlikte tüm cami ve mescitler, özellikle de minareler aydınlatılırdı.

Lale Devri'nde eğlence

Lale Devri denince herkesin aklına çılgın eğlenceler gelir. Peki bu eğlence devrinde Ramazan’da ne yapılıyordu. Lale Devri’nde eğlencelerin doruğa çıktığı dönem bahar aylarında olurdu. Fakat Lale Devri baharları Ramazan ayı ile çakışınca herkesi bir hüzün kaplamış, eğlenceler aksamıştı. Viyana bozgunundan sonra kendisini toparlamaya çalışan Osmanlı İmparatorluğu Venedik ve Rusya’yı mağlup etmişse de 1715- 1718 harplerinde Avusturya’ya yenilerek Sırbistan’ın bir bölümünü kaybetmişti.

Bürokrat kökenli olan Sadrazam Nevşehirli İbrahim Paşa, 1718’de Pasarofça Antlaşması’yla yaklaşık 35 yıldır süren savaş dönemine son verdi. Ancak savaşların bitmesi ile dertler sona ermemişti. 25 Mayıs 1719’da yaşanan deprem İstanbul’un bir kısmını yerle bir etti. Depremin arkasından gelen yangınla da Gedikpaşa’dan Kumkapı’ya uzanan sahil kül oldu. Sadrazam Nevşehirli Damad İbrahim Paşa’nın teşvikiyle Üçüncü Ahmed ve devlet adamları sakin ve huzur içinde olabilmenin yolunu zevke, safaya dalmakta buldular. Barış, eğlence ve yenileşme dönemini başladı.

Çılgın eğlenceler aksardı

Bütün bu yapılanlar Lale Devri’nin meşhur eğlencelerinin gölgesinde kalmıştı. Şehrin dört bir yanında yeni saraylar yapılmış, o zamanlar ismi Sâdâbâd olan bugünün Kâğıthane’sinde sıra sıra köşkler inşa ettirilmişti. Sadece Kâğıthane’de inşa edilen Sâdâbâd Köşkleri’nin sayısı 120 idi. Saray bahçelerinde hemen her gece binbir gece masalları yaşanıyordu.

Çengiler ve köçekler en iç gıcıklayıcı rakslarını ederlerken İstanbul’un sosyetesi görülmedik eğlenceler buluyor, meselâ yavru ayılarla güreş tutuluyor, üzerlerine mum dikilmiş kaplumbağalar bahçelere salınıyor, günlerce süren helva sohbetlerine dalınıyordu. Şair Nedim o günleri ‘‘Gidelim serv-i revânım yürü Sâdâbâd’e’’ gibisinden mısralarla anlatırken Ebubekir Ağa ‘‘Güzel ammâ ki ne âfet ne güzel’’ diyen nağmeler terennüm ediyordu. Sosyeteyi bir lâle merakıdır sarmıştı, Hollanda’dan getirtilen lâle soğanlarına keselerle altın ödeniyor, bahçeler bu lâlelerle bezeniyordu Bütün bu çılgın eğlencelerin doruğa çıktığı dönem bahar aylarında olurdu.

Fakat Lale Devri baharları Ramazan ayı ile çakışınca herkesi bir hüzün kaplamış, eğlenceler aksamıştı. Lale Devri’nin isim babası olan Ahmet Refik, "Lale Devri" isimli kitabında Ramazan ayında yaşanan hüznü çok iyi anlatır. 1726’dan sonraki birkaç Ramazan, baharın en güzel zamanı olan Mayıs’a denk gelmiş, bu durum da başta dönemin padişahı Üçüncü Ahmed ve Sadrazamı Nevşehirli İbrahim Paşa olmak üzere bütün eğlence meraklılarını üzmüştü. En çok üzülen de devre damgasını vurmuş olan Şair Nedim’di.

Zevk ve sefanın son günleri

1726baharında Ramazan’ın gelmesine birkaç gün kalmıştı. Zevk ve safa ile geçirilecek son günlerdi. Üçüncü Ahmed, Beşiktaş’taki yazlık saray yerine Cağaloğlu’ndaki Ferahâbâd Kasrı’na gitmeyi tercih etmişti. Padişah, Sadrazam Nevşehirli İbrahim Paşa ile birlikte 26 nisan 1726 Cuma günü Ferahâbâd Kasrı’na gelmişti. Müneccimlerin yaptığı hesaba göre Ramazan, 30 Nisan Salı akşamı başlayacaktı. Padişah ve yanındakiler cumadan itibaren mum ışığında doyasıya eğlenmeye başladılar.

29 Nisan Pazartesi gününe gelindiğinde eğlence devam ediyordu. Eğlenceye Ferahâbâd Kasrı’na pazartesi günü gelen dönemin vezirleri ve bürokratları da katılmıştı. Hiç kimsenin Ramazan’ın başlayacağından haberi yoktu. Üçüncü Ahmed ve devlet adamları eğlenirlerken birdenbire bütün camilerin kandillerinin yandığı görüldü. Bu Ramazan’ın başladığının habercisiydi. Eğlence bir anda bitmiş herkesin hevesi kursağında kalmıştı. Kandillerin yanması ile Ramazan’ın başlamasından dolayı İstanbul halkı mutlu olurlarken, Ferahâbâd Kasrı’ndakiler büyük bir şok geçirmişlerdi.

Padişahın emri ile kandillerin yanma sebebi anlaşıldı. Osmanlı döneminde Ramazan’ın başlaması için yeni ayın, yani hilalin görülmesi beklenirdi. Ayasofya Camii’nin başkayyumu olan Arnavut Asım Efendi yanına iki kişi alarak yolda rastladığı herkese Ramazan hilalinin görüldüğünü söylemişti.

Bu haber yayılınca insanlar toplu olarak İstanbul Kadısı’nın önüne gitmişler ve Ramazan hilalinin görüldüğüne dair şahitlik etmişlerdi. Ramazan sabit oldu, kandiller yakılsın, teravih namazı kılınsın diye her kafadan bir ses çıkıyordu. Durumun padişah ve halife olan Üçüncü Ahmed’e bildirilerek Ramazan’ın başladığına dair onayının alınması gerekiyordu. Ancak haberi yayan Ayasofya Camii’nin başkayyumu Asım Efendi, padişahın sorulmadan kandillerin yakılması emrini verdiğini söyleyince bütün İstanbul camilerinde kandiller yakılmış, halk da teravih namazı kılmıştı.

Padişah’ın hükm-i şer’i beklenirdi

Ramazan’ın başlangıcı Başbakan tarafından Padişah’a bildirilir, bunun ardından Padişah’ın hükm-i şer’i, yani şeriatın emrettiği gibi tespit edildiği halka duyurulurdu. Ramazan’ın başlamasıyla birlikte tüm cami ve mescitler, özellikle de minareler aydınlatılırdı.

Ramazan tartışmaları

Ramazan’ın başlangıç ve bitişinin tespitinde ilginç olayların yaşandığı yıllar olmuştu. 1812 Ramazanı’nın başlangıcının tespitinde mesele yaşanmıştı. Hafız Hızır İlyas Ağa "Letaif-i Enderun" isimli kitabında şöyle anlatır: "Yeni ay çıktı mı, çıkmadı mı diye tartışmalar oldu. Oruç tutanlar tutmayanları ayıpladı. Bazı kişiler ‘Hilal-i şehri, yani ayın başlangıcını şehrin içinde ne görmüş var, ne tutmuş’ dediler.

Saraydaki Sofu Tiryaki Mehmed Ağa gibiler ise hilali gözleriyle görmedikçe sigarayı ve kahveyi her şeyden üstün tutuyorlardı. Amma bir gün sonra Ramazan’ın gerçekten o gün başladığı ortaya çıkınca ‘eyvah’ dediler." Zaman zaman Ramazan’ın başlangıcı ile ilgili ilginç durumlar meydana gelmişti. Kâmil Miras, "Ramazan Sohbetleri" ile ilgili kitabında böyle bir durumu anlatır:

"Ramazan’ın 29 gün olduğu bir yılda yazar Şeyhülislam Musa Kâzım Efendi’nin konağındayken enteresan bir gelişme yaşanır. İftar sofrasındayken İstanbul Kadısı ile Fetva Emini gelerek bir şahidin Ramazan’ın bittiğine dair ‘Şevval Hilali’ni gördüğünü söylerler. Böyle olursa Ramazan 28 güne inecektir. Hiddetlenen şeyhülislam, "Bu adamın şahitliğini kabul etmeyin. Sonra tarih Musa Kâzım’ın şeyhülislamlığında Ramazan’ı 28’e indirdi diye kaydeder" dedi ve ertesi günü bayram kabul etmeyip, oruç tutturdu.”

 
 

 
 

 ~ 

Bu konunun linki : 

Yukarıdaki linki arkadaşlarınıza göndermek için kullanabilirsiniz ve bu sayfada; Osmanlıda Ramazan ve Ramazan Bayramı hakkında bilgiler nedir yazıları veya şiirleri gibi sözleri veya resimleri Osmanlıda Ramazan ve Ramazan Bayramı siteleri gibi benzer birçok forum konularını bulabilirsiniz.

 ~ 

Son Forum Mesajları

Kaynak linkimizi belirtmek koşulu ile her türlü bilgiyi kopyalayabilirsiniz. Forum içerisinde yazılan tüm mesajların hukuki sorumlulukları mesajları yazanlara aittir. Üyeler, üyelik sözleşmesi gereği bu kuralı kabul etmiş sayılır. Ziyaretçilerimiz bu forumu kullanmadan önce Forum Kurallarını okumak zorundadırlar. Aksi durumda meydana gelecek bütün olumsuz durumlardan ziyaretçilerin bizzat kendileri sorumludur. Sitemizde telif, kişi haklarına; yasalara aykırı olduğunu düşündüğünüz bir konu görürseniz bize aşağıdaki iletişim adresinden ulaşabilirsiniz.

1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11, 12, 13, 14, 15, 16, 17, 18, 19, 20, 21, 22, 23, 24, 25, 26, 27, 28, 29, 30, 31, 32, 33, 34, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44, 45, 46, 47, 48, 49, 50, 51, 52, 53, 54, 55, 56, 57, 58, 59, 60 100, 150, 200, 250, 300, 350, 400, 450, 500, 550, 600, 650, 700, 750, 800, 850, 900, 950, 960

© 2006-2020 ilgiliFORUM.com