İslami literatürde evlilik ve aile kavramları

 
Bu konu ile benzer olabilecek diğer forum sayfaları
 
 
 
 
İslami literatürde evlilik ve aile kavramları

“Sizlere içinizden huzura kavuşacağınız eşler yaratıp aranızda muhabbet ve rahmet varetmesi O’nun varlığının işaret(belge)lerindendir. Bunda düşünen akıl sahipleri çin nice ibretli dersler vardır.” (Rum, 30/21)

Sözlüklerde aile (Ar.), Ayle’den türemiş, temelini anne-babanın teşkil ettiği kan ve süt bağıyla birbirine bağlı fertlerden oluşan küçük topluluk; nesep ve evlilikle biraraya gelmiş bir çatı altında bulunan topluluk; en az evli ve iki yetişkin insandan ve çocuklardan meydana gelen kurumsallaşmış bir biyo-psiko-sosyal ve dini bir grup/topluluktur. Ayrıca nikahları birbirine ebediyyen haram olan fertler de aileden sayılır. Bu son tanımlama klasik tanımlamaların ötesindedir.

Evlilik (Ar. izdivaç) ise bir erkekle bir kadın arasında Allah’ın koyduğu prensipler çerçevesinde akdedilen muamele; evli olma hali; toplumsal kuralların ve yasaların öngördüğü şekilde karşı cinsten en az iki kişinin yaşantılarını birleştirdikleri ilişkiler bütünü gibi anlamlara gelir.

Yukarıdaki tanımlarda da görüldüğü gibi evlilik ve aile kavramları (konsepti) birbiriyle içiçe girmiş grift kavramlardır. Bu nedenle konuyu daha çok bu doğrultuda/düzlemde irdeleyeceğiz.

Evlilik ve aile İslam’ın da öngördüğü ve benimsediği bio-psiko-sosyolojik ve teolojik (dini) birleşme sonrası ortaya çıkan bir olgudur.

İlk insan Hz. Adem ve Hz. Havva’dan bu yana evlilik/aile mevcuttur. Çünkü bu insan olmanın gereği olduğu gibi dinî ve sosyal bir vecibedir de. Tarihin kaydettiği bütün topluluklarda (en ilkel klanlarda bile) evlilik ve aile vardır. Bu durum dişi ve erkeğin aileler kurarak bir arada yaşamalarının fıtratı gereği olduğunu göstermektedir. Evlilikte iki cins birbirlerini tamamlarlar. İki vücut, iki ruh, iki kalp ve daha doğrusu iki şahsiyet birleşir.

Evlilik günlük zevklerin ve ihtiyaçların ötesinde, aynı yastığa başkoyan iki farklı gönlü aynı gayeye hizmet ettiren, erkekle kadını bir birlik/müessese olarak kaynaştıran, onları aynı çatı ve aynı ideallerde kaynaştıran, aynı duyguyu ve düşünceyi oluşturan, gelecek kuşaklara bir kan yakınlığı ile bağlayan bedenî, ruhî ve ictimaî bir birleşmedir.

Evlilik ve aile kurumunun kurulması öncesinde adaylar şu sorulara cevap aramalıdır.

- Bu evlilikten dünya ve ahiret noktasında neler bekliyorum?

- Aile/Evlilik nedir? Nasıl olmalıdır? Ne şekilde sonuçlanmalıdır?

- Evlilik/Aile kurumunun (müessese) kutsallığı hakkında neler biliyorum(z)?

- Karı-Koca ilişkilerinde ölçü ne/nasıl olmalıdır?

- Eşler arası sevgi, saygı, fedakârlık, paylaşma, sorumluluk, iletişim vb. gibi meselelerde çözüm nasıl olmalı, ölçüsü ne olmalıdır?

- Evlilikte mahremiyet ve aile içi sırlar, çocuk eğitimi, ev yönetimi ve geçimi nasıl olmalı, boyutları ne olmalıdır?


 Bu soruların doğru cevabı aynı zamanda sağlık ve mutlu bir evlilik/aile yuvasının temelini de oluşturur.

Bir aile kurmaya karar veren gençlerin özellikle birbirlerini çok iyi tanımaları gerekir. Zira bu hususta Hz. Peygamber: “Evlenirken eş seçiminde dikkatli olunuz, denginizle evleniniz. Çocuklarınızı da dengiyle evlendirin. Çünkü damar (huy ve karakter) soya çeker.” buyurmuştur. Karşı tarafın şahsiyetini, fikri yapısını, sosyal yaşantısını, aile/yakın çevresini iyi araştırmak ve elde edilen veriler Kur’an ve sünnet ölçüsünde değerlendirdikten sonra evlenip aile kurmanın ilk adımı atılmalıdır.

İslam’da aile diri bir müessese olduğu kadar ictimai (sosyal) bir müessesedir. Bu nedenle insanların evlenip sağlıklı ve mutlu bir aile yuvası kurmaları ayet ve hadislerle teşvik edilmiştir. Çünkü aile, hem kişinin huzur bulduğu bir ortam, hem neslin devamı için bir vesile, hem de kişiyi dinen günah sayılan kötülüklerden alıkoyan bir vasıtadır. “İçinizden kendileriyle huzura kavuşacağınız eşler yaratıp aranızda muhabbet ve rahmet varetmesi O’nun varlığının delillerindendir. Bunda düşünen akıl sahipleri için nice ibretli dersler vardır.” (Rum, 30/21, ayrıca bk. Nahl, 16/72; Nur, 24/32). “Nikah benim sünnetimdir. Kim benim sünnetimden kaçınırsa benden (benim yolum üzere) değildir.”, “Evleniniz, çoğalınız. Zira ben kıyamet gününde diğer ümmetlere karşı ümmetimin çokluğuyla övünürüm.”, “Kişi evlenmekle dininin yarısını tamamlamış olur. Diğer yarısı için de Allah’tan korksun.”, “Size dininden ve huyundan memnun olduğunuz bir kimse kız istemeye gelirse onu evlendiriniz. Eğer böyle yapmazsanız yeryüzünde fitne ve büyük fesat zuhur eder.” diyerek bunu üç defa tekrarladı. Diğer hadislerde ise “İçinizden gücü yeten kimse evlensin. Çünkü iffet ve namusu korumanın en tesirli yolu evliliktir.”, “Kadın şu dört şeyi için nikahlanır. Malı, soyu-sopu, güzelliği ve dindarlığı; evlilikten hayır görmek için siz dindarını seçin ki eviniz bereketlensin.”

Diğer bir hadiste ise “Kadınlarla güzellikleri dolayısıyla evlenmeyin, olabilir ki güzellikleri onları kötülüğe sevkedebilir. Malları dolayısıyla da evlenmeyin, olabilir ki malları da onları size karşı isyana sevkedebilir. Fakat onlarla dinleri dolayısıyla evlenin. Dindar olan siyah bir cariye dindar olmayandan üstündür.” buyurmuştur.

Peygamberimiz bekar yaşayan Osman bin Mazun’un bu durumun yasaklamış ve onu evlenmeye teşvik etmiştir. “Benden sonra bekar kalmakla övünmek yoktur.”, “Kişi kıyamet gününde nikahlı/evli olup olmamasına göre hesaba  çekilecektir.” hadisleriyle evliliği/nikahı teşvik etmiştir.  

İslam’da hristiyanlıktaki gibi ruhbanlık yoktur.  Bilindiği gibi hristiyanlıkta rahip ve rahibeler evlenemezlerdi. Fakat bu durum insan tabiatına aykırı bir durum olduğu için gayri meşru ilişkiler meydana gelmiş, tarihçilerin kaydettiğine göre  ortaçağda bu gayri meşru ilişkilerden yüzlerce düşük çocuk ve ceninler kilise havuzlarında havuzlar temizlenirken bulunmuştur. İslam hukukçuları evlenmenin dini hükmünün çeşitli durumlara göre farz, vacip, sünnet, mübah, mekruh ve haram olduğunu belirtmişlerdir. Kişi için ise sağlık, nefis, ruh ve bedenî, malî durumlara göre çeşitli hükümleri olduğunu belirtmiştir.

İslam hukukçularına göre evlenmeye gücü bulunan ve evlenmediği takdirde zinaya düşeceğini kesin olarak bilen kimseye evlenmek farzdır. Evlenme güç ve kudretine haiz olan ve evlenmediği takdirde zina edip etmeyeceğini tam bilemeyen kimseye vacip olmaktadır. Evlenmezse zina etmeyeceğinden emin olan kimseye ise evlenmek sünnet-i müekkededir. Evlendiği takdirde evliliğin gereklerini yerine getirememe ihtimali olan kimsenin evlenmesi mekruh, bu ihtimal kesin ise haram kabul edilmektedir. İslam’da kendini ibadete vermek gayesiyle de olsa bekarlık uygun görülmemiştir. Çünkü İslam dini ruhbaniye (dünyadan elini eteğini çekerek yalnız başına yaşama, evlenmeme); insanın yaratılışı ve doğasıyla çatıştığı için, onun fıtratına ters düştüğü için bekarlığı yasaklamaktadır. Şeytan iki kişiden çok bir kişiye daha yakındır. Bu sebeple evlenip biraraya gelen eşler o kadar çok yardımlaşma ve dayanışma içine girerler ki bu hava onları kader, gaye ve idealde birleştirir. Aynı potada eriyerek kaynaşmalarını sağlar. Evlilik nesep bağından bile kuvvetli bir bağ tesis eder. Evlilik insanlara karşılıksız olarak birbirine yardım etme ve birbirinin ihtiyacını giderme faziletini ve fedakârlığını da öğretir.

Evlilik İslam’ın insan hayatına hakim olmasını kolaylaştırıcı faktörlerden birisidir. Çünkü hadis-i şerifte de buyrulduğu üzere “Evlenen dininin yarısını tamamlamış olur.” İslam sosyal bir dindir. Evlilik ve aile sosyalleşmede çok önemli bir unsurdur. Kişinin dinini yaşamasında, dini hayatına ve çevresine hakim kılmasında evlenip aile kurmanın rolü çok büyüktür. Bu nedenle “Evlilikle meşgul olmak kendini nafile ibadetlere vermekten daha faziletlidir. Çünkü evlilikte nefsi haramdan koruma ve çocuk yetiştirme gibi önemli hususlar vardır.” (İbn-i Abidin) kanaatine varılmıştır.

İslam’da evliliğin bir gayesi de şehevi arzuların, ihtiyaçların meşru yollarla tatmin edilmesini sağlamak ve böylece zinadan korunmaktır. Kur’an erkek-dişi, karı-koca olarak iki cinsten iki kişinin bir araya gelerek nikah ve hukukî bir akitle birbirine bağlanmanın sebep ve hikmetlerini kısa ama öz bir biçimde anlatır. Kadınların erkekler için erkeklerin de kadınlar için birer “örtü” oldukları Kur’an-ı Kerim’de açıklanmaktadır. (Bakara, 2/187). Çiftlerden herbirinin diğerine örtü olması, onu örtmesi, şehvet hislerinin açığa çıkıp, kötü yollara düşmesini önlemesi olarak yorumlandığı gibi, her birinin diğerine muhtaç olup birbirlerini her bakımdan tamamlaması olarak da yorumlanabilir. Onlar sizin bedeninizi soğuktan, sıcaktan koruyan örtü/elbise gibidir. Evlenip aile kurarak da aklınızı ve kalbinizi zarardan ziyandan korur. Bu durum karşı cins için de geçerlidir. Aile yapısında karı ve kocanın birbirinin tamamlayıcısı ve koruyucusu olduğunu güzel bir biçimde ifade eden yukarıdaki ayetin yanında Hz. Muhammed’in şu hadisi de evliliğin zinadan korunma gayesini de taşıdığını ortaya koymaktadır: “Ey Gençler! İçinizden evlenmeye gücü yeten kimse evlensin. Çünkü evlenmek gözü haramdan daha fazla sakındırır, iffeti daha çok korur. Evlenmeye gücü yetmeyenler oruç tutsun. Zira oruç şehveti kırar.” Evlenmede en büyük engel olarak öne sürülen mali duruma da ayet temas etmekte fakirlik sebebiyle evlenemeyenlerin Allah’ın lütfu ve ihsaniyle zenginleşeceklerini haber vermektedir. “Eğer fakir iseler Allah onları lütfu kereminden zengin eder. Allah’ın ihsanı geniştir. Evlenmeye güç yetiremeyenlerse Allah’ın fazlından onları zengin edinceye kadar iffetli kalsınlar.” buyrulmaktadır. (Nur, 24/32-33). Hz. Peygamber  (s.a.v.) şu üç kişiye Allah’ın mutlaka yardım edeceğini müjdelemiştir: “Özgürlüğüne kavuşmak isteyen sözleşmeli köle, haramdan sakınmak gayesiyle evlenmek isteyen kimse, Allah yolunda cihad eden kimse. Konumuzla ilgili olarak şu örnek son derece dikkate şayandır: Bir gün birisi Hz. Peygambere gelerek evlenmek istediğini söyledi. Efendimiz adama evlenecek neyi olduğunu sordu. Cevabı olumsuz olunca, “Git, ailene bir bak birşeyler bulursun.” dedi. Adam eli boş geri döndü. Hz. Peygamber: Demirden bir halka da olsa olur.” dedi, adam gitti yine eli boş döndü. Adamın üzerinde üst elbisesi dahi yoktu. Bunun üzerine Hz. Peygamber Kur’an-ı Kerim’den ezbere bildiği kısımların olup olmadığını sordu. Adam birkaç sureyi ezbere bildiğini söyleyince, “Bildiğin surelere karşılık seni evlendiriyorum.” buyurdular.

Rum Suresi, (30/21)’nde evlilik için üç büyük özellik kaydedilir: Eşlerin birbirlerine karşı ünsiyet (yakınlık) hissetmesi, bu ünsiyete bağlı olarak bedenî ve ruhî ihtiyaçların giderilmesi; ikinci olarak eşler arası sevgi ve saygının oluşması; üçüncüsü ise iki cins arasında vuku bulan şefkat. Bu üçüncüsü herşeyi kapsayan pek derin ve ince bir fazilettir.

Aile üyelerini birbirine bağlayan, onların karşılıklı saygı, şefkat, yardımlaşma ve dayanışma güven ve hoşgörü içinde yaşamlarını sağlayan temel duygu şüphesiz “SEVGİ”dir. Sevgi sonradan eğitim kursları vasıtasıyla kazandırılabilecek teorik bir bilgi değildir. Sevgi aile içinde ancak yaşanıp benimsenerek öğrenilebilir.

Evlilikte cins karşı cinsi sever, aralarında sevgi ve dostluk vücut bulur. Şekil ve suretteki benzerlik gönül ve düşünce benzerliğini sağlar. Bundan da karşılıklı sevgi, saygı, bağlılık ve şefkat doğar. Bu sebeple evlilik bedenî ve ruhî ihtiyaçları (sevme-sevilme, koruma ve korunma, sayma-sayılma, yardım etme-yardım görme vb.) karşılar.

Allah erkekle kadının ayrılmamak üzere birleşmelerini ve kaynaşmalarını istediğinden büyü (sihir) yoluyla eşleri birbirinden ayırmayı en büyük günahlardan saymış (Bakara, 2/102) “Allah katında helallerin en sevimsizi olarak da boşanmayı” ifade etmiştir. (Hadis-i Şerif)
Kur’an-ı Kerim’de “Sizi bir tek nefisten yaratan ve gönlünüzün huzura kavuşacağı eşi de ondan var eden Allah’tır. (Araf, 7/189) denilmektedir. Bu ayetle evlilikte temel, ana gayenin eşler arasında sevgi ve yakınlık oluşturulmasını, eşlerin birbirleriyle huzur ve sukünete ulaşmasını temin etmek olduğunu ortaya koymaktadır.

Yine Kur’an’da evlilik/nikah için “ihsan, kal’alandırma, iffetli olmak, muhafaza etmek” tabiri kullanılır. Çünkü çiftlerden herbiri evlenmekle günahtan, şehvetin baskısından, hayatın tehlikelerinden korumuş olur. (Nisa, 4/24 ayetinin ilk kelimesi bu manayı içerir.) Nitekim gayri meşru birleşmeye(zina) de akıtmak manasından “sifah” denmiştir. Çünkü her iki taraf ortaklaşa birbirinin hayat suyu olan menisini heder etmekte ve yüz suyunu akıtmaktadır. Ve evlenip aile kurmak peygamberlerin yolu ve sünnetidir. “Andolsun ki biz senden önce de Peygamberler gönderdik. Onlara da eşler ve çocuklar verdik.” (Rad, 13/38)

Evliliğin meşru kılınmasının diğer bir sebebi ihtilaf ve kavgaları önlemektir. Zira gayri meşru ilişkiler tabiatı gereği kıskanç olan insanlarda ölümle sonuçlanan döğüşme ve çekişmelere yol açar. Bu da can, ırz ve namus güvenliğini yok eder. Toplumsal huzur ve barış bozulur. Toplum fitne ve fesada düçar olur. Bundaki başka bir hikmet ise insanların namusunu, iffetini, şeref ve haysiyetini korumaktır. Tabii ihtiyaçlarını meşru yollardan karşılayan eşler gayri meşru yollara girmezler. İnsan tabiatında ve toplum hayatında aslolan fuhuş ve arsızlık değil iffet ve hayadır. Bunu da ancak meşru ve legal bir evlilik temin eder. Evlilik eşleri yücelten bir müessesedir.

Asrımızda bazı kişi ve ideolojiler evlilikle meydana gelen aile kurumuna cephe almışlar, İsrail’deki butzlar, komünist ülkelerde komünler; hippi tipi ve derbeder hayat sürenler, metresliği ve flörtü benimseyenler ailesiz yaşanabileceğini (ki bu toplumun ahlak yapısına dinamit koymaktır) göstermeye çalışmışlardır. Fakat netice hüsran olmuştur. Bireyler ve toplumlar huzursuz ve mutsuz olmuş, çocuklarda yetişme ve gelişme problemleri ortaya çıkmıştır. Böylece sağlık gelişimin ancak anne-babanın meydana getirdiği bir aile birimi ve atmosferi içinde gerçekleşebileceği anlaşılmıştır.

Son dörtbin yıldaki seksen uygarlıkla ilgili kapsamlı bir araştırma yapan ünlü İngiliz Antropolog John Urwin, her uygarlıkta aile bozuldukça uygarlığın da parçalanmaya başladığını ve milletin çöküşünün ailenin çöküşüyle ilgili olduğunu söylemiştir Çoğu örnekte aile biriminin çöktüğü zaman diliminde uygarlık da yıkılmıştır. Urwin’in araştırmasına göre erkek, enerjisini şehvet ve arzuları yönünde kullanırken evlendiğinde ailesi için enerji harcamakta, geleceğe yatırım yaparak en iyi faaliyeti göstermeye çalışmaktadır.

Tarihte evlilik ve aile kurumu olmayan bir topluluk/toplum yoktur, düşünülemez de. Toplumlar ve milletler evlilik ve aile müessesesinin devamı için (dolayısıyla kendi varlık ve nesillerinin) gençlerini evlenmeye sevketmek yolunda çareler aramışlardır. Örneğin Roma İmparatorluğunda bekarlık ve sefalet hayatı fazla yayıldığından aile müessesesi sarsılmıştı. Bunu önlemek için İmparator Augustus’un çıkardığı yasaya göre herkes kendi durumuna/kudretine göre evlenmeye, evlenmiş olanlar ise çocuk sahibi olmaya mecburdu. Yasaya aykırı hareket edenler ise şiddetle cezalandırılıyorlardı. İkinci Dünya savaşında mağlup olan Fransızlar’a Mareşal Peten’in şu sözleri çok meşhurdur: “Dostlarım bizi zevkimiz mahvetmiştir. Hatalarınızı tartınız, onları daha ağır bulacaksınız. Siz çocuk sahibi olmak istemediniz, aile hayatını terkettiniz. Fazileti ve dinî/manevî değerleri geri ittiniz. Her yerde şehvetinizi aradınız.”

Allah Rasulü’nün hayatını göz önüne aldığımızda onun, toplumun fertlerini kontrol altında tutmak, insanın nefsini düzeltmek hususunda ne denli titizlik gösterdiğini açıkca görürüz. Onun bu konuda titizlik göstermesinin temelinde insan gerçeğinin anlaşılması ve onun arzu ve isteklerine cevap verme duygusunun yattığını görürüz. Öyle ise evlilik/aile İslami ölçüler sayesinde toplumun hiçbir ferdi yaratılışın ötesine geçemeyecek gücü ve imkanının dışında gayret sarfetmeyecek; tam aksine orta yolda (ki İslam ümmeti orta yol/mutedil bir ümmettir) yürüyecektir.

Evliliğin insan üzerindeki sosyal, ahlakî, bedensel ve ruhsal birçok yararları vardır. Çocuk sahibi olup nesli devam ettirme ve çoğaltma; hayırlı nesillerin birbirini izlemesi (ki, bu sadaka-i cariye/hayırlı bir iştir.) ve böylelikle Allah’ın insanı yeryüzüne mirasçı kılması bunlardan sadece biridir. Kur’an’da bir ayette “Allah size kendi nefislerinizden eşler yarattı, eşlerinizden de size oğullar ve torunlar var etti. (Rum, 30/21) denilmekte, bir başka ayette ise kadınlar, erkekler için birer evlat yetiştirme tarlası olarak tanımlanmaktadır. “Kadınlar sizin tarlanızdır.” (Bakara, 2/223) buyurulmaktadır.

Evlenip çocuk sahipi olmak bir takım sosyal bağların kurulmasını, akraba ve hısımlıkların meydana gelmesini sağlar. Anne ve babaları vasıtasıyla nesep yakınlığına sahip olan insanlar, eşleri vasıtasıyla da sıhrî (evlilik sonucu) akrabalara sahip olurlar. Bu şekilde toplumda bir yardımlaşma ve dayanışma, birbirini koruma ve kollama hali meydana gelir. Böylece zayıf olarak yaratılan insan yalnızlıktan ve kimsesizlikten kurtulur. Sahipleri, akrabaları, gözetenleri, destekleyicileri olan insan güvenli bir şekilde yaşama gücüne sahip olur. Hayatın çekilmez yükünü rahatlıkla taşır.

Evlenme ve aile sahibi olmanın en önemli gayelerinden birisi de nesli muhafazadır (ki diğer dört muhafaza dinin, aklın, canın, malın muhafazasıdır; nesli muhafaza bu dört şeyin muhafazasına da yardımcı olur.) Böylece sağlıklı, dengeli ve sağlam nesiller  yetişir. Yeni nesil ihtiyaç duyduğu bütün dini, insanî ve manevî değerleri, beşerî hasletleri, sosyal normları, ahlakî öğretileri ilk önce ve en iyi şekilde aile yuvasından da öğrendiğinden bu müessese aynı zaman en mükemmel eğitim-öğretim yuvasıdır. Yavrularına bilgi veren edep ve terbiye öğreten anne-baba da gerçek manada eğitmen ve öğretmendir. Ebeveynler çocuklarını bedenen ve ruhen en iyi şekilde yetiştirmekle mükelleftirler. Bunun müeyyidesi de yüreklerindeki sevgi, şefakat ve içgüdüyle zihinlerindeki çocuk sahibi olma şuur ve idrakidir.

Kadın ve erkek, Allah’a kulluk bakımından, insan olma bakımından eşittirler. Nitekim ilgili ayet-i kerimede “Erkek olsun kadın olsun her kim de mü’min olarak iyi/hayırlı işler yaparlarsa işte onlar cennete girerler, zerre kadar haksızlığa uğratılmazlar” buyurulmaktadır. (Nisa, 4/124), Al-i İmran, 3/195; Mü’min, 40/40;  Nahl, 16/97 ayetleri de aynı mealde olup kadın ve erkeğin kul olarak farklı olmadığını ortaya koymaktadır. Konuyla ilgili bir hadiste ise; “Şüphe yok ki kadınlar erkeklerin dengi, benzeri ve tam bir eşidir.” İnsanı bir elmaya benzetecek olursak elmanın tam ikiye bölünmüş eşit parçalarından biri kadın, diğeri erkektir. İkisi biraraya gelince “insan” oluyor. Böylece kadın erkeği, erkekte kadını tamamlar. Demek ki insan yalnız başına eksik ve yarımdır.

Kadın, insan ve kul olarak erkekle aynı olan birçok hak ve sorumluluklarının yanında “kendine has” birtakım hak ve sorumlulukları da vardır. Kadın tabii olarak erkek gibi hayatın paylaşılmasında, iş bölümüne göre, kendisine düşen görev ve sorumluluklara sahip olduğu haklara uygun özelliklerle donatılarak yaratılmıştır.

Yukarıda mutlu ve huzurlu bir aile yuvası için kadın ve erkeğin birbirlerine karşı hak ve sorumlulukları olduğunu söylemiştik. Bu görevler şöyle özetlenebilir:

İslam’ın evlilikle birlikte kadına tanıdığı, mehir, nafaka, kendi malını tasarruf, boşama hakkını alma ve üzerine evlenilmemesini şart koşabilme, kendisine iyi muamele edilmesi hakları karşısında; kadından istediği sorumluluk, iffetli olması ve kocasının meşru emirlerine itaat etmesidir. İslam’da öncelikli sorumluluk erkeğin üzerine düşmektedir. Çünkü Allah, onu lider, reis mevkiine koymuştur. İlgili ayette: “Allah’ın bazısını bazısına üstün kılma ve onların kendi mallarından harcaması nedeniyle erkekler kadınlar üzerinde sorumlu-gözeticidir.” (Nisa, 4/34). Ailenin reisi erkektir. Daha öncede belirtildiği gibi yüklendiği sorumluluk ve görevler, fizyolojik/psikolojik yapısı erkeğin aile reisi olmasını tabii kılmaktadır. Kur’an-ı Kerim’de “Erkeklerin meşru surette kadınlar üzerinde hakları olduğu gibi kadınların da onlar üzerinde hakları vardır. Yalnız erkeklerin onlardan bir üstünlük derecesi vardır.” (Bakara, 2/228) denilerek erkek ve kadını karşılıklı haklarına işaret edilmekte ve erkeğin reislik görevine dikkat çekilmektedir. Ailenin geçimini sağlamak erkeğin görevidir. Çünkü erkekler kadınlardan daha güçlü yaratılmışlardır. İslam buna o kadar önem verir ki hadiste buyrulduğu üzere: “Bir erkeğin Allah rızasını gözeterek aile fertlerine yaptığı harcama onun için bir sadakadır/mükafattır.”

Karı-koca birbirlerinin eksiklerini ve kusurlarını görmemeli, namus ve iffetlerini korumalıdır. Her ikisi de hayırlı/salih bir karı-koca olmaya gayret etmelidirler. Bu hususta Hz. Fatıma: “Hayırlı hanım eşini üzmeyen, duygu ve hayalleriyle de asla haramlarda gezmeyenlerdir” diyor. Aynı görüşü Hz. Ali “Hayırlı erkek de eşini üzmeyen, duygu ve hayalleriyle de olsa haramlarda gezmeyenlerdir.” buyurmuşlardır.

Kocanın hanımına karşı hak ve görevlerini hadisler ışığında şöyle sıralayabiliriz:

Bir kimse hanımına iyi davranmalı, onu kırmamalı, kaba davranışlardan sakınmalıdır. Efendimiz şöyle buyuruyor:  “Ey ümmetim! Kadınlara hayırla muamele etmenizi tavsiye ederim.  Çünkü onlar sizim emriniz altındadır. Fazla tahakküme (Hükmetmeye) hakkınız yoktur. Ancak açıktan fuhuş etmişseler o zaman durum değişir.”

 
 

 
 
Koca hanımına, hanım da kocasına ilgi göstermeli huzur ve saadeti evlerinde aramalıdırlar.

İffet ve namus konusunda titiz davranmalıdırlar: “Ey Rasulüm! Mü’min erkeklere söyle gözlerini  haramdan sakınsınlar, ırzlarını zinadan  korusunlar.” (Nur, 24/30) Hz. Peygamber ise bu konuda “Erkek karısını yatağa çağırdığı zaman, hanımı isteğine uymazsa sabahlayıncaya ve kocasının yatağına dönünceye kadar Melekler ona lanet eder.” demiştir. Buna karşılık erkeklere de bu hususta eşlerinin neşeli ve istekli zamanlarını gözetmeleri gibi birçok tavsiyede bulunulmuştur.

Erkek hanımına ve çocuklara dini emirleri hatırlatmak, iyi yönde eğitmelidir. “Ailene namazı emret.” (Taha, 20/132), “Yedi yaşındaki çocuğa namazı öğretiniz. On yaşına vardıklarında kılmazlarsa uygun bir şekilde cezalandırınız. (Hadis)

Koca, kendi mal varlığı ve imkanlarına göre hanımının ve çocuklarının nafakasını sağlayıp her türlü ihtiyacını gidermekle yükümlüdür. Bu hususta cimrilik ettiği takdirde hanımı ilgili yöneticilere ve yargı makamlarına başvurup durumunu anlatabileceği gibi kocasına danışmadan malından harcama yapabilir. Koca hanımında asla sürekli kusur ve hata aramamalı, hanımını dövmemeli, sürekli zan altında tutup onu gizlice takip etmeye kalkışmamalıdır.

Hanımının kocasına karşı görevlerine gelince ise; hanım ailenin reisi olan kocasına karşı bütün meşru meselelerde itaat eder ki, kadının kocasına itaat ile yükümlü olduğu husus ve meseleler belirlenmiş olup erkeğin bunların dışında  bir itaati kadından isteme hakkı bulunmamaktadır. Bu itaat kadını zelil ve sefil etmek için değil, erkek ile kadın arasında ki muhabbetin devamını temin etmek için emredilmiştir. Kadının kocasına itaati İslam’ın emir ve yasaklarıyla sınırlı tutulmakta, Allah’ın emir ve yasaklarına aykırı bir isteğine itaat sözkonusu değildir. Buna göre erkeğin farz namazları, ramazan orucu, tesettür, kadının kendi malından harcaması vb. konularda karısını engelleme hakkı bulunmamaktadır. Bunun yanında kadının nafile ibadetlerinde kocasının iznini alması gerekmektedir.

Kadın, eşinin malını, ailesinin her türlü sırrını, namusunu, çocuklarını korumalıdır. Kadın, kocasından gayrimeşru bir durum haricinde boşanma talep etmemeli (aynı durum erkek içinde geçerlidir) Çünkü hadiste de belirtildiği üzere cennet kokusu haram olur.

“Zevk için birleşip ayrılan kadın ve erkeğe Allah lanet eylesin!” Kadın kocasından izinsiz olarak evinden dışarı çıkmamalıdır. Kadının kocası memnun etmesi onun -en önemli- görevidir. “Kim bir kadın, kocası kendisinden razı olduğu halde ölürse cennete girer.” buyurmuşlardır. Kadın kocasına anlayışlı ve olgun davranmalı, güzelliği, soyu-sopu, zenginliği ile övünmemeli, çocuklarının bakım ve terbiyesi ile en iyi bir şekilde ilgilenmeli, kocasının malını israf etmemelidir.

Sonuç olarak şunları söylemek gerekirse, İslam evlilik ve aile kurmaya çok büyük önem vermiş, bu hususta kadın ve erkeğe bir çok görev ve sorumluluklar yüklemiştir. Kişinin dünya ve ahiret saadet ve huzurunu yakalamasında evlilik ve aile önemli bir etkendir. Evlilik/aile yoluyla toplumsal huzur ve barış sağlanır, soy-sop karışıklığı yeryüzünde fitne ve fesat önlenir. Toplumun İslam terbiyesi ve metodu ile çocuklarını yetiştiren, onlara dini vecibelerini öğreten, hayatlarını her döneminde bu bilgileri taze ve canlı olarak korumaları için çaba gösteren; toplumun fedakâr, sorumluluk düzeyi yüksek, sağlam karakterli kimselere ihtiyacı vardır. Bu da ancak evlenip mutlu ve huzurlu bir aile yuvası kurmakla mümkündür. “Ey Rabbimiz bize eşlerimizden ve nesillerimizden gözlerimizin bebeği olarak (salih insanlar) ihsan et, bizi takva sahiplerine rehber kıl.” (Furkan, 25/74) Amin.

 

 ~ 

Bu konunun linki : 

Yukarıdaki linki arkadaşlarınıza göndermek için kullanabilirsiniz ve bu sayfada; İslami literatürde evlilik ve aile kavramları hakkında bilgiler nedir yazıları veya şiirleri gibi sözleri veya resimleri İslami literatürde evlilik ve aile kavramları siteleri gibi benzer birçok forum konularını bulabilirsiniz.

 ~ 

Son Forum Mesajları

Kaynak linkimizi belirtmek koşulu ile her türlü bilgiyi kopyalayabilirsiniz. Forum içerisinde yazılan tüm mesajların hukuki sorumlulukları mesajları yazanlara aittir. Üyeler, üyelik sözleşmesi gereği bu kuralı kabul etmiş sayılır. Ziyaretçilerimiz bu forumu kullanmadan önce Forum Kurallarını okumak zorundadırlar. Aksi durumda meydana gelecek bütün olumsuz durumlardan ziyaretçilerin bizzat kendileri sorumludur. Sitemizde telif, kişi haklarına; yasalara aykırı olduğunu düşündüğünüz bir konu görürseniz bize aşağıdaki iletişim adresinden ulaşabilirsiniz.

1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11, 12, 13, 14, 15, 16, 17, 18, 19, 20, 21, 22, 23, 24, 25, 26, 27, 28, 29, 30, 31, 32, 33, 34, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44, 45, 46, 47, 48, 49, 50, 51, 52, 53, 54, 55, 56, 57, 58, 59, 60 100, 150, 200, 250, 300, 350, 400, 450, 500, 550, 600, 650, 700, 750, 800, 850, 900, 950, 960

© 2006-2019 ilgiliFORUM.com