MARİFETNAMEDEN DAMLALAR

 
 
 
 
Birinci Madde



Cennetlerin isimlerini ve sıfatlarını ve onlarda olan nehirleri, ağaçları ve meyvelerini, yüksek şatoları ve gözalıcı elbiseleri bildirir.

 

Ey aziz, malum olun ki, müfessirler ve muhaddisler ittifak etmişlerdir ki: Hak Taala, arş ve kürsün altında, yedi göğün üstünde, arşın nuru ile sudan ekiz cennet yaratmıştır. Bunlar, biribirinden yüksektir. En yükseği adn cennetidir ki, Mevla'nın görülme yeridir. Birinci cennetin ismi, darülcelaldir ki, beyaz incidendir. İkinci cennetin ismi, darüsselamdır ki, kırmızı yakuttandır. Üçüncü cennetin ismi, cennetülme'vadır ki, yeşil zebercettendir. Dördüncü cennetin ismi cennetülhulddur ki, sarı mercandandır. Beşinci cennetin ismi, cennetünnaimdir ki, beyaz gümüştendir. Altıncı cennetin ismi, cennetülfirdevsdir ki, kırmızı altındandır. Yedinci cennetin ismi, cennetülkarardır ki, misktendir. Sekizinci cennetin ismi, cennetüladndir ki, terleyen incidendir. Bu adn cenneti, surlarla çevrili bir şehrin ortasındaki yüksek dağın üzerinde bulunan iç kale gibidir. Bütün cennetlerin içinde ve ortasında olduğundan, hepsine komşu, şereflendirilmiş bir mekandır; cennetlerin nehirlerinin çoğunun kaynağıdır. Burası sıddıkların, hâfızların makamıdır. Rahman'ın tecelli mahallidir.

Her cennetin bir kapısı vardır ki, uzunluğu ve genişliği yüz yıllık yoldur. Her kapı iki kanatlıdır ve tek parça sarı altındandır. Çeşitli renklerde cevherle işlenmiş ve nice bin nakış ile süslenmiştir. Birinci cennetin kapısı üzerinde: "La ilahe illALLAH Muhammedün resulüllah" yazılmıştır. Öteki kapıları üzerinde: "La ilahe illALLAH diyene azap etmem" yazılmıştır. Bütün cennetlerin toprağı misk, taşları cevher, bitkileri, zaferan çiçeklerinin renginde, kıpkırmızıdır. Binalarının bir cephesi altın, bir cephesi gümüş ve sıvası anberdendir. Sarayları terleyen incidir, köşkleri sarı yakuttur. Sarayların ve binaların kapıları hep mücevherdir. Her sarayın önünde dört nehir akar. Nehirlerden biri abıhayat, biri halis süt, biri tertemiz şarap, biri saf baldır. Nehirlerin etrafı meyveli ağaçlarla baştan aşağı bezenmiştir. Cennet ağaçlarının dalları kurumuz, yaprakları dökülüp çürümez, Meyveleri sürekli tazedir. Yedi cennetin en âlâsı olan sekizinci cennette nice akan ırmaklar daha vardır. Bunlardan biri rahmet nehridir ki, bütün cennetleri dolaşır. Suyu, hepsinden saf ve baldan tatlıdır. Rengi kardan beyazdır. Kum inciden üstündür. Cennet nehirlerinin biri dahi kevser nehridir. Hak Taala, onu, sevgili Habibi Muhammed sallALLAHu aleyli vesellem hazretlerine vermiştir. Nitekim ona hitap edip: "Biz sana kevseri verdik," (108/1) buyurmuştur. O nehrin genişliği üçyüz fersah mesafedir. Onun kaynağı arşın altı olup, oradan sidreye gelir, oradan cennet-i firdevse dökülür. Öyle süratli akar ki, yaydan fırlayan ok gibi firdevs-i âlayı ve altında olan cennetleri geçerek dolaşır. Rengi sütte beyaz, tadı şekerden şirin, kokusu anberden hoştur. ondan bi kere içen bir daha susamaz. asla bir illet ve hastalık görmez. Lezzeti ebedi damağından gitmez. İlk cennetin kapısı yanında, kevser nehrinin kenarında, renkli cevherlerden kâseler vardır, sayıları yıldızlardan çoktur. Ümmetlerin haşrinden sonra, cehennem köprüsünden geçenler, Habib-i Ekrem sallALLAHü taala aleyhi vesellem cennete girmeden önce ümmetiyle ondan içseler gerektir. Kevser nehrinin kenarlarında, terleyen inciden ve kırmızı yakuttan daha saf yüksek ağaçlar vardır ki, dalları çeşitli sadalarla nağme ederler. Dallar üzerinde cins cins kuşlar değişik seslerle tesbih ederler. Cennet nehirlerinin biri, kâfur nehridir. Biri tesnim nehri, biri selsebil nehri, biri mühürlü rahik nehridir. Bu nehirlerden başka yüksek cennetler içinde nice bin akan nehir vardır ki, etraflarında nice yüzbin meyveli ağaçlar vardı. cennetlikler için nice ipek döşekler gibi, nice bin gözalıcı elbise vardır. Nice çeşit lezzetli yiyecekler ve tertemiz içecekler vardır ki, hesabını ancak Hak Taala bilir.

Cennetlerin genişliği, yani sekiz sû»rundan her iki sû»run arası, yer ve gök arası kadar farz olunup, cennetlerin uzunluğu hudutsuz ve sınırsız sayılmıştır. Fakat cennetlerin derecelerinin tümü, altıbin altı yüz altmışyedi derece bilinmiştir; Kur'an âyetleri sayısınca hesaplanmıştır. Her iki derecenin arası, beşyüz yıllık mesafe bulunmuştur. Çünkü cennetlikler, ezberledikleri Kur'an ayetleri adedince derecelere nail olmuşlardır. O halde Kur'an hâfızları, cennetlerin en üstününü bulmuşlardır ve adın cennetinin ortasına ulaşmışlardır.



İkinci Madde
 

Cennet nimetlerinin çeşitlerini ve cennetlerde bulunan huri ve gılmanları, Rahman'a kavuşmayı ve görmeyi bildirir.

 

Ey aziz, malum olsun ki, müfessirler ve muhaddisler ittifak üzere beyan etmişlerdir ki: Cennetlikler için olan nimetler, her durumda hazır olup, arzu ettiklerinde önlerine gelir. Yüksek ağaçların sarkan meyveleri, işaretleriyle ellerine gelir ve her anca çeşitli meyvelerle lezzetlenirler. Her ne yiyecek ve içecek isterlerse hazır bulurlar. Kazanmaya ve pişirmeye hacet yoktur. Zira cennette zahmet ve ateş olmaz.

Cennet ağaçlarının en büyüğü tuba ağacıdır ki, kökü sidrede, dalları ve meyveleri cennet saraylarının içindedir. Tıpkı dünyada güneşin yukarıda bulunup, ışığı bütün evlere girdiği gibi. Tubanın aslı, cennetin yukarısında olan sidrede bulunup, sayısız dalları cennet saraylarına inmiştir. Cennetlikler, onun çeşitli meyvelerinden meyvelenip, her demde nice lezzet bulmuşlardır.

Müminler için renkli döşeklerle süslü saraylarda ve şatolarda, yastıklar üzerinde aner saçlı, hilal kaşlı, kara gölü, güneş yüzlü, şirin sözlü, işveli ve nazlı, inci dişli, mercan dudaklı, gül yanaklı, selvi boylu, güzel huylu, gülden taze ve taravetli huri kızları vardır. Bunlar cennetliklerin temiz eşleridir. Her birisi yetmiş kat elbise giymiştir. Renkleri çeşitli, ölçüleri hafiftir. Her hurinin taravetli teni cam gibi şeffaftır. Başlarına nur renkleriyle ışıldayan taçlar koymuşlardır. Çeşitli cevherlerle işlenmiş tahtlar üzerinde oturup, müminlere bakarlar. Karşılarında hizmet için nice bin çocuk ve gılman saf saf dizilmişlerdir.

Cennetlere giren müminler ebedî orada kalırlar,r asla çıkmazlar. Selamla şirin sohbetler edip, boş sözle asla hatır yıkmazlar. Cennetlikler için asla ihtiyarlama yoktur. Elbiseleri eskimez. Gönülleri zengin, gözleri toktur. Yerler, içerler fakat ayak yoluna gitmezler. Yiyip içtikleri latif bir buhar gibi olup, gül suyu gibi bedenlerinden sızar, asla küçük su dökmezler. Oradaki huriler ve kadınlar, hayızdan, nifasdan ve buna benzer şeylerden uzak ve pak olmuşlardır. Cennetlikler her an ve her zaman emniyet içindedirler. Üzüntüden, gamdan, bir şeyler tedarik etmekten kurtulmuşlardır. Hastalıklardan ve sakatlıklardan selamet bulmuşlardır. Sıhhat ve âfiyette ebedî sevinçlidirler. Saadetleri sonsuzdur. Müminler için Rahman'ın melekleri, her hafta bir kere mücevherle donatılmış buraklar getirip, Hak Taalanın selam ve davetini tebliğ ederler, müjdelerler. Onlar da, buraklara binip, adn cennetine yükselip giderler. Hak Taalanın misafirhanesine varıp, ikram ve izzetlerini görüp, çeşitli nimetlerini yiyip, selam ve kelamını işitip, Hak'kın cemalini gözleriyle müşahede ederler. Görüntüsünün lezzetinden mest olup, cennet nimetlerini unutup giderler. Oradan Hak'kın izniyle yine kendi makamlarına dönerler.

Bütün cennetleri bekçisi ve hâkimi, sevimli ve büyük bir melektir. Şekli insan, ismi Rıdvan'dır. Cennetler içinde gece ve gündüz olmaz. Bütün cennetler bir an ışıksız kalmazlar. Çünkü cennetlerin gökyüzü Rahman'ın arşıdır. Her an arşın nurları onları ışıklandırır.

 

 Üçüncü Madde
 

Cennet nimetlerinin hülasası ve o devlete nail olanı bildirir.

 

Ey aziz, malum olsun ki, Hak Taala kutsî hadiste azametle şöyle buyurmuştur: "Ey insanoğlu! Sen dünyaya nice rağbet ve iltifat edersin ki, o fanidir. Nimetleri geçicidir, hayatı sınırlıdır. Gerçekten benim katımda, bana itaat eden insan için sekiz cennet hazırlamışımdır. Kapıları dahi sekizdir. Her bir cennette zaferandan yetmiş bin bahçe vardır. Her bir bahçede inci ve mercandan yetmiş bin belde vardır. Her bir belde içinde kırmızı yakutta yetmişbin saray vardır. Her bir sarayda zebercetten yetmişbin daire vardır. Her bir dairede sarı altından yetmişbin oda vardır. Her bir oda içinde sarı yakuttan yetmiş bin yatak vardır. Her bir yatak üzerinde süslü ipekten yetmiş bin döşek döşenmiştir. Her bir döşek üzerinde bir huri kızı ve her bir hurinin önünde sarı altından bir sini vardır. Her bir sinide renkli cevherlerde yitmişbin tabak vardır. Her bir tabakta başka çeşit yemek vardır. Her bir saray altında akan dört nehir vardır. Bunlardan biri su, biri süt, biri şarap, biri saf baldır. Her bir nehrin kenarında yetmiş bin ağaç vardır. Her bir ağacın yetmişbin çeşit meyvesi ve yetmişbin renk yaprağı vardır. Her bir ağaç üzerinde renkli kuşlardan yetmişbin çeşit kuş vardır. Her bir kuş yetmişbin çeşit sada ile bana tesbih eder. Benim itaatkar kullarıma bunlardan başka her bir saatte yetmişbin çeşit hediye bahşederim ki, ne gözler görmüş, ne kulaklar işitmiş ve ne gönüllerden geçmiştir. Cennetliklerin elbiseleri yetmiş kat cennet elbisesidir. Bunlar, incelik ve zerafetlerinden dolayı biribirini gizlemeyip, alttaki elbiselerin renkler pırıl pırıl olup, üsttekilerin renkleriyle karışarak ortaya çıkar. Cennetlikler, cennetlerden ne çıkarlar, ne de ölüm görürler; ne ihtiyarlar, ne gam yerler. Ne korku, ne hüzün çekerler. Ne namaz kılarlar, ne oruç tutarlar. Ne hastalanırlar, ne ağlarlar. Ne küçük su dökerler, ne büyük su; ancak gül suyu gibi ter dökerler. O halde, kim ki benim rızamı ve cennetimi isterse, dünyadan az ile kanaat edip, dünyanın gâni olan izzet ve lezzetlerini terk etsin. Habibime uyarak, onun yolunda gitsin."

Beyt

Ebedî cennet nimetleri helaldir o kimseye

Elini dudağını sürmez cihan nimetlerine


 

 Dördüncü Madde
 

Liva-yı hamd ve Beyt-i mamuru bildirir.

 

Ey aziz, malum olsun ki, müfessirler ve muhaddisler ittifak etmişlerdir ki: Hak Taala, Habib-i Ekrem sallALLAHü taala aleyhi vesellem hazretlerine bahşeylediği Liva-yı hamd ismiyle adlandırılan sancak-ı şerifdir ki; mahşer gününde Muhammed ümmeti onun altında toplanıp o ümmetinnin şefaatçisi olan Peygamber, kendisine vaad edilen makam-ı mahmuda erip, liva-yı hamd altında bulunan ümmetine şafaat eylese gerektir. Halen o Liva-yı hamd, cennetin en yüksek yerinde, sonsuz bir sahrada hamd dağı üzerinde dikilmiş büyük bir alemdir. Uzunluğu bin yıllık mesafedir. Gönderi beyaz gümüştendir, yeşil zebercettendir; alemi kırmızı yakuttandır. Onun üç köşesi vardır ki, her iki köşesinin arası beşyüz yıllık mesafedir. Üzerinde nurdan üç satır yazılmıştır. Her bir satırın uzunluğu beşyüz yıllık mesafedir. Birinci satır: "Bismillahirrahmanirrahim," ikinci satır: "La ilahe illALLAH Muhammedün resulüllah", üçüncü satır: "Elhamdü lillahi Rabbilalemin." büyük livanın altına yetmiş bin liva daha vardır. Her birinin altıda yetmişbin melek safı vardır. Her bir safta yetmişbin melek durup, Hak Tealaya tesbih ederler.

Beyt-i mamur, firdevs cennetinde kırmızı yakuttan bir yüksek kubbe idi. Hak Taala, Adem aleyhisselaı cennetten yeryüzüne indirdiğinde, tevbesini kabul eylemişti. Ona ikram içi Beyt-i mamuru yüksek cennetten bu dünyaya indirip, Kâbe'nin yerine koymuştu. Ta ki bu, Adem aleyhisselam içi cennet yadigârı olup, onu tavaf ve ziyaret kıla. Beyt-i mamurun iki kapısı vardı. Biri doğuya, biri batıya açılmıştı. Beyt-i mamurun içinde nurdan üç kandil vardı. Onların ışığı, ne kadar yeri aydınlatmışsa, o arazi halen Kabe4nin haremi olmuştur. Hak'kın emriyle, yedi gökte sakin melekler, nöbetle inip, hazreti Adem aleyhisselamla Beyt-i mamuru tavaf ederlerdi. Beyt-i mamur, hazreti Adem aleyhisselamdan sonra hazreti Nuh aleyhisselamın zamanına değin yeryüzündeydi. Buradan, tufandan önce dünya göğüne kaldırılmıştır. Kıyamete kadar orada kalıp, sonra yine cenette yolan mekanına kaldırılsa gerektir.

Beyt-i mamurun yeryüzünde olan mekanında, hazreti İbrahim aleyhisselam, Hak'kın emriyle Kâbe'yi bina etmiştir. Eğer Beyt-i mamur, gökten düşse, Kabe'nin üzerine iner. Yerdeki Kabe ile gökteki Beyt-i mamurun arası haram-ı şeriftir. Halen Kabe'nin duvarında bulunan ve öpülen hacer-i es'ad, beyt-i mamurdan yadigâr kalmıştır. Bu taş, kırmızı yakut iken, tufanda Hak'kın emri ile hacer-i esved (siyah taş) olmuştur. Beyt-i mamurun dünya semasında bulunuşu odur ki; her gün ona yetmiş bin melek girip, onda namaz kılarlar. Onlar bir sınıf melektir ki, onlara "cin" dahi derler, zira ki "iblis) onlardandır. Onların sayıları o kadar çoktur ki, onlardan beyt-i mamura bir kere girene kıyamete değin bir dahi sıra gelmez.

 
 

 
 
Cennet altında olan perde melekleri, denizleri, hazineleri, yedi göğü ve her gökte olan melekleri, güneş, ay ve yıldızların hareketlerini, kâinatın durumu ve atmosferi dört madde ile açıklar.

 

Birinci Madde
 

Yüksek cennetlerin altında olan perde meleklerin çeşitlerini, denizleri, Hak'kın hazinelerini, yedi göğün keyfiyetini ve he birinde sakin olan melekleri ve onların şekillerini ve tesbihlerini bildirir.

 

Ey aziz, malû»m olsun ki, müfessirler ve muhaddisler ittifak üzere demişlerdir ki: Hak Teâlâ yüksek cennetlerin altında güneş ışığından yetmişbin perde icat etmiştir. Onların altında ay ışığından yetmişbin perde ortaya çıkarmıştır. Onların altında karanlıktan yetmişbin perde yaratmıştır. Bütün bu perdeler çeşitli meleklerden ibarettir. Onların altında taksim edilmiş rızıklar denizi vardır. Onun altında nimetler denizi vardır. Onun altında su denizi vardır. Onun altında hayat denizi vardır. Bütün bu denizler, Hak'kın nimetlerinden kinayedir.

Bu denizlerin altında yedi gök vardır. Bu, çiçekli nurdandır. Bir rivayette, kırmızı yakuttandır. Bunun izmi ariba'dır. Meleklerle doludur. Buradaki melekler adam suretindedir. Tesbihleri daima: "Sübhanallah ve bi hamdihi adade halkihi ve zineti arşihi ve midadi kelimatihi"3 dir. Onlar Hak Teâlâ'dan gayri kimseyi bilmezler. Birbirlerine dahi bakmazlar. Allah korkusundan ayakta durup, kıyamete kadar ağlarlar. Bunlara mukarrabin melekler, ruhaniyyin melekler, derler. Onların reislerinin ismi: Rakyail'dir. Bu, yedi göğün bekçisidir. Bunların altında altıncı gök vardır. Taze incidendir. Buranın ismi: Raka'dır. Buradaki melekler oğlan suretinde, yüzleri gülden tazedir. Hepsi Allah korkusundan rükû»a gitmişlerdir. "Sübhane Rabbi külli şeyin"4 tesbihini dillerine vird etmişlerdir. Reislerinin adı: Kemhail'dir. Bu, altıncı göğün bekçisidir. Bunun altında beşinci gök vardır. Kırmızı altındandır. Bunun ismi: Dineka'dır. Buranın melekleri huri suretindedir. Bunların hepsi Allah korkusundan oturup kalmışlardır. Tesbihleri: "Sübhane hâlikunnur ve bi hamdihi"5 olmuştur. Reislerinin ismi: Semhail'dir. Bu, beşinci göğün bekçisidir. Bunun altında dördüncü gök vardır ki, beyaz gümüştendir. İsmi: Erkalun'dur. Buranın melekleri at suretindedir. Tesbihleri: "Sübhane melikil kuddüsi Rabbena ve Rabbil melaiketi ver ruh"6 olmuştur. Reislerinin ismi: Kakail'dir. Bu dördüncü göğün bekçisidir. Bunun altında üçüncü gök vardır ki, sarı yakuttandır. İsmi: Mâun'dur. Bunun melekleri kartal suretindedir. Tesbihleri: Sübhane'l-melik'el-hayyi'llezi ve lâ yemû»t"7 kelimesidir. Reislerinin ismi: Safdail'dir Bu, üçüncü göğün bekçisidir. Bunun altında ikinci gök vardıry ki, kırmızı yakuttandır. ismi: Kaydum'dur. Buranın melekleri deve suretindedir. Tesbihleri: "Sübhane zil izzeti vel ceberut"8 olmuştur. Reislerinin ismi: Mihail'dir. Bu, ikinci göğün bekçisidir. Bunun altında birici gök vardır ki, yeşil zebercettendir. İsmi: Berkia'dır. Buranın melekleri öküz suretindedir. Tesbihleri: "Sübhane zil mülki vel melekut"9 olmuştur. Buradakilerin reisinin ismi: İsmail'dir. Dünya göğünün bekçisidir. Bu, büyük ve güzel bir melektir ki, Mikail'in vekilidir. Yağmuru her yere taksim eden odur. Yağmur damlaları onun hesabıyle iner ve bulutlar onun sevkeylediği yere gider.

Yedi göğün kırmızı altından hesapsız kapıları vardır. Hepsi kilitlidir ve anahtarlarının ismi: Allahü ekber'dir. Her göğün reisinin desturuyle kapılarını kapıcıları açarlar. Yedi gökten her birinin kalınlığı ve yüksekliği beşyüz yıllık mesafedir. Her iki göğün arası beşyüz yıllık yoldur. Unutmamalıdır ki, yukarıda işaret olunduğu üzere yedi göğün tasnifini tekrarlamaktan murat, sayı ve mesafelerinin tayini değildir. Belki Allah'ın kudretinin büyüklüğünü beyandan kinayedir. Zira Allah'ın kudreti nihayetsizdir. Yedi göğün toplulukları ve şekilleri sahih rivayetler üzere çadırlar misali olup, yerin çevresinde bulunan ekiz kaf dağının yedisi üzerinde karar etmişlerdir. Sekizinci kaf dağı, dünya göğünün içinde yeri kuşatmıştır. Göklerin alt kısımları bu dağlar üzere nihayet bulmuştur.

 

 İkinci Madde
 

Yedi göğün altında, dünya göğüne bitişik olan denizin içinde güneş, ay ve yıldızların doğuş ve batışını ve bazı durumlarını bildirir.

 

Ey aziz, malû»m olsun ki, bazı müfessirler ve muhaddisler demişlerdir ki: Hak Taâlâ, dünya göğü altında ve ona bitişik bir su denizi yaratmıştır ki, bu deniz, dünya göğünün içini kaplar. Bunun dalgaları, hava üzerinde Hak'kın emriyle karar ve sükû»net bulmuştur; bir damlası havaya düşmez. Allah, güneşi, ayı ve yıldızları kendi arşının nurundan yaratıp, bu su denizinin içinde balıklar gibi yüzücü eylemiştir. Bütün yıldızlardan, güneşi daha büyük ve nurlu edip, bundan sonra da ayı büyük ve nurlu etmiştir. Sonra Cibril aleyhisselâm kanadıyla ayın yüzünü mesh edip, ışığını yoketmiştir ki, nuru sönük olup, gece gündüzden fark ola. Onunla senelerin sayısı ve ayların hesabı malû»m ola. Nitekim Hak Taâlâ Kelam-ı Kadim'inde buyurmuştur: "Bir delil olan geceyi, kaldırıp, yine bir delil olan gündüzü aydınlık kıldık." (17/12) Bunun içindir ki, ayın yüzünde çizgiler gibi görünen siyah belirtiler nurunun mahvolmasındandır. Hak Taâlâ bu deniz içinde, güneş için üçyüz altmış kulplu elmas cevherinden bir araba yaratıp, güneşi üzerine koymuştur. Her kulpu tutan bir elek yaratmıştır. Ta ki onlar, güneşi arabasıyle o denizde doğudan batıya çekip götüreler.

Hak Taâlâ ay için de üçyüz kulplu, sarı yakuttan bir araba yaratmıştır. Ayı onun üzerine koymuştur. Her bir kulpu kavramak için bir melek tayin etmiştir. Ta ki onlar, ayı arabasıyla doğudan batıya götüreler. Yine ay için lacivert cevherden altmış kulplu bir mahfaza yaratmıştır ki, ona altmış melek tayin etmiştir. Ay, arabasını yöneten melekler tarafından güneşten gün gün uzaklaştırıldıkça, mahfazasını tutan melekler de, aydan mahfazasını azar azar yaklaştırdıkça, mahfazasını dahi öte taraftan gün gün yaklaştırıp, ay güneşe yakın oldukta, mahfazasını tamamıyla ona giydirirler. Bu minval üzere kıyamete kadar gider. Bunun içindir ki, ay bazan kaybolur, bazan hilâl, bazan yarım, bazan da dolunay olur.

Yıldızların büyüklerine onar melek, küçüklerine birer melek tayin olunmuştur. Ta ki, hakim ve güçlü olan Allah'ın takdiri üzere onları, o denizde hareket ettirip, belirli vakitlerinde doğdurup batırırlar. Kaf dağının gerisindeki o deniz içinde, yıldızların her birini yine kendi doğuş yerlerine götürürler. Gökte kayan ateş parçalarıyla, oralarda kulak misafiri olan şeytanları taşlarlar ve yakarlar.

Hak Taâlâ kudretiyle güneş, ay ve yıldızlardan ancak beşi için yerin iki tarafında müteaddit doğuş ve batış yerleri yaratmıştır. Bunun içindir ki, bunlara yedi gezegen derler. Bunlar, her gün başka bir yerden doğup, başka bir yere batarlar. Güneş için doğu tarafında kaynayan siyah balçıktan yüz seksen ateş çıkartıp, batı tarafında da siyah balçıktan çıkan yüz eksen kaynak var etmiştir ki şiddetli ateş üzerinde kaynayan kazanlar misali kaynarlar.

Güneş, aziz ve alim olan Allah'ın takdiriyle, altı ay boyunca her gün yeni bir doğuş yerinden doğup, yeni bir batış yeri içinde batar, Altı ay sonunda yine önceki doğuş ve batış yerlerine döner. Senenin bitiminde tekrarına gelir. Seni boyunca güneyden kuzeye, kuzeyden güneye kayarak hareket eder. Bunun için, kışın güneşin doğuş ve batış yerleri güneyde olup, yaz günlerinde kuzey yönünde doğar ve batar. Ta kıyamete dek bu minval üzere gider. Eğer bu yakıcı güneş ışınları, o deniz içinden süzülmeyip doğrudan havaya gelseydi; o bize yakın olup, yeryüzünde bulunan yaratıklar tümden yanarlardı. Eğer güzel ayın nurlu yüzü, o denizle örtülü olmayıp, açıktan müşahede olunsaydı; cihan halkı, ayın güzelliğine meftun ve hayran olup, onu Tanrı edinirlerdi diye haber ve vârit olmuştur.

 

 Üçüncü Madde
 

Geceyi, gündüzü, güneşin secdelerini, ay ve güneş tutulmalarını bildirir.

Ey aziz, malû»m olsun ki, müfessirlerin ve muhaddislerin büyük çoğunluğu demişlerdir ki: Her gün, güneşin batma vakti olduğunda gece için tayin olunan melek, gecenin siyah cevherini, gökten doğu tarafına asıp; tedricen ufuklardan gündüzün beyaz cevherini kaldırır. Ta ki, gecenin cevheri ufukları kuşatıp, gece karanlığı olur. Güneşin nuru battıkta; ona vekil olan melekler, onun gökten göğe süratle kaldırıp, iki saat miktarı zaman içinde arş-ı azam altına götürürler. Burada güneş, cihanın Rahman'ına secde edip, melekler dahi onunla secdeye giderler. Cibril-i emin aleyhisselam, arşın nurundan, güneşe, bir günlük nurdan elbisesini giydirir. Bundan sonra gecenin saatleri tamam oldukta; güneşin doğuşundan iki saat önce, gündüz için tayin olunan melek, gündüzün beyaz cevherini göklerden doğu tarafına asıp, yavaş yavaş ufuklara gönderip, yaydıkça, gecenin meleği de, gecenin siyah cevherini yavaş yavaş göğe kaldırır. Ta ki, gündüzün cevheri, ufukları kuşatıp, cihan aydınlık olur. Güneş melekleri dahi, güneşi, gökten göğe süratle indirip, iki saatte önceki doğma yerine getirirler. güneş doğdukta; tayin edilmiş olan üçyüz altmış güneş meleği, tesbih ve tehlil ederek doğup, kanatlarını yayarlar. Güneşi, o günün saat ve dakikaları miktarınca hareket ettirip, batıya götürüp giderler. Bu minval üzere güneş, batış yerinde batıp, doğuş yerinden doğarak, kıyamet oluncaya değin böyle gelip gider. Kıyamet gününde üç gün miktarı durup, dördüncü gün battığı yerden doğsa gerektir. Bu durum, kıyamet şartlarının en meşhuru ve kıyamet alâmetlerinin en büyüğüdür ki, bundan sonra tevbeler kabul olmaz, küfür ve isyandan pişmanlık yarar sağlamaz.

Hak Taâlâ, güneş ve ay tutulmaları için belirli vakitler tayin etmiştir ki, yeryüzünde bulunan kulları, ayın ve güneşin değişmesini görüp, uyanarak, kendisine tevbe edeler ve yöneleler. Güneş tutulması vakti geldikte; güneş, arabasından düşüp, göğe doğru denizin derinliklerine gider. Eğer tamamıyle düşerse, güneş tam tutulup, yıldızları örten ışığı kalmayıp, büyük yıldızlar meydana çıkar. Eğer yarısı denize düşerse, düştüğü kadarı tutulur. Güneş tutulması durumunda güneş melekleri iki fırka olur. Bir fırykası, tesbih ederek, onu arabasından yana çekerler. Bir fırkası dahi tesbih ederek, arabayı güneşten yana yaklaştırırlar. Bu esnada yine güneşi batı tarafına alıp giderler. Ta ki, iki üç saat miktarı zamanda, önceki gibi arabası üzerine koyarlar. Böylece güneşi, âleme ışık vererek battığı yere yederler. Aynen bunun gibi, ay tutulması vakti geldikte; ay, arabasından denize ya tamamı, ya yarısı düşüp, bu olay süresince ay tutulması hasıl olur. Onun melekleri de iki fırka olup, tıpkı güneş tutulması vaktindeki minval üzere hareket ederek, ayı arabasına koyarlar; ay tekrar parlayıp, karanlık geceyi ışıklandırır. Melekler onu alıp, battığı yere götürürler.

Ay ve güneş tutulmasının faideleri vardır. Biri budur ki, güneş ve ayı tanrı edinenlerin sözlerinin çürüklüğü ortaya çıkar. Zira, değişikliğe uğrayan nesne, tanrı olamaz. Biri dahi budur ki, ay, ayın son üç gününde güneşin ışığından kurtuldukta; görünmez olduğu ve tam dolunay halindeyken tutulduğu; bunun da kemale ermenin noksana yakınlaşmak olduğunu gösterdiği, çünkü her kemalin bir zevali olduğunun kaçınılmazlığıdır.

Şu hale emniyette bulunan kemal sahiplerine, belâdan emniyet olmayıp, hazreti Hak'ka yönelmek lâzımdır. Nitekim Habib-i Ekrem sallallahü aleyhi ve sellem: "Emniyeti bekleyerek belâda olmayı, emniyetteyken belâdan sakınmaktan daha çok severim. Çünkü Allah bir kuluna ancak belâ için emniyet verir," buyurmuştur.

Güneş ve ay tutulmasının bir faideleri dahi budur ki; kıyamet gününde yüzlerin beyaz ve siyah omalarıı hatırlayıp, kulun tedarikli olması her dem Hak'kın rızasını gözetmesidir.

Güneş ve ay tutulmalarını görenlerin, tevbe ve istiğfarla Allah'a yönelmeleri lâzım olur.




 Dördüncü Madde
 

Kâinatı bazı durumlarını ve atmosferi bildirir.

 

Ey aziz, malû»m olsun ki, müfessirler ve muhaddisler demişlerdir ki: Hak Taâlâ, yukarıda anlatılan denizin altında olan hava denizinin ortasında, yerle gök arasında bir su denizi daha yaratmıştır. Ona yasak deniz, derler. Onda, balıklar gibi çeşitli yaratıklar yüzüp, gezerler. Bu denizin suyuyla Nuh Tufanı olmuştur. Nuh kavmi onunla helâk bulmuştur. Hak Taâlâ, yağmur indirmek murat eyledikte; gökler üzerinde ola rızıklar denizinden belli vakitlerde, taksim edilmiş rızıkları göğe indirir ve yasaklanmış denize ulaştırır. Ondan rüzgâra yükleyip, bulutlara bildirir. Ta ki rızıklarla donatılan suyu, kalbur misali eleyip, yağmur damlaları eyleye. Ondan hem damlayı, Hak'kı emriyle bir melek indirip, kendi mevziine koyar. Çünkü melekler, nurdan yaratılmıştır, onun için yağmur indirmek gibi işlerde birbiri üzerine yığılmayıp, ışık şuaları gibi birbirinden geçerler. Gökten yere inen her yağmur damlası, ölçülü, tartılıdır; karaya ve denize yararı çoktur. Eğer, yağmur damlası rızık ile donanmış ise, ondan kara nebatlar hasıl olur, denizde incilere ulaşır. O halde rızıklar, denizden yağmur denizine, orada bulutlara, onlardan da karaya ve denize iner. Hak Taâlâ, atmosferde, yani hava denizinin içinde kardan ve doludan nice yüzbin dağlar yaratmıştır. Yerin bir tarafına kar, bir tarafına dolu gönderecek oldukta; bunlara vekil olan Mikail aleyhisselama emreder. O dahi vekili olan İsmail adlı meleğe emredip, murat eylediği yere, istediği kadar her tanesini bir melek koyar. Nitekim Hak Taâlâ: "Görmedin mi ki Allah, bulutları sürüklüyor; sonra bulutların arasını topluyor, sonra onu bir yığın haline getiriyor. İşte görüyorsun ki, yağmur bunların arasından çıkıyor. Allah, gökte dağlar halindeki birikintilerden dolu indiriyor da, dilediği kimseye bununla musibet veriyor, dilediğinden de onu bertaraf ediyor. Şimşeğin parıltısı neredeyse gözleri alıverecek." (24/43), buyurmuştur.

Hak Taâlâ, yeşil cevherden suyu yarattıkta; onun buharından rüzgârı yaratmıştır. Yer ve gök arasında olan rüzgâr üç kısımdır. Birisi kısır rüzgârdır ki, Ad kavmine gönderilmiştir. Birisi kara rüzgârdır ki, yıldızlar denizini, yağmurlar denizini, kar ve dolu dağlarını yüklenip, atmosferde tutmuştur. Üçüncü rüzgâr, yerdekilerin rüzgârıdır ki, doğu-batı, güney-kuzey yönlerinden hareket eden havadır. O, bulutları ve buharları birleştirip ayırır, yağmur ve kar inecek yerlere akıp gider. Şu halde rüzgâr esmesi de Mikail aleyhisselamın tedbirine uygundur ve onun hareket ettirmesine bağlıdır: Onun izniyle esip, izniyle kesilir.

Hak Taâlâ, bu havayı yaratıklarının ruhlarına nefes etmiştir. Bu rüzgârı, fera ve sürû»r; eşyanın ve işlerin düzenleyicisi etmiştir. Çünkü rüzgâr olmasa, her şey kokar ve bozulurdu, bütün canlılar yerde helâk bulurdu. Rüzgârın yağmuru ve bitkileri beslemesi gibi faydaları çoktur. Yüzleri güzelleştirme, hayatı koruma ve hayata nefes verme gibi özelliklerinin nihayeti yoktur.

Hak Taâlâ, bulutları, içleri boş ve latif biçimde yaratmıştır. onları, Mikail aleyhisselamın yardımcıları havada toplayıp, yere yakın getirdikte; gökyüzünü örtüp, kesif bir bulut olurlar. Hak Taâlâ, bulutların sevki için Ra'd adlı bir küçük melek yaratıp, onu, Mikail aleyhisselama tâbi kılmıştır. Onun demirden bir kırbacı vardır ki, kamçıyla bulutları develer gibi sevk eder. Vuruşunun şiddetiyle kırbacından ateş çıkar ki, ona şimşek derler. Eğer o ateşin kıvılcımı yere düşerse, ona yıldırım derler. O korkutucu gök gürültüsü, küçücük bir melek olan Ra'd'ın sadasıdır ki, Hak'kı hamd ile tesbih eder. O, bulutları yerlerine sevkedip gider. Nitekim Hak Taâlâ Kelam-ı Kadim'inde: "*ök gürültüsü, Allah'ı hamd ile tesbih eder; melekler de Allah'dan korkarak tesbih ederler," (13/13), buyurmuştur.

Hadis-i şerifte vârif olmuştur ki, havada ortaya çıka yeşil ve kırmızı kavis Kuzah kavsi değildir, zira Kuzah şeytanın namıdır. Belki o Allah'ın kavsidir ki, rahmet alâmeti, kudret belirtisi ve bereket habercisidir.

Hak Taâlâ, yeryüzüne komşu olan havayı, lâtif yaratmıştır. Ta ki yeryüzünde bulunan yaratıklar onu, koklayarak teneffüs edip, hayat bularak yaşayalar. Bu havanın üstünde duman, onun üstünde beyaz bulutlar, onun üstünde yağmur bulutları, onun üstünde uça kuşlar yaratmıştır ki, kuşların ne yasaklanmış denizde yuvaları vardır, ne yeryüzünde yuvaları vardır. Onlar ancak hava yerler, hava içerler; havada uyurlar, havada çiftleşirler. Yumurtaları havadan düşerken, ruh bulup yavru olur ve kanatları tamamlanana kadar, kuş olup uçana dek düşerler. Bundan sonra da yukarı doğru uçup, hemcinslerine giderler. Bunların bulunduğu havanın üstünde, kar ve dolu dağları, bunun üstünde yasaklanmış deniz, bunun üstünde lâtif hava ve bunun üstünde yıldızlar denizini yaratmıştır. Güneş, ay ve yıldızların nurları büyük ve şiddetli olup, onlarla bizim aramızda bulunan lâtif hava, saf deniz, kar ve bulutlar az olduğundan büyük bir engel teşkil etmez. Eğer, güneş ile yer arasıda bütün bunlar, bu kadarcık engel teşkil etmeseydi, güneşin sıcağına asla tahammül olunmazdı.


damladan daha fazla olmuş gibi... ellerine sağlık ferahladık sayende

rica ederim.. ne zamandır aklımdaydı anca vakit buldum...

peki kitabı bulabildiniz mi Adabazar'da



farkındayım aslında şuan ist'te olmamın sebebide alacağım kitaplarla ilgili.. nasip olursa yarın bir aracağaloğlu vefatihte gitmeyi planladığım bir iki yer var.. ilgilendiğiniz için sağolun.

 ~ 

Bu konunun linki : 

Yukarıdaki linki arkadaşlarınıza göndermek için kullanabilirsiniz ve bu sayfada; MARİFETNAMEDEN DAMLALAR hakkında bilgiler nedir yazıları veya şiirleri gibi sözleri veya resimleri MARİFETNAMEDEN DAMLALAR siteleri gibi benzer birçok forum konularını bulabilirsiniz.

 ~ 

Son Forum Mesajları

Kaynak linkimizi belirtmek koşulu ile her türlü bilgiyi kopyalayabilirsiniz. Forum içerisinde yazılan tüm mesajların hukuki sorumlulukları mesajları yazanlara aittir. Üyeler, üyelik sözleşmesi gereği bu kuralı kabul etmiş sayılır. Ziyaretçilerimiz bu forumu kullanmadan önce Forum Kurallarını okumak zorundadırlar. Aksi durumda meydana gelecek bütün olumsuz durumlardan ziyaretçilerin bizzat kendileri sorumludur. Sitemizde telif, kişi haklarına; yasalara aykırı olduğunu düşündüğünüz bir konu görürseniz bize aşağıdaki iletişim adresinden ulaşabilirsiniz.

1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11, 12, 13, 14, 15, 16, 17, 18, 19, 20, 21, 22, 23, 24, 25, 26, 27, 28, 29, 30, 31, 32, 33, 34, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44, 45, 46, 47, 48, 49, 50, 51, 52, 53, 54, 55, 56, 57, 58, 59, 60 100, 150, 200, 250, 300, 350, 400, 450, 500, 550, 600, 650, 700, 750, 800, 850, 900, 950, 960

© 2006-2019 ilgiliFORUM.com