NEFRET ETMEDEN YAŞAMAK DAHA GÜZEL!

 
Bu konu ile benzer olabilecek diğer forum sayfaları
 
 
 
 
NEFRET ETMEDEN YAŞAMAK DAHA GÜZEL!

Gülgün Göktan

Aslında bu yeni bir keşif değil elbette. İnsanlar arasındaki sevgisizlik ve şefkat eksikliği, hepimizin çok iyi bildiği; sık sık dile getirip kaleme aldığımız bir konu.

 

Ama hani bazen insanın beyninde her zaman gördüğü, bildiği olaylara karşı ülfetinin kırıldığı bir an olur ya; işte bu da böyle. Çok iyi bildiğiniz bir durumun, aslında ne kadar ciddi boyutlarda olduğunu bazen bir anda daha net görmeye başlarsınız.

 

Hayret! Nefret ne kadar da sevilir olmuş insanlar arasında! Sevgiyi seveceklerine, birbirlerinden nefret etmeyi, çatışmayı, didişmeyi, çekişmeyi daha çok sever hale gelmişler.

 

Nefret edecek birilerini bulamadıklarında sıkıntı basıyor bu insanlara. Çatışacak bir konu ya da ortam olmadığında bunalıyorlar. İllaki tartışacak, kutuplaşacak birini arıyorlar. Hiç kimseyi bulamazlarsa daralıp, karşılarına çıkan halim selim, tartışma yanlısı olmayan biriyle de olsa bu derin tutkularını yaşamaya çalışıyorlar.

 

Bu anlattıklarım kesinlikle abartılı değil. ‘Sevgisizlik' kelimesi bu insanlar için yetersiz. Bu ondan da öte; bambaşka bir şey. ‘Nefretin en gelişmiş, en karanlık hali'…

 

Sevgisizlikte, insanlar sevgiden yoksun yaşarlar ama, bundan acı da duyarlar. Bu öyle değil.

 

Bu insanlar sevmek istemiyorlar. Sevginin o eşsiz güzelliği, onlara kötü bir kabusun baş döndürücü karanlığı gibi geliyor adeta. Onlar sadece nefret etmek istiyorlar.

 

Öyle şiddetli ki bu his, kendilerini sevenlerden de hiç hoşlanmıyorlar. Sevilmek de onlara kötü geliyor. Hemen tersliyorlar kendilerine sevgiyle yaklaşanları. Annelerini, eşlerini, çocuklarını, iş arkadaşlarını… Kim olduğu hiç fark etmiyor. Çünkü eğer sevilmeyi kabul ederlerse, onların da sevmeleri gerekiyor. Güzel söze güzellikle, nezakete nezaketle, hoşgörüye hoşgörüyle, tevazuya tevazuyla karşılık vermeleri gerekeceğinden, işte daha en başından o nefret dolu tavırlarını takınarak sevgiye set çekiyorlar.

 

İşyerlerinde, evlerinde, sokakta, otobüste, restoranda, tatil köylerinde, trafikte… Nerede ya da kiminle oldukları, ne yaptıkları hiç fark etmiyor. Her ortamı, her sohbeti, her konuyu tırmandırıp; gittikleri her yere ruhlarındaki o çirkin karanlığı, nefreti, gerilimi beraberlerinde taşıyorlar.

 

Bu nefret ruhu, insanların aile, iş ya da arkadaş ortamlarıyla sınırlı kalmıyor elbette. Dünyanın dört bir yanını saran din ve mezhep çatışmaları, etnik çatışmalar, ihtilaflar, ayrımcılıklar, politik rekabetler, iktidar kavgaları, siyasi muhalefette kullanılan o çirkin üsluplar; kulakları tırmalayan ses tonlarıyla yapılan öfke dolu bağırıp çağırmalar, insanlara din kardeşlerini dahi düşman ilan ettirten bu delice bakış açısı, işte hep bu nefretin ürünlerinden…

 

Peki bu hep böyle miydi? Nefret hep bu kadar seviliyor muydu?

 

Evet böyleydi. Geçtiğimiz yüzyılı kana bulayan, ardında milyonlarca ölü bırakan, tüm dünyayı birbirine kırdıran savaşlarının altında yatan sebep de buydu. Şimdikinden farkı; o zaman nefret ideolojileri yaptıkları yoğun propaganda ile dev kitleleri peşinden sürüklüyordu, nefreti toplu eylemlerle topluma hakim ediyordu. Şimdi ise insanlar böyle bir çağrıya ve propagandaya ihtiyaç duymadan, kendi istekleriyle, bilerek ve severek nefreti yaşıyorlar.

 

Ve şimdiki fark, bu insanların nefreti dışarıya yansıtabilecekleri, nefreti körükleyip başkalarına da öğretebilecekleri çok fazla imkan elde etmiş olmaları. Televizyonlar, radyolar, gazeteler, internet sayfaları, sosyal paylaşım siteleri bu kişilere alabildiğine imkan tanıyor. Tek bir cümleyle bir anda on binlerce insana ulaşabiliyor; bir anda kendilerinin benzeri yüzlerce nefret insanı kopyalayabiliyorlar.

 

Gördükleri her türlü hayra, iyiliğe, güzelliğe topluca savaş açıyorlar. İşleri güçleri neredeyse yalnızca bu olmuş. Dünyayı yaşamanın peşinde de değiller. Amaçları, iyi insanlara, hayırlı faaliyetlere, sevgi insanlarına ve onların sevgiyi yaşatma çabalarına köstek olmak.

 

Dünyada akan kanın durmasını, kardeşi kardeşe düşman eden nefretin ortadan kalkmasını, insanların huzura, barışa, nimete kavuşmalarını istemiyorlar adeta. Dünyaya barış getirmektense, nefretin zeminini daha da güçlendirmenin peşindeler.

 

Hızla kopyalanan bu nefret insanlarının karşısındaki sevgi insanlarının sayısı ise çok çok az. Nefret dolu bir hayat yaşayabilmek için can atan insanların sayısı öylesine çok ki.

 

Twitter, Facebook gibi ortamlar, onlar için adeta bir bayram yeri. Nerede bir güzellik; nerede hayra çağıran biri varsa, o paylaşımın altında hemen bir muhalefet ve nefret ruhu oluşturup hayra engel olma çabasındalar.

 

Yanlış anlaşılmasın. Elbette herkes aynı fikirde olmak zorunda değil. Fikir özgürlüğü vardır ve insan istediği konuda muhalefet edebilir; tamamen farklı bir düşünceyi savunabilir. Bu başka. Bizim bahsettiğimiz nefret bambaşka!

 

Nereden mi anlıyoruz? Seçilen kelimelerdeki derin manadan, üsluptaki kin, öfke, düşmanlık, nefret, acımasızlık, gaddarlıktan ve amansız intikam isteğinden. En sıradan konularda bile hemen karşılarındaki insanlara zarar gelmesini, belaya, sıkıntıya uğramalarını, hatta en kötü acılara uğrayıp neredeyse yok olmalarını istemelerinden. Çözümü hep gaddarlıkta, acımasızlıkta aramalarından…

Bu insanlar, onların da lehine olacak, dünyaya refah barış kurtuluş getirecek en güzel sözlere, tespitlere, önerilere, fikirlere bile muhalefet edecek bir şey buluyorlar. Bunu bir alışkanlık haline getirmişler. Kavgayı, tartışmayı, cebelleşmeyi hayatın bir süsü olarak görüyorlar.

 

Aksi bir dünyanın varlığından habersiz oldukları için, hayat böyle yaşanır, olaylar böyle çözümlenir, sorunlar böyle halledilir sanıyorlar.

 

Bir çocuğa, bir yaşlıya, öksüze, yetime, yolda kalmışa, muhtaç olana, sakat olana, kadınlara, hasta olana bile merhameti, şefkati yitirmişler. Eğer onların fikirlerinden değilse, ne durumda olduklarına dahi bakmaksızın hemen nefret kusuyorlar. “Bu çocuktur, bu yetimdir, bu yaşlıdır, merhamet edelim” demiyorlar. “Bizden olmayan bizi ilgilendirmez” diyorlar.

 

Bunlar nasıl bir insan türüdür? Nerede yaşar, ne yer, ne içer, nasıl yaşar bunlar? Neyden mutlu olurlar, ne amaçlarlar, neyi umursarlar? Kalplerinde iyilikten yana tek bir şey var mıdır? İnsani özelliklerini nasıl olmuş da kaybetmişlerdir? İşte bunları kavrayabilmek çok zor. Hayret ve şaşkınlıkla bu insan türünü seyrediyoruz, inceliyoruz, analiz ediyoruz, ibret alıyoruz.

 

Bu insanlar eşlerine çocuklarına, annelerine babalarına ne gözle bakarlar? Hiç olmazsa, acaba onları sevmeyi biliyorlar mı? Onlara güzel söz söyleyebiliyorlar mı? Nezaket gösterebildikleri, incelik yapabildikleri insani tavırlar gösterebildikleri zamanlar hiç oluyor mu acaba? Fedakarlık yaptıkları, hoş görebildikleri, affedebildikleri oluyor mu? Yoksa onlara da aynı nefretle, aynı muhalefet ve kavga ruhuyla mı yaklaşıyorlar?

 

İşte insan bunları çok merak ediyor. Bilemiyoruz, ama bildiğimiz bir şey var: Eğer bir insanın hayatının her yerinde bu nefret ruhu hakimse, ailesiyle geçirdiği saatlerde bir anda ikinci bir kişiliğe geçip sevgi dolu bir insan olabilmesi de mümkün değildir.

 

Ve buradaki sorun asıl şundan kaynaklanıyor: Örneğin bir insan yeşil rengi bilmezse, hiçbir zaman yeşil bir renk olmadığı için, bunun eksikliğini hissetmez. Tüm dünyanın yalnızca onun o bildiği renklerden oluştuğunu sanır. O da ona yeter. Ya da hayatında hiç tatlı yememiş bir insan, eğer tüm yiyeceklerin tuzlu, acı ve diğer tatlardan oluştuğunu sanıyorsa, hiçbir zaman için tatlıyı aramaz, tatlıya özlem duymaz. Ve onun eksikliğini hissetmez.

 

İşte bu insanların durumu da buna benziyor. Hayatlarında hiç gerçek sevgiyi, huzuru, mutluluğu, sevinci yaşamamışlar. Böyle bir sevginin var olduğunu bile bilmiyorlar. Tamamen habersizler. İşte bu yüzden de dünyayı yönlendirmeye, biçimlendirmeye çalışırken de, hep sevgisiz bir dünya hayal ediyorlar. Nefretten, çatışmadan  başka bir şey olmaz sanıyorlar. Konular olaylar sorunlar hep kavgayla çözülür diye biliyorlar.

 

Elbette sevginin tadını eğer bir kez olsun bile tatmış olsalardı, tüm bu anlattıklarımızı anlamaları çok kolay olurdu. Ama hiç bilmedikleri için, samimi olarak hayret ediyor ve “Siz neden bahsediyorsunuz?” diyorlar.

 

İşte bu yüzden, dünyadaki birçok insanın göremediği, bir başka rengin daha var olduğunu algılayabilmiş olan insanların üzerine büyük bir sorumluluk düşüyor.

 

Sevmeyi, sevilmeyi bilen; sevginin dünyadaki her konunun çözümü olduğunu idrak edebilmiş olan insanlar, sabırla, dikkatle, emek emek birer ‘sevgi öğretmeni' olacak ve bu insanlara ‘sevmenin yolunu öğretecekler'.

 

En güzel sözleri söyleyerek, en güzel üslubu kullanarak, hoşgörüyle, tevazuyla, candanlıkla, gönül alarak, sevgiyle ‘bu nimetin var olduğunu onlara ispat edecek' ve ‘sevmeyi insanlara sevdirecekler'.




Gülgün Göktan
http://facebook.com/gulgun.goktan
https://twitter.com/GulgunGoktan

 
 

 
 

 ~ 

Bu konunun linki : 

Yukarıdaki linki arkadaşlarınıza göndermek için kullanabilirsiniz ve bu sayfada; NEFRET ETMEDEN YAŞAMAK DAHA GÜZEL! hakkında bilgiler nedir yazıları veya şiirleri gibi sözleri veya resimleri NEFRET ETMEDEN YAŞAMAK DAHA GÜZEL! siteleri gibi benzer birçok forum konularını bulabilirsiniz.

 ~ 

Son Forum Mesajları

Kaynak linkimizi belirtmek koşulu ile her türlü bilgiyi kopyalayabilirsiniz. Forum içerisinde yazılan tüm mesajların hukuki sorumlulukları mesajları yazanlara aittir. Üyeler, üyelik sözleşmesi gereği bu kuralı kabul etmiş sayılır. Ziyaretçilerimiz bu forumu kullanmadan önce Forum Kurallarını okumak zorundadırlar. Aksi durumda meydana gelecek bütün olumsuz durumlardan ziyaretçilerin bizzat kendileri sorumludur. Sitemizde telif, kişi haklarına; yasalara aykırı olduğunu düşündüğünüz bir konu görürseniz bize aşağıdaki iletişim adresinden ulaşabilirsiniz.

1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11, 12, 13, 14, 15, 16, 17, 18, 19, 20, 21, 22, 23, 24, 25, 26, 27, 28, 29, 30, 31, 32, 33, 34, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44, 45, 46, 47, 48, 49, 50, 51, 52, 53, 54, 55, 56, 57, 58, 59, 60 100, 150, 200, 250, 300, 350, 400, 450, 500, 550, 600, 650, 700, 750, 800, 850, 900, 950, 960

© 2006-2019 ilgiliFORUM.com