"Erkekler muhakkak aldatıyor"

 
 
 
 

Betül Mardin Gazete Habertürk'ten Elif Key'e konuştu...


Hani ‘Sarı Sayfalar’ vardır, bilir misiniz? Tamirci mi arıyorsunuz, kurs mu
bakıyorsunuz, yoksa antikaya mı merak saldınız? Soracak kimseyi bulamadınız diyelim, ‘Sarı Sayfalar’da dolaşırsınız. Ben sarı sayfaların nefes alıp verenini, insan versiyonunu buldum desem... Adı: Betûl Mardin. Tanımadığı, bilmediği, haberdar olmadığı pek bir şey yok... Türkiye’nin en bilindik markalarından biri. BM derseniz, kafalar karışabilir. Birleşmiş Milletler sanabilirsiniz... Ama bana inanın; BM bile Betûl Mardin’in yanında ezik durabilir. Hayat hikayesini, kendisi öldükten sonra okuyabileceğimiz bu halkla ilişkiler üstadı, Betûl Mardin markasını nasıl koruduğunu, 40 yaşındayken nasıl sakat kaldığını, 50 yaşında erkeklerle sevgili olmak yerine arkadaş olmaya nasıl başladığını, 82 yaşında olmamın tadını, oğlu Ömer ve kızı Leyla’yla, torunları Yasemin, Aslı ve Alya’yla olan ilişkisini, gazeteci Ayşe Arman’la ilgili fikirlerini anlattı...

GAZETE HABERTURK - HT PAZAR - ELİF KEY

‘Betûl Mardin’ bir marka... Markanızı tarif edebilir misiniz?
Herkesi tanıyorum. Herkes de beni tanıyor. Böyle bir şey başladı. Geçenlerde
bana bir davetiye geldi. Akşam vakti. Gitmemin imkanı yok. Aradım, kendimi
tanıttım. Gelemeyeceğimi, geceleri dışarı çıkmadığımı söyledim. Telefon
açtığımda beni tanımayan bey, “Haa ben sizin kim olduğunuzu anladım. Topuzlu, bastonlu hanımsınız değil mi” dedi. Benim markam; topuzlu, bastonlu kadın. Başladım gülmeye. O akşam dedim ki, “evet beni tanıyorlar.” Bir keresinde de bir akrabam aradı Paris’ten. Kızı Türkçe öğrenmek istiyormuş, kurslarda yer bulamıyorlarmış. Tanımadan, etmeden aradım.
Kendimi tanıttım. Beş dakika sonra, akrabamı aramışlar, “Gelin yeriniz hazır” diye. İşte o zaman korkuyorsun.

Burada sizi rahatsız eden ne?

İsmin tanınırsa, birçok işin de kolay halloluyor. Bu da bir tuhaf ve korkutucu.
Bu bana çok fazla geliyor. Herhalde, “Bu kadının adı bilindik, başımıza bir şey
gelmesin” diyorlar. 30 yıl önce, babam Mısır’dan gelirken, pasaportuna bakan
görevli, “Siz Betûl Mardin’in nesi oluyorsunuz” diyor. “Babasıyım” diyor, “Hadi geçin” diyorlar. Babam eve gelince, “Sen ne yapıyorsun da seni bu kadar tanıyorlar” dedi. Çok üzüldüm, adamın kafası başka yerlere gitmiş, fena bir şey.

Ama bunu düşünerek yaptınız herhalde...

Evet. Sakat kaldığımda bir stil yaratmak istedim, zira o zamanlar çok üzüldüm. 40 yaşındaydım. Doktor birdenbire suratıma, “Asla bir daha düzgün yürüyemeyeceksiniz, siz ilelebet sakat kaldınız” dedi. Sol bacağım yanlış
bağlandığı için, yedi cm. kısa kaldı. Ayrıca çocukken çok dayak yediğim için, beynimde de bir yer zarar görmüş. Ne bilgisayar kullanabiliyorum, ne cep telefonundan SMS çekebiliyorum. Veriyorum telefonu, “Çeksene bir mesaj” diyorum. Anlayacağın ben bayağı sakat bir kadınım. Ama bu sakatlığın verdiği bir inat var. Bilgisayar kullanmıyorum ama kullanıyor gibiyim, ona göre adamlarım var yanımda.

Markanızı nasıl korudunuz bugüne kadar?
Benim mesleğimde bana güvenmezsen, ben seni hiçbir yere götüremem. “Açılışa pembe giyme” diyorsam, giymeyeceksin. Güvenmeleri için de itibarının iyi olması lazım. Bana sert derler, halbuki hiç sert değilim, çok da yumuşağımdır aksine. Ayol neyim sert benim? “Senede bir, bir fırçalıyorsun ki” derler, ama bu kadar...

Kadınlarla çalışıyorsunuz. Kadınları idare etmek de zordur değil mi?

Şoförlerim, muhasebecim, ofis boy’lar erkek. Geri kalan herkes kadın. Ama, biz aile, anne çocuklar gibiyiz... Çok yakınız, çok şükür. Herhalde aralarda çekişmeler vardır da bana hissettirmiyorlardır. Arada çekişme yaratan olursa, hemen yallah! Herkes onu hisseder zaten.

YEMİN VERDİK SİYASET YAPMIYORUZ
Muhafazakar bir aileden geldiğinizi biliyorum. Ailenizde, sizin seçtiğiniz kariyer nasıl bir etki yarattı?
Ne yaptığımı, nasıl para kazandığımı hiçbir zaman anlamadılar. En çok buna
üzülürüm. Babam hiçbir zaman anlamadı. Bir gün işten geldim, bir broşür yapmışız. Yukarı babama çıktım. Broşürü gösterdim, “Baba bunu biz yaptık” dedim. “Nesini yaptın? Sen mi yazdın, sen mi çizdin, sen mi bastın” dedi, ben de “Yoo” dedim. “E, sen nesini yaptın” dedi. Hiçbir zaman kavrayamadı ne yaptığımı. Ne yazık, IPRA başkanlığımı göremedi.

Son günlerde Cumhurbaşkanlığı Basın Danışmanlığı için 25 kişilik bir Halkla İlişkiler ekibi kurduğunuz konuşuldu.

Hayır hayır, böyle bir şey yok. Bizim aile bir yemin vermiş, siyaset yapamıyoruz.
Bana bir teklif geldi, fakat reddettim bu yeminimizden ötürü. Hayrünnisa Gül Hanım aradı ve benden bir konuşma yapmamı rica etti. Dinleyenler arasında kimler vardı biliyor musun? 550 kadın geldi köşke. Çoğunluğu Çankaya’da
çalışanların eşleri. Bir tanesi “Eşim 34 senedir köşkün şoförlüğünü yapar, ama inanır mısınız köşkün kapısı ilk defa açıldı” dedi. Çok enteresan... Hanımlara; ailemden birkaç hikaye, protokol kuralları, ne yenir ne içilir ve halkla ilişkileri anlattım. Ama köşkün danışmanı değilim.

En büyük tanıtım atağını gerçekleştirebileceğimiz 2010’u elimize yüzümüze bulaştırdık değil mi? Nedir sizce orada yanlış yapılan?

Türkiye’de en tehlikeli iş, yapacağın işi sonuna kadar götürememek. Diyorsun ki, “Haftaya sinemaya gidelim.” Ne yaparsın? Randevulaşırsın, her şeyi kararlaştırırsın. “Nerede buluşacağız” dersin, karar vermezsin. “Yarın seni ararım” der, aramaz. İki gün sonra sen ararsın, çünkü programın sıkışır. Ama bir bakarsın onun bambaşka bir işi vardır. Bence 2010’da biraz böyle bir şey olmuş. Yani “Hep beraber şu projeyi yapalım” demişler, ama o bir türlü projelendirilememiş, işin sonu gelmemiş.

Toparlayabilir miyiz?
Bence mecburuz. Çünkü “Türkiye bunu nasıl yapamaz” olacak. Böyle bir şeyi
kabul edemeyiz. Böyle bir şey olamaz. İmkanları vardır diye düşünüyorum.
Herhalde bir işbölümü yaptılar. Yapmadıklarına inanamam. Belki, bir sukutu hayale uğradılar... Bir duraklama olunca asapları bozuldu ve o eski heyecanları kalmadı. Ama bundan sonra heyecan meyecanla yapılacak bir şey yok. Otomatiğe bağlamak durumundalar... Hepimiz, elimizi taşın altına koyup
yardımcı olmalıyız.

YAŞARKEN OLMAZ, ÇOK FENA ŞEYLER ANLATACAĞIM ÇÜNKÜ


Aynen... Hayat hikayenizi yazmayı düşünüyor musunuz?
Ölümümden sonra. Manevi kızım yazacak. Kasetlere kaydettim. Kasada kilitli duruyor. Anahtar da onda. Ben yaşarken olmaz. Çok fena şeyler anlatacağım çünkü. Gerçekleri anlatacağım yeter artık be!

Küs olduğunuz kimse var mı?

Dargın olduğum, 43 senedir filan görüşmediğim biri var. Beni neden kırdı, sorma. Hiç doğru olmayan şeyler çıkarttı hakkımda, katiyyen görüşmüyorum.
Hepimizin vardır, az sevdiği, çok sevdiği; ama senelerce süren tek bir insan var.

82 nasıl bir yaş? Sizi yaşama bu kadar bağlı tutan ne?

82 çok güzel bir yaş. Neden güzel bir yaş? Çünkü her gün bir hediye gibi bir şey. Yaşıyorsun ve iyisin. Bu sabah kalktım, evet bacağım ağrıyor, ama tamam yani anladık. Neler var yani? İki kere kanser ameliyatı oldum. Meseleleri kendim halletmeye çalışıyorum. Asıl korkum, insanlara muhtaç olmak.

Hiç aklınızdan geçmiyor mu, artık torun torba sahibiyim, bir köşeye çekileyim,
anılarımı yazayım demek?

Hiiih... Düşünebiliyor musun beni evde? Gümüşleri bir daha parlatırım herhalde, vardır ya öyle kadınlar... Üşütürüm herhalde. Krizde çalışmak, uyanık olmak lazım, başka çaresi yok.

Bunca yıldır çalışıyorsunuz... Bu süre zarfında, dönüp de arkaya baktığınız zaman, kendinizi nelerden mahrum bıraktınız? Bir pişmanlık kaldı mı içinizde?

Üniversiteye gitmedim. Ama ben şeyi sevmiyorum; 60 yaşında kadınlar üniversiteye gidiyorlar ya. Üniversitede ders veriyorum, ne olacak. Pişman olduğum hiçbir şey yok... Bilmem, acaba bir genç adamla filan mı evlenmeliydim? Ama benden genç olmalı. 50 yaşlarında filan. Uğraşamam kimseyle...

Bildiğim kadarıyla Ferzan Özpetek’le çok yakınsınız.

Bir röportajda “Ferzan Özpetek çok iyi arkadaşımdır” dedim. Geçenlerde Ferzan’ı aradım. “Betûl Hanım ne yaptınız, mahvoldum” dedi. Beni ona soruyorlarmış.

Nasıl tanışmıştınız?

Zegna diye bir müşterim vardı benim. İtalyan ya onlar. “İtalya’da müthiş bir film
oynuyor, adı Hamam. Biz defile yapacağız. O adamı çağıralım, onur konuğumuz olsun” dediler. Tanımıyorum o zamanlar. Roma’da yaşıyor. Aradım. “Betûl Hanım bir dakika müsaade eder misiniz” dedi. “Sakat bir
arkadaşım var, her hafta onu arabamla gezdiririm, üzülmesin diye kenara
çekiyorum” dedi. Bundan müthiş etkilendim. Ferzan da Türkiye’ye, Altın
Portakal’a geliyormuş zaten. Gelince tanıştık. Sonra Ferzan festivale gitti. Ben de buradan birkaç yerden öğrenmeye çalıştım, dediler ki “Mutlaka ödülü o alacak.” Aradım, “Ferzan Bey dönmeyin, sizin kazanma ihtimaliniz var” dedim. Ve ödül aldı. Sonra arkadaş olduk. Her gelişinde beni arar, buluşuruz. Hakikaten 15 senedir çok yakın dostumdur, çok iyi arkadaşımdır.

Çocuklarınız ne zaman arkadaşınız oldu?
Çocuklarımla çok iyiyimdir. Hep dost oldum onlarla... Kızımın babasından iki
buçuk yaşındayken ayrıldım. Haldun’dan boşandığımda Ömer dört buçuk, beş
yaşındaydı. Babam dedi ki, “Çocuklara birisi nerede oturuyorsun dediği zaman, hiç şaşırmadan senin evini söylesin, karışık kafalı çocuklar iyi değildir.” O yüzden çocuklar burada oturdu. Burada el ele dans ederdik. “Soyadlarımız farklı ama biz aslında çok yakın akrabayız” diye şarkı uydurmuştuk. Çünkü isimlerimiz, Leyla Ustalar, Ömer Dormen, Betûl Mardin. Ama hep çok yakın olduk.

Torunlarda durum ne?

Mardin ailesinden geldiklerini unutamazlar. Başarılı olmaya mecburlar. Böyle bir şey var bizde. Her Mardin soyadını, kanını taşıyanın bir ayrıcalık
yapma mecburiyeti var. Maalesef...

Nasıl bir babaanne & anneannesiniz...

Şımartırım, parasız kalmalarını istemem. Bilirler... Çocuklarımı da şımartırdım,
“Zavallılar babasız büyüyorlar” diye...

Gelinler ve damatla aranız nasıl...

Aa harika... İlk gelinim Gülden’le de çok iyi görüşürüm. So what! Olmadı olmadı... Çok severim onları, her birinin ailesini de merak ederim, onlarla da görüşürüm. Hayatım, hayat çok kısa. Düşmanlıklarla geçirecek vaktimiz yok.

Ayşe Arman’ın kayınvalidesi’siniz.

Aynen.

Nasıl bir gazeteci? Ah be kızım şunu da yazmasaydın dediğiniz bir şey oluyor mu?

O onun işi, beni ilgilendirmez... Ben Ayşe’yi çok akıllı, çok çalışkan buluyorum, çok iyi bir gazeteci. Bazı yazıları da bana çok dokunuyor. Ağladığım oluyor bazen. Benim de ona bir iki katkım olmuştur ama o bu insanları nasıl buluyor
şaşırıyorum, anlamıyorum.

SAKIP BEY’iN HEYKELİYLE KONUŞTUM
Türkiye’de kendi PR’ını en iyi yapan isim kim?
Rahmetli Sakıp Bey’di. Sakıp Bey’le ilgili, çok komik, büyük bir budalalığım vardır. Bir gün aradı, “Bir kitap yazdım abla, gençlere tavsiyelerde bulunuyorum, tanıtımında yardım eder misin” dedi. Kalktım gittim. Beni bir
odaya aldılar, ama oda çok büyük. Bir yerde Sakıp Bey oturuyor, “Merhaba, nasılsınız” dedim. Hiç ses yok. “Havalar da çok güzel” diyorum, yine cevap yok. Beş dakika sonra odaya Sakıp Bey girdi. Meğerse bal mu mu hey kel le
konuşuyormuşum.

AĞAÇLARA, UÇAKLARA BİNMİŞ GİBİ OLUYORSUN


Gelelim sevgililerinize...
Haldun’dan ayrıldığımda 38 yaşındaydım. O yaşlarda boşanan bir kadın, tabii ki erkek arkadaşları oluyor. Benim çok oldu. Türk de oldu, ecnebi de oldu. Hiçbir farkı yok. Hiçbir şey fark etmiyor. Hepsi muhakkak aldatıyor. Söylemiyor sana. Hep sen sonradan öğreniyorsun. Kırıcı ve yorucu olan o. Çok iyi başlıyor. Her şey harika gidiyor. Ağaçlara, uçaklara binmiş gibi oluyorsun. Birkaç defa olunca muhasebesini yapıyorsun. Şu camın önünde çok beklediğimi bilirim. Bir de yakalanmaları çok acı oluyordu. Görüyorum beni aldatacaklarını suratlarından... Ama bitiyor. 50 yaşındaydım. “Ayol ne oluyor?”
dedim. Geldiydi, geliyordu, gelecekti derken, bir problem hayatımdan eksik olsun dedim.

Erkekleri nasıl idare edemediniz?
İdare edemedim. Ben baskın çıkıyorum. O erkek bir tek beni aldatmakla kendini rahat ettirtiyor. “Gösterdim karıya” diyor. Adam geliyor, her şey emrinde. İngilizse, “Would you like to have a drink” filan... Bir de babamın bana yaptığı bir şey var. “Ne zaman dışarı çıkarsan, parayı sen vereceksin” diye
yemin ettirdi bana. Paran yoksa dışarı çıkmayacaksın. Borçlu kalmayacaksın. Böyle usullerle büyüdük. Benim kızım borçlu kalamaz. Kazandığımı yedirdim. Çok ezildiler benim yanımda. Onun intikamı var. Durmadan da ezilinmez ki! Benim sevgim bence onları ezdi. Çünkü ben bayağı severdim. Çok iyi ba kar dım. Sonunda hepsi arkadaşım kaldı.

STİL YARATMA HİKAYESİ

Hastanede yatıyorum. Tunç Yalman ve Ayla Algan geldi. “Sana bir yürüyüş öğreteceğiz” dediler. Tunç dedi ki, “gözün asla ayağında olmayacak, kimse
ayağına bakmayacak, sana bakacak. Sen yukarı bakacaksın. Kendi kendine ‘ben bir asilzadeyim’ diyeceksin. Sakın yamuk durma” dedi. Sonra başka bir İngiliz arkadaşım, “Saçlarını arkaya at, topuz yap ve hiç değiştirme, insanlar gözlerini kapattıklarında topuzlu bir hanım gelsin gözlerinin önüne” dedi.

ALYA'NIN İSİM HİKAYESİ


Dubai’deyiz. Ayşe hamile. Ömer, “Anne kız olacak ismi ne olsun” dedi. Ben de, “Ömer’ciğim, biliyorsun, benim ailemin asıl adı Azraki. Azraki’nin anlamı da
mavi... İstersen bu aileye hoş bir şey yap” dedim. Sonra telefon etti, “Alya’yı kabul buyurur musunuz” dedi. “Alya ne demek” dedim. “Mavi” dedi. Çok sevindim, bütün akrabalarımızı aradım. “Ömer Bey kardeşimize teşekkür ederiz” dediler.

 
 

 
 

 ~ 

Bu konunun linki : 

Yukarıdaki linki arkadaşlarınıza göndermek için kullanabilirsiniz ve bu sayfada; "Erkekler muhakkak aldatıyor" hakkında bilgiler nedir yazıları veya şiirleri gibi sözleri veya resimleri "Erkekler muhakkak aldatıyor" siteleri gibi benzer birçok forum konularını bulabilirsiniz.

 ~ 

Son Forum Mesajları

Kaynak linkimizi belirtmek koşulu ile her türlü bilgiyi kopyalayabilirsiniz. Forum içerisinde yazılan tüm mesajların hukuki sorumlulukları mesajları yazanlara aittir. Üyeler, üyelik sözleşmesi gereği bu kuralı kabul etmiş sayılır. Ziyaretçilerimiz bu forumu kullanmadan önce Forum Kurallarını okumak zorundadırlar. Aksi durumda meydana gelecek bütün olumsuz durumlardan ziyaretçilerin bizzat kendileri sorumludur. Sitemizde telif, kişi haklarına; yasalara aykırı olduğunu düşündüğünüz bir konu görürseniz bize aşağıdaki iletişim adresinden ulaşabilirsiniz.

1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11, 12, 13, 14, 15, 16, 17, 18, 19, 20, 21, 22, 23, 24, 25, 26, 27, 28, 29, 30, 31, 32, 33, 34, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44, 45, 46, 47, 48, 49, 50, 51, 52, 53, 54, 55, 56, 57, 58, 59, 60 100, 150, 200, 250, 300, 350, 400, 450, 500, 550, 600, 650, 700, 750, 800, 850, 900, 950, 960

© 2006-2019 ilgiliFORUM.com