ilgiliforum facebook   ilgiliforum google plus   ilgiliforum instagram   ilgiliforum youtube   ilgiliforum tumblr   ilgiliforum pinterest   ilgiliforum rss  

Safahat Dersleri

 
Bu konu ile benzer olabilecek diğer forum sayfaları
 
 
 
 
İsmail Kara'nın düzenlediği Safahat Dersleri adlı seminerden aldığım notları göndereyim dedim... Bu ikinci dersin notları. Arzu ederseniz diğerlerini de gönderebilirim...

***
SAFAHAT DERSLERİ
( II. Ders)

Bir kişi merkeze alınarak bir dönemi analiz edebilmek mümkün müdür?
Bu soruya evet şeklinde cevap vermek mümkündür. Elbette bir kişiyi merkeze alarak dönem incelemesi yapmanın metolojik açıdan beraberinde getireceği problemler vardır. Ancak bu problemleri mahfuz tutmak kaydı ile merkeze aldığını kişi şayet dönemine tercüman olmak itibarıyla üst düzeyde bir kişi ise o taktide bir dönemin düşünce yapısı ele alınabilir. Büyük bir mütefekkir, sanatkar döneminin tercümanıdır aynı zamanda. Bu nedenle büyük insanların hayatı, eserleri, fikirleri, fikirlerindeki değişiklikleri hesaba katarak bir dönemin hissiyâtını ve fikriyâtını anlayabiliriz. Büyük bilim adamlarının ise bize bu imkanı verebileceğini söylememiz zordur. Ancak bilim adamı tefekkür ve sanatla birleşmiş ise bize bu imkanı sunar. Akif bu husû»siyeti dolayısı ile edebî, fikrî, siyasî hareketler açısından önemli bir kişiliktir. Bazı konularda I. sırada bir kişi. Siyasî açıdan gölgede kalmayı tercih etmekle beraber politikaya yön veren siyasilerin “bu konuda acaba o ne der?” dediği bir kişidir.

***

Bir mütefekkiri anlamak için en azından üç hususu dikkatli bir şekilde tedkîk etmek gerekir.
I. Husus: Kişinin yaşadığı dönemi anlamak olmalıdır. Siyasi, kültürel, sosyal, dini hareketlere dikkat atfetmek gerekir.
II. Husus: Bir düşünü, sanatkarın ailesi ve yakın çevresini içine alacak şekilde bir muhit tedkîki yapmak. İnsan maddî ve ruhî bir varlık olduğu için içinden geldiği muhit bir biyografik analizin dışında tutulamaz.
III. Husus: O mütefekkir ve sanatkarın gelecek tasavvurunu ele almaktır. Kişinin gelecek tasavvurunu tayin eden halet-i ruhiyesi iyimser mi, kötümser mi, beklenti içerisinde mi yoksa izmihlal mi bekliyor soruları gelecek tasavvurunun tesbitinde önemlidir. Zira hiçbir gelecek tasavvuru geçmiş tasavvurundan bağımsız  teşekkül etmez. Gelecek tasavvuru hakkında donanım sahibi olmak gerekir.

Bu üç hususa ne kadar nüfuz edilirse o kişiyi anlama kapasitemiz de o nisbette yükselecektir.
Bu zaviyeden Akif’i ele alacak olursak;

I. Değişken: Dönem
   Son dönem insanları teke indirilecek bir dönem insanları değillerdir. Bu çerçevede en az üç Akif’ten bahsetmemiz mümkündür.
a)   Çocukluğunun ve tahsil yıllarının geçtiği Abdulhamid dönemi. Bu dönem; fikir açısından nisbeten durgun, eğitim açısından fevkalade hareketli, siyasî hareketler açısından ise dile getirilmemekle beraber büyük siyasi taleplerin (eğitimli kesimler tarafından) yoğunlaştığı fakat bir siyasi merkezin bu taleplere cevap vermediği bir karakter arzetmektedir.
b)   1908 – 1923 arası dönem. Akif’i Akif olarak tanımamızı mümkün kılan edebî, fikrî, siyasî mücadelelerini yürüttüğü dönemdir. Akif’inn başı çektiği Sırat-ı Müstakim-Sebilürreşad yayın faaliyetine Ağustos 1908 gibi erken bir tarihte başlamıştır.  Bu koleksiyon Akif hakkında önemli ipuçları vermektedir. Örneğin Akif’in telif eserleri içerisinde önemli bir yekun tutan tercümeler bu koleksiyonda/dönemde yayınlanmıştır. Akif Abduh’un dönemindeki tek mütercimidir – ki bu tercümelerin bir kısmı II. Meşrutiyet öncesinde yapılmış fakat Meşrutiyetten sonra yayınlanmıştır-. Buna rağmen Abduh’un El-İslam ve’l-Nasraniyye adlı eserini seçerek tercüme etmiştir. Akif’in tercüme ettiği diğer şahıslar Sait Halim Paşa (2 risale), Abdulaziz Çâviş (2 risale), Ferit Vecdi (1 kitap).  Ancak II. Akif’in yaşadığı bu dönem sadece Sırat-ı Mustakim-Sebilürreşad koleksiyonu ile ele alınamaz. Zira siyasi hareketlilik ver bu dönemde ve Akif bu hareketliliğin içerisinde yer almaktadır. İttihat ve Terakki ile değrudan mensubu olmamakla beraber gevşek bağlara sahip bir kişidir aynı zamanda. Bunun yanısıra bu dönem bir savaşlar dönemidir. 1910 Arnavutluk İsyanı, 1911 Trablusgarb Savaşı, 1912 Balkan Savaşı, 1914-1918 I. Cihan Harbi, 1919-1923 Milli Mücadele… Nerede ise fasılasız ve çoğu mağlubiyetle neticelenen savaşlar dönemi ve beraberinde büyük acıların, ızdırapların, nüfus kayıplarının yaşandığı bir dönemdir. 
c)   1923 – 1936 arası dönem. Bu dönemde başka bir Akif portresi ile karşılaşıyoruz. Bu dönemin 1923 itibari ile başlamasının sebepleri arasında bu yıl içersinde I. Meclis’in dağılıp Akif’in II. Meclis’e alınmaması, cumhuriyetin ilan edilmiş olması ve dolayısıyla yeni bir dönemin başlamış olması zikredilebilir. Akif bu dönemden itibaren zaman zaman sığınıp nefes alacağı mekanlar aramaktadır. Bu çerçevede ilki 1923 sonbaharında olmak üzere 1926’ye dek üç yıl boyunca güzleri Mısır’da geçirmiştir. Büyük sanatkarlar/mütefekkirler kendilerini tecrid edebilirler. Tecrid zaten bir düşünce kavramıdır ve maddi olayların dışına çıkmaktır. Büyük sanatkar/mütefekkir mekan değiştirmeden de göç edebilirler. Sû»fiyâne bir şekilde ifade etmek gerekirse halk içinde tek başına yaşayabilirler. Akif de bunu yapabilecek kapasitede bir insandır –ve belki de yapmıştır-. Buna rağmen Akif’i memleketini terk etmek zorunda hissetmesi oldukça önemlidir. Akif üzerinde kalem oynatanlar; eğer muhafazakar iseler Akif’in bu tavrını cumhuriyet yönetimine bir tepki olarak yansıtırlar. Cumhuriyet ideolojisine bağlı olan yazarlar ise Akif’in bu tavrını Cumhuriyet düşmanlığı olarak yansıtırlar. Ne var ki her iki yorumun da kratı düşüktür. Zira Akif’i bu göçe kimse icbar etmemiştir. III. Dönem aslında Akif’in fikriyâtı ve edebî kişiliği açısından çok husû»si bir dönemdir. Şiirinin akışı, ana istikametleri büyük ölçüde değişecektir. Kendi ifadesi ile söyleyecek olursak kendisini cemiyet-i beşeriyeye adayan Akif ile Secde, Vahdet, Leylâ şiirlerini yazan kişi aynı değildir.   
Yukarıda özetlemeye çalıştığımız üç dönemde her ne kadar farklı portrelerle karşılaşıyorsak da nihâi kertede Akif bu üç kişinin toplamıdır.

II. Değişken: Ailesi ve muhiti
Akif baba tarafından Arnavut anne tarafından Buharalı’dır. Acaba Akif Arnavut mu Buharalı mı? Bana sorarsanız [İ.K.] her ikisi. Akif’in fikriyâtına yaklaşırken ne zaman Arnavut telinden çaldığı ne zaman Buhara’nın sabır, tevazu, enginliğine sığındığını görebiliriz. Fakat daha üstdüzeyde bir bakışla meseleye yaklaşacak alırsak Akif’in iki büyük göçün çocuğu olduğunu görürüz. Unutulmamalı ki göç sadece insan unsurunun yer değiştiği bir hareket değil aynı zamanda bir hissiyâtın, ızdırabın, neşvenin, tahammülün bir yerden başka bir yere aktığı hareketliliklerdir. Bu açıdan Akif’in anne ve babası onun kişiliğini ele veren özellikler taşımaktadır. Akif’in babası bir müderristir (İpekli Tahir Efendi). Doğum yeri ise Fatih’dir. Hiç şüphesiz Akif’in Fatih’de doğmuş olması onun fikriyâtını anlamak için gözardı edilemeyecek bir özelliktir. Buradan üçüncü değişkene geçip Fatih’e dair birkaç söz söyleyerek dersi bitirelim.
Süleymaniye Medresesi’nin faaliyete başlaması ile beraber Fatih ikinci planda kalmış gibi gözükse de esasında böyle değildir. Kendine has bir kültürü olan Fatih’in merkezinde Fatih külliyesi yer almaktadır. Burası aynı zamanda büyük bir medresedir. Diğer medreseleri örter gibi gözükse de külliyeden hangi tarafa giderseniz gidin sizi külliyeyi tamamlayacak medreseler karşılayacaktır. Etrafta onlarca medrese ve tekke bulunmaktadır. Tarikatlarin bütün neşvelerini Fatih’te bulabilirsiniz. Öyleki Akif’in doğduğu Fatih’e gidecek olursanız eğer nüfusun en büyük kısmını ilmiye mensuplarının teşkil ettiğini görürsünüz. Bunun yanısıra sahip olduğu kütüphaneler bakımından da Fatih bir cazibe merkezidir ve bu yönüyle de ekâbirin yaşamak istediği bir yerdir. Akif’in çocukluk ve gençlik yıllarının burada geçmesi bir çok bakımdan hesaba katılması gereken bir hususiyettir. Bunu hesaba katmazsanız –örneğin – Köse İmam şiirinin bir medrese tenkidi mi olduğu yoksa bir ilmiye mensubunun zengin dünyasını mı  anlattığını anlayamaz, Akif’i üst düzey bir şekilde değerlendirme imkanından da mahrum kalırsınız.

III. Değişken: Gelecek Tasavvuru
(Önümüzdeki derslerde ele alınacak)
                           27 Ekim 2006
Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi

 
 

 
 
Bu seminerleri kaçırmış olmak üzücü:(
Konya'da da benzeri bir "safahat okumaları" düzenlenmişti, sanırım iki yıl kadar önce. Keşke, katılımcı arkadaşlar burada sizin gibi notlarını paylaşsalar da, nasiplensek bizler de..

Teşekkürler..

 ~ 

Bu konunun linki : 

Yukarıdaki linki arkadaşlarınıza göndermek için kullanabilirsiniz ve bu sayfada; Safahat Dersleri hakkında bilgiler nedir yazıları veya şiirleri gibi sözleri veya resimleri Safahat Dersleri siteleri gibi benzer birçok forum konularını bulabilirsiniz.

 ~ 

Son Forum Mesajları

Kaynak linkimizi belirtmek koşulu ile her türlü bilgiyi kopyalayabilirsiniz. Forum içerisinde yazılan tüm mesajların hukuki sorumlulukları mesajları yazanlara aittir. Üyeler, üyelik sözleşmesi gereği bu kuralı kabul etmiş sayılır. Ziyaretçilerimiz bu forumu kullanmadan önce Forum Kurallarını okumak zorundadırlar. Aksi durumda meydana gelecek bütün olumsuz durumlardan ziyaretçilerin bizzat kendileri sorumludur. Sitemizde telif, kişi haklarına; yasalara aykırı olduğunu düşündüğünüz bir konu görürseniz bize aşağıdaki iletişim adresinden ulaşabilirsiniz.

1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11, 12, 13, 14, 15, 16, 17, 18, 19, 20, 21, 22, 23, 24, 25, 26, 27, 28, 29, 30, 31, 32, 33, 34, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44, 45, 46, 47, 48, 49, 50, 51, 52, 53, 54, 55, 56, 57, 58, 59, 60 100, 150, 200, 250, 300, 350, 400, 450, 500, 550, 600, 650, 700, 750, 800, 850, 900, 950, 960

© 2006-2019 ilgiliFORUM.com