Sorun Gerçekten Petrol mü?

 
Bu konu ile benzer olabilecek diğer forum sayfaları
 
 
 
 
Rumların petrol ihale süreci başladı


Kıbrıs Rum yönetiminin Ada’nın açıklarında petrol ve doğalgaz aranmasına ilişkin başlattığı uluslararası girişimin ihale süreci başladı. Rumlarla anlaşma imzalayan ülkelerden Mısır’ın petrol bakanı da toplantıya katılanlar arasındaydı.

Toplantıda, 2 Norveç şirketinin yaptığı araştırmaların sonuçları, petrol aranmasına ilişkin faaliyetleri hükme bağlayacak yasal çerçeve ve teknik ayrıntılar açıklandı. Buna göre ihaleye katılacak petrol şirketlerinin Güney Kıbrıs açıklarında 70 bin kilometre karelik alanda petrol ve doğal gaz çıkarabilecek.



Petrol yataklarının 3 bölgede bulunduğu ve tahmini rezervin 8 milyar varil civarında olduğu ifade edildi. Rum Ticaret Bakanı, halihazırda 5 şirketin petrol ve doğalgaz aranması konusunda gerekli bilgileri aldığını duyurdu.

Rum yönetimi denizden çıkarılacak doğalgazı 2009 yılına kadar Mısır’la ortaklaşa inşa edilecek boru hattıyla piyasaya sürmeyi amaçlıyor. İhalenin 16 Temmuz’da tamamlanacağı belirtiliyor.

Rum yönetiminin, Mısır ve Lübnan’la Ada açıklarında petrol aranması konusunda yaptığı anlaşmaya Türkiye ve KKTC tepki göstermiş ve bunun kabul edilemeyeceği açıklanmıştı.


NTV

 
 

 
 
ûŸenim anlamaya çalıştığım şu. Bu şirketler nasıl güveniyorlar rumlara ???

Türkiye ve KKTC'nin bunu engelleyebilme gücü yok mudur? Demek ki yok. Ya da onlar öyle görüyor. Yoksa böyle güçlü petrol şirketleri bilmedikleri taşın altına ellerini sokmazlar. :-X






Sorun Gerçekten Petrol mü?
 
Emete Gözügüzelli



Yakın bir zaman önce Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Lideri Tasos Papadopulos, Rum Dışişleri Bakanı Yorgos Lilliakis aracılığıyle BM Güvenlik Konseyine bir mektup yollayarak Akdeniz’de petrol araştırması ve çıkarılması konusunda Mısır ve Lübnan ile yaptığı anlaşmalar üzerinde itirazda bulunan Türkiye’yi Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine şikayet etti.


Anılan mektupta 1982 Deniz Hukuku Konvansiyonuna aykırı hiçbirşey yapmadıklarını ifade eden Rum yönetimi, Türkiye’nin KKTC’nin de anılan petrol yataklarında söz hakkı bulunduğu şeklindeki ifadelerini kabul edilemez ve doğru bulmadığını ifade ederken bunu da çeşitli sebeplerle açıklamaya çalışmıştır.

GKRY’nin Mısır ve Lübnan ile olan bağlarına baktığımız zaman, imzalamış oldukları münhasır ekonomik işbirliği antlaşmasının kıta sahanlığı konusu ile beraber olduğu ve dolayısıyle de önümüzdeki süreçte başlayacak faaliyetlerde Türkiyenin  gerçekleştirilen ve uluslararası kabul gören anılan anlaşmada itiraz hakkı olamayacağını vurgulamışlardır. Yine Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, "denizde petrol ve doğal gaz aranması ve çıkarılması konusunun Rum kesiminin egemenlik hakkı olduğunu" savunarak, "bundan vazgeçmeyeceklerini" belirtti. Papadopulos "Her ülkenin milli zenginliği, cemaatlere ya da vatandaş gruplarına değil, devlete aittir. Milli servet Kıbrıs (Rum) Cumhuriyeti denilen egemen devlete aittir. Milli zenginliği değerlendirmek de hükümetin işidir. Hükümetin bu zenginliği vatandaşlarına hangi yatırımlarla ve ne şekilde sunacağı konusu ise sonraki aşamalarda ele alınacak bir konudur."Denizdeki doğal zenginliğin ortaya çıkarılmadan bu zenginliğin ne şekilde paylaşılacağı konusunu tartışmanın "Kıbrıs'ın (Rum) egemenlik haklarının ipotek altına alınması anlamına geleceğini" öne süren Papadopulos, "petrol çıkarılıncaya kadar Kıbrıs'ta adil ve kalıcı bir çözüm bulunacağına inandığını" da söyledi.

Papadopulos, "Araştırmalar olumlu sonuç verirse bunların değerlendirilmesi en az 6-7 yıl alabilir. Yasaları ihlal eden ya da tahrik eden taraf biz değiliz. Eğer birileri, tahrik etme gücüne sahip olduklarını ve bu tavırlarından dolayı ortaya çıkan politik bedeli ödeyebileceklerini zannediyorlarsa ki burada (KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali) Talat'tan değil, Türkiye'den söz ediyorum, bunun sorumlusu biz değiliz. Ben ve bugünkü hükümet bu gibi baskılara boyun eğmeyeceğiz. Çünkü böyle bir şey yaparsak, devletin egemenliğini ve vatandaşların çıkarlarını kendimiz ipotek altına almış oluruz" dedi.

Şimdi konuyu detayla irdelemekte fayda vardır. Devletlerin uluslarararsı alanlarda ülkesel nitelikli yetkilerini şu uluslararsı kavramlarla izah edebiliriz.


  • Birinci uluslararsı deniz alanı Bitişik Bölge(contigous zone): Bir devletin karasularından sonra başlayan ve belirli bir uzaklığa kadar kıyı devletinin birtakım alanlarda yetkilerini kullanıdığı bitişik bölgenin bir açık deniz alanı olduğu 1958 Cenevre KBBS’nin 24. madde 1. fıkrasında açıkca izah edilmektedir.

  • İkinci uluslararası deniz alanı Balıkçılık bölgesi(fishery zone)

  • Üçüncü uluslararsı deniz alanı da Kıta sahanlığı(continental shelf): Kıta sahanlığı bir kıyı devletinin karasuları dışında kalan deniz yatağı ve toprak altında birtakım haklar kullandığı alandır.


  • Dördücü uluslararsı deniz alanı ise Münhasır Ekonoik Bölge(exclusive economic zone): Karasularının kıyıda başldığı çizgiden 200 mile kadar giden fakat karasularının dışında yer alan deniz alanı ile deniz yatağı ve onun toprak altını kapsayan kıyı devletine ekonomik haklar tanınan münhasır ekonomk bölgenin büyük ölçüde kıta sahanlığı ile çakışmasından dolayı birçok AB kararlarında KKTC bölgesi, GKRY’nin yani sözde “Kıbrıs Cumhuriyeti”nin kontrol edilemeyen bölgesi(“işgalden”ötürü) tanımlanırken, üzücü olan Rumların bu tanımlamalarına uluslararası hukukta da yer verilmesi nihayetinin doğmasını yaratmış ve  Rumların Kıbrıs meselesini Türk milleti aleyhine oluşacak her türlü iddia ile mücadele etmelerine vesile olmuştur.

Bugün Rumlar Kıbrıs anlaşmazlığını;





  • “işgal” sorunu olarak nitelendirirlerken,

  • “mülkiyet davaları” ile AİHM’de Türkiyeye karşı birçok dava açmaya devam etmekteler ve,

    kilise ve dini kültürel yerlerin KKTC’de tahrip edilmesi hakkındaki uluslararsı girişimlerde bulunmaktadırlar. Ayni zamanda,

  • “Adanın tümüne sahip oldukları” iddiası ile kendi “yetkilerini” genişletebilmek maksadı ile diğer devletlerce imzaladıkları uluslararası askeri, siyasi, ekonomik antlaşmalar ile Türkiyeyi köşeye sıkıştırmaya çalıştıkları görülmektedir.
 

  • bugün ise, Adada var olan doğal zenginlikler, petrol konusunu gündeme getirerek  “ekonomik münhasır bölge” olarak uluslararsı hukukta tanımlanan izahat gereğince karasularını 200 mile kadar ulaştırıp Türkiyeyi Doğu Akdenizden koparmaya çalışmaktadırlar. Buna destek olan Mısır ve Lübnan  da yapılan bu girşime destek vermektedirler


  • Tüm bu gerçeklerin yanında Rumlar, Kıta sahanlığı konusunu da gündeme getirerek yargı yolu ile Türkiyeyi sıkıştırmaya çalışacakları görülmektedir.

Bilindiği üzere,1 Mayıs 2004 yılından beridir Rumlar tüm Kıbrıs adası ve Kıbrıs Türkleri adına “Kıbrıs Cumhuriyeti” olarak Avrupa Birliğine girmiş bulunmaktadırlar. Öte yandan, bugüne kadar da hiçbir BM belgesi yada AB dökümanı Rumların Kıbrıs Türkleri adına bir karar alamayacağı açıklamasını getirmemektedir. Rumlar adanın tek sahibi olarak görülmekte ve o şekilde kendilerine muamele yapılmaktadır. Kıbrıs Türklerinin ise buradaki yeri küçük “azınlık bir cemaat “ olarak görülmekte ve oluşturulması hedeflenen birleşik kıbrıs hedefinde Kıbrıs Türkeri  “azınlık hakları” derecesinde ödüllendirilmeye çalışılmaktadırlar.



Papadopuos kendisinden emin bir şekilde Türkiye bizim egemenlik haklarımıza müdahale edemez derken, izah edilen bu söylemi ile açıkca anlaşılmatadırki  uluslararsı kavramların arkasına sığınmayı tercih etmiştir. Hatırlatmak gerekirse, Sovereignty or independence,  yani egemenlik yada bağımsızlığın tanımı uluslararsı hukukta şöyledir;



“devletin, hukuksal açıdan başka bir dış yada üstün iktidara bağlı olmadan ve yalnızca uluslararası hukuk kuralları yada kendi kabul ettiği bağlantılarıyla sınırlanan, serbetçe karar verme yetkisi”. Olarak tanımlanmaktadır. Dolayısıle de bugün adada var olan eşitlik görmezden gelinerek Rumlar desteklenmeye devam etmektedirler.



Uluslararsı andlaşmalara bakldığı zaman devletin egemenliğinin ancak uluslararsı hukuk kuralları yada onun rızası ile sınırlanacağını kanıtlayan çeşitli hükümler vardır. Ancak şu da bir gerçektir ki devletlerin andlaşma yapma yoluyla yükümlülük altına girmelerinin egemenlik yetkisinin terki olarak değerlendirilmeyeceğidir.



Münhasır yetkisi ilkesi iki şekilde kendini gösterir; birincisi, beli bir devletin ülkesi üzerinde yalnızca bu devletin egemenlik yetkilerine sahitir ikicisi ise bir devletin egemenliğinin ilke olarak sınırlandırılması tanımlamalarıdır. USAD Lotus Davası’na ilişkine 7.9.1927 tarihli dava sonucu bize bir devletin başka bir devlet üzerinde ilke olarak onun rızası olmadan herhangi bir egemenlik yetkisi kullanamayacağını gösterir. Yani başka bir devletin üzerinde kendi gücünü gösteremez.


Bugün Rumların Mısır ve Lübnanla yapmış oldukları andlaşmalarla Türkiye Cumhuriyeti devleti üzerinde güç sahibi olmaya çalışmaları kabul edilecek bir durum değildir.



Kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölge kavramları ile deniz yatağı ve toprak altındaki canlılardan yararlanma kıyı devletinin  egemen yetki alanına bırakılmaktadır. Denizlerden enerji üretimine yarayan doğal kaynakların münhasır ekonomik bölge içinde kalanlarının bölge devletine bırakılması BM Deniz hukuku sözleşmesinin Uluslarararası Deniz Yatağına ilişkin XI. Bölümüne değişiklikler getiren 29.07.194 tarihli anlaşma ile “insanlığın ortak malı” olarak tanımlanmıştır. Her devlet kendi bölgesinde bu anlaşmadan yararlanabileceği son sözleşme ile(mad 56/1, a) ile izah edilmektedir.   




GKRY’nin Mısır ve Lübnan ile imzalamış olduğu münhasır ekonomik bölge ve kıta sahanlığı anlaşması neticesi ile daha önceden 3 mil karasularına sahip olduğu dönemlerde pek önemli olmayan bu konu, karasuları ve bitişik bölge genişliklerinin artması ve kıta sahanlığı ile münhasır ekonomik bölge gibi yeni ve 200 mil ve hatta daha da ötesine gidebilen çok geniş deniz alanlarına sahip olması “komşu devletler” arasında büyük sınırlandırmalar yaşamasına sebep olacaktır. Yani bugün Türkiye Cumhuriyeti’nin Doğu Akdeniz’deki egemenliği anılan bu anlaşmaların yürürlüğe girmesi ile ortadan kaldırılmak istenecektir. Rumlar uluslararsı alanda “tanınmışlıklarının” ve “tüm adanın sahibi olduklarının” bir avantajı olarak, anılan vaziyeti koz kullanacakları ve uluslararsı alanda yine yargı yolu ile Türkiye’ye karşı atağa geçmeye çalışacakları vazih bir şekilde görülmektedir. Ayni zamanda gelinen konjekürden yararlanmak isteyecek Rumlar,  Türkiye Cumhuriyeti’nin bugün halen GKRY’ni tanımaması ve bu anlamda ilişkileri olmaması neticesi ile Rumlar Türkiye’yi kendilerini tanıması yönünde baskı unsuru olma yoluna gidecekleri de düşünülmektedir.




Bakınızi 10 Şubat 2007 tarihli Güney Kıbrıs günlük gazetelerinden Mahi’nin “Flaş...1974 Felaketi Petrol mü getirdi?” manşetinden verdiğ haberde 20 Temmuz1974 Barış Harekatı kısa bir zaman önce Rumların çokuluslu büyük şirketlere petrol arama izni verdiklerini duyurmuştur.  Verilen izinlerde KKTC’nin Karpaz burnundan Kormacit Burnuna kadar olan bölgenin 6 bölüme ayrıldığını, 1986 mında kamuoyunun bilgisine gelen haritanın petrol şirketlerinin ilgisinin Kuzey Kıbrısın gerek kara gerek deniz bölgelerine yayıldığını net şekilde gösterdiğini de ifade etmiştir.




Rumların 22 Mart 1974: 5/74 sayılı Kıbrıs karasal kıta sahanlığına ilişkin sözleşmeyi onaylayan yasa geçirmeleri, 5 Nisan 1974;8/76 sayılı Kıbrıs Cumhuriyetinin karasal kıta sahanlığına arama ve istifadeyi öngören yasa geçirmeleri, 28 haziran 1974: 25/74 sayılı karar ile de  petol arama ve çıkarma konusundaki yeni direktifler belirlemeleri Kıbrısın neresinde petrol bulunursa bulunsun “Kıbrıs Cumhuriyet”ne ait olacağını kesinleştiren 25/74 sayılı yasa geçirmeleri neticesinde bugün GKRY lideri Tasos Papadopulosun petrol konusnda verdikleri karardan vazgeçmeyeceklerini ısrarla vurgulamasının dayanaklarının en güzel gösergesidir.




“Rumlar geri adım atmayacağız” şeklindeki tutumları ile adanın kuzeyinde yada güneyinde bulunacak petrolün yalnızca “Kıbrıs Cumhuriyeti”ne ait olduğu kararını geçirmeleri önümüzdeki süreçte Kıbrıs Türklerinin  de GKRY’ne misilleme olarak kuzeyde petrol aramaya çalışması ile sonuçlanabilir ve petrol bulunması halinde  yada bunun denenmesi durumunda tüm ulusllararı toplumun tepkisi ile karşılaşılabileceği olasıdır. Buna en büyük tepkiyi de rumlarla 1974 yılında anlaşma yapan uluslararsı şirketlerden geleceği ve Türkiyeye karşı yeniden yargı yolu görüneceği anlaşılabilmektedir.



Netice itibariyle, şunu sormakta yarar vardır; “Bugün sorun gerçekten petrol mü?”, buna şüphesizki “hayır” diye cevap vermek uygun düşecektir. Kıbrıs adasının stratejik, jeopolitik, jeostratejik, coğrafik ehemmiyetinin farkında olunduğu zaman,  geçmiş tarihe bile bakıldığında Doğu Akdeniz’de kim egemen ve güçlü ise Kıbrıs’a da sahip olmaya çalıştığını  görmekteyiz. Gelinen süreçte ortaya çıkarılan petrol krizi ile Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki egemenliğinin kısıtlanmaya çalışıldığı açıkca görülmektedir. Enosis mücadelelerini şimdilik siyasi ve hukuki zeminde yürüten GKRY’ne uluslarararsı toplum tarafından verilen destek devam etmektedir.






 Kaynaklar:
Uluslararsı Hukuk Dersleri, Prof. Dr. Hüseyin Pazarcı, Turhan yayınevi, cilt I-II-III
1-11 Şubat 2007 tarihleri arasında yayımlanan Volkan gazetesi
Abhaber internet sitesi
GKRY Dışişleri Bakanı Yorgo Lilliakis’in BM Genel Kurul’a gönderdiği İngilizce mektup
Kıbrıs’ta Türkler(1570-1578), Ahmet C. Gazioğlu, Kıbrıs Araştırma ve Yayın Merkezi
GKRY ile ilgili günlük yayımlanan Rum basın özetleri, Mahi gazetesi(10 Şubat 2007)








 
 


bildiğim kadarı ile turkiye'de tepki olarak kuzey kesimin açıklarında araştırma çalışmalarına ok verdi... yani dün akşam ki haber özetlerinde öyle geçiyordu en azından...

 ~ 

Bu konunun linki : 

Yukarıdaki linki arkadaşlarınıza göndermek için kullanabilirsiniz ve bu sayfada; Sorun Gerçekten Petrol mü? hakkında bilgiler nedir yazıları veya şiirleri gibi sözleri veya resimleri Sorun Gerçekten Petrol mü? siteleri gibi benzer birçok forum konularını bulabilirsiniz.

 ~ 

Son Forum Mesajları

Kaynak linkimizi belirtmek koşulu ile her türlü bilgiyi kopyalayabilirsiniz. Forum içerisinde yazılan tüm mesajların hukuki sorumlulukları mesajları yazanlara aittir. Üyeler, üyelik sözleşmesi gereği bu kuralı kabul etmiş sayılır. Ziyaretçilerimiz bu forumu kullanmadan önce Forum Kurallarını okumak zorundadırlar. Aksi durumda meydana gelecek bütün olumsuz durumlardan ziyaretçilerin bizzat kendileri sorumludur. Sitemizde telif, kişi haklarına; yasalara aykırı olduğunu düşündüğünüz bir konu görürseniz bize aşağıdaki iletişim adresinden ulaşabilirsiniz.

1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11, 12, 13, 14, 15, 16, 17, 18, 19, 20, 21, 22, 23, 24, 25, 26, 27, 28, 29, 30, 31, 32, 33, 34, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44, 45, 46, 47, 48, 49, 50, 51, 52, 53, 54, 55, 56, 57, 58, 59, 60 100, 150, 200, 250, 300, 350, 400, 450, 500, 550, 600, 650, 700, 750, 800, 850, 900, 950, 960

© 2006-2019 ilgiliFORUM.com