Su nedir? Su ne demek?


Google Reklamları





Su nedir? Su ne demek? ile ilgili benzer olabilecek konular...

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.


02 Mayıs 2015, 06:37:55
Forum
Forum Sitesi
Admin
Mesajlar: 86813












Sponsorlu Bağlantılar

sponsorlu bağlantılar

Su nedir? Su ne demektir?

Su anlamı, kısaca tanımı:

  • Kez.
  • Bu sıvıdan oluşan kitle, deniz, akarsu.
  • Meyve, sebze vb.nin sıkılmasıyla elde edilen sıvı.
  • Yemeğin sıvı bölümü.
  • Bazı kokulu yaprak veya çiçeklerin imbikten çekilmesiyle elde edilen kokulu sıvı.
  • Demir araçları ateşte kızdırdıktan sonra, suya daldırılarak sağlanılan sertlik.
  • Hidrojenle oksijenden oluşan, sıvı durumunda bulunan, renksiz, kokusuz, tatsız madde, ab.
  • Sutaş.

"Su" cümle içerisinde nasıl kullanılır?

  • "Portakal suyu. Domates suyu."
  • "Bu bıçağın suyunu iyi vermemişler."
  • "Meyveleri iki su yıka."
  • "Koltuğuna oturdu, Haliç'in bulanık sularına daldı." - F. R. Atay
  • "Belki de iki bardak turşu suyu içecek." - S. F. Abasıyanık
  • "Çiçek suyu. Gül suyu."

Su ile ilgili Atasözü, Deyimler, Birleşik Sözler veya Fiiller

  • Su ürünleri: Denizlerde ve iç sularda bulunan bitkiler ve hayvanlar ile bunların yumurtaları.
  • Su mantarları: Klorofilleri olmadığından su içindeki bozulmuş organik madde üzerinde saprofit veya su canlıları üzerinde parazit olarak yaşayan su bitkileri.
  • Su dökünmek: yıkanmak.
  • Su gibi olmak: çok ıslanmak.
  • Suya götürüp susuz getirmek: herhangi bir işte akıl, zekâ, deneyim ve kurnazlıkla bir diğerini alt etmek.
  • Su yuvarı: Denizlerin yeryüzünde oluşturduğu yuvar, su küre, hidrosfer.
  • Turşu suyu: Turşunun içilebilir nitelikteki ekşimsi ve kekremsi suyu.
  • Su bombası: Su altı bombalarını atmaya yarayan alet.
  • Su testisi: Su koymaya yarayan topraktan yapılmış su kabı.
  • Gül suyu: Gül yağı yapılırken yan ürün olarak elde edilen kokulu ve renksiz sıvı.
  • Su hattı: Su kesimi.
  • Islatma suyu: Bazı maddelerin çeşitli amaçlarla işlenmesinde kullanıldıktan sonra değişik yöntemlerle ayrılan ve çözünmüş besin maddeleri içeren sıvı.
  • Kaynak suyu: Kaynağın veya gözenin başında alınan su.
  • (bir şey)  su sabun görmemek: çok kirli olmak.
  • Su çekmek: içine su almak. alçak bir yerden tulumba vb. ile su çıkarmak.
  • Suyunun suyu: tavşanın suyunun suyu.
  • Su askıları: Tatlı sularda yaşayan bir alg familyası.
  • Su yatağı: İçi su ile dolu yatak.
  • Portakal suyu: Portakal sıkılarak elde edilen su.
  • Su katılmamış: kendine özgü olan durumu koruyan, başka bir etkiyle değişmemiş, bozulmamış olan.
  • Çamaşır suyu: Çamaşırların beyazlamasını ve kolayca temizlenmesini sağlayan kimyasal birleşimli su.
  • Su içinde kalmak: çok terlemek. çok ıslanmak.
  • Meyve suyu: Meyveden elde edilen su.
  • Yüzsuyu: Bir kimsenin onuru, haysiyeti.
  • Su teresi: Turpgillerden, su kenarlarında yetişen, tereye benzeyen, çok yıllık ve otsu bir bitki (Nasturium officinale).
  • Su yüzüne çıkmak: bir süre örtülü kalmış bir iş veya sorun aydınlanmak, belli olmak, meydana çıkmak.
  • Su bilgisi: Bir bölgedeki bütün yer altı ve yer üstü sularına ait bilgi, hidrografi.
  • Su sığırı: Manda (I).
  • Suya düşmek: bir şeyin gerçekleşme olasılığı kalmamak.
  • Suçiçeği: Genellikle çocuklarda görülen döküntülü, bulaşıcı, salgın hastalık.
  • Su kayağı: Su üzerinde yapılan kayak sporu.
  • Su muhallebisi: Nişasta, süt ve su karışımının pişirilip buzdolabında katılaşmasından sonra ceviz büyüklüğünde kesilip şeker ve gül suyu içinde üzerine fıstık serpilerek hazırlanan bir tatlı türü.
  • Kara su: Ağır akan su.
  • Kara suları: Bir devletin deniz kıyıları boyunca egemenliği altında tuttuğu belli genişlikte su şeridi.
  • Su yapmak: gemi veya sandalın içine dibinden su girmek.
  • Safra suyu: Geminin genellikle derin pik tanklarına dengeyi sağlayıp artırmak ve pervaneyi iyice suya batırmak için doldurulan su.
  • Suyunu çekmek: yemek kaynayıp suyu kalmamak. tükenmek.
  • Suyolu: Sutaş. Bazı kâğıtların dokusunda bulunan, ışığa tutulduğunda görülebilen çizgi, resim veya yazı, filigran. Kâğıt üzerine konulan noktaların aralarını çizgilerle birleştirerek oynanan bir çocuk oyunu.
  • Su borusu: Suyu, su buharını bir yerden bir yere aktarmaya yarayan demir veya naylon boru.
  • Su kesmek: sulanmak.
  • Su kamışı: Hasır otu.
  • Elma suyu: Elmadan çıkarılan meyve suyu.
  • Sudan ucuz: Çok ucuz, bedava.
  • Suyunu almak: kaynatılan yiyeceğin suyunu ayırmak.
  • Su koyuvermek: sebze ve et pişerken suyunu salıvermek. sözünde durmamak, cıvıtmak. vazgeçmek. beklenen görevi yapmamak.
  • Pis su: Kirlenmiş su. Ayakyolu, banyo, mutfak vb. yerlerden gelen kirlenmiş, suların karışımı, lağım suyu.
  • Su sineği: Kın kanatlılardan, durgun sular üzerinde yaşayan, parlak yeşilimsi siyah renkli bir böcek (Hydrophilus).
  • Su kabı: Su koymaya yarayan kap.
  • Sudan geçirmek: herhangi bir şeyi üstünkörü yıkamak. sabunlu çamaşırı durulamak.
  • Suyu kesilmiş değirmene dönmek: işlemez, yararsız duruma gelmek.
  • Su sarnıcı: Su biriktirmeye yarayan yer altı su deposu.
  • Maden suyu: İçinde erimiş mineraller bulunan ve bazı hastalıkların tedavisinde kullanılan kaynak suyu.
  • Limon suyu: Limondan elde edilen meyve suyu.
  • Su kabağı: Kabakgillerden, alt bölümü şişkin, birçok yerde kurutulup su kabı olarak kullanılan bir tür asma kabağı, kantar kabağı (Lagenaria vulgaris).
  • Kireç suyu: İçinde erimiş bir durumda kireç bulunan su.
  • İmamsuyu: Rakı.
  • Suyun akıntısına gitmek: olayların veya durumun gelişmesine göre davranmak, uymak.
  • Şalgam suyu: Doğranmış şalgam, havuç ile bulgur, su ve tuz kullanılarak yapılan bir içecek.
  • Sert su: Kireç derecesi yüksek su.
  • Su kızağı: Su üzerinde gidebilen altı kızak biçiminde motosiklet. Bu araçla yapılan spor dalı.
  • Su basıncı: Durgun bir su kütlesinin birim yüzeyini etkileyen yer çekimi.
  • Suyuna tirit: baştan savma, değersiz, özensiz.
  • Sular kararmak: akşam olmaya başlamak.
  • Su akrebi: Vücudu geniş ve yassı, durgun sularda yaşayan zehirli bir tür akrep.
  • Su örümceği: Su altında kendi ördüğü ipekten kese içinde yaşayan örümcek (Argyroneta aquatica).
  • Dümen suyu: Gemi giderken arkasında bıraktığı köpüklü iz.
  • Su dolabı: Bağ bahçe sulamak amacıyla bir eksen etrafında dikey biçimde dönerek bir akarsudan su aktarmaya yarayan düzenek, dolap.
  • Su yelvesi: Su tavuğugillerden, sırtı yeşil kahverengi, karnı kara beyaz çizgili bir kuş (Rallus aquaticus).
  • Su baskını: Sellerin veya eriyen kar sularının katılmasıyla kabaran akarsuların yataklarından taşarak çevreyi basması, taşkın, taşma, seylap.
  • Sugötürmez: Başka bir yoruma elverişli olmayan, kesin, sözgötürmez.
  • Suyunca gitmek: bir kimseyi sinirlendirmeyecek biçimde davranmak.
  • İçme suyu: İçilebilecek nitelikte olan su.
  • Bel suyu: ...
  • Su türbini: Su gücünden yararlanmayı sağlayan bir makine sistemi.
  • Kibrit suyu: "Yerin dibine batsın, ölsün, kahrolsun" anlamında köküne kibrit suyu ve "bir daha ortaya çıkamayacak biçimde yok etmek" anlamında köküne kibrit suyu dökmek (veya kökünü kurutmak) deyimlerinde geçen bir söz.
  • Domates suyu: Domatesin sıkılmasıyla elde edilen içecek.
  • Saf su: Organik ve inorganik maddelerden arındırılmış su.
  • Atık su: Evlerde, iş yerlerinde kullanımdan dolayı kirlenen ve bina dışına sevk edilen pis su.
  • Su basmak: bir şey veya yer sular altında kalmak, her yanı suyla dolmak.
  • Can suyu: Yeni dikilen fide veya fidanlara verilen az miktardaki ilk su.
  • Su yürümek: ilkbahara doğru ağaçlar tomurcuklanmaya başlamak.
  • Su mermeri: Kaymak taşı.
  • Su düzeyi: Su yüksekliğinin durumu, su seviyesi.
  • Su yolu: Künk veya demir boru ile yapılmış oluk.
  • Su tankeri: Su taşımaya yarayan tanker.
  • Su bölümü çizgisi: Komşu iki akarsuyun beslenme teknelerini ayıran çizgi.
  • Suya göstermek: hafifçe yıkamak.
  • Su deposu: Binalarda su depolamaya yarayan araç. Suyu küçük kapalı bir yapıda tutup yerleşim yerine dağıtan merkez.
  • Altın suyu: Bir kısım konsantre nitrik asit ile üç veya dört kısım konsantre hidroklorik asitten oluşmuş, özellikle platin, altın vb. metalleri çözmekte kullanılan bir karışım.
  • Et suyu: İçinde et kaynatılmış su.
  • Dirim suyu: Abıhayat.
  • Havadan sudan: Boş, önemsiz şeylerden.
  • Susarımsağı: Kurtluca.
  • Su topu: Topu karşı takımın kalesine sokmak temeline dayanan, yedi yüzücüden oluşan iki takım arasında havuzda oynanan spor türü.
  • Sular seller gibi: bir metni yanlışsız söyleyecek kadar.
  • İç su: Denizlerden uzak bölgelerde bulunan göl veya göletler.
  • Su dökmek: küçük abdest bozmak.
  • Suyu baştan (veya başından) kesmek: işin aslı üzerinde kesin bir şey söyleyip ayrıntılarını konuşmaya gerek duymamak.
  • Üzüm suyu: ...
  • Sudan çıkmış balığa dönmek: herhangi bir sebeple ne yapacağını bilememek, çok şaşırmak.
  • Öz su: Bitki ve hayvan dokularında bulunan sıvı, usare. Salgı ile oluşan ve içinde enzimler bulunan organik sıvı.
  • Oksijenli su: Hidrojen peroksidin (H2O2) sulu çözeltisi.
  • Nane suyu: İçinde nane ruhu eritilmiş su.
  • Suşeridi: Su kamışıgillerden, şeridi andıran, 1 metreye kadar uzayabilen, yaprakları açık yeşil renkte sucul bir bitki (Sparmanaum).
  • Su küre: Su yuvarı.
  • Su gibi: çok ıslak.
  • Su boyası: Su ile eriyebilen ağaç boyası.
  • Ham besi suyu: Kökler tarafından topraktan emilip yapraklara kadar çıkan besi suyu.
  • Tavuk suyu: Tavuk etinin haşlanmasıyla elde edilen su.
  • Su damarı: Su kaynağının kolları.
  • Su nanesi: Yüksekliği 20-90 santimetre olan, kırmızımtırak renkli, az veya çok tüylü, yaprakları saplı ve kuvvetli kokulu, çok yıllık ve otsu bir bitki (Mentha aquatica).
  • Kaba su: Kireçli, içilemeyen ve sabunu köpürtmeyen su.
  • Su keleri: Kurbağagillerden, durgun sularda ve karada yaşayan bir tür küçük hayvan (Lophius).
  • Bengi su: Abıhayat.
  • Yer altı suları: Geçirimli kayaç ve katmanlardan sızarak yer çekiminin de etkisiyle yer altına inen ve orada akarak veya birikerek yeni bir düzen kuran sular.
  • Su cenderesi: Lokomotiflerin su haznelerine veya tenderlerine su vermeye yarayan araç.
  • Subasar: Basınç uygulayarak suyu binanın üst katlarına çıkaran düzenek, hidrofor.
  • Küllü su: İçinde kül eritilip süzülerek elde edilen su.
  • Su böreği: Fırına koymadan önce yufkaları suda haşlanan, katları arasına peynir, kıyma konarak hazırlanan bir börek türü.
  • Su içinde: en kötü şartlarda bile.
  • Su baldıranı: Maydanozgillerden, su kıyılarında ve bataklıklarda yetişen, zehirli, otsu bir bitki, su rezenesi (Cicuta virosa).
  • Su terazisi: Basıncı çok olan suyun, basıncını azaltarak künklerin patlamasını önleyen, belli aralıklarla yapılmış, depo görevindeki kule. İçinde hava kabarcığı bırakılmış su dolu bir cam silindir ve bir tahta yataktan oluşan, düzlem veya doğruların yataylığını belirleyen alet, kabarcıklı düzeç, terazi, tesviyeruhu.
  • Er suyu: Meni.
  • Suyu görünce teyemmüm bozulur: "bir zorunluluk dolayısıyla yapılmakta olan bir işin, bu zorunluluk ortadan kalktığında gereği gibi yapılmak için yeni baştan ele alınması gerekir" anlamında kullanılan bir söz.
  • Su gibi bilmek (veya okumak): yanlışsız bilmek veya okumak.
  • Suölçer: Su vb. akışkanlara ilişkin derinliği ve ağırlığı, basıncı ölçmeye yarayan alet, hidrometre.
  • Su gibi ezberlemek: yanlışsız okuyabilecek kadar ezberlemek.
  • Akarsu: Yeryüzünde, yer altında belirli bir yatak içinde, eğim boyunca sürekli veya zaman zaman akan su. Tek sıra elmastan gerdanlık.
  • Su seviyesi: Su düzeyi.
  • Basınçlı su: Basınç yüklenerek fışkırtılma düzeyine getirilmiş su, tazyikli su.
  • Su görmemiş: çok kirli (yüz, el).
  • Suyu seli kalmamak: sulu yemek kaynaya kaynaya suyu azalmak.
  • Su bidonu: Su taşımaya ve depolamaya yarayan bidon.
  • Su yüzüne (veya üstüne) çıkmak: bir süre örtülü kalmış bir iş veya sorun aydınlanmak, belli olmak, meydana çıkmak.
  • Katran suyu: Hekimlikte kullanılan katranlı su.
  • Karasu: Çoğunlukla gözün iç basıncının çoğalmasıyla kendini gösteren, körlüğe sebep olabilen bir göz hastalığı, glokom. Sakarya iline bağlı ilçelerden biri.
  • Su bardağı: Su içmeye yarayan bardak.
  • Su kireci: Suyun içinde çabucak katılaşan bir kireç türü.
  • Su tedavisi: Bazı hastalıkları su ile tedavi etme, hidroterapi.
  • Su almak: suyu içine çekmek. su yapmak. gemiye içme suyu doldurmak. herhangi bir organdan tedavi maksadıyla su boşaltmak. bozukluk, yozlaşma başlamak.
  • Su kapmak: yaralar azmak.
  • Suibriği: Suibriğigillerden, yaprakları almaşık, sapları uzun ve sülüksü, yaprak ayası ibrik biçiminde gelişmiş olan, sıcak ülkelerde yetişen, tırmanıcı bir bitki (Nepenthes destillatoria).
  • Zemzem suyu: Zemzem.
  • Su değirmeni: Su gücü ile çalışan değirmen.
  • Suya sabuna dokunmamak: sakıncalı konularla ilgilenmemek, bunlardan söz etmemek. davranışlarını kimseyi incitmeyecek biçimde ayarlamak.
  • Kuyu suyu: Kuyudan çıkarılan, genellikle sulamada kullanılan su.
  • Su tulumbası: Kuyudan su çıkarmaya yarayan ve elle çalışan tulumba.
  • Kenar suyu: Kenar süslemesi.
  • Su vermek: bitkileri sulamak. hayvanlara su içirmek. insanlara içmek için su getirmek.
  • Tazyikli su: Basınçlı su.
  • Suoku: Suokugillerden, bataklık bölgelerde ve su kenarlarında yetişen, kök sapları tazeyken acımtırak olan, kurutulduğunda yenebilen küçük bir bitki (Sagitteria).
  • Yumuşak su: Az kireçli su.
  • Arpa suyu: Bira.
  • Superisi: Çiçekleri tek eşeyli, gövdesi iki eşeyli olan su bitkisi.
  • Suyu ısınmak (veya kaynamak): işbaşından uzaklaştırılması yakın olmak. kötü son yaklaşmak veya gelmek.
  • Su yoncası: Tacı beyaz salkım çiçekli çok yıllık su bitkisi.
  • Serbest su: Ağacın göze boşluğunda toplanan su.
  • Aksu: Katarakt. Isparta iline bağlı ilçelerden biri. Antalya iline bağlı ilçelerden biri.
  • Su kemeri: Üzerinde su yolu bulunan kemerli köprü.
  • Su biti: Su piresi.
  • Su tabakası: Su ile kaplanmış yüzey.
  • Deniz suyu: Bileşiminde değişik tuzlar ve gazlar bulunan su.
  • Suyu getiren de bir, testiyi kıran da: testiyi kıran da bir, suyu getiren de.
  • Su taşkını: Sel.
  • Bulaşık suyu: Bulaşıkları yıkamak için kullanılan su. Bulaşığın yıkanmasıyla ortaya çıkan su.
  • Havuç suyu: Havuç meyvesinin sıkılması ile elde edilen meyve suyu.
  • Suya salmak: boşuna harcamak.
  • Suda pişmiş: kaynatılarak veya haşlanarak pişirilmiş.
  • Su gelmek: doğumdan önce amniyon sıvısı döl yolundan akmak.
  • Memba suyu: İçinde erimiş mineraller bulunan, içme suyu olarak veya tedavi amacıyla kullanılan su.
  • Su kaçırmak: su sızdırmak. baş ağrıtmak, can sıkmak.
  • (bir şeyin)  suyu çıkmak: çok söz edildiği veya üzerinde yerli yersiz durulduğu için değerini yitirmek, önemsizleşmek.
  • Su bitkileri: Tek hücreli veya hücre toplulukları olan, suya uyum gösteren, Schizomycetes sınıfından, suda yaşayan bitki ve hayvanların ölülerinde saprofit ve su canlılarında parazit olarak yaşayan su bitkiler.
  • Kaya suyu: Kayadan sızan su.
  • Acı su: İçindeki minerallerin etkisiyle tadı sert olan kuyu veya pınar suyu.
  • Su uyur, düşman uyumaz: "düşmana karşı her zaman uyanık davranmak gerekir" anlamında kullanılan bir söz.
  • Su kaybı: Vücutta ateş, ishal vb. sebeplerle suyun kaybolması.
  • Su böceği: Kın kanatlılardan, küçük su birikintilerinde yaşayan, 18 milimetre uzunluğunda kahverengi bir böcek, hidrofil (Hydrophilus caraboides).
  • (bir şey)  su gibi gitmek: bol bol harcanmak.
  • Su karanfili: Ormanlarda, akarsu ve göl kenarlarında yetişen, 20-50 santimetre yüksekliğinde, sarı çiçekli, çok yıllık ve otsu bir bitki (Geum urbanum).
  • Su sayacı: İçinden geçen suyun miktarını ölçen araç, su saati.
  • Ağır su: Bazı nükleer reaktör tiplerinde nötron yavaşlatıcısı olarak kullanılan, içinde hidrojen atomları yerine döteryum izotopları bulunması sonucu oluşan su.
  • Su tası: Çeşmelerden su içmeye yarar, özel yapılmış kap.
  • Su keteni: Birleşikgillerden, sulak yerlerde yetişen, boyu 1,5 metre kadar olabilen, bir tür pembe çiçekli bitki, yaban keteni (Eupatorium cannabinum).
  • Su parkı: Değişik boyutlardaki havuzlar ile bunların çevresine yerleştirilen farklı biçimlerdeki su kaydırağı oyuncaklarından oluşan eğlence yeri.
  • Su gibi akmak: zaman hızla geçmek. para, yiyecek vb. bol bol gelmek.
  • Vişne suyu: Vişneden çıkarılan su.
  • Tatlı su: Acı veya tuzlu olmayan, içilebilen su.
  • Su samuru: Sansargillerden, tüyleri koyu kahverengi, iyi yüzen, kürkü beğenilen, küçük bir tür hayvan, lutr (Lutra).
  • Su çıkrığı: Kuyudan su çıkarmaya yarayan çıkrık.
  • Su gibi terlemek: çok terlemek.
  • Su tavuğu: Su tavuğugillerden, gri, kızıl karışımı tonda, benekli veya çizgili tüyleri olan bir kuş, kalinis (Fulica atra).
  • Su kaydırağı: Su parklarında, su ile çalışan ve kayılarak bir havuza düşme temeline dayanan oyuncakların genel adı.
  • Besi suyu: Bitkilerin damarlarında dolaşan besleyici su.
  • Su altı: Deniz, göl gibi su yüzeyinin altında kalan bölüm.
  • Koruk suyu: Koruğun ezilmesiyle elde edilen sıvı.
  • Su kesimi: Geminin su üstünde ve su altında kalan bölümlerinin kesiştiği yer, su hattı.
  • Cam suyu: Potas veya sodanın kuvars ile eritilmesinden elde edilen, ağacın böceklere ve ateşe direncini artıran renksiz sıvı. Cam yüzeyleri temizlemek amacıyla kullanılan içinde  özel kimyasal maddeler bulunan su. Taşıtlarda ön ve arka camları temizlemek amacıyla kullanılan, suyun donmasını engelleyici kimyasal maddeler içeren özel sıvı.
  • Su yüzü görmemiş: su görmemiş.
  • Bağlı su: Ağaçta hücre zarının emdiği ve taşıdığı su.
  • Su ısıtıcısı: Su ısıtmaya yarayan alet.
  • Su aygırı: Çift parmaklılardan, Afrika ırmakları boyunca yaşayan, çok iri yapılı ve geniş ağızlı memeli hayvan, hipopotam (Hippopotamus).
  • Su küçüğün, söz (veya sofra veya yemek) büyüğün: büyüklerin sayılması, küçüklerin korunması gerektiğini anlatan bir söz.
  • Çiçek suyu: Turunçgillerin çiçeklerinin imbikten geçirilmesiyle elde edilen güzel kokulu su.
  • Su piresi: Kabuklulardan, durgun sularda yaşayan bir hayvan, su biti (Daphnia pulex).
  • Su mercimeği: Su mercimeğigillerden, mercimeğe benzeyen yaprakları suların yüzünü kaplayan bir su bitkisi (Lemna).
  • (bir yerin veya bir şeyin)  suyu mu çıktı?: "beğenilmeyecek nesini gördün?" anlamında kullanılan bir söz.
  • Su iktiza etmek: gusül gerekmek.
  • Su yılanı: Su yılanıgillerden, uzunluğu 50 santimetre kadar olan, su kenarlarında ve bağlarda yaşayan bir sürüngen (Natrix natrix).
  • Su kesesi: Su bitkilerinde içi hava ile dolu bölüm.
  • Su gibi aziz ol!: su getirenlere iyi dilek olarak söylenen bir söz.
  • Su etmek: bir geminin içine herhangi bir yerinden su girmek veya su sızmak.
  • Su götürür yeri olmamak: başka türlü yorumlanacak bir yönü bulunmamak.
  • Su saati: Su sayacı.
  • Su rezenesi: Su baldıranı.
  • Çilek suyu: Çileğin sıkılmasıyla elde edilen meyve suyu.
  • Su korkusu: Sudan korkma, hidrofobi.
  • Su yosunu: Su yosunlarından, klorofilli bitki, alg.
  • Su bilimi: Suların mekanik, fizik, kimya ve biyoloji bakımından özelliklerini inceleyen bilim, hidroloji.
  • Suyu nereden geliyor?: "bir işi görmek için harcanan para hangi kaynaktan sağlanıyor?" anlamında kullanılan bir söz.
  • Suyun başı: suyun çıktığı yer, kaynak. bir işin asıl yetkililerinin bulunduğu yer. en çok yarar sağlanacak yer.
  • Suyuna gitmek: suyunca gitmek.
  • Su çulluğu: Bataklık çulluğu.

Su hakkında resimler
(Resimleri Göster)

Su ile ilgili diğer yazılar



Forumlar okunmak ve paylaşmak içindir...


Bu Konunun Linki : 

Yukarıdaki linki arkadaşlarınıza göndermek için kullanabilirsiniz. Bu sayfada Su nedir? Su ne demek? ile ilgili olarak; Su nedir? Su ne demek? hakkında bilgiler nedir yazıları veya şiirleri Nedir ne demek kısaca anlamı tanımı ne demektir hakkında bilgiler ile ilgili kısa yazılar ne anlama gelir neye denir gibi bilgileri veya indirme linklerini, sözleri veya resimleri Su nedir? Su ne demek? siteleri gibi benzer birçok konuları bulabilirsiniz.

 
Gerçek mutluluk, ancak gerçek sevgi ile yaşanabilir.

Copyright © 2006-2017 AjansMail
Her hakkı saklıdır.