Vakit ve Hürriyet'in 'Kazan' kavgası

 
Bu konu ile benzer olabilecek diğer forum sayfaları
 
 
 
 
Vakit ve Hürriyet'in 'Kazan' kavgası

Hürriyet ve Vakit arasındaki kavga büyüyor. Hürriyet Şevket Kazan'ı konuşturup, Aydın Doğan'ın mektuplarını yayınlarken, Vakit Hürriyet'i yalanlanan haberleriyle vurdu.


Vakit ve Hürriyet arasındaki kavga manşetlere taşındı. Dün Hürriyet, ‘Kirli manşetin arkasındaki gerçekler’ başlığıyla birinci sayfasından verdiği haberi bugün devam ettirdi. Hürriyet haberini birinci sayfasından ve Şevket Kazan'ın ağzından 'Beni nasıl kandırdılar' başlığıyla duyurdu. Hürriyet haberin spotunda şu ifadeleri kullandı: "Eski Adalet Bakanı Şevket Kazan, din istismarcısı Vakit Gazetesi'nin 'Kirli Gazetecilik' manşetiyle kendisini nasıl kandırdığını anlattı:..." Hürriyet Gazetesi, bir sayfasını konuya ayırarak Aydın Doğan'ın konuya ilişkin iki mektubunu yayınlayıp, Vakit'in daha önce ortaya attığı iddiaları çürütmeye çalıştı. Habere geniş bir yer ayıran Hürriyet yarın da haberin devam edeceğini belirtti.  

Hürriyet’in dünkü ‘Kirli manşetin ardındaki gerçekler’ başlıklı haberine Vakit’ten bugün cevap geldi. Vakit Gazetesi haberi birinci sayfasında "Hadi ordan yalancı" başlığıyla Aydın Doğan'ın fotoğrafıyla birlikte kullandı. Vakit, Hürriyet'in yalanlanan haberlerinden örnekler sunduğu haberinin devamında ise dönemin Ekonomi Bakanı Ufuk Söylemez'in açıklamalarına yer verdi.

 

Hürriyet'in haberi:

O gazeteye böyle şeyler söylemedim

Aydın Doğan’ın mektubu ulaştığında Şevket Kazan, Anadolu’da Vakit Gazetesi’ne noter aracılığıyla göndereceği yalanlama metnini hazırlıyordu. "Ben o gazeteye böyle şöyler söylemedim" diyen Kazan’a göre, gazete, eskiden yazdığı kitaptan bazı bölümleri almış, çarpıtmış ve kendi ağzından yeni söylenmiş gibi yayınlamıştı.

MİLLİYET Gazetesi’nin Ankara Temsilcisi Fikret Bila, eski Adalet Bakanı Şevket Kazan’ın bürosuna girdiğinde, o, Anadolu’da Vakit Gazetesi’ne noter aracılığıyla göndereceği yalanlama metnini tamamlıyordu. Kazan, Aydın Doğan’dan gelen mektubu okudu. "Ben o gazeteye böyle şeyler söylemedim" dedi ve Ankara 10’uncu Noteri vasıtasıyla göndereceği metnin bir kopyasını da Aydın Doğan’a iletti. Vakit Gazetesi, Kazan’ın eskiden yazdığı bir kitabı almış, buradaki bazı bölümleri çarpıtarak sanki onun ağzından yeni söylenmiş gibi yayınlamıştı. Şevket Kazan’ın gazeteye gönderdiği tekzip şu cümleyle başlıyordu:

SÖZLERİMİ ÇARPITTINIZ

"12 Ocak 2008 tarih ve 2229 sayılı Vakit Gazetesi’nin birinci sayfasında ’KİRLİ GAZETECİLİK’ başlığı altında, benim ve muhataplardan Aydın Doğan’ın adı zikredilerek ve sözlerim tamamen çarpıtılarak yapılan bir yayın ve bu yayına karşı şahsımı kastederek Aydın Doğan tarafından (Zırva 1, 2...) şeklinde verilen cevaplara karşı aşağıdaki açıklamayı yapmak zarureti hasıl olmuştur:

11 Ocak 2008 tarihinde saat 12.00 sıralarında, Vakit Gazetesi’nden Yusuf Melih isimli muhabir beni telefonla aradı.

Adı geçen kişi benden 28 Şubat dönemini anlatan Refah Gerçeği (Cilt 3) kitabının yazarı olmam münasebetiyle bu konuda ne diyeceğimi sordu. Ben de kendisine ’Birkaç yıldan beri 28 Şubat’ın atmosferini, yaşandığı tarihten farklı olarak değerlendiren bir hayli itirafçı gazete yazarı olduğundan’ bahsettim.

O tarihlerde rantiyeci medyanın tamamının aynı tavır içerisinde hareket ettiğini, Refah Gerçeği kitabımın 3. cildinde bir asker dostumun çizdiği krokide gösterildiği gibi bir organizasyon içinde REFAHYOL Hükümeti’ni yıkmak için ellerinden geleni yaptıklarını söyledim.

Rantiyeci medyanın bize yüklenmesinin, rant kaynaklarının kesilmesinden kaynaklandığını, hatta bu konuda Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Sayın Tansu Çiller’in 10 Mayıs 1997 tarihinde DYP’nin Sultanahmet Mitingi’nde Doğan Grubu’na ne kadar teşvik verildiğini açıkladığını ve bu konuşmayı Refah Gerçeği kitabımda da yazdığımı belirttim. Bu konuda o mitingden bir gün sonraki Milliyet ve Hürriyet gazetelerinin haber metinlerine de bakılmasını tavsiye ettim.

Daha sonra özellikle Genelkurmay brifinglerinin yapıldığı tarihlerde, rantiyeci medya çevrelerinin büyük sıkıntıda olduklarına ve bu sebeple borçlarının ertelenmesine, eğer böyle hareket edilecek olursa hükümetin üzerine daha fazla gelmeyeceklerine dair aracılarla haber gönderildiğini ve bunu Refah Gerçeği kitabımda yazdığımı belirttim. Ben konuşmamda ve kitabımda ’rantiyeci medya’ dedim, ’Dinç Grubu’ dedim, ’Uzan Grubu’ dedim ama Vakit Gazetesi muhabirine yaptığım açıklamaları müteakip, söylediklerimin saptırılmaması hususunu bilhassa belirttim ve yayınlanacak haber metninin en geç saat 14.30’a kadar mutlaka şahsıma fakslanmasını ve onayım alındıktan sonra basılmasını ısrarla rica ettim ve bu sözü aldıktan sonra telefon görüşmemiz bitti. Ne var ki ilgililer Parti Merkezi’ne saat 17.00’ye kadar yayınlayacakları yazıyı göndermedi.

VAKİT BENİ OYUNA GETİRDİ

Saat 17.00’de partiden ayrıldıktan sonra Vakit Gazetesi’nden 11.01.2008 tarihinde saat 17.22’de çekilmiş ve benim beyanatımla ilgili 2 sayfalık bir faks ve yine aynı tarih ve aynı saatte yine Vakit Gazetesi tarafından çekilmiş Aydın Doğan’ın şahsıma cevaplarını içeren iki faks Genel Merkez’den bir görevli tarafından evime getirildi.

Faksları incelediğimde gazete tarafından bir oyunla karşı karşıya bırakıldığımı gördüm.

Evvela benim beyanatım henüz gazetede çıkmamıştı. Gazetede çıkmayan beyanatıma nasıl olmuş da Aydın Doğan cevap vermişti. Bunun mantığını anlamak mümkün değildi. Saniyen beyanlarım fahiş biçimde tahrif edilmişti.

Saat 18.20’de Vakit Gazetesi Haber Müdürü Fatih Akkaya’ya parti basın danışmanlarım vasıtasıyla ulaştım ve bu yazımın yayınlanmasına asla müsaade etmediğimi, çünkü bütün uyarılarıma rağmen sözlerimin tahrif edildiğini, ben açıklamamda ’rantiyeci medya’, ’Doğan Grubu’, şeklinde ifadeler kullanırken, sanki muhatabım Aydın Doğan’mış gibi sözlerimin çarpıtıldığını, bu çarpıtmalara ’Ahlaksız Teklif’ gibi çirkin ifadeler eklendiğini esefle müşahede ettiğimi söyledim.

Herhalde haberi baskıya vermiş olacaklar ki, vaziyeti kurtarmak için bu defa bana yalvarmaya ve yazının orasını burasını düzeltelim demeye başladılar. Neresini düzeltmeleri gerekiyorsa hepsini tek tek söylememe ve tamam demelerine rağmen bir gün sonra gazeteyi alıp okuduğumda içeride bazı düzeltmeler yapmakla birlikte, baş sayfada hiçbir düzeltme yapmadıklarını ve haberi manşetten ancak kendilerine yakışan ’Kirli Gazetecilik’ başlığıyla yayınladıklarını gördüm.

Keza aynı akşam Vakit Haber Müdürü ile görüşmemin hemen sonrasında Milliyet Ankara Bürosu’ndan, Sayın Aydın Doğan’ın 12.01.2008 tarihli 3 sayfalık mektubu da ev adresime getirildi.

Doğan aracı göndermedi

Evvela Sayın Aydın Doğan’ın hem gazetede hem mektubunda yaptığı açıklamalara cevap veriyorum: Sayın Doğan gönderdiği mektupta; gazeteciye gönderdiği cevapların başına, ’Eğer Sayın Şevket Kazan bunları gerçekten söylemişse ve gazeteniz sözlerini çarpıtmamışsa cevaplarım şunlardır’ diye bir cümle koyduğunu ifade ediyor.

Esas konulara gelince; Sayın Aydın Doğan, ’Doğan Grubu’nun 2000 yılına kadar devletten alınmış tek kuruş kredisi yoktur. Sizi bu iddianızı kanıtlamaya davet ediyorum. Aksi halde hakkınızda mahkemeye başvuracağım’ diyordu. Ben bu konudaki beyanımı, Başbakan Yardımcısı Sayın Tansu Çiller’in 10 Mayıs 1997’de Sultanahmet Meydanı’ndaki mitingine ve bir gün sonra kendilerinde yayınlanan açıklamalarına dayanarak vermiştim. Kaldı ki Sayın Doğan da, şahsıma gönderdiği özel mektubun içine koyduğu ve 8 Temmuz 1996 tarihinde Sayın Erbakan’a hitaben yazdığı mektupta da ’Biz de kredi kullanıyoruz, önemli olan bu kredilerin haksız mı, yoksa piyasa kurallarına uygun mu alındığıdır’ diyerek benim dediklerimi doğruluyordu.

Aracı gönderme meselesine gelince; Ben mülakatımda Genelkurmay brifingleri öncesinde, rantiyeci medya tarafından yapılan ve bir anlamda taraflar arasında sulh teklifine benzeyen bazı önerilerin kulağıma geldiğini söyledim. Böyle bir teklifin bizzat Aydın Doğan tarafından gönderilen bir kişi aracılığıyla yapıldığını asla söylemedim. Bu konuda da Refah Gerçeği kitabımın 3. cildinde benzer bir beyanım vardır.

ASKİ’YİDE ÇARPITTILAR

Sayın Doğan’ın ASKİ’de Erbakan’la görüşmesi meselesine gelince,

Görüşmemde, hükümetin istifasından sonra ASKİ Sosyal Tesisleri’nde yapılan görüşmede Sayın Aydın Doğan’ın REFAHYOL Hükümeti zamanında Maliye memurlarınca baskı altına alınmaktan şikû¡yet ettiğini, başka bir şey söylemediğini açıkça ifade ettim, ancak yayınlanan haberde gördüm ki bu da çarpıtılmış.

Olayın aslı budur.

İşbu açıklamamın Basın Kanunu’nun ilgili hükümlerine göre her türlü hukuki haklarımı mahfuz tutarak ilgililerce tavzihini önemle rica ederim.

SAYIN NOTER, dört nüshadan ibaret işbu ihtarnamenin, birer nüshasının muhataplara tebliğini, bir nüshasının dairenizde muhafazasını, tebliğ şerhini muhtevi bir nüshasının ise tarafıma verilmesini saygılarımla arz ederim."

Komployu kuranları faka bastıran belge

ŞEVKET Kazan’ın, Ankara 10’uncu Noteri aracılığıyla gönderdiği tekzip şunu açıkça ortaya koyuyordu. Vakit Gazetesi, Aydın Doğan’a karşı tam anlamıyla "sivil bir andıç" hazırlamıştı.

Olmayan bir mülakat yayınlanmış, Şevket Kazan’ın kitabından alınan bazı bölümler çarpıtılarak tam anlamıyla "fabrikasyon" bir yayın hazırlanmıştı.

Ancak onların da bilmedikleri bir şey vardı.

Aydın Doğan’ın yıllardır uyguladığı bir alışkanlığı vardı.

Siyasi liderlerle yaptığı görüşmeleri daha sonra bir "konuşma notu" haline getirir, bunun bir kopyasına kendi kasasına koyar, ötekini de konuştuğu lidere gönderirdi.

Nitekim Refahyol döneminde Başbakan Necmettin Erbakan’la yaptığı iki görüşmeyi "görüşme notları" haline getirmiş, öyle iletmişti.

Madem bazı dosyalar açılıyordu, artık o dönemin zihniyetine ışık tutacak bu görüşmelerin de o günkü notlarını açıklamanın zamanı gelmişti.

Görüşmelerden biri Ankara Belediyesi’ne ait ASKİ tesisinde, öteki ise Başbakanlık Konutu’nda yapılmıştı.

İşte o iki görüşmenin görüşme notları. (Dizinin 4. bölümünde yayınlanacak.)

Toplantıya katılanların tam listesi ve yapılan konuşmalar.

Erbakan ne demiş, Aydın Doğan ne cevap vermişti.

Kimmiş bu 40 bin dolar alan gazeteciler

ŞEVKET Kazan, daha önce yayınlanan kitabında, Doğan ve Bilgin gruplarında çalışan bazı gazetelerde, 40-50 bin dolar maaş alan yazarların bulunduğunu, hükümetin bunların üzerine gitmesi üzerine rahatsız olduğunu iddia ediyordu. Kitabında ayrıca "rantiyeci yazarlar" dediği bu kişilerin listesini ve aldıkları paraları veriyordu.

Aydın Doğan gönderdiği mektubunda, çok açık bir ifadeyle kendi yayın gurubunda 40 bin dolar maaş alan kimsenin bulunmadığını belirtti.

Şevket Kazan bu sözlere şu cevabı verdi: "Doğan Grubu, Dinç Grubu ve Uzan Grubu yazarlarına 50 bin, 40 bin dolar aylık ödendiğini ben Refah Gerçeği kitabımın 3. cildinde Emre Kongar’ın 22.10.1998 tarihli Cumhuriyet Gazetesi’nde çıkan ve daha sonra hiç kimse tarafından tekzip edilmeyen yazısına dayanarak ifade ettim. Sayın Kongar’ın bu yazısına göre söz konusu yazarlara şu maaşlar veriliyormuş:

Güneri Cıvaoğlu (Kanal D-Milliyet)50.000 $

Ali Kırca (ATV)40.000 $

Fatih Çekirge (Star)40.000 $

M.Ali Birand (Eko TV)30.000 $

Ufuk Güldemir (Star)25.000 $

Reha Muhtar (Show)25.000 $

Emre Kongar’ın ise Cumhuriyet’ten 144 $ aldığı yazılıyordu ve bu köşe yazısı kimse tarafından tekzip edilmemişti."

Emre Kongar’ın Kazan’ın kastettiği yazısı, Cumhuriyet’te 22 Ekim 1998’de, Medya Notu köşesinde çıkan, "Medyada kim kaç para alıyor" başlıklı bir makale. Kongar, yazısında aralarında Doğan Grubu’nda çalışan 2 gazetecinin de bulunduğu 11 gazeteci ve televizyoncunun ismini veriyor ve sırayla aylık kazançlarını belirtiyor. Maaş bilgilerini ise Ankara’da haftalık yayın yapan Kuva-yı Medya adlı bir dergiden aldığını söylüyor. Ancak Kongar, yazısında birkaç kez kaynağına güvenmediğini açıkça söylüyor. Bunu yazmakta da çok haklı.

SAHİBİ BELİRSİZ KAYNAĞIBELİRSİZ

Kongar’ın bahsettiği haber, Kuva-yı Medya’nın 12 Ekim 1998 tarihli sayısında çıktı. Bahsedilen maaş bilgilerini nereden aldıkları, kaynaklarının ne olduğu belli değil. Derginin künyesinde bir gazetecinin ismi yazı işleri müdürü olarak geçiyor ama asıl sahibi eski Hürriyet mensubu gazeteci Nezih Tavlaş olarak biliniyor. Tavlaş, Hürriyet tarafından işten çıkarılmış bir kişi. Dergiyle ilişkisini araştırdığınızda ise karşınıza haberin yayınlanmasından bir ay önce noterden onaylanmış bir duyuru çıkıyor. Tavlaş, duyuruyla, 11 Eylül 1998 itibarıyla Kuva-yı Medya ile hiçbir bağının kalmadığını açıklıyor. Sonuçta, sahibi belirsiz bir derginin, kaynağı belirsiz bir haberini alıntılayan ve güvenmediğini söyleyen bir gazeteciye dayanarak, eski bir bakan 5 yıl sonra kitap yazıyor. Kitap çıktıktan 5 yıl sonra da, aynı kitaba dayanarak aynı iddiaları başka bir gazete aktarıyor. Aydın Doğan, Vakit’teki haberin ardından Kazan’a yazdığı mektupta şöyle dedi: "Benim yayın grubumda, 40 bin dolar maaş alan ne bir yazar, ne bir yönetici vardır."

Pahalıya patlayan konuşması bakanlarını bile güldürmüştü

Şevket Kazan’ın krediler konusunda kaynak gösterdiği diğer nokta, Tansu Çiller’in 10 Mayıs 1997 tarihli Sultanahmet Mitingi konuşması. 28 Şubat sürecinde Refahyol Hükümeti’nin iyice sıkışıp Başbakan Erbakan’ın mecbur kalarak Cumhurbaşkanı’na istifasını sunmasından bir ay önce Sultanahmet’te bir miting yapan Çiller, kendisini eleştiren medyaya yüklendi. 9 Mayıs günü yaptığı bir konuşmada, Türkiye’de büyük holdinglere tam 52 milyar dolar teşvik verildiğini, bunun 40 milyar dolarını da, Doğan Grubu ve Sabah Grubu’nu kastederek, iki büyük basın grubunun aldığını öne sürdü. Ancak verdiği bu rakamlar, o sırada ekonomiden sorumlu bakanlarının bile gülmesine neden oldu. O sırada Türkiye’nin toplam milli geliri bile 200 milyar dolardı. Çiller, bir gün sonraki mitingde, bu rakamı 64’te birine indirdi ve 625.2 milyon dolar olarak yeniledi. Bunun 424.8 milyon dolarının da Doğan Grubu’na verildiğini öne sürdü. Aslında söylediği miktar, Doğan Grubu’nun o sırada yaptığı bütün yatırımların toplamıydı. Doğan Grubu bu iftiralar için mahkemeye gitti ve davaların hepsini kazandı. Ama davaları kazanmadan önce bile ekonominin e’sinden anlayan insanlar, bu rakamların hayali olduğunu ve Doğan Grubu’nu yıpratmak için ortaya atıldığını biliyordu

Vakit Gazetesi'nin bu iddiaları cevabı ise 'Hadi oradan yalncı' başlığıyla oldu. Birinci sayfadan sürmanşet olarak verilen haberde, 'Hürriyet'in yalanlanan haberlerinden örnekler verildi. İşte Vakit Gazetesi'nin Aydın Doğan ve Hürriyet'e cevabı:

 

Vakit Gazetesi'nde bugün yayınlanan haber:

Hadi ordan yalancı 
 
  
Yaptıkları birçok haber "yalan" çıkan kartel gazetelerinin sahibi Aydın Doğan, dün Vakit'i hedef alan sözler sarfetti... 
 
Her haberi "belgeli" olan ve yaptığı hiçbir haberi yalanlanmayan Vakit, Aydın Doğan'a tek cümleyle cevap veriyor: "Hadi ordan yalancı!"
Aydın Doğan, dünkü Hürriyet'e yaptığı açıklamada, Adalet eski Bakanı Şevket Kazan'a saygı duyduğunu söylüyor... Ama Aydın Doğan'ın gazetesi Hürriyet; bakanlığı döneminde "Kazan'a kaçakçılık suçlaması"nda bulunmuştu.
Son günlerde gazetemiz Vakit’i hedef alan Aydın Doğan, “temiz” bir medya patronu kisvesiyle açıklamalar yapadursun, Türk siyasi ve medya tarihi Aydın Doğan’ın çok sayıda sabıkasını barındırıyor. Bunlardan en meşhurları arasında bulunan iki tanesinde Aydın Doğan, iddiaların ispat edilmesi halinde kendini Taksim’de asacağını taahhüt etmişti. Ancak yolsuzluklar ve usulsüzlükler her seferinde belgelenmesine rağmen, “kendimi asarım” vaadi bir türlü gerçekleşmedi ve Aydın Doğan da ne kadar sözünün eri olduğunu ortaya koydu.

RANT BELGESİNE DE “ASARIM” ZIRVASI
Yazar Nazlı Ilıcak bir makalesinde, Aydın Doğan'ın İstanbul Merter'deki yeşil sahaya inşaat müsaadesi aldığını, sonra da burayı Migros'a satarak büyük rant elde ettiğini yazmıştı. Aydın Doğan bu iddiaya da bildik bir cevap vererek, "Bunu ispat etsinler, kendimi Taksim meydanında asarım" cevabını vermişti. Büyükşehir Belediyesi'nin arşivlerinden, Dalan dönemine ait yazışmalar ise çok geçmeden ortaya çıktı. Akit gazetesinin de yayınladığı belgelere göre Aydın Doğan kıymetli araziden önemli bir rant elde etmiş. Ancak örneklerle çoğaltılabileceği gibi Aydın Doğan yine sözlerinin altında kalmıştı.

YENİ ŞAFAK, AYDIN DOĞAN’IN KENDİNİ ASACAĞINI YAZMIŞTI
Yeni Şafak gazetesi, “Kartele belge şoku” başlıklı sürmanşet haberinde, Aydın Doğan’ın 'Kendimi asarım' dediğini yazmıştı. Haberde, “DYP lideri Çiller'le NTV ve Kanal 6 ekranlarında hararetli tartışmalara giren Aydın Doğan, kendisinin Milliyet muhabiri tarafından ihbar edildiğini açıklayan Çiller'in yalan söylediğini öne sürmüştü. Daha da ileri giden Aydın Doğan, Çiller'in bu iddiasını ıspatlaması halinde Taksim Meydanı'na çıkıp kendisini asacağını söylüyordu. Ortaya çıkan bu tutanağın ardından Doğan ve Milliyet gazetesinin nasıl bir savunma "yapacağı" merakla bekleniyor” denilmişti.

BUNLAR UNUTULMADI
Pornoculuğu mahkeme kararıyla tescillenen!.. 10 Ekim 1996'daki "Yalan Rüzgarı" ve "Tesettür faciası" başlıklı haberleri başta olmak üzere, birçok haberi "asparagas" çıkan!.. "İş takipçiliği" yaptıkları belgelenen!.. Sıkıştıkları zaman, "Kendimi Taksim'de asarım" diyen ama gerçekler ortaya çıkmasına rağmen Taksim'e uğramayan! "Başörtüsü, Namaz ve dindarlara saldırganlığı" dillere destan olan Aydın Doğan ve gazetelerinin, "objektif bir gazetecilik" yapan Vakit'e saldırması, "Neyi örtas etmek istiyorlar?" sorularına yol açtı.

İŞTE "YALAN"LARDAN BİRKAÇI
Hürriyet'in 10 Ekim 1996'da ve 17 Aralık 2006'da manşetten verdiği "Yalan Rüzgarı" ve "Testis diye çekmediler" başlıklı haberleri "yalan" çıkmış ve Hürriyet yönetimi, "yalan" olduğu belgelenen son haberden dolayı "özür" dilemişti.
5 DAKİKA ÖNCE- Ankara Kapalı Cezaevi'nde isyan çıkaran mahkû»mların fotoğrafını yayınlayıp "eylemden 5 dakika önce" diye başlık attılar; ancak söz konusu resmin 5 yıl önce çekildiği ortaya çıktı.
YALAN RÜZGARI- Dönemin Başbakanı Erbakan'ın basın toplantısı yapıp, açıklamalarda bulunduğunu yazdılar... Ancak, o başlık yayınlandığında Erbakan henüz basın toplantısı yapmamıştı.
TESETTÜR FACİASI- Konya'da tesettürlü doktorların bir gencin testis filmini çekmediğini iddia ettiler, ancak bu da yalan çıktı.


Hürriyet’e, iftiradan mahkû»miyet!  
 
Hürriyet Gazetesi, iftiradan mahkû»m olmuştu. Hürriyet gazetesi, İsmailağa Camii’nde işlenen cinayetin ardından Sauna Çetesi sanıklarının iftiraları doğrultusunda hedef haline getirdikleri Abdulmetin Balkanlıoğlu Hocaefendi’ye tazminat ödemeye mahkû»m edilmişti.
 
 
“KİŞİLİK HAKLARI ZARAR GÖRDÜ”
Fatih 2. Sulh Hukuk Mahkemesi, Hürriyet gazetesinin haberleri ile Abdulmetin Balkanlıoğlu Hocaefendi’nin kişilik haklarının zarar gördüğüne hükmetti ve Doğan Holding Yönetim Kurulu Başkanı Aydın Doğan ve sahibi olduğu Hürriyet gazetesini Abdulmetin Balkanlıoğlu Hocaefendi’ye müştereken ve müteselsilen tazminat ödemeye mahkû»m etti. Aydın Doğan ve Hürriyet gazetesi, tazminat ödemekten eşit sorumlu tutuldu.

YARGI, HÜRRİYET’İN FÜTURSUZCA HABERİNE ‘DUR’ DEDİ
Abdulmetin Balkanlıoğlu Hocaefendi’nin avukatı Selçuk Kar, mahkemenin yerinde karar verdiğini söyledi. “Hukuk devletinde olması gereken budur” diyen Selçuk Kar, “Basına elbette özgürlük tanınmalıdır ama basın bu özgürlüğünü sınırsızca, fütursuzca, kişileri karalayarak kullanma hakkına sahip değildir. Bunu yaptıkları zaman elbette buna ‘Dur’ denmelidir. Abdulmetin Balkanlıoğlu olayında yargı, Hürriyet gazetesinin fütursuzca haberine ‘Dur’ demiştir; hatalı ve yanlış olduğunu, kişilik haklarına saldırı olduğunu kabul etmiştir. Mahkemenin kararının yerinde olduğunu düşünüyoruz” dedi.
 
İşbirlikçi medyayı ürküttük!  

Refahyol Hükümeti'nin Ekonomi Bakanı DYP’li Ufuk Söylemez. Refahyol Hükümeti'nin Ekonomi Bakanı DYP’li Ufuk Söylemez’den, Aydın Doğan’ın “Kirli Gazeteciliği”ni doğrulayan açıklamalar geldi. 
 
Söylemez, kartel medyasının Refahyol Hükümeti'ni hedef almasının altında “milli duruştan duyulan rahatsızlık”, “promosyon yasağı”, “medyada karteli kırma çabaları” gibi nedenlerin yattığını söyledi.

Söylemez, şöyle konuştu: “Refahyol’un düşürülmesinin temel sebeplerinden bir tanesi, bence ise en önemlisi, milli duruşumuzdu. IMF ile anlaşma imzalamayı hükümet olarak reddettik. Bizden önce anlaşma yapılan IMF’nin bana önerdiği programı reddettim, Sayın Çiller de reddetti, Sayın Erbakan da. Refahyol olarak, IMF’den borç almadığımız halde ekonomimiz yüzde 8 büyüdü. Bu çok büyük bir başarıdır. Sermayeyi tabana yaydık, esnaf ve kobilere destek verdik. Bu tabi IMF ve dış odakları, çıkar odaklarını çok rahatsız etti. Çıkar odakları bizden önce hükümetleri hep istedikleri gibi yönlendirebiliyordu. Ama biz farklıydık. Kendi yağımızla kavrulmayı prensip edinmiştik. Hal böyle olunca bütün şimşekleri üzerimize çektik. IMF ve dış odakların işbirlikçiliğini yapan içerideki bir takım medya organları da, koalisyon hükümetini olur olmaz gerekçelerle yıpratmaya çalıştı. Medya maalesef koalisyon hükümetlerini baskı altına almaya, kendi çıkarları doğrultusunda yönlendirmeye her zaman çabalamıştır. O dönemde milli bir duruşu olan hükümetle medyanın arası hiçbir zaman iyi olmamıştır. Zaten bize yönelik saldırıların altında da yıpratma çabaları yatmaktaydı. O dönemde hükümetimize yönelik olarak yapılan saldırıların altında milli duruşumuzu görüyorum.”

MEDYADA KARTELE KARŞIYDIK
Söylemez şöyle devam etti: “Bir de biz medyadaki tekelleşme ve kartelleşmeye karşıydık. Tavır almıştık buna karşı. Bunu dile getiriyorduk. Medyada rekabet olsun istiyorduk. Medyada tekelleşme ve kartelleşme, Türkiye’nin bir acı gerçeğiydi o dönem. Türkiye’de demokrasinin sağlıklı gelişmesine de engel oluşturuyordu. Refahyol Hükümeti kartelleşmeye de karşı olunca, medyayla arası hiç iyi olmadı.”

PROMOSYON YASAĞI
Aydın Doğan ve Dinç Bilgin’in oluşturduğu medyada tekelleşmeye karşı attıkları somut adımlara da değinen Devlet eski Bakanı Söylemez, Refahyol’un şu 2 somut adımının mevcut medya gruplarını çok rahatsız ettiğini söyledi: “Dönemin Sanayi Bakanı Yalım Erez’in üzerine çok fazla gelindi. Nedeni ise, gazete promosyonlarını yasaklaması idi. Hükümet kararnamesi ile bu yasak getirildi, kap kacak dağıtıyorlardı bunlar yasaklandı. Sanayi Bakanı bundan dolayı hedef alındı.

DAĞITIM TEKELİNİ KIRMA ÇABASI
“Dağıtım konusunda da bir tekelleşme vardı. Refahyol olarak yeni dağıtım şirketleri kurulmasını teşvik eden bir kararname çıkardık. Bundaki amaç, mevcut Sabah ve Hürriyet grupları dışında yeni dağıtım şirketleri kurulsun ki, medyada çeşitlilik artsın. Ancak mevcut gruplar, dağıtım tekelini de ellerinde bulundurdukları için bundan da rahatsız oldu. Bizden sonra kararname doğrultusunda teşvik sağlanması sağlıklı yürümedi. Kararnameden 10-15 gün sonra istifa etmek zorunda kalmıştık. Sonraki hükümetin ilgili bakanı olan Güneş Taner çok ilginç bir şey yaptı. Bizim amacımız yeni dağıtım şirketlerini teşvik etmekti. Ancak Güneş Taner, teşviği yenilere değil, kartel oluşturmuş olan mevcut medya gruplarına kullandırdı. Bu şekilde mevcut kartelleşmeyi daha da güçlendirdi.”

 

Haber 7

 
 

 
 

 ~ 

Bu konunun linki : 

Yukarıdaki linki arkadaşlarınıza göndermek için kullanabilirsiniz ve bu sayfada; Vakit ve Hürriyet'in 'Kazan' kavgası hakkında bilgiler nedir yazıları veya şiirleri gibi sözleri veya resimleri Vakit ve Hürriyet'in 'Kazan' kavgası siteleri gibi benzer birçok forum konularını bulabilirsiniz.

 ~ 

Son Forum Mesajları

Kaynak linkimizi belirtmek koşulu ile her türlü bilgiyi kopyalayabilirsiniz. Forum içerisinde yazılan tüm mesajların hukuki sorumlulukları mesajları yazanlara aittir. Üyeler, üyelik sözleşmesi gereği bu kuralı kabul etmiş sayılır. Ziyaretçilerimiz bu forumu kullanmadan önce Forum Kurallarını okumak zorundadırlar. Aksi durumda meydana gelecek bütün olumsuz durumlardan ziyaretçilerin bizzat kendileri sorumludur. Sitemizde telif, kişi haklarına; yasalara aykırı olduğunu düşündüğünüz bir konu görürseniz bize aşağıdaki iletişim adresinden ulaşabilirsiniz.

1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11, 12, 13, 14, 15, 16, 17, 18, 19, 20, 21, 22, 23, 24, 25, 26, 27, 28, 29, 30, 31, 32, 33, 34, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44, 45, 46, 47, 48, 49, 50, 51, 52, 53, 54, 55, 56, 57, 58, 59, 60 100, 150, 200, 250, 300, 350, 400, 450, 500, 550, 600, 650, 700, 750, 800, 850, 900, 950, 960

© 2006-2019 ilgiliFORUM.com