Yer nedir? Yer ne demek?


Google Reklamları





Yer nedir? Yer ne demek? ile ilgili benzer olabilecek konular...

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.


02 Mayıs 2015, 06:48:51
Forum
Forum Sitesi
Admin
Mesajlar: 86813












Sponsorlu Bağlantılar

sponsorlu bağlantılar

Yer nedir? Yer ne demektir?

Yer kısaca tanımı, anlamı:

  • Görev, makam.
  • Üzerine yapı kurulmaya elverişli arazi, arsa.
  • Önem.
  • Durum, konum, vaziyet.
  • Ülke.
  • İz.
  • Ekime elverişli toprak parçası, arazi.
  • Yerküre.
  • Gezinilen, ayakla basılan taban.
  • Bulunulan, yaşanılan, oturulan bölge.
  • Otel, motel vb.nde kalınacak oda.
  • Durum, konum.
  • Bir şeyin, bir kimsenin kapladığı veya kaplayabileceği boşluk, mahal, mekân.
  • Bir olayın geçtiği veya geçeceği bölüm, alan, mahal.

"Yer" cümle içerisinde nasıl kullanılır?

  • "Deniz kıyısında bir yer aldılar, ev yapacaklar."
  • "Sen benim yerimde olsan ne yapardın?"
  • "Ayıp bir şey gördü mü kulaklarına kadar kızarıyor, gözünü yerde bir noktaya dikip öylece kalakalıyordu." - H. Taner
  • "Yeriniz var mı?"
  • "Askerden gelirse bakalım bir yere yerleştirebilecek miyiz?" - M. Ş. Esendal
  • "Toplantı yeri. Kaza yeri."
  • "Çorak yerde ot bitmez."
  • "Anadolu'nun bazı yerlerinde eski bir kocakarı itikadı vardır." - R. N. Güntekin
  • "Türkiye stratejik bakımdan önemli bir yerdedir."
  • "Uçağın yurt savunmasındaki yeri."
  • "İzinsiz bir yere gitmek ne haddime?" - M. Ş. Esendal

Yer ile ilgili Atasözü, Deyimler, Birleşik Sözler veya Fiiller

  • Yerli yerine: Kendine ait olan yere.
  • Yer vermek: önemli saymak, saygı göstermek. bir olaya yol açmak, imkân tanımak. önemli bir görev vermek. kendi yerini bir başkasına bırakmak. kullanmak. söz etmek, değinmek. ağırlık vermek. konu edinmek.
  • Yerinden oynatmak: başka yere kaldırmak, yerini değiştirmek.
  • Yer kaplamak: önemli bir hacim tutmak.
  • Yer sıçanı: Köstebek.
  • Yanlış yere: Boşuna, yanlış olarak.
  • Yerlere kadar eğilmek: aşırı saygı göstermek.
  • Edep yeri: İnsanlarda üreme organlarının bulunduğu yer, ut yeri.
  • Yer odası: Tabanı yerle bir olan oda.
  • Yer adı: Yerleşim bölgeleri ile deniz, göl, ırmak, dağ, tepe, bağ, bahçe, vadi vb. yerlerin adı.
  • Yer çekirdeği: Yer merkezinde toplanmış olan çok yoğun küresel kütle.
  • Yangın yeri: Çok kalabalık veya dağınık yer.
  • Yer katı: Giriş katı.
  • (birini)  yer kabul etmez: çok günahkâr.
  • Yerine geçmek: görevden ayrılan birinin yerini almak. bulunmayan bir nesnenin veya kavramın yerine kullanılabilmek.
  • İvinti yeri: Akarsuların, yataklarındaki çok eğimli bölgelerde köpürerek kaya döküntüleri arasından hızla aktıkları yer.
  • Nahak yere: Haksız, gereksiz olarak, boş yere, boşuna.
  • Yer geçidi: Yer altında bulunan geçit.
  • Yerine gelmek: yapılmak, olmak. eski duruma dönmek. kişi iş yerinde çalıştığı, oturduğu yere gelmek.
  • Tırnak yeri: Çakı gibi açılıp kapanabilen şeyler üzerine tırnakla kolayca açabilmek için yapılmış kertik.
  • Yerine koymak: gibi görmek, saymak. yitirilen, elden çıkan bir şeyin, benzerini veya eşini sağlamak.
  • Yer meşesi: Kurtluca.
  • Yere doğrulum: Yere yönelim.
  • Yer belirteci: Yer zarfı.
  • Yerle bir etmek: temeline kadar yok etmek, tahrip etmek.
  • Yere baktırmak: utandırmak, mahcup etmek.
  • Gezinti yeri: Yürüyüş yapmak, dolaşmak ve hava almak amacıyla ayrılmış yol veya bölge, promönat.
  • Yere bakan (veya bakıp) yürek yakan: "uysal ve uslu göründüğü hâlde sinsice kötülük yapan" anlamında kullanılan bir söz.
  • Park yeri: Otopark.
  • Yerini yapmak: bir şey elde etmek amacıyla girişimde bulunmak.
  • Yer öpmek: bir büyüğün önüne eğilmek.
  • Köy yeri: Köy.
  • Yer almak: bir işi hazırlayanlar arasında bulunmak. ayrılan yerde durmak, bulunmak.
  • Şeref yeri: Bir toplantıda, özel saygı gösterilen kimse için ayrılmış yer.
  • Yerlerde sürünmek: çok perişan, acınacak bir durumda bulunmak.
  • Yapı yeri: Şantiye.
  • Yermerkezcilik: Yer yuvarlığını evrenin merkezi sayanların görüşü, yer özekçilik, jeosantrizm.
  • Ut yeri: Edep yeri.
  • Yer örümceği: Toprak içinde ağla döşeli yuva yapan, büyük bir tür örümcek (Mygale avicularia).
  • Nafile yere: Boş yere, boşu boşuna.
  • Yer demir gök bakır: çorak ve sıcak bir yeri niteler. şartların zor, imkânların kısıtlı olduğu durumlarda söylenen bir söz. hiçbir yardım ve umut olmadığında kullanılan bir söz.
  • Yerinde su çıkmak: haklı bir sebep olmadan yerini bırakanlara veya bırakmak isteyenlere kınama ve engelleme amacıyla söylenen bir söz.
  • Yer açmak: bir kimseye oturması için yer hazırlamak. yer bırakmak, imkân vermek.
  • Yeri soğumadan: ayrılan bir kimsenin ardından çok zaman geçmeden.
  • Yerden bitme: Kısa boylu, yerden yapma. Türedi.
  • Çıkarma yeri: Çıkarma hareketinin daha kolay yapılacağı en uygun bölge veya kıyı.
  • Yer solucanı: Halkalılardan, nemli topraklarda yaşayan bir solucan (Lumbricus terrestris).
  • Buluşma yeri: Buluşulacak yer.
  • Yer yurt: Oturulan, yaşanılan yer.
  • Yok yere: Hiçbir gereği ve sebebi olmadan, boşu boşuna.
  • Yerdegezen: Yılan.
  • Yerinde yeller esmek: artık bulunmamak, yok olmak.
  • Sargı yeri: Savaş, deprem vb. durumlarda yaralılara ilk yardımın yapılabilmesi için geçici olarak kurulan nokta.
  • Yerle beraber: yer düzeyinde.
  • Dizgi yeri: Dizgi işlerinin yapıldığı yer, mürettiphane.
  • Yere çalmak: yere atmak, yere fırlatmak.
  • Bitirim yeri: Kumarhane.
  • Piknik yeri: Piknik alanı.
  • Haksız yere: Haksız olarak, hak etmediği hâlde.
  • Yerin kulağı var: gizli konuşulan bir şeyin umulmadık bir yoldan başkalarınca duyulabileceğini anlatan bir söz.
  • Kilit yeri: Kilidin yerleştiği yuva.
  • Kapalı yer korkusu: Dar ve kapalı yerlerde duyulan kaygı veya korku, klostrofobi.
  • Yer kapmak: kalabalık içinde kendine yer bulmak.
  • Yer biçimleri: Engebe.
  • Yer yer: Zaman zaman. Birçok yerde.
  • Piyasa yeri: Alışverişin çok olduğu yer. Fuhuş yapmak üzere müşteri aranan yer.
  • Yeraltı: Gizli ve yasa dışı. Alışılmışın dışında olan, aykırı.
  • Yere vurmak: kötü bir duruma sokmak. yenmek, alt etmek.
  • Ayıp yerler: Vücutta örtülü tutulması gereken yerler.
  • Yerküre: Üstünde yaşadığımız gök cismi, yer, yer yuvarı, yer yuvarlağı.
  • Yeregeçen: Havuç.
  • Yer bulmak: oturacak yer sağlamak. bir kimse bir işe, görev yapacağı bir yere yerleşmek.
  • Yerden yere vurmak: birine türlü yönlerden saldırarak onu çok aşağılayıcı bir duruma düşürmek.
  • Ortalık yer: Göz önünde olan, açıklık alan.
  • Yer hostesi: Uçağa binecek olan yolcuların bilet işlemlerini yapan veya biniş kartlarını toplayan görevli.
  • Yerde kalmak: saygı görmemek, yüzüne bakılmamak.
  • Dalyan yeri: Sabit veya yüzer dalyan kurmaya elverişli avlanma yeri.
  • Yer minderi: Yere serilerek üzerine oturulan yün, pamuk, sünger vb.yle doldurulmuş minder.
  • Yere yıkılmak: yere düşmek.
  • Yer kabuğu: Dünya'nın dışını çepeçevre kaplayan, üzerinde karalar ve denizlerin bulunduğu bölüm, yeryüzü.
  • Yeri göğü inletmek: yüksek sesle ve olanca güçle bağırmak.
  • Yerini bulmak: uygun olan yerde olmak. kendine yakışan makamı, durumu bulmak.
  • Yer yarılıp içine girmek (veya geçmek): yitirilip bir türlü bulamamak. çok utanmak.
  • Başı yerde: Utangaç, mahcup (kimse). Suçlu, kabahatli.
  • Yer çamı: Yüksekliği 5-10 santimetre olan, limon sarısı renkli, otsu bir bitki, yer servisi (Ajuga chamaepitys).
  • Yönetim yeri: Kamu veya özel kurum ve kuruluşların yönetildiği merkez.
  • Yerini almak: yerine geçmek.
  • İş yeri: Bir görevin yapıldığı yer. İşçinin iş sözleşmesine göre çalıştığı yer.
  • Yer çevirmek: kullanım hakkı devlet veya özel kişide olan araziyi kendi kullanımına almak.
  • Yere yönelim: Bitkilerde kök ve sapların, yer çekimi etkisi ile belli bir doğrultu almaları özelliği, yere doğrulum, jeotropizma.
  • Panayır yeri: Panayırın kurulduğu alan. Çok kalabalık yer.
  • Yer istasyonu: Uzay araştırmalarında yeryüzünde yapılan çalışmaların gerçekleştiği merkez.
  • Yeri başka: "daha başka bir değeri olan, önemi olan" anlamında kullanılan bir söz.
  • Yer özekçil: Yermerkezci.
  • Yer fesleğeni: Sütleğengillerden, otsu veya odunsu sürüngen gövdeli bitki, yaban fesleğeni (Mercurialis).
  • Uğrak yeri: Sık uğranılan yer.
  • Yerden temenna: Yerden selam.
  • Yeri gelmek: sırası gelmek, zamanı uygun olmak.
  • Beyhude yere: Boşuna.
  • Yer fıstığı: Baklagillerden, çiçekleri döllendikten sonra toprağa gömülerek meyve veren bir tarım bitkisi, araşit (Arachis hypogaea). Bu bitkinin çerez olarak yenilen, yağı da çıkarılan tohumu.
  • Yer servisi: Yer çamı.
  • Yerle yeksan etmek: yerle bir etmek.
  • Harman yeri: Üzerinde harman dövülen, sıkıştırılmış sert toprak alan.
  • Yerinde saymak: yürür gibi yaparak hep aynı yerde, sürekli olarak ayağın birini kaldırıp birini basmak. ilerleyememek, gelişememek, değişememek.
  • Yere sermek: kötü bir duruma sokmak, yenmek. vurup öldürmek.
  • Yereşeği: Makaslı böcek.
  • Yer bilimi: Yer yuvarlağının yapısını, birleşimini, evrimini inceleyen bilim, arziyat, jeoloji.
  • Yer değiştirme: Bir yerden başka bir yere gitme, tebdilimekân. Bir birimde çalışan görevlilerin düzenli bir biçimde başka birimlere geçmesi, rotasyon. Göçüşme. Laboratuvarlarda gazları toplamakta izlenen yöntem.
  • Yer bakır gök demir kesilmek: tamamen tükenmek, bitmek, yoksul duruma düşmek.
  • Yere batasıca (veya batsın): "yok olsun, ölsün" anlamında kullanılan bir ilenme sözü.
  • Boş yere: Boşuna.
  • Yer mantarı: Domalan.
  • Kara yer: Mezar, sin, gömüt.
  • Yere yığılmak: yere düşmek.
  • Tan yeri: Güneşin doğmak üzere olduğu sırada, ufukta hafifçe aydınlanan yer.
  • Yer yerinden oynamak: bir iş çok gürültülü, telaş ve heyecan içinde yapılmak. bir olay toplumda büyük tedirginlik yaratmak.
  • Yer yuvarı: Yerküre.
  • Hacet yeri: Tuvalet.
  • Yerini tutmak: bulunmayan bir nesnenin yerini almak, onu aratmamak. görevinden ayrılan birinin yaptığı işi yapabilmek.
  • Sebepsiz yere: Boşuna.
  • Yerden yapma: Yerden bitme.
  • Yer çekimi: Yer kütlesinin çekimi etkisiyle bir cismin, türlü bölümlerine uygulanan güçlerin bileşkesi, arz cazibesi.
  • Yer sakızı: Bitüm.
  • Yer etmek: iz bırakmak. iyice yerleşmek.
  • Yer altı: Yerin yüzeyi altındaki bölümü.
  • Yer sarmaşığı: Gebre otugillerden, nemli yerlerde, duvar diplerinde yetişen bir bitki (Cleome).
  • Yerinden oynamak: yerinden ayrılmak. coşkulu, gürültülü, karışık bir zaman yaşamak.
  • Bayram yeri: Bayram günlerinde çocuklar için kurulan açık eğlence yeri.
  • Yerden göğe kadar: pek çok.
  • Yerini sevmek: yerini beğenmek.
  • Yeri göğü tırmalamak: çok sancı, acı çekmek.
  • Ara yerde: Arada.
  • Yerine oturmak: iyi yerleşmek. bir durum, bir düşünce vb. benimsenmek, yaygın duruma gelmek, yerleşmek.
  • Yerberi: Dünya çevresinde dolanan bir uydunun gerçek veya görünür yörüngesinin Dünya'ya en yakın noktası.
  • Yerin dibine geçmek (veya batmak veya girmek): çok utanıp sıkılmak. görünmez olmak, kaybolmak.
  • Yerin dibine batırıp çıkarmak: çok utandırmak, rezil etmek.
  • Yere bakmak: ihtiyarların ölümü yakın olmak.
  • Kabul yeri: Kabul salonu. Otel vb. bir kuruluşta müşterilerle ilgilenen bölüm, resepsiyon.
  • Yer pelidi: Kurtluca.
  • Yer sarsıntısı: Deprem.
  • Yeri göğü birbirine katmak: aşırı telaş yaratmak.
  • Yerle gök bir olsa: "sonu ne olursa olsun" anlamında kullanılan bir söz.
  • Yer alıştırmaları: El ve bütün vücut bölümleri için, yeri bir dayanak yüzeyi veya bir tür araç gibi kullanarak düzenlenen hareketler.
  • Yerinde olmak: uygun olmak. tamam olmak, iyi durumda bulunmak. makamında bulunuyor olmak.
  • Yeri var!: "uygundur, iyidir" anlamında kullanılan bir söz.
  • Kaşan yeri: Uzun yolda hayvanların durup işedikleri ve biraz dinlendikleri yer.
  • Yer pırasası: Aslankuyruğu.
  • Yeridir: "layıktır, uygundur, münasiptir" anlamında kullanılan bir söz.
  • Yeri yurdu belirsiz olmak: belli bir yeri olmamak.
  • Yeryüzü: Yer kabuğu. Dünya.
  • Yerinde duramamak: sürekli kıpırdamak. içi içine sığmamak.
  • Pot yeri: Kötü dikiş yüzünden elbisede oluşan kıvrım veya büzülme yeri.
  • Yer sofrası: Yerde kurulan sofra.
  • Doğum yeri: Bir kimsenin doğduğu yer.
  • Yerini ısıtmak: bir yerde uzun süre kalmak.
  • Yeri göğü tutmak: her tarafı ele geçirmek, denetim altında bulundurmak.
  • Yer yuvarlağı: Yerküre.
  • Beşibiryerde: Beşibirlik.
  • Geometrik yer: Aynı özellikleri olan noktaların oluşturdukları çizgi veya yüzey.
  • Voli yeri: Denizlerde ve iç sularda su ürünleri avlanmasına elverişli, kıyıya bitişik ve sınırları belli su alanları.
  • Yüzü yerde: Alçak gönüllü (kimse).
  • Ziyaret yeri: Hayır işlemek veya saygı göstermek için gidilen yer, ziyaretgâh.
  • Toplantı yeri: Toplantının yapıldığı yer veya merkez.
  • Yere sağlam basmak: titiz ve dikkatli davranmak.
  • Yerden yere çalmak: çok hırpalamak.
  • Kalafat yeri: Gemi ve kayıkların onarıldığı yer.
  • Yer cücesi: Kısa boylu, çokbilmiş, kurnaz kimse.
  • Yer çöküntüsü: Çöküntü hendeği.
  • Lüzumsuz yere: Gereksiz yere.
  • Yerinde kalmak: başka yere gitmemek. makam veya aşama değişmemek.
  • Yer yatağı: Yere serilen yatak.
  • Yeri olmak: uygun olmak. sırası, uygun zamanı olmak. saygınlığı olmak.
  • Yerini doldurmak: görevini başarı ile yapar olmak. görevinden ayrılan birinin yerine gelen kişi, önceki görevli kadar başarılı olmak.
  • Yeri göğü ben yarattım demek: çok gururlu olmak.
  • Yerleri süpürmek: saç, etek, paça çok uzun olmak.
  • Yere göğe koymamak: nasıl ağırlayacağını, nasıl memnun edeceğini bilmemek, çok önem vermek.
  • Yer değiştirmek: bulunduğu yerden bir başka yere geçmek.
  • Yerini beğenmek: bitki yerini gelişmesine çok uygun bulmak.
  • Bekleme yeri: Bir kimseyi beklemek için ayrılan bölme. Herhangi bir taşıtı beklemek için ayrılan bölme.
  • Yer yağı: Petrol.
  • Atıştırma yeri: Müzik dinlenilen ve ayaküstü yemek yenilen eğlence yeri.
  • Besi yeri: Canlı veya uyku durumunda olan mikroorganizmaların, hücrelerin yetiştirilmek ve geliştirilmek üzere aşılandığı veya ekildiği, besleyici maddeler içeren ortam. Sığırların ticari amaçlı et üretimi için yem verilen ve kilo alması sağlanan, sınırlı tesis veya alan.
  • Demir yeri: Limanlarda gemilerin demir atmasına ayrılmış yer.
  • Pazar yeri: Pazar kurulan yer. Yabancı bir ülkenin mallarını satma olanağını sağladığı ülke.
  • Yer domuzu: Afrika'da yaşayan, uzun kulaklı, uzun burunlu memeli.
  • Yer elması: Birleşikgillerden, kök sapları yumru durumunda olan bir bitki (Helianthus tuberosus). Bu bitkinin besin olarak yararlanılan kök sapı.
  • Köylük yer: Köy.
  • Gereksiz yere: Boş yere, gerek yokken.
  • Çıkış yeri: Bir yerden çıkmak için kullanılan nokta. Yarışa başlama noktası.
  • Yerine getirmek: istenileni, gerekeni yapmak. eski duruma döndürmek. ifa etmek.
  • Yeri öpmek: yere düşmek, yere serilmek.
  • Yer zarfı: Bir fiilin anlamını yer göstererek belirleyen, sınırlayan zarf, yer belirteci, mekân zarfı: İçeri giriniz. Yukarı çıkınız.
  • Yer palamudu: Kurtluca.
  • Satış yeri: Bir malın satıldığı yer.
  • Yer mumu: Petrol ve terebentin içinde eriyen, doğal hidrokarbonlardan oluşan bir mum türü, ozokerit.
  • Atış yeri: Ateşli silahlarla atış alıştırmaları yapılan yer, poligon.
  • Yer üstü: Yerin yüzeyi üstündeki bölümü.
  • Yerden selam: Elin yerlere kadar uzatılmasıyla verilen selam biçimi, yerden temenna.
  • Yeröte: Yer çevresinde dolanan bir uydunun yörüngesi üzerinde yere en uzak nokta, evç.
  • Yere batmak: yok olmak. çok utanmak, mahcup olmak.
  • Yer ölçümü: Yerin boyutlarını ve biçimini konu olarak inceleyen bilim, jeodezi.
  • Yer tutmak: yer ayırmak. yer kaplamak. işlevi ve etkisi olmak. önemli sayılmak, önemi olmak.
  • Yer merkezli: Yer özekçil.
  • Yargı yeri: Mahkeme.
  • Yerlere geçmek: çok utanıp sıkılmak veya kahrolmak.
  • Yerinden fırlamak: oturulan yerden hızla kalkmak.

Yer hakkında resimler
(Resimleri Göster)

Yer ile ilgili diğer yazılar



Forumlar okunmak ve paylaşmak içindir...


Bu Konunun Linki : 

Yukarıdaki linki arkadaşlarınıza göndermek için kullanabilirsiniz. Bu sayfada Yer nedir? Yer ne demek? ile ilgili olarak; Yer nedir? Yer ne demek? hakkında bilgiler nedir yazıları veya şiirleri Nedir ne demek kısaca anlamı tanımı ne demektir hakkında bilgiler ile ilgili kısa yazılar ne anlama gelir neye denir gibi bilgileri veya indirme linklerini, sözleri veya resimleri Yer nedir? Yer ne demek? siteleri gibi benzer birçok konuları bulabilirsiniz.

 
Gerçek mutluluk, ancak gerçek sevgi ile yaşanabilir.

Copyright © 2006-2017 AjansMail
Her hakkı saklıdır.