Böyle bir ölçüt ve onu destekleyen güvenilir veriler olmadan tek bir aşireti tartışmasız biçimde birinci ilan etmek doğru olmaz. Murat'ın araştırması ona beklediği kolay cevabı vermemişti. Buna karşılık çok daha değerli bir şey kazandırmıştı: Bir iddiayla bir bilgi arasındaki farkı görmeye başlamıştı. Sizce sosyal medyada sık sık tekrarlanan bir bilgi, kaynağı gösterilmediğinde ne kadar güvenilir kabul edilebilir?
4. Bölüm: Zeynep'in Sorusu ve Kadınların Görünmeyen Hafızası Murat, araştırmasını sürdürürken kuzeni Zeynep'le de konuşmaya karar verdi. Zeynep, Diyarbakır'da doğup büyümüş, sosyoloji eğitimi almış ve ailelerin geçmişiyle ilgili sözlü tarih çalışmalarına ilgi duyan bir kadındı. Murat ona internette gördüğü aşiret listelerini gösterdi. Zeynep, ekrana birkaç dakika baktıktan sonra telefonu masaya bıraktı. “Burada herkes kaç kişi olduklarını anlatıyor. Peki kaç kişinin hikâyesini biliyoruz?” diye sordu. Murat şaşırdı. “Nasıl yani?” Zeynep, anneannesinin anlattığı bir olayı hatırlattı. Yıllar önce, ailelerinden bazı kişiler farklı bir şehre taşınmak zorunda kaldığında, geride kalanlarla bağların kopmaması için mektupları saklayan, adresleri kaydeden ve bayramlarda kimlerin ziyaret edileceğini düzenleyen kişi anneanneleriydi. Aile büyükleri arasında yaşanan anlaşmazlıkların çözümünde de yalnızca erkekler söz sahibi olmamıştı. Kimin kiminle konuşabileceğini, hangi sözün yanlış anlaşıldığını ve hangi kırgınlığın yıllardır sürdüğünü çoğu zaman kadınlar daha yakından biliyordu. Zeynep'in anlatmak istediği, kadınların doğaları gereği daha duygusal, erkeklerin ise kendiliğinden daha mantıklı olduğu değildi. İnsanların çözüm üretme biçimlerinin yetiştikleri ortamdan, deneyimlerinden, eğitimlerinden ve üstlendikleri sorumluluklardan etkilendiğini düşünüyordu. “Bir ailede biri hesap yapar, biri insanları dinler, bir başkası geçmişte ne olduğunu hatırlar. Bunlar cinsiyete göre dağıtılmak zorunda değil,” dedi. “Ama geçmişte kadınların üstlendiği bazı işleri kayda geçirmediğimiz için onların katkısını çoğu zaman göremiyoruz.” Murat bu sözler üzerine düşündü. Aşiretlerin tarihi anlatılırken genellikle önderler, erkekler, siyasi ilişkiler ve çatışmalar öne çıkarılıyordu. Oysa ailelerin gündelik hayatı; doğumlar, evlilikler, bakım emeği, dayanışma, ekonomik kararlar ve kuşaklar arasındaki iletişim olmadan anlaşılmazdı. Zeynep, Murat'a bir öneride bulundu: Birkaç aile büyüğüyle görüşsünler, eski fotoğrafları incelesinler ve ailelerin farklı dönemlerde nerelerde yaşadığını bir haritaya işlesinler. Murat hemen hesap yapmaya başladı. Kaç kişiyle görüşeceklerini, hangi ilçelere gideceklerini, yol masraflarını ve görüşmeler için gereken süreyi belirledi. Zeynep ise önce insanlara neden bu çalışmayı yapmak istediklerini anlatmaları, kimsenin özel bilgilerinin izinsiz paylaşılmaması ve farklı anlatılara eşit mesafede yaklaşmaları gerektiğini söyledi. İkisi de farklı noktaları önemsiyordu ama birbirlerinin yaklaşımını tamamlıyorlardı. Murat planı uygulanabilir hâle getiriyor, Zeynep ise planın insanlar üzerindeki etkisini hesaba katıyordu. İşte o gün, araştırmanın gerçek başlangıcı yapıldı. 5. Bölüm: Köy Yolunda Öğrenilenler Birkaç gün sonra Murat ve Zeynep, aile büyüklerinin yaşadığı bir yerleşime doğru yola çıktı. Yol boyunca Murat, elindeki notları kontrol ediyor; görüşeceği kişilere soracağı soruları sıralıyordu. Zeynep ise yanlarında götürdükleri eski fotoğrafların sahiplerini belirlemek için akrabalarıyla telefonda konuşuyordu. İlk ziyaret ettikleri evde seksen yaşını geçmiş olan Fatma Hanım onları karşıladı. Fatma Hanım, gençliğinde ailesinin yaşadığı değişimleri hatırlıyor, ancak bazı tarihleri kesin olarak çıkaramıyordu. Murat, “Ailenizin kaç kişiden oluştuğunu biliyor musunuz?” diye sordu. Fatma Hanım gülümsedi. “Evladım, eskiden bir evde kimlerin kaldığını saymak kolaydı. Ama kimlerin nereden gelip gittiğini, kimin hangi akrabaya yerleştiğini saymaya kalkarsan iş değişir.” Ardından geçmişten bir olay anlattı. Kuraklığın yaşandığı bir dönemde, yakın çevredeki birkaç aile ürünlerini paylaşmış, bazıları başka yerlerde iş aramış, bazıları da çocuklarını eğitim için şehir merkezine göndermişti. Birkaç yıl sonra bu ailelerin bir kısmı geri dönmüş, diğerleri yeni şehirlerinde hayat kurmuştu. Bu anlatı, Murat'ın hazırladığı nüfus hesabını daha karmaşık hâle getiriyordu. Bir aileyi sayarken hangi tarihteki yerleşimi esas alacaklardı? Gidenler hâlâ aynı topluluğun mensubu sayılacak mıydı? Farklı kollardan gelen akrabalık ilişkileri nasıl değerlendirilecekti? Daha sonra başka bir eve gittiler. Bu kez karşılarında tarım ekonomisi üzerine çalışmış olan emekli bir öğretmen vardı. Öğretmen, kırsal bölgelerde ekonomik imkânların ailelerin büyüklüğü ve yerleşimi üzerinde etkili olduğunu anlattı. Toprağın paylaşılması, eğitim olanakları, iş bulma imkânları ve ulaşımın gelişmesi, insanların yaşam tercihlerini değiştirmişti. Murat bu kez doğrudan sayıları sormak yerine, hangi ailelerin hangi dönemlerde nerelere taşındığını öğrenmeye çalıştı. Zeynep ise anlatılanları dikkatle dinleyerek aynı olay hakkında farklı kişilerin neler hatırladığını karşılaştırdı. Bazen bir kişi göçün nedenini ekonomik sıkıntılara bağlıyor, diğeri aile içindeki bir kararı hatırlıyor, bir başkası ise dönemin genel koşullarını anlatıyordu. Bunlardan hangisinin doğru olduğunu hemen belirlemek mümkün değildi. İşte sözlü tarih araştırmalarının önemli bir özelliği burada ortaya çıkıyordu: İnsanların hatıraları değerlidir ama hatırlamak, geçmişi eksiksiz biçimde kaydetmekle aynı şey değildir. Hafızalar yıllar içinde değişebilir, bazı olaylar unutulabilir ve aynı deneyim farklı kişiler tarafından farklı yorumlanabilir. Bu nedenle Murat ile Zeynep, duydukları her bilgiyi kesin gerçek olarak yazmak yerine anlatıcının kim olduğunu, olayın yaklaşık hangi dönemde yaşandığını ve başka kaynaklarla doğrulanıp doğrulanamadığını not etmeye başladı. Günün sonunda Murat'ın elinde bir aşiret sıralaması yoktu. Ancak insanların hayatlarını, yer değiştirmelerini ve geçmişle kurdukları bağları gösteren çok daha zengin bir anlatı oluşmaya başlamıştı. 6. Bölüm: Kahvehanedeki Tartışma Diyarbakır'a döndüklerinde Murat, araştırmalarını yeniden Hasan Amca'nın oturduğu çay ocağında anlatmaya başladı. Masada farklı yaşlardan insanlar vardı. Konu açılır açılmaz herkesin söyleyecek bir sözü oldu. Bir genç, kendi ailesinin mensup olduğu aşiretin bölgedeki en kalabalık topluluk olduğunu iddia etti. Başka biri, yalnızca nüfusa bakmanın yanlış olduğunu, tarih boyunca etkili olan ailelerin de hesaba katılması gerektiğini savundu. Bir süre sonra sesler yükseldi. Murat tartışmayı durdurmak için araya girdi. “Arkadaşlar, önce hangi soruya cevap aradığımızı netleştirelim. Diyarbakır il sınırlarında yaşayan insanları mı sayıyoruz? Yoksa Diyarbakır kökenli olup başka şehirlerde yaşayanları da mı? Ayrıca tarihsel nüfuzla günümüzdeki nüfusu birbirine karıştırmayalım.” Masadakilerden biri, “Peki, senin araştırman hangisinin büyük olduğunu gösterecek?” diye sordu.
4. Bölüm: Zeynep'in Sorusu ve Kadınların Görünmeyen Hafızası Murat, araştırmasını sürdürürken kuzeni Zeynep'le de konuşmaya karar verdi. Zeynep, Diyarbakır'da doğup büyümüş, sosyoloji eğitimi almış ve ailelerin geçmişiyle ilgili sözlü tarih çalışmalarına ilgi duyan bir kadındı. Murat ona internette gördüğü aşiret listelerini gösterdi. Zeynep, ekrana birkaç dakika baktıktan sonra telefonu masaya bıraktı. “Burada herkes kaç kişi olduklarını anlatıyor. Peki kaç kişinin hikâyesini biliyoruz?” diye sordu. Murat şaşırdı. “Nasıl yani?” Zeynep, anneannesinin anlattığı bir olayı hatırlattı. Yıllar önce, ailelerinden bazı kişiler farklı bir şehre taşınmak zorunda kaldığında, geride kalanlarla bağların kopmaması için mektupları saklayan, adresleri kaydeden ve bayramlarda kimlerin ziyaret edileceğini düzenleyen kişi anneanneleriydi. Aile büyükleri arasında yaşanan anlaşmazlıkların çözümünde de yalnızca erkekler söz sahibi olmamıştı. Kimin kiminle konuşabileceğini, hangi sözün yanlış anlaşıldığını ve hangi kırgınlığın yıllardır sürdüğünü çoğu zaman kadınlar daha yakından biliyordu. Zeynep'in anlatmak istediği, kadınların doğaları gereği daha duygusal, erkeklerin ise kendiliğinden daha mantıklı olduğu değildi. İnsanların çözüm üretme biçimlerinin yetiştikleri ortamdan, deneyimlerinden, eğitimlerinden ve üstlendikleri sorumluluklardan etkilendiğini düşünüyordu. “Bir ailede biri hesap yapar, biri insanları dinler, bir başkası geçmişte ne olduğunu hatırlar. Bunlar cinsiyete göre dağıtılmak zorunda değil,” dedi. “Ama geçmişte kadınların üstlendiği bazı işleri kayda geçirmediğimiz için onların katkısını çoğu zaman göremiyoruz.” Murat bu sözler üzerine düşündü. Aşiretlerin tarihi anlatılırken genellikle önderler, erkekler, siyasi ilişkiler ve çatışmalar öne çıkarılıyordu. Oysa ailelerin gündelik hayatı; doğumlar, evlilikler, bakım emeği, dayanışma, ekonomik kararlar ve kuşaklar arasındaki iletişim olmadan anlaşılmazdı. Zeynep, Murat'a bir öneride bulundu: Birkaç aile büyüğüyle görüşsünler, eski fotoğrafları incelesinler ve ailelerin farklı dönemlerde nerelerde yaşadığını bir haritaya işlesinler. Murat hemen hesap yapmaya başladı. Kaç kişiyle görüşeceklerini, hangi ilçelere gideceklerini, yol masraflarını ve görüşmeler için gereken süreyi belirledi. Zeynep ise önce insanlara neden bu çalışmayı yapmak istediklerini anlatmaları, kimsenin özel bilgilerinin izinsiz paylaşılmaması ve farklı anlatılara eşit mesafede yaklaşmaları gerektiğini söyledi. İkisi de farklı noktaları önemsiyordu ama birbirlerinin yaklaşımını tamamlıyorlardı. Murat planı uygulanabilir hâle getiriyor, Zeynep ise planın insanlar üzerindeki etkisini hesaba katıyordu. İşte o gün, araştırmanın gerçek başlangıcı yapıldı. 5. Bölüm: Köy Yolunda Öğrenilenler Birkaç gün sonra Murat ve Zeynep, aile büyüklerinin yaşadığı bir yerleşime doğru yola çıktı. Yol boyunca Murat, elindeki notları kontrol ediyor; görüşeceği kişilere soracağı soruları sıralıyordu. Zeynep ise yanlarında götürdükleri eski fotoğrafların sahiplerini belirlemek için akrabalarıyla telefonda konuşuyordu. İlk ziyaret ettikleri evde seksen yaşını geçmiş olan Fatma Hanım onları karşıladı. Fatma Hanım, gençliğinde ailesinin yaşadığı değişimleri hatırlıyor, ancak bazı tarihleri kesin olarak çıkaramıyordu. Murat, “Ailenizin kaç kişiden oluştuğunu biliyor musunuz?” diye sordu. Fatma Hanım gülümsedi. “Evladım, eskiden bir evde kimlerin kaldığını saymak kolaydı. Ama kimlerin nereden gelip gittiğini, kimin hangi akrabaya yerleştiğini saymaya kalkarsan iş değişir.” Ardından geçmişten bir olay anlattı. Kuraklığın yaşandığı bir dönemde, yakın çevredeki birkaç aile ürünlerini paylaşmış, bazıları başka yerlerde iş aramış, bazıları da çocuklarını eğitim için şehir merkezine göndermişti. Birkaç yıl sonra bu ailelerin bir kısmı geri dönmüş, diğerleri yeni şehirlerinde hayat kurmuştu. Bu anlatı, Murat'ın hazırladığı nüfus hesabını daha karmaşık hâle getiriyordu. Bir aileyi sayarken hangi tarihteki yerleşimi esas alacaklardı? Gidenler hâlâ aynı topluluğun mensubu sayılacak mıydı? Farklı kollardan gelen akrabalık ilişkileri nasıl değerlendirilecekti? Daha sonra başka bir eve gittiler. Bu kez karşılarında tarım ekonomisi üzerine çalışmış olan emekli bir öğretmen vardı. Öğretmen, kırsal bölgelerde ekonomik imkânların ailelerin büyüklüğü ve yerleşimi üzerinde etkili olduğunu anlattı. Toprağın paylaşılması, eğitim olanakları, iş bulma imkânları ve ulaşımın gelişmesi, insanların yaşam tercihlerini değiştirmişti. Murat bu kez doğrudan sayıları sormak yerine, hangi ailelerin hangi dönemlerde nerelere taşındığını öğrenmeye çalıştı. Zeynep ise anlatılanları dikkatle dinleyerek aynı olay hakkında farklı kişilerin neler hatırladığını karşılaştırdı. Bazen bir kişi göçün nedenini ekonomik sıkıntılara bağlıyor, diğeri aile içindeki bir kararı hatırlıyor, bir başkası ise dönemin genel koşullarını anlatıyordu. Bunlardan hangisinin doğru olduğunu hemen belirlemek mümkün değildi. İşte sözlü tarih araştırmalarının önemli bir özelliği burada ortaya çıkıyordu: İnsanların hatıraları değerlidir ama hatırlamak, geçmişi eksiksiz biçimde kaydetmekle aynı şey değildir. Hafızalar yıllar içinde değişebilir, bazı olaylar unutulabilir ve aynı deneyim farklı kişiler tarafından farklı yorumlanabilir. Bu nedenle Murat ile Zeynep, duydukları her bilgiyi kesin gerçek olarak yazmak yerine anlatıcının kim olduğunu, olayın yaklaşık hangi dönemde yaşandığını ve başka kaynaklarla doğrulanıp doğrulanamadığını not etmeye başladı. Günün sonunda Murat'ın elinde bir aşiret sıralaması yoktu. Ancak insanların hayatlarını, yer değiştirmelerini ve geçmişle kurdukları bağları gösteren çok daha zengin bir anlatı oluşmaya başlamıştı. 6. Bölüm: Kahvehanedeki Tartışma Diyarbakır'a döndüklerinde Murat, araştırmalarını yeniden Hasan Amca'nın oturduğu çay ocağında anlatmaya başladı. Masada farklı yaşlardan insanlar vardı. Konu açılır açılmaz herkesin söyleyecek bir sözü oldu. Bir genç, kendi ailesinin mensup olduğu aşiretin bölgedeki en kalabalık topluluk olduğunu iddia etti. Başka biri, yalnızca nüfusa bakmanın yanlış olduğunu, tarih boyunca etkili olan ailelerin de hesaba katılması gerektiğini savundu. Bir süre sonra sesler yükseldi. Murat tartışmayı durdurmak için araya girdi. “Arkadaşlar, önce hangi soruya cevap aradığımızı netleştirelim. Diyarbakır il sınırlarında yaşayan insanları mı sayıyoruz? Yoksa Diyarbakır kökenli olup başka şehirlerde yaşayanları da mı? Ayrıca tarihsel nüfuzla günümüzdeki nüfusu birbirine karıştırmayalım.” Masadakilerden biri, “Peki, senin araştırman hangisinin büyük olduğunu gösterecek?” diye sordu.