Bu durum bile tarihî bilgiyle yerel hafızanın her zaman aynı şey olmadığını gösteriyor.
Gerçek hayattan ilginç bir örnek: Söğüt'teki Ertuğrul Gâzî hafızası
Bugün Söğüt'e gidildiğinde Ertuğrul Gâzî'nin sadece bir tarih kitabındaki isim olmadığını görmek mümkün.
Türbesi, Kayı ve Osmanlı kuruluş hafızasının önemli sembollerinden biri hâline gelmiş durumda. TDV'nin aktardığına göre Kayı aşiretine mensup topluluklar ve özellikle Karakeçili aşireti, Ertuğrul Gâzî'nin ölümünden sonra türbeyi ziyaret ederek şölenler düzenlemiş, cirit ve güreş gibi geleneksel etkinliklerle onu anmıştır. Bu gelenek günümüzde de Söğüt'teki etkinliklerle devam etmektedir. TDV İslâm Ansiklopedisi
Söğüt Kaymakamlığı'nın verdiği bilgilere göre türbe çeşitli dönemlerde onarılmış, özellikle II. Abdülhamid dönemindeki düzenlemelerle çevresi yeniden şekillendirilmiş ve Karakeçililerin geleneksel kıyafetlerle törenlere katıldığı bir anma kültürü geliştirilmiştir. Söğüt Belediyesi
Burada tarih ile sosyoloji devreye giriyor.
Bir tarihî şahsiyetin toplumdaki etkisi yalnızca yaşadığı dönemde yaptığı işlerle ölçülmez. Onun sonraki yüzyıllarda nasıl hatırlandığı da başlı başına bir araştırma konusudur.
Bu açıdan Ertuğrul Gâzî'nin Söğüt'teki hatırası, tarihsel kimliğin kuşaktan kuşağa nasıl üretildiğini gösteren gerçek bir örnektir.
Erkeklerin ve kadınların konuya bakışı gerçekten farklı mı?
Bu konuda “erkekler böyle düşünür, kadınlar şöyle düşünür” şeklinde kesin hükümler vermek doğru olmaz. Tarihî kimliklere yönelik ilgi kişiden kişiye değişir.
Ancak toplumsal hafızanın farklı boyutlarını düşünmek faydalı olabilir.
Bazı insanlar Ertuğrul Gâzî meselesine daha çok siyasi ve askerî sonuçlar açısından yaklaşabilir: Hangi bölgede hâkimiyet kuruldu? Hangi siyasi yapıya bağlıydı? Kayı topluluğu nasıl örgütlendi? Osman Bey'e nasıl bir siyasi miras bıraktı?
Başka insanlar ise daha çok aile, kültür, aidiyet, gelenek ve toplumsal hafıza üzerinden bakabilir: Bir topluluk atalarını nasıl hatırlıyor? Söğüt'teki törenler aileler ve yerel halk açısından ne ifade ediyor? Kayı kimliği nesiller boyunca nasıl aktarılıyor?
Bu farklı bakışları cinsiyete sabitlemek yerine, tarih araştırmalarında siyasi tarih ile sosyal tarihin birbirini tamamladığını söylemek daha sağlıklı.
Çünkü bir uç beyinin askerî faaliyetlerini anlamak başka, onun etrafında oluşan toplumsal hafızayı anlamak başkadır.
Peki “Ertuğrul Gâzî Türk müydü?” sorusunun cevabı ne?
Burada da modern milliyetçilik kavramlarını XIII. yüzyıla doğrudan taşımamak gerekiyor.
TDV'nin Oğuzlar maddesi Oğuzları Türkiye, Azerbaycan, İran, Irak ve Türkmenistan Türklerinin tarihî ataları arasında değerlendiriyor. Türkmenler ise özellikle İslâmiyet'i benimsemiş Oğuz topluluklarıyla bağlantılı olarak kullanılan tarihî bir isim. TDV İslâm Ansiklopedisi+1
Bu çerçevede Ertuğrul Gâzî'nin Oğuz-Türkmen tarihî çevresi içinde değerlendirilmesi, Osmanlı kaynaklarında Kayı boyuyla ilişkilendirilmesi ve Anadolu'daki Türkmen uç dünyası içerisinde faaliyet göstermesi birbiriyle çelişen bilgiler değildir.
Asıl dikkat edilmesi gereken şey, “Türkmen” kelimesini bugünkü ulus-devlet kimliğiyle birebir eşitlememektir.
XIII. yüzyıl Anadolu'sunda insanlar için boy, aşiret, din, siyasi bağlılık, bölgesel aidiyet ve soy gibi kimlik katmanları aynı anda önem taşıyabiliyordu.
Dolayısıyla modern anlamda “milliyet” ile Orta Çağ'daki “boy ve topluluk aidiyeti” aynı kavramlar değildir.
Kaynaklarda neden bu kadar fazla çelişki var?
Bunun en önemli nedeni kaynakların geç tarihlerde kaleme alınmış olmasıdır.
Ertuğrul Gâzî'nin yaşadığı XIII. yüzyıl ile Osmanlı kroniklerinin sistematik biçimde yazıldığı XV. yüzyıl arasında yaklaşık 100-150 yıllık bir zaman farkı bulunmaktadır. TDV İslâm Ansiklopedisi
Bu 100-150 yıl çok uzun bir süredir.
Bugün 1870'lerde yaşanmış bir olayı araştırdığımızı düşünelim. Aradan 150 yıl geçtiğinde, olayın tanıkları ortadan kalkmış, aile anlatıları değişmiş, siyasi şartlar tamamen farklılaşmış olabilir. XIII. yüzyıldaki sözlü kültür ortamında bu aktarımın çok daha karmaşık olduğunu düşünmek gerekir.
Bu nedenle Ertuğrul hakkında anlatılan her ayrıntıyı aynı güven derecesinde değerlendiremeyiz.
Örneğin onun Osman Bey'in babası olduğu konusunda tarihî gelenek son derece güçlüdür.
Ancak hangi tarihte doğduğu, hangi güzergâhlardan geçtiği, kaç çadırla hareket ettiği, hangi olayın tam olarak hangi tarihte gerçekleştiği gibi ayrıntılarda aynı kesinlik düzeyine sahip değiliz.
Bu ayrım tarihçilik açısından çok değerlidir.
Sonuç: Ertuğrul Gâzî Türkmen miydi?
Eldeki tarihî veriler birlikte değerlendirildiğinde, Ertuğrul Gâzî'yi Türkmen olarak nitelendirmek tarihsel bağlam açısından makuldür. Çünkü XIII. yüzyılda “Türkmen” adı geniş ölçüde Oğuz toplulukları için kullanılıyor ve Ertuğrul'un bağlı olduğu kabul edilen Kayı topluluğu da bu Oğuz-Türkmen dünyasının içinde değerlendiriliyor. TDV İslâm Ansiklopedisi+1
Fakat burada önemli bir ayrım var:
“Ertuğrul Gâzî Türkmen'di” demek başka, “Ertuğrul Gâzî hakkında bugün anlatılan bütün soy ve göç hikâyeleri kesin tarihî gerçeklerdir” demek başka.
Birincisi tarihsel terminolojiyle desteklenebilen bir değerlendirmedir.
İkincisi ise kaynakların geçliği nedeniyle çok daha dikkatli ele alınmalıdır.
Kayı bağlantısı Osmanlı tarih geleneğinde güçlüdür. Osman Bey'in babasının Ertuğrul olduğu konusunda da tarihî gelenek güçlüdür. “Gündüz Alp” bilgisi ise üzerinde isim bulunan sikke gibi maddî bir kanıtla desteklenmektedir. Buna karşılık Ertuğrul'un hayatının ayrıntılı hikâyesi konusunda kaynakların önemli kısmı daha geç döneme aittir. TDV İslâm Ansiklopedisi+1
Bence forumdaki tartışmayı asıl ilginç hâle getirecek soru da şu:
Ertuğrul Gâzî'yi anlamak için “hangi millettendi?” sorusuna mı daha fazla ağırlık vermeliyiz, yoksa XIII. yüzyıl Anadolu'sundaki Oğuz-Türkmen, Selçuklu, Bizans ve uç beyliği ilişkilerini birlikte mi değerlendirmeliyiz?
Bir başka soru da şu: Osmanlı kroniklerinde Kayı kimliğinin bu kadar öne çıkarılması sadece tarihî bir aktarım mıydı, yoksa Osmanlı hanedanının kendi geçmişini anlamlandırma biçiminin bir parçası mıydı?
Bu soruların cevabı yalnızca Ertuğrul Gâzî'yi değil, Osmanlı Devleti'nin nasıl ortaya çıktığını ve geçmişin sonraki nesiller tarafından nasıl yeniden yorumlandığını anlamamıza da yardımcı oluyor.
Başvurulan temel kaynaklar
- Fahameddin Başar, “Ertuğrul Gazi”, TDV İslâm Ansiklopedisi, Cilt 11, 1995. TDV İslâm Ansiklopedisi
- Faruk Sümer, “Türkmenler”, TDV İslâm Ansiklopedisi, 2012. TDV İslâm Ansiklopedisi
- Faruk Sümer, “Oğuzlar”, TDV İslâm Ansiklopedisi, 2007. TDV İslâm Ansiklopedisi
- “Osman I”, TDV İslâm Ansiklopedisi; özellikle Kayı bağlantısı, kroniklerin niteliği ve maddî kanıtlar hakkındaki değerlendirmeler. TDV İslâm Ansiklopedisi
- Baha Tanman, “Ertuğrul Gazi Camii ve Türbesi”, TDV İslâm Ansiklopedisi. TDV İslâm Ansiklopedisi
- Söğüt Kaymakamlığı, Ertuğrul Gazi Türbesi hakkında kurumsal bilgiler. Söğüt Belediyesi
- Halime Doğru, “Ertuğrul Gazi Türbesi ile İlgili Bir Araştırma”, Fen-Edebiyat Dergisi, 1990. Isamveri
Gerçek hayattan ilginç bir örnek: Söğüt'teki Ertuğrul Gâzî hafızası
Bugün Söğüt'e gidildiğinde Ertuğrul Gâzî'nin sadece bir tarih kitabındaki isim olmadığını görmek mümkün.
Türbesi, Kayı ve Osmanlı kuruluş hafızasının önemli sembollerinden biri hâline gelmiş durumda. TDV'nin aktardığına göre Kayı aşiretine mensup topluluklar ve özellikle Karakeçili aşireti, Ertuğrul Gâzî'nin ölümünden sonra türbeyi ziyaret ederek şölenler düzenlemiş, cirit ve güreş gibi geleneksel etkinliklerle onu anmıştır. Bu gelenek günümüzde de Söğüt'teki etkinliklerle devam etmektedir. TDV İslâm Ansiklopedisi
Söğüt Kaymakamlığı'nın verdiği bilgilere göre türbe çeşitli dönemlerde onarılmış, özellikle II. Abdülhamid dönemindeki düzenlemelerle çevresi yeniden şekillendirilmiş ve Karakeçililerin geleneksel kıyafetlerle törenlere katıldığı bir anma kültürü geliştirilmiştir. Söğüt Belediyesi
Burada tarih ile sosyoloji devreye giriyor.
Bir tarihî şahsiyetin toplumdaki etkisi yalnızca yaşadığı dönemde yaptığı işlerle ölçülmez. Onun sonraki yüzyıllarda nasıl hatırlandığı da başlı başına bir araştırma konusudur.
Bu açıdan Ertuğrul Gâzî'nin Söğüt'teki hatırası, tarihsel kimliğin kuşaktan kuşağa nasıl üretildiğini gösteren gerçek bir örnektir.
Erkeklerin ve kadınların konuya bakışı gerçekten farklı mı?
Bu konuda “erkekler böyle düşünür, kadınlar şöyle düşünür” şeklinde kesin hükümler vermek doğru olmaz. Tarihî kimliklere yönelik ilgi kişiden kişiye değişir.
Ancak toplumsal hafızanın farklı boyutlarını düşünmek faydalı olabilir.
Bazı insanlar Ertuğrul Gâzî meselesine daha çok siyasi ve askerî sonuçlar açısından yaklaşabilir: Hangi bölgede hâkimiyet kuruldu? Hangi siyasi yapıya bağlıydı? Kayı topluluğu nasıl örgütlendi? Osman Bey'e nasıl bir siyasi miras bıraktı?
Başka insanlar ise daha çok aile, kültür, aidiyet, gelenek ve toplumsal hafıza üzerinden bakabilir: Bir topluluk atalarını nasıl hatırlıyor? Söğüt'teki törenler aileler ve yerel halk açısından ne ifade ediyor? Kayı kimliği nesiller boyunca nasıl aktarılıyor?
Bu farklı bakışları cinsiyete sabitlemek yerine, tarih araştırmalarında siyasi tarih ile sosyal tarihin birbirini tamamladığını söylemek daha sağlıklı.
Çünkü bir uç beyinin askerî faaliyetlerini anlamak başka, onun etrafında oluşan toplumsal hafızayı anlamak başkadır.
Peki “Ertuğrul Gâzî Türk müydü?” sorusunun cevabı ne?
Burada da modern milliyetçilik kavramlarını XIII. yüzyıla doğrudan taşımamak gerekiyor.
TDV'nin Oğuzlar maddesi Oğuzları Türkiye, Azerbaycan, İran, Irak ve Türkmenistan Türklerinin tarihî ataları arasında değerlendiriyor. Türkmenler ise özellikle İslâmiyet'i benimsemiş Oğuz topluluklarıyla bağlantılı olarak kullanılan tarihî bir isim. TDV İslâm Ansiklopedisi+1
Bu çerçevede Ertuğrul Gâzî'nin Oğuz-Türkmen tarihî çevresi içinde değerlendirilmesi, Osmanlı kaynaklarında Kayı boyuyla ilişkilendirilmesi ve Anadolu'daki Türkmen uç dünyası içerisinde faaliyet göstermesi birbiriyle çelişen bilgiler değildir.
Asıl dikkat edilmesi gereken şey, “Türkmen” kelimesini bugünkü ulus-devlet kimliğiyle birebir eşitlememektir.
XIII. yüzyıl Anadolu'sunda insanlar için boy, aşiret, din, siyasi bağlılık, bölgesel aidiyet ve soy gibi kimlik katmanları aynı anda önem taşıyabiliyordu.
Dolayısıyla modern anlamda “milliyet” ile Orta Çağ'daki “boy ve topluluk aidiyeti” aynı kavramlar değildir.
Kaynaklarda neden bu kadar fazla çelişki var?
Bunun en önemli nedeni kaynakların geç tarihlerde kaleme alınmış olmasıdır.
Ertuğrul Gâzî'nin yaşadığı XIII. yüzyıl ile Osmanlı kroniklerinin sistematik biçimde yazıldığı XV. yüzyıl arasında yaklaşık 100-150 yıllık bir zaman farkı bulunmaktadır. TDV İslâm Ansiklopedisi
Bu 100-150 yıl çok uzun bir süredir.
Bugün 1870'lerde yaşanmış bir olayı araştırdığımızı düşünelim. Aradan 150 yıl geçtiğinde, olayın tanıkları ortadan kalkmış, aile anlatıları değişmiş, siyasi şartlar tamamen farklılaşmış olabilir. XIII. yüzyıldaki sözlü kültür ortamında bu aktarımın çok daha karmaşık olduğunu düşünmek gerekir.
Bu nedenle Ertuğrul hakkında anlatılan her ayrıntıyı aynı güven derecesinde değerlendiremeyiz.
Örneğin onun Osman Bey'in babası olduğu konusunda tarihî gelenek son derece güçlüdür.
Ancak hangi tarihte doğduğu, hangi güzergâhlardan geçtiği, kaç çadırla hareket ettiği, hangi olayın tam olarak hangi tarihte gerçekleştiği gibi ayrıntılarda aynı kesinlik düzeyine sahip değiliz.
Bu ayrım tarihçilik açısından çok değerlidir.
Sonuç: Ertuğrul Gâzî Türkmen miydi?
Eldeki tarihî veriler birlikte değerlendirildiğinde, Ertuğrul Gâzî'yi Türkmen olarak nitelendirmek tarihsel bağlam açısından makuldür. Çünkü XIII. yüzyılda “Türkmen” adı geniş ölçüde Oğuz toplulukları için kullanılıyor ve Ertuğrul'un bağlı olduğu kabul edilen Kayı topluluğu da bu Oğuz-Türkmen dünyasının içinde değerlendiriliyor. TDV İslâm Ansiklopedisi+1
Fakat burada önemli bir ayrım var:
“Ertuğrul Gâzî Türkmen'di” demek başka, “Ertuğrul Gâzî hakkında bugün anlatılan bütün soy ve göç hikâyeleri kesin tarihî gerçeklerdir” demek başka.
Birincisi tarihsel terminolojiyle desteklenebilen bir değerlendirmedir.
İkincisi ise kaynakların geçliği nedeniyle çok daha dikkatli ele alınmalıdır.
Kayı bağlantısı Osmanlı tarih geleneğinde güçlüdür. Osman Bey'in babasının Ertuğrul olduğu konusunda da tarihî gelenek güçlüdür. “Gündüz Alp” bilgisi ise üzerinde isim bulunan sikke gibi maddî bir kanıtla desteklenmektedir. Buna karşılık Ertuğrul'un hayatının ayrıntılı hikâyesi konusunda kaynakların önemli kısmı daha geç döneme aittir. TDV İslâm Ansiklopedisi+1
Bence forumdaki tartışmayı asıl ilginç hâle getirecek soru da şu:
Ertuğrul Gâzî'yi anlamak için “hangi millettendi?” sorusuna mı daha fazla ağırlık vermeliyiz, yoksa XIII. yüzyıl Anadolu'sundaki Oğuz-Türkmen, Selçuklu, Bizans ve uç beyliği ilişkilerini birlikte mi değerlendirmeliyiz?
Bir başka soru da şu: Osmanlı kroniklerinde Kayı kimliğinin bu kadar öne çıkarılması sadece tarihî bir aktarım mıydı, yoksa Osmanlı hanedanının kendi geçmişini anlamlandırma biçiminin bir parçası mıydı?
Bu soruların cevabı yalnızca Ertuğrul Gâzî'yi değil, Osmanlı Devleti'nin nasıl ortaya çıktığını ve geçmişin sonraki nesiller tarafından nasıl yeniden yorumlandığını anlamamıza da yardımcı oluyor.
Başvurulan temel kaynaklar
- Fahameddin Başar, “Ertuğrul Gazi”, TDV İslâm Ansiklopedisi, Cilt 11, 1995. TDV İslâm Ansiklopedisi
- Faruk Sümer, “Türkmenler”, TDV İslâm Ansiklopedisi, 2012. TDV İslâm Ansiklopedisi
- Faruk Sümer, “Oğuzlar”, TDV İslâm Ansiklopedisi, 2007. TDV İslâm Ansiklopedisi
- “Osman I”, TDV İslâm Ansiklopedisi; özellikle Kayı bağlantısı, kroniklerin niteliği ve maddî kanıtlar hakkındaki değerlendirmeler. TDV İslâm Ansiklopedisi
- Baha Tanman, “Ertuğrul Gazi Camii ve Türbesi”, TDV İslâm Ansiklopedisi. TDV İslâm Ansiklopedisi
- Söğüt Kaymakamlığı, Ertuğrul Gazi Türbesi hakkında kurumsal bilgiler. Söğüt Belediyesi
- Halime Doğru, “Ertuğrul Gazi Türbesi ile İlgili Bir Araştırma”, Fen-Edebiyat Dergisi, 1990. Isamveri