Gece diş sıkmasına ne iyi gelir ?

Basketbol Asi

New member
9 Mar 2024
640
0
0
Parafonksiyonel Alışkanlıklar Nelerdir? Kültürler, Toplumlar ve Günlük Yaşam Üzerinden Bir Forum Tartışması

Parafonksiyonel alışkanlıklar nelerdir? Günlük hayatımızdaki görünmez davranışlar

Bir süredir dişlerimi neden gün içinde fark etmeden sıktığımı, özellikle yoğun bir işe odaklandığımda çenemin neden gerildiğini düşünüyordum. İnsan bazen bedeninin yaptığı şeyleri ancak ağrı ortaya çıktığında fark ediyor. Çeneyi sıkmak, dişleri gıcırdatmak, tırnak yemek ya da dudak ve yanakları ısırmak ilk bakışta birbirinden çok farklı davranışlar gibi görünse de ortak bir noktaları var: Bunların önemli bir bölümü farkında olmadan tekrarlanan ve normal çiğneme, konuşma veya yutkunma gibi temel işlevlerin dışında kalan ağız-yüz davranışlarıdır.

Bu nedenle “parafonksiyonel alışkanlık” denildiğinde yalnızca gece diş gıcırdatmayı düşünmek bana eksik geliyor. Konu; stres, çalışma biçimi, aile ilişkileri, toplumsal beklentiler, uyku düzeni, ekonomik koşullar ve hatta kişinin kendi bedeninin farkında olma düzeyiyle birlikte ele alınmalı.

Bilimsel literatürde bruksizm, çene kaslarının diş sıkma veya gıcırdatma, çeneyi destekleme ya da öne-itme gibi tekrarlayan aktiviteleri olarak tanımlanıyor. Güncel uluslararası yaklaşım ise bruksizmi sağlıklı bireylerde otomatik olarak bir “hastalık” olarak kabul etmek yerine, bazı durumlarda ağız ve çene sistemi açısından risk oluşturabilen bir davranış olarak değerlendiriyor.

Parafonksiyonel alışkanlık deyince neler akla geliyor?

En bilinen örneklerden biri diş sıkma ve diş gıcırdatmadır. Bunun yanında tırnak yeme, kalem veya kalem kapağı ısırma, dudak ısırma, yanak içini çiğneme, dili dişlere sürekli bastırma, çeneyi gereksiz yere kasılı tutma ve bazı kişilerde çene eklemine veya dişlere sürekli baskı uygulayan alışkanlıklar da değerlendirilebilir.

Burada önemli bir ayrım var: Her tekrarlayan ağız davranışına otomatik olarak “zararlı” demek doğru değil. Uluslararası bruksizm uzlaşıları da davranışın kendisi ile ortaya çıkabilecek klinik sonuçları birbirinden ayırmanın önemini vurguluyor. Bir kişinin zaman zaman dişlerini temas ettirmesi ile sürekli, yoğun ve ağrıya veya diş hasarına yol açacak şekilde sıkması aynı şey değil.

Bu ayrım bence günlük yaşam açısından da çok değerli. Çünkü “Dişlerimi sıkıyorum, demek ki dişlerimi mahvediyorum” şeklindeki kesin bir yorum gereksiz kaygı yaratabilir. Asıl soru, davranışın ne sıklıkta olduğu, hangi koşullarda ortaya çıktığı ve kişide herhangi bir klinik sonuç oluşturup oluşturmadığıdır.

Stres gerçekten bu davranışları artırıyor mu?

Bu konuda toplumda oldukça güçlü bir inanış var: “Stresliysem dişlerimi sıkarım.” Bilimsel çalışmalar bu ilişkiye tamamen karşı çıkmıyor ancak tablo sanıldığından daha karmaşık.

Stres ile bruksizm arasındaki ilişkiyi inceleyen bir sistematik derleme ve meta-analizde stresli bireylerde bruksizm görülme olasılığının daha yüksek olduğu bildirilmiş, fakat kanıtın kesinliği düşük olarak değerlendirilmiş. Yani stres önemli bir etken olabilir ancak “bruksizmin tek nedeni strestir” demek bilimsel olarak fazla iddialı olur.

Burada modern çalışma hayatının etkisini de düşünmek gerekiyor. Sürekli çevrim içi olmak, iş performansının takip edilmesi, ekonomik belirsizlik, sınav baskısı, uzun çalışma saatleri ve sosyal medyada sürekli karşılaştırma yapmak kişinin uyanıkken çenesini farkında olmadan sıkmasına katkıda bulunabilir.

Fakat aynı davranış evde çocuklarla ilgilenirken, trafikte, bilgisayar başında veya yoğun bir sosyal ortamda da görülebilir. Dolayısıyla stres kavramını yalnızca “iş stresi” olarak ele almak yetersiz kalır.

Farklı kültürlerde aynı davranış neden farklı görünebilir?

Parafonksiyonel alışkanlıkların biyolojik temelleri evrensel olabilir ancak davranışın ortaya çıkış biçimi kültürden kültüre değişebilir. Bunun nedeni kültürün doğrudan “diş sıktırması” değil; stresin nasıl yaşandığını, nasıl ifade edildiğini ve kişinin bedensel belirtilere nasıl anlam verdiğini etkilemesidir.

Örneğin bireysel başarıya büyük önem verilen toplumlarda yoğun rekabet, kariyer hedefleri ve performans baskısı kişinin gerginliği daha çok bireysel bir mücadele olarak yaşamasına neden olabilir. Buna karşılık daha kolektivist kültürlerde aile sorumlulukları, toplumsal uyum ve kişiler arası ilişkiler daha belirgin stres kaynakları oluşturabilir.

Burada erkeklerin daha “başarı ve çözüm” odaklı, kadınların ise daha “ilişki ve empati” odaklı olduğu şeklindeki popüler açıklamalara dikkatli yaklaşmak gerekiyor. Bu tür eğilimler bazı sosyal araştırmalarda ortalama düzeyde gözlenebilse bile bireyleri cinsiyet üzerinden açıklamak bilimsel açıdan doğru olmaz.

Daha dengeli bir yorum şu olabilir: Bazı erkekler toplumsal olarak başarı, ekonomik yeterlilik ve sorunları tek başına çözme konusunda daha fazla baskı hissedebilir. Bazı kadınlar ise aile, bakım emeği, sosyal ilişkiler ve kültürel beklentiler nedeniyle farklı bir yük taşıyabilir. Ancak bunun tam tersini yaşayan çok sayıda erkek ve kadın da vardır.

Üstelik 2023 tarihli bir meta-analizde uyanık bruksizmin genel yetişkin prevalansı yaklaşık %15,44 olarak hesaplanmış ve cinsiyete göre anlamlı bir fark bulunmamıştır. Daha geniş bir 2025 sistematik derleme ve meta-analizinde ise “olası” uyanık bruksizm için ortalama prevalans %25,9, klinik temelli “olası/probable” tanımlamada %16 olarak bildirilmiştir. Bu çalışmalar, cinsiyet üzerinden basit genellemeler yapmanın ne kadar yanıltıcı olabileceğini gösteriyor.

Türkiye açısından tablo neden ayrıca ilginç?

Türkiye’de yapılan çalışmalar da kültürel ve sosyal bağlamın önemini düşündürüyor. İstanbul’da 795 yetişkinle yapılan bir çalışmada katılımcıların %45,7’si dişlerini sıktığını, %21,6’sı ise dişlerini gıcırdattığını bildirmişti. Kadın katılımcılar bazı belirtileri erkeklerden daha sık bildirmişti; ayrıca iş ve medeni durum gibi sosyal faktörlerle bruksizm belirtileri arasında ilişkiler raporlanmıştı.

Ancak burada çok önemli bir metodolojik uyarı var: İnsanların kendi bildirimleri ile klinik olarak doğrulanmış bruksizm aynı şey değildir. Eski epidemiyolojik çalışmaların önemli bölümünde tanı kişinin kendi beyanına dayanıyordu ve sistematik incelemeler bu yöntemin sonuçları ciddi biçimde etkileyebileceğini belirtiyor.

Dolayısıyla “İstanbul’da oran şu kadar, o halde Türk toplumunda durum budur” demek doğru olmaz. Aynı sorun farklı ülkelerde yapılan araştırmalar için de geçerli.

Japonya, Avrupa veya Latin Amerika'da farklı olan ne?

Japonya gibi çalışma disiplini, uzun çalışma saatleri ve toplumsal uyum kavramlarının güçlü olduğu toplumlar üzerine konuşurken performans baskısı ve sosyal uyum gibi değişkenler akla gelebilir. Avrupa ülkelerinde ise sağlık hizmetlerine erişim, çalışma koşulları ve bireysel stres yönetimi kültürleri farklı sonuçlar doğurabilir. Brezilya gibi büyük sosyal ve bölgesel çeşitliliğe sahip ülkelerde de tek bir “kültürel bruksizm profili” çıkarmak mümkün değildir.

Örneğin Brezilyalı çocuklarla ilgili sistematik bir derlemede olası ve muhtemel uyku bruksizminin yaklaşık dört çocuktan birinde görülebileceği, ancak cinsiyet ve coğrafi bölgeye göre belirgin bir farklılık konusunda kanıt düzeyinin düşük olduğu belirtilmiştir. Araştırmacılar dağılımın bölgesel veya kolektif faktörlerden ziyade bireysel faktörlerle ilişkili olabileceğine dikkat çekmiştir.

Bu sonuç bana önemli bir şeyi hatırlatıyor: Kültür önemlidir ama kültürü biyolojinin yerine koyamayız.

Kadınlar ve erkekler konusunda klişeler yerine neye bakmalıyız?

Forumlarda sık karşılaşılan iki açıklama var. Birincisi “erkekler sorun çözmeye çalışırken dişlerini sıkar”, ikincisi “kadınlar ilişkisel stres nedeniyle daha fazla çene problemi yaşar.” İkisi de kulağa makul geliyor fakat bu kadar basit sonuçlara ulaşmak doğru değil.