Kocatepe’den İzmir’e doğru-1

Suluman

Global Mod
Global Mod
6 Kas 2020
2,927
0
36
Kocatepe’den İzmir’e doğru-1
15 Mayıs 1919 günü, emperyalist ülkeler güdümünde olan Yunanistan tarafınca İzmir’in işgal edildiğini her İzmirli bilir. İzmir’in işgali, yalnızca bir başlangıç olduğunu, düşmanın, üç yıl ortasında, Ankara’ya hakikat ilerlediğini anımsayalım. İşgalin sonraki günü, Mustafa Kemal Paşa, Bandırma vapuru ile yola çıkar, Samsun’a ulaşır. O, İzmir’in kalleşçe işgalini hiçbir vakit unutmaz, ilgililere gönderdiği her telgrafında, İzmir’in işgal ve yaşanan vahşete son vereceğini, “düşmanı geldiği üzere göndereceğini” bildirir. Amasya Tamiminde, Erzurum ve Sivas Kongrelerinde, açılan Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yaptığı konuşmalarda daima İzmir’e kavuşma hasreti vardır. Kocatepe’den itibaren İzmir’e yanlışsız muzaffer ordunun harekatını izleyelim. Her yıl, İzmir’de bayram olarak kutlanan 9 Eylül, tüm Türkiye’de bayram olarak kutlanması gerekir, o günden itibaren, tüm Türkiye tek kurşun atılmadan ülkemiz düşman çizmesinden kurtulmuştur. O kurtuluşa giden günleri anımsatarak, makaleme devam edeyim;

25 Ağustos 1922 günü, Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Paşa, Şuhut karargahından, Kocatepe’ye ordusunu çıkardığı gündür. O, Ankara’dan gizlice Akşehir’e ve oradan da Şuhut’a yola çıktığında; “O gün gelsin, onbeş günde İzmir’deyiz”, demişti. Bakalım, İzmir’in 1240 günlük esareti bitecek miydi?

Bas¸komutan Nutuk’ta o günü şu biçimde anlatır:

26 Ağustos 1922 sabahı saat 5.30’da, Kocatepe’den Anadolu yaylasına güneş doğarken, birden, bir gök gürültüsü üzere topçu baraj ateşi başlar. “Büyük Taarruz” başlamıştır. Efendiler, 26/27 Agˆustos günlerinde, yani iki gün ortasında, düs¸manın Karahisar’ın güneyindeki 50 ve dogˆusunda 20, 30 kilometre uzunlugˆundaki müstahkem cephelerini düs¸ürdük. Yenilen düs¸man ordusunun bütün kuvvetlerini, 30 Agˆustos’a kadar Aslıhanlar yöresinde kus¸attık.”

4 Türk zaferi karşısında, Atina’daki savaş şahinlerinin, adeta nefesleri tutulmuştur. İzmir’de hoş günler geçiren Başkumandan Hacı Anesti’yi geri çağırarak, yerine Nikolaos Trikupis’u cephe kumandanlığına tayin etmişlerdir. Trikupis, ordusunu tertibe sokmaya çalışıyor, lakin yararsızdı, Yunan askerlerinin tek kanısı vardır; “deniz, denize ulaşmak.”

Trikupis; çekilme sırasında rastlayacakları kentleri, köyleri, mescitleri yakma buyruğunu verirken, halk da mitralyöz ateşine tutulacaktır. Merhamet etmek yok; yaşlılar, bayanlar, çocuklar tıpkı sürece tutulmuştur. Ege bölgesi, kaçan düşmanın gerisinden, dumanı çıkan bir cehennem haline gelmiştir. Genel karargâh önünde, korunmalarını isteyen Rumlar yalvarıyorlar, sızlanıyorlar. Savunmasız çocuk ve ihtiyarların, bayanların katilleri, kırbaçlarla kovuluyor. Konutlara hapsedilip, kapıları çivilenen Türkler, meskenleri ile birlikte yakılıyordu, hani Yunanistan İzmir’e medeniyet getirmeye çıkmıştı? Ege bölgesinin 2/3’ü yakıp, yıkılmıştı. Yunanlılar’ın kaçışını ve İzmir’e yanlışsız yaşananlara daha sonraki makalemde devam edceğim.